Gökçe Fırat |
Seçim sonucu:
29 Mart Yerel Seçimlerinin ulusal ve hatta uluslararası büyük bir sonucu olacağı artık çok daha net gözüküyor. Bu sonucu yaratan en önemli etken ise elbette DTP’nin Güneydoğu’da neredeyse tek parti olarak çıkması. 2004 Yerel Seçimlerinde 56 belediye başkanlığı kazanan DTP bu seçimlerde belediye sayısını 59’a çıkarttı. Ancak belediye sayısı çok artmasa bile DTP’nin oylarında çok önemli bir gelişme gözüküyor. DTP İl Genel Meclisinde %5.7’lik bir oranı yakalamış durumda. Oysa 2007 seçimlerinde bu oran %5’ti. Ve 2007’de 1.5 milyon olan toplam oy sayısı da bu seçimlerde 2.4 milyona çıkmış durumda. Aslında bu 1 milyonluk oy artışı da gerçeği tüm netliğiyle yansıtmıyor. Çünkü yerel seçimlerde DTP pek çok ilde seçime hiç katılmadı. Dolayısıyla DTP’nin tüm illerde katılacağı bir seçimde oy sayısının ciddi bir şekilde artacağı beklenmelidir. DTP’nin gelişmesi kimi kesimleri epey memnun etti. Bu kesimlerin başında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal var. Deniz Baykal seçim sonrası yaptığı ilk değerlendirmede muhalif parti olarak DTP’nin oylarını artırdığını, bunun da muhalefetin gelişmesini gösterdiğini açıkladı. Demek ki CHP’ye göre DTP bölücü bir parti değil muhalif bir partiymiş!
CHP’nin “yeter ki AKP zayıflasın isterse Türkiye bölünsün” yaklaşımı aslında Türkiye’nin Güneydoğusunu PKK’ya, geri kalanını ise AKP’ye teslim etmekle sonuçlanıyor. AKP içinde ise cılız bir ses çıktı ve “DTP Ermenistan sınırına dayandı, buna mı seviniyorsunuz” diye sordu. Değerlendirmeyi yapan isim AKP’li bakan Cemil Çiçek. Kastettiği ise DTP’nin Iğdır’da belediye seçimlerini kazanması. Cemil Çiçek’e herkes çok yüklendi ama ortada enteresan bir durum vardı: Iğdır’da AKP kaybetmemişti. Iğdır’da belediye MHP’nin elindeydi ve DTP de belediyeyi MHP’den alıyordu. MHP’ninse sesi hiç çıkmıyordu... Ama alıp bir Türkiye haritası baktığımızda Türkiye’nin Irak, İran ve Ermenistan sınırı boyunca tüm illerin DTP’nin eline geçtiğini görüyoruz. Bu, ABD’nin Büyük Kürdistan projesi için önemli bir aşama. Ama aynı zamanda ABD’nin İsrail-Kürdistan-Ermenistan-Gürcistan sınırları boyunca kurmaya çalıştığı “Yahudi-Kürt Hattı”nın tamamlanması açısından da son derece kritik. Kaldı ki Obama’nın gelişiyle birlikte Ermenistan sınır kapısının açılması gündeme gelecek ve açılacak sınır kapısı da Iğdır’da! Dolayısıyla Iğdır’ın DTP’nin eline geçmesi son derece normal karşılanmalı. Her şey ABD’nin Büyük Otadoğu Projesi’ne uygun bir şekilde ilerlemektedir. CHP Kürtlere teslim Ancak bu seçimlerde DTP’nin güçlenmesi değildir önemli olan. Çünkü artık Türkiye’nin tüm partileri Kürtçü olmuştur. 