06.04.2009/Sayı:231
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Tuğrul çelik

Venezüela’da Sömürgeciliğin sonu ve Kolomb’un düşüşü

Chavez

Kolomb'un düşüşü

Ülkesinin adını “Libertador” Simon Bolivar’dan dolayı “Bolivarcı Venezüella Cumhuriyeti” olarak değiştiren ve sosyalizmin inşası sürecini, Latin Amerika’nın sömürgeleştirilme sürecinden bağımsız görmeyen Chavez, başkent Caracas’taki Kolomb heykelini de indirdi. Chavez, kaldırılan heykelin yerine bir kızılderili heykeli koyulması gerektiğini belirtti.

“12 Ekim 1492

Sonunda güneş doğdu! Artık kara önlerindeydi. Kırmızı mercan kayalıklarıyla çevrili alçak bir toprak: Bahama takımadalarından olan Guanahani Adası, ya da Kolomb’un verdiği adla San Salvador. Filotilla yavaş yavaş adanın çevresini dolaştı ve sonra adanın batısındaki Fernandez Körfezi’ne demirledi. Burada, Kastilya bayrağını çektikten sonra Kolomb, Santa Maria’nın sandalına binerek kıyıya doğru yöneldi, diz çökerek toprağı öptükten sonra da adaya, İspanya Kralları adına sahip oldu. İşte bu yeni, büyük sömürge imparatorluğunun mütevazi başangıcıydı.

Amiral ve Kral Naibi diye hitap ederek, boyun eğeceklerine ant içerek ve göstermiş oldukları güvensizliğin bağışlanmasını dileyerek, herkes Kolomb’un çevresinde toplandı. Aynı zamanda, tatlı yüzlü yerliler de merakla onları çevrelediler. Bu acaba zafer miydi?”

(Sömürgecilik Tarihi, Raimondo Luraghi)

Tüm dünyada büyük kaşif olarak anılan Kristof Kolomb’un hikayesi işte böyle başlamıştı. Batılının Yeni dünyayı keşfinin yanı sıra, yeni dünyanın sakinleri tarafından da bu Cenevizli Batılının da ruhunun derinlikleri keşfediliyordu: Katliam!

Henüz bu bir zafer değildi. Toprak bulunmuştu ama ortalarda altın yoktu. “Aç domuzlar gibi saldıracakları” altın için Santa Maria tekrar yelken bastı. Adalar arasında üç ay altın hayaliye dolaştı Avrupa’dan kopup gelen serseri ve profesyonel yağmacı birliği. Santa Maria bile yarı yolda kaldı, ancak Kolomb ilk altının parıltısını görene kadar devam etti...

1493’te İspanyaya döndüğünde Kolomb, hükümdara altın ve yanında getirdiği Kızılderilileri sunuyor ve ikinci sefer için izin istiyordu.

Yanında getirdiği Kızılderililerle Batılı beyaz adamın temsilcisi Kolomb’un çok büyük farklılıkları vardı. Kolomb onlar için şöyle demişti:

“O kadar dürüst ve ellerinde bulunan her şey konusunda o kadar cömert görünüyorlardı ki, onları görmeden inanmak mümkün değildir. Hiç geri çevirmeyecekleri için, kendilerine ait her şeyi istemek mümkündü. İsteyene istediğini hemen verirler ve bunu o kadar büyük bir zevkle yaparlar ki, aynı zamanda kalplerini de birlikte verdiklerini sanırsınız.”

O kadarıyla yetinmeyecek olan Kolomb, gelecekteki yeni seferleri için bir küçük bir kale ve garnizonu Hispaniola’da bırakmıştır bile.

1494’teki ikinci sefer “kan ve altın” rengindeydi. Gemiler altın ve gümüşle dolup taşarken, yerli nüfus gitgide eriyordu. Daha sonraları yerli katliamı durdurulduysa da bu Batı hümanizminin ortaya çıkışından değil, sömürgeci sistemin devamlılığı için gereken köle sayısını daha fazla azaltmamak içindi.