2007 seçimlerinden önce CHP ve MHP’nin ulusalcı çıkışları olmaktaydı ancak geçen iki yıl içinde görüyoruz ki CHP ve MHP de ulusalcılıktan Kürtçülüğe geçiş yapmışlardır. CHP, Güneydoğu’da hiç oy alamamasını masaya yatırmıştır. CHP’nin İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin zaten Kürttür. Şimdi tüm örgüt Gürsel Tekin’in emrine verilecektir. Aynı şekilde çok parlatılan Kemal Kılıçdaroğlu da Kürttür. Bunun yanına bir de Murat Karayalçın’ı ekleyin. Önümüzdeki dönem CHP’nin örgütlenmesinde Murat Karayalçın’a da yetki verilecekmiş. Demek ki Güneydoğu DTP’ye teslim edilirken CHP de Kürtlere teslim edilmektedir. Ama zaten Murat Karayalçın’ın Ankara adayı yapılması bile bunun için bir başlangıçtı. Nitekim DTP Ankara’da Murat Karayalçın’ı destekledi! 2007 seçimlerinde Ankara’da %1,2 olan DTP oyu bu seçimlerde %0.3’e kadar düşmüş. Anlaşılan DTP kendi tabanına Murat Karayalçın’a oy verme çağrısı yapmış. CHP’de yaşanan gelişme sadece Kürtçüleşmeyle de sınırlı değil. CHP’nin Şeriatçılarla uzlaşma siyaseti de devam edecek. Nitekim Deniz Baykal seçim değerlendirmesinde CHP’nin halkın kılık kıyafetiyle bir sorunu olmadığını özellikle vurguladı. CHP açısından içler acısı bir durum aslında. Ankara’da Kürtçülerle ittifak yapan Murat Karayalçın’ın oyları yerinde saymış, hiç artmamış. 2007’de 690 bin olan CHP oyu, bu seçimlerde sadece 760 bine çıkmış. Seçmen sayısındaki artış dikkate alındığında Ankara’da CHP’nin hiçbir ilerleme kaydetmediği gözükmektedir. Normalde başarısız olarak ilan edilmesi gerekir. Ancak CHP’nin Kürt açılımı için Murat Karayalçın gereklidir. Çünkü Karayalçın DTP ile sıkı ilişkileri olan biridir. Aynı şekilde İstanbul’da da Gürsel Tekin’in çarşaf açılımlarının CHP oylarına bir etkisi olmamıştır. Mesela CHP 2007 seçimlerinde Kadıköy’de 205 bin oy almıştı, bu seçimlerde Ataşehir ve Kadıköy iki ayrı ilçe oldu. CHP’nin oyları 300 bine çıktı. Bakırköy’de 60 binden 75 bine, Beşiktaş’ta 60 binden 70 bine, Avcılar’da 50 binden 95 bine çıktı. CHP’nin oylarını artırdığı bölgelere baktığımızda da net bir şekilde CHP’nin İstanbul’un laik, zengin, eğitimli bölgelerinde oy aldığını görüyoruz. Ancak buna rağmen CHP çarşaf vb. açılımlarına devam edecektir. Çünkü CHP de artık bir Kürt-İslam partisidir. Hangi iktidar, hangi muhalefet!.. 2007 seçimlerine kadar AKP’ye karşı ulusalcı, laik, milliyetçi, Atatürkçü bir çizgide gelişen muhalefet partileri CHP ve MHP 2007 sonrası tümüyle siyasi kulvar değiştirmiştir. “AKP’yi ulusalcılıkla yıkamıyoruz bari Kürt-İslamcı bir alternatif olalım” şeklinde özetleyebileceğimiz politik tercih iki partiyi de esir almıştır. 2007 seçimlerinde CHP ve MHP’den oluşan bir ulusalcı blok göze çarpıyordu. Ancak ABD’nin uyarıları ile birlikte, bu blok politik ray değiştirmiş ve Kürt-İslamcı olmuştur. Zaten seçim sonuçlarının en önemli göstergesi budur. Ama bu gelişme solu dibe indirmiştir. Bugün sol oyların %50’yi geçtiği toplam il sayısı sadece ikidir! CHP ve MHP’nin oylarını topladığımızda ve üstüne DSP’yi eklediğimizde de AKP karşıtı bu blok ancak 19 ilde %50’yi aşmaktadır. Kısacası AKP ile aynı kulvarda yürüyen muhalefet ancak ülkenin %25’ine egemen olabilecek güçtedir. Bu tabloya bakarak solculaşması, ulusalcılaşması gereken CHP ise gittikçe daha da sağcılaşmaktadır. Bugün