1492’den sonra, Kolomb’un açtığı yolda yürüyenler bugünkü sömürgeci Batılının dedeleri oldu. Amerigo Vespucci, Amazon nehrinin denize döküldüğü bölgeyi, Portekizli Cabral Brezilya’yı, İngiliz Sebastian Cabot Labrador kıyılarını, İspanyol Escalante de Venezüella ve Meksika’yı istila etti.

Ölümünden sonra Kolomb’un külleri ilk büyük seferini (katliamını) yaptığı kıyılara saçıldı. Başta ülkesi İspanya olmakla birlikte, kan döktüğü birçok sömürge ülkesinin kıyılarında yükselen dev anıtlarda ve ders kitaplarındaki coğrafi keşifler bölümlerinin en tepesinde “büyük kaşif” olarak dayatılmaya devam etti.

Ta ki, Kolomb’un gerçek kimliğini ortaya koyan Chavez çıkana kadar.

Chavez, Venezüella’da adım adım sosyalizmi inşa ederken, beş yüz yıl önceki ülkenin ve hatta tüm Latin Amerika kıtasının sömürgeleştirilme sürecini ortaya koyuyor.

Ülkesinin adını “Libertador” Simon Bolivar’dan dolayı “Bolivarcı Venezüella Cumhuriyeti” olarak değiştiren ve sosyalizmin inşası sürecini, Latin Amerika’nın sömürgeleştirilme sürecinden bağımsız görmeyen Chavez, başkent Caracas’taki Kolomb heykelini de indirdi.

Chavez, Batının dayattığının tersine Kolomb’u “Avrupalıların sömürgeci soykırımının öncüsü” olarak tanımlayarak, kaldırılan heykelin yerine bir kızılderili heykeli koyulması gerektiğini belirtti.

2004 yılında da Chavez yanlıları bir Kolomb heykelini indirip parçalamışlardı. Böylece Kolomb’la başlayan sömürgeliştirme süreci, Chavez’in bu anlamlı hareketiyle Venezüella’da son bulmuş oldu.

Chavez, devrime devam diyor!


Bakalım Papa ne diyecek?

Papa ve Marcial MacielHıristiyanlığın en katı kurallara sahip Katolik mezhebi içinde Opus Dei’den sonraki en büyük tarikat olan Legionari di Cristo (İsa’nın Lejyonerleri) cinsel taciz skandalıyla sarsılıyor. Özellikle Latin Amerika’da yaygın olan tarikat, 20 ülkede etkin ve yetmiş binin üzerinde müridinin yanı sıra Vatikan’da da bin ilahiyat fakültesine sahip bir yapılanmaymış.

1941’de Meksikalı din adamı Marcial Maciel’in kurduğu İsa’nın Lejyonerleri’nin müritlerinden bazılarının kadın müritlere tecavüz ettikleri haberlerinin uzun süredir Latin Amerika basınında yer almasının ardından, tarikatın kurucusu ve 2006’da ölen Maciel’in de bir kadın müridiyle ilişkisinden bir kız çocuğunun olduğunun ortaya çıkması üzerine Vatikan geniş bir soruşturma başlattı. Bakalım Papa bu olay hakkında ne diyecek diye sormadan önce kendisinin “Klisede kadının rolü” üzerindeki sözlerine bir bakalım:

“1997’de Ratzinger, katolik Klisesi’nin kadınlara papaz cüppesini yasaklamasının ‘sonsuza kadar sürecek’ bir önlem olduğunu, bu doktrine uymayanların afaroz edileceğini söyledi. Bu doktrinin ‘her zaman, her yerde, Katolik inancına sahip olduğunu belirten herkes tarafından’ benimsenmesi gerektiğini belirtti.” (20 Nisan 2005)

Papa’nın yaşanan seks skandalı hakkındaki görüşünü yıllar önce ortya koymuş. “Klisede kadının rolü”nü açıklamış. Kadınların papaz cüppesi giyemeyeceğini söylemiş. Açık açık kıyafetsiz dolaşacaklar diyemeyeceğine göre, böyle demekle yetinmiş.

Bu arada Vatikan’da ortaya çıkarılan bu sapıklık yuvasının, birçok ülkede yaygınlığı, binlerce müridi ve sahip olduğu eğitim kurumları nedense Fethullahçıları çağrıştırdı.