Türkiye’nin siyaset tablosundaki akışkanlık inanılmaz derecede öğreticidir. Kürtler için DTP’nin alternatifi AKP’dir. O nedenle Güneydoğu’da AKP ikinci güçtür. İç Anadolu, Karadeniz gibi Türkiye’nin bozkırı denilen bölgelerde AKP’nin alternatifi MHP’dir. Tüm bu illerde MHP ikinci güçtür. Trakya ve kıyı şeridinde ise MHP oyları CHP’ye gitmekte ve CHP bu şekilde birinci parti olmaktadır. Anlaşılan DTP’nin alternatifi AKP, AKP’nin alternatifi MHP, MHP’nin alternatifi ise CHP’dir. Seçmen tercihindeki bu akışkanlık üzerinde dikkatlice değerlendirme yapmak gerekmektedir. Seçmenin ulusal sağduyusu MHP, AKP tabanından oy almaktadır, çünkü AKP’ye oy veren milliyetçi kesimler AKP’den vazgeçtiklerinde doğal bir adres olarak MHP’ye yönelmektedirler. MHP’nin bu bölgelerde AKP’den aldığı oyların gerekçesi milliyetçi tepkiyi toparlama beklentisidir. Yine ülkenin iç bölgelerinde CHP tabanının da MHP’ye yöneldiği görülmektedir. Çünkü AKP’ye karşı CHP’den daha güçlü gözüken MHP’nin şansı daha yüksek durmaktadır. Benzer bir şekilde büyükşehirler ve kıyı şeridinde ise MHP’liler CHP’ye oy vermektedir. Çünkü bu bölgelerde MHP’nin gücü son derece azdır. Bu akışkanlık tek bir şeyi göstermektedir, Türkiye’nin milliyetçi öfkesi bir sığınak aramaktadır. Ulusalcı olacağı düşünülen en güçlü parti büyük bir sağduyu ile seçilmektedir. Nitekim AKP’nin, çok büyük bir oy kaybına uğramasa bile, pek çok belediyeyi kaybetmesi tabandaki milliyetçi seçmenin ince eleyip sık dokuyan müthiş öngörüsünün eseridir. MHP ve CHP tabanı, her ilde en güçlü adayı bulup desteklemektedir. Kısacası ulusalcı taban parti talimatlarını ve adaylarını değil AKP karşıtı seçeneği düşünmektedir. Ancak seçmenin bu sağduyusu MHP ve CHP tarafından istismar edilmektedir. Tabandaki bu ittifak ne MHP ne de CHP yönetiminde destek bulmaktadır. Mesela MHP ve CHP bu seçimlerde her ilde en güçlü adayla seçime girseydi ve AKP karşısında CHP ve MHP oyları bölünmeseydi ne olurdu? İşte o zaman tablo tamamen değişirdi. Bu durumda muhalefet %50’den fazla belediyeyi kazanabilir ve AKP saltanatını yıkabilirdi. Ancak neden böyle bir ittifak gerçekleşmedi? Gerçekleşmedi ve gerçekleşmez de. Çünkü tabandaki sağduyu, yani “önce Türkiye sonra parti” anlayışı bu partilerde çöreklenen politika ağaları için geçerli değildir. CHP ve MHP kodamanları birleşip AKP’yi yıkacaklarına, kendi küçük partilerini ayakta tutup ömür billah muhalefet kalmayı tercih ederler. Çünkü parti rantını ancak böylece üleşebilirler. Onlar için Türkiye değil parti önemlidir. Parti içinde ise en yüksek rantı sağlayacak aday. İşte CHP ve MHP’lilerin tek kaygısı budur ve bunun değişmesine de imkân yoktur. Birbirleriyle dayanışacakları, halka güvenip onunla iktidar olma yolunu zorlayacaklarına ABD desteği peşinde koşarlar. Şu anda hem CHP hem de MHP, Obama’nın gelişini dört gözle bekliyor. Yıpranmış bir AKP yerine ABD’nin kendilerini seçmesi için hazırlık yapıyorlar, adeta görücüye çıkacak kızlar gibi. Ancak ABD açısından ortada bilinmeyen bir şey yok. ABD bu politik düzenin tüm kızlarını zaten avucunun içi gibi biliyor. ABD açısından bu anlamda tek parti seçimi hiçbir dönem olmamıştır ve olmaz da. ABD her zaman birkaç ata birden oynar. Bugün AKP, ABD’nin en önemli destekçisi ve taşeronudur, ama elbette şartlar değişince taşeron da değişebilir. Obama’nın solcuları Ancak muhalif güçler uluslararası politikayı anlamamaktadırlar. Mesela Cumhuriyet gazetesinde İlhan Selçuk, Obama’nın gelişini dört gözle bekliyor ve Obama’dan AKP yerine laik muhalefeti desteklemesini istiyor. Bunun için köşe yazıları yazıyor. Solcu bir gazeteci için ABD Başkanına yazı yazmak utanç verici bir şey olması gerekirken bizde bu büyük muhalefet oluyor. Ama ABD’yle ittifak yapmak için de Kürtçülükle ve İslamcılıkla uzlaşmaları gerekiyor. İşte o nedenle önce muhalefet muhalifliğinden vazgeçiyor sonra da görücüye çıkıyor. Ama bu işte bir gariplik var, çünkü görücüye çıkan muhalefetin iktidardan zaten bir farkı kalmıyor. Kalmadığı için de ABD’nin seçimi değişmiyor. Bizim muhalefet ABD’ye kendini beğendirmek için yapmadığını bırakmıyor ama bir türlü evde kaldığını göremiyor. ABD Başkanı Obama şimdi bu evde kalmış muhalif liderlere bakıp gülüyordur. Baykal 71, İlhan Selçuk 83 yaşında! Gülmesin de ne yapsın Obama. Ancak yine de ABD’liler gerçeği daha net görüyorlar. Cumhuriyet gazetesinin yayınladığı ama yanlış lanse ettiği bir rapor var. ABD’li bir strateji kuruluşu olan CSIS Türkiye raporunu yayınlamış. 100 sayfayı aşan raporda önümüzdeki 10 yılık Türkiye projeksiyonu açıklanıyor. Kötü senaryoya göre yıpranan AKP, ekonomik krizin altından kalkamayacak, AB ile ilişkiler duracak ve AKP devrilecek. Devrilme anında ise milliyetçi bir muhalefet ortaya çıkacak. ABD’lilerin senaryosu bu. Ama senaryoyu yayınlayan Cumhuriyet zaten AB’ci. Eğer AB süreci noktalanacaksa AKP ile birlikte, CHP de ve üstelik Cumhuriyet gazetesi de siyasetten tasfiye olur. Ve üstelik Türkiye’de milliyetçi bir muhalefet yükselecekse, Kürtçü AKP’den sonra Kürtçü CHP’nin yükselmesi beklenemez. ABD’liler aslında muhalefetin nereden yükseleceğini yazmışlar ama bizim muhalifler bunu görmezden geliyorlar. Hadi soralım o zaman CHP’lilere ve Cumhuriyet yazarlarına: Tamam biz yılardır söylüyoruz, bize inanmadınız bari ABD’ye inanın: Milliyetçi olun! Elbet olmazlar. Çünkü yükselecek bu milliyetçi muhalefet ABD karşısında konumlanacaktır ve muhtemelen de ABD ile savaşacak iktidar olacaktır. Bizim ihtiyar delikanlılar ABD’yle savaşmayı seçebilirler mi! Atatürk’ün solcuları ABD raporunun projeksiyonu doğru ise; Türkiye’yi bekleyen bölünme tehlikesi, ekonomik çöküş ve AB sürecinin bitmesi en büyük olasılık ise; olacaklar basittir. Bölücülüğe karşı Amerikan karşıtlığı, AB karşıtlığı, ekonomik çöküşe karşı kapitalizm karşıtlığı güçlenecektir. Yani Ulusal Sol bir alternatif doğacaktır. ABD’lilerin bile gördüğü bu alternatif şu anda doğum aşamasındadır. Önemli olan bu doğumu gerçekleştirmek ve Türkiye’nin ulusal solcu partisini siyaset sahnesine sokmaktır. Türk seçmeninin muhteşem sağduyusu, sandıkta sahte alternatifleri geçecek ve Ulusal Sol’u seçecektir. Artık mesele Ulusal Sol’un partisini kurmaktır. AKP ne kaybetti? Muhalefet ne kazandı? 29 Mart’ta yapılan Yerel Seçimler AKP’nin ciddi oy kaybıyla sonuçlandı. Ancak yine de 29 Mart’ta oluşan siyasi tabloyu daha dikkatli okumakta fayda var. Bu amaçla iki ayrı Türkiye tablosu sunuyoruz, birinci haritada belediye başkanlığını kazanan partileri, ikinci haritada ise il genel meclisi seçimlerinde birinci olan partileri göreceksiniz. İlk haritada AKP’nin toplam 81 belediye başkanlığının 45’ini aldığını görüyoruz. Bu, toplam belediyelerin %55’i demek. Toplam 829 ilçe belediyesinin ise 447’sini AKP almış durumda. Bu da ilçe belediyelerinin %52’si demek. Kısacası AKP hâlâ Türkiye’deki tüm belediyelerin %50’sinden fazlasını yönetiyor durumda. İl genel meclisi sonuçlarına baktığımızda ise 81 ilimizin 61’inde AKP’nin hâlâ birinci parti olduğunu görüyoruz. Bu ise Türkiye’nin %80’i demek. Tabloya bu şekilde baktığımızda bazı önemli detaylara dikkat çekmemiz gerekir. CHP’nin belediye başkanlığını kazandığı Çanakkale, Zonguldak, Sinop, Giresun ve Artvin’de, yani toplam beş ilde, AKP hâlâ birinci parti. Aynı şekilde MHP’nin belediye başkanlığını kazandığı Balıkesir, Manisa, Uşak, Isparta, Karabük, Bartın, Kastamonu, Gümüşhane ve Adana’da, yani toplam 9 ilde, AKP hâlâ birinci parti. Aynı durum DSP’nin belediye başkanlığını kazandığı Eskişehir ve Ordu için de geçerli. Kısacası daha dikkatli bir değerlendirmede AKP’nin buralarda halk desteğini hâlâ koruduğunu görürüz. Ama bu da mutlak bir destek değildir. Halk beğenmediği AKP adayına oy vermemekte, ya da beğendiği bir muhalif adayı AKP adayına tercih etmektedir. Bu durum AKP açısından seçmen üzerindeki hakimiyetin kaybolması anlamına gelir. Ancak önemli olan iktidarın değil muhalefetin durumu. Muhalif partilerin belediye başkanlığını aldıkları illerde bile, bu partilere halk destek vermemektedir. Dolayısıyla buradaki tercihi, muhalefete yönelme olarak görmemek gerekir. Muhalefet, parti olarak oy alamamakta, ancak güçlü adaylarla oy alabilmektedir. Kısacası halk AKP’den kaçacak yer aramakta ve bunu seçtiği muhalif adaylarla açığa vurmaktadır. Ama halk sığınacak bir muhalif parti görememektedir. AKP’nin bu kadar kan kaybettiği bir dönemde her iki muhalif partinin de ancak kendi oylarının %10’u kadar büyümeleri halkın muhalefete olan güvensizliğini göstermektedir.
İstanbul, Ankara ve İzmir’de kim kazandı kim kaybetti? İstanbul, Ankara ve İzmir’de seçim sonuçlarına biraz daha yakından bakalım. İstanbul, Türkiye’nin en büyük ili ve seçim sonuçlarını da önemli ölçüde tayin ediyor. Belediye başkanlığını %44,5 ile AKP’nin kazandığı İstanbul’da CHP’nin oyu %36.5’e kadar yükseldi. Aradaki fark ufak gibi gözükebilir ama %8’lik oy farkı tam 500 bin oy demek. İstanbul’da AKP’nin