Fethullah’ın Papa’yla el ele fotoğrafı da var ya hani. Belki İsa’nın Lejyonerleri’nin de “ışık evleri” tarzı evleri vardır.


Obama’yla ilk sıcak temas

Tayyip'in Obamam'yla ilk sıcak teması

Tayyip, G-20 zirvesinde, ABD’deki seçimlerden sonra uzun bir süre kendisinden telefon bekledi€i Obama’yla ilk temasını gerçekle?tirdi. Obamayla bir araya gelmeden önce itinayla ceketinin önünü ilikleyen Tayyip, Obama’yla samimi pozlar vermeye gayret etti.

G-20 zirvesi Londra’da toplandı. Dünyanın önde gelen liderlerinin bir araya gelip son krizin değerlendirmesini ve çıkış noktalarını aradıkları zirve, 1999 yılından bu yana gerçekleştiriliyor.

Yaşanan son ekonomik krizin masaya yatırılıp, ortak çözümlerin arandığı G-20’nin bu yılki sloganı “istikrar, büyüme ve istihdam”.

Dünya patronlarının yanısıra birtakım gelişmekte olan ülke liderinin de katılımcılar arasında olması, kapitalizmi kurtarma amacıyla oluşturulan zirvenin sloganını da ironik hale getiriyor.

“İstikrar, büyüme ve istihdam”ın kapitalizmin istikrarını, büyümesini ve tüm ülkeleri kapitalizme istihdam etme amacı taşıyor. Yapılan G-20 zirvesinden, dünyadaki yoksullar adına bir karar bekleyenlerin bir kez daha hayal kırıklığına (her zaman olduğu gibi) uğrayacakları, bu yazı yazılırken devam eden zirvenin en önemli sonuçlarından birisi olacaktır yine.

Zirvenin ekonomik getiri(!)lerini bir tarafa bırakıp, zirvenin önemli ayrıntılarından bahsedelim.

Bir G-20 sorusu: G-20 katılımcılar fotoğrafında Kraliçe 2. Elizabeth’in arkasında, Obama’nın solunda kim vardı?

Cevap: Tayyip.

Gazetelerimiz, G-20’deki Tayyip’i haber yapacaklar ya, ancak böyle haberler yapabiliyorlar.

Türkiye için alınacak kararları da el pençe divan durup kabul etmeye hazır olan Tayyip, seçim öncesi IMF karşıtlığını çoktan unutmuş ve yeni anlaşma için hazırlıklara başlamış durumda. Tayyip, zirve başlamadan önce beklentilerini soranlara “Londra zirvesinde, alınacak tedbirler bakımından, özellikle serbest piyasa ekonomisinden taviz verilmemesi ve korumacı politikalara yönelim gösterilmemesi konusunda bir görüş birliği olacağını düşünüyorum” şeklinde zirveye uygun ve kapitalist efendilerinin hoşuna gidecek bir cevap vermişti bile.

Zirvenin devamında da katıldığı “Medeniyeler İttifakı ve Türkiye’nin Rolü” konulu konuşmasında, Medeniyetler Çatışması tezlerine karşılık, Medeniyetler İttifakı’nı öne çıkaran bir konuşma yaptı.

Tayyip burada da Davos çıkışını savundu ve aynı anda aynı üslupla Avrupa’ya terör konusunda eleştirdi:

“PKK’lıları yakalıyorlar, teslim aetmedikleri gibi Erbil’den dağa gönderiyorlar.”

Oysa Tayyip’e teslim etseler kendi elleriyle onları serbest bırakacak. Hazır Kürt konferansı planları yapılıyor ve af tartışmaları sürüyorken.

Öte yandan Obama da bu yüzden gelmiyor mu?

Bu yüzden G-20’de de Tayyip, zirvenin en popüler lideri olarak gösterilen Obama’nın hemen solunda yer almasıyla haber yapıldı. Obama’nın Türkiye ziyareti öncesi Tayyip’le ilk sıcak temasları yaşandı zirvede.

Obama belki de şimdiden Tayyip’in eline, gelince isteyeceklerinin bir listesini tutuşturmuştur, kim bilir?


Kaddafi geldi coşa

KaddafiLibya lideri Kaddafi, son Arap Birliği Zirvesi’nde ortalığı birbirine kattı. Zirveye damgasını vuran olay Kaddafi’nin, zirvenin ev sahipliğini üslenen Katar Emiri’nin konuşmasından sonra söz almaksızın mikrofonu kapıp konuşması oldu.

Kaddafi, mikrofonu alır almaz hedefe koyduğu Suudi Arabistan Kralı Abdullah’a şöyle seslendi:

“6 yıldır benimle yüzleşmekten kaçınıyorsun. İngiliz mahsulü ve Amerikan müttefikisin. Ben Arapların uluslararası lideriyim. Araf hükümdarlarının halifesiyim.

Afrika krallarının kralıyım ve müslümanların imamıyım. Bulunduğum yüksek mevki, aşağılara inmeme müsait değil.”

Kaddafi’nin Kral Abdullah için sarfettiği “İngiliz mahsulü” ve “Amerikan işbirlikçisi” sözleriyle Kralın Amerkanclığını ve emperyalizm yandaşlığını ortaya koyması önemli; ama bu sözleri sarfeden Kaddafi acaba ne kadar anti-Amerikancı?

Libya-ABD ilişkilerinini geçmişine baktığımız zaman bir dönem Libya’nın ABD’nin “terör listesi”nde olduğunu görüyoruz. 1979 yılında Libya’daki ABD Büyükelçiliğinin yakılmasından sonra Libya, “terörü destekleyen ülkeler listesi”ne alınmış, ülkedeki ABD büyükelçiliği kapatılmış ve ardından Libya ekonomik ambargoya maruz kalmıştı.

Ancak ilişkiler 2003’te Libya’nın kitle imha silahları programını durdurma kararını almasıyla düzelme sinyalleri vermeye başlamıştı. 2004’te ABD Libya’ya uyguladığı ambargoyu kaldırarak bu gelişmeye cevap verdi. Libya’yı “kara liste”den çıkardı. Trablus’taki büyükelçiliğini tekrar açarak diplomatik ilişkilere yeniden başlangıç yaptı.

İkili ilişkiler ekonomik alanda karşılıklı petrol anlaşmalarıyla devam ede ede bu noktalara kadar geldi. Açılan yeni sayfanın ardından Kaddafi, dünyada demokrasinin yayılması için Washington yönetimiyle beraber çalışacağını bile açıklamıştı ve “Amerikan demokrasisinin” savunucusu olmuştu.

Amerikancı Suudi Kralı’na “Amerikan müttefiki” diyen Kaddafi’nin çıkışını da Libya-ABD ilişkilerindeki “yeni sayfa”dan sonra değerlendirirsek, çok da inandırıcı olmadığını söylemeliyiz.

Zaten zirve sonrası taraflar bir araya gelip barıştılar. Tıpkı 2003’teki zirvede yine karşlıklı atışmalarından sonra yaptıkları gibi.


Somalili “şaşkın” korsanlar baltayı bu kez taşa vurdu

Somalili şaşkın korsanlarSomali açıklanda faaliyet gösteren ve daha öncelerde de Dünya sayfasında haber olan Somalili korsanlar bu kez baltayı fena halde taşa vurdu.

29 Mart sabahı Cibuti limanı’ndan ayrılan NATO bünyesindeki Alman FGS Spessart ve İspanyol SPS Victoria gemileri akşam saatlerinde yaşayacakları olaylardan habersizce rutin koruma görevlerini sürdürüyorlardı.

Ta ki SPS Victoria’nın radarı akşam üzeri şüpheli bir botun kendisine doğru yol aldığnı fark edene kadar. Silahlı adamları taşıyan bot, sivil gemi sandığı NATO gemisine yaklaşırken, içindekilerin geminin hiç de düşündükleri gibi bir sivil gemi olmadığını anladıkları anda, NATO gemisindeki askerler onların Somalili Korsanlar olduklarını çoktan anlamışlardı bile.

Sonuç, Somalili Korsanlar kaçma girişiminde bile bulunmaya fırsat bulamadan “teslim ol” çağrılarından sonra kıskıvrak yakalanıp, Alman gemisinde gözaltına alındılar.

Bu hareketleriyle Somalili Korsanlar “şaşkın” sıfatını da almayı hak ettiler.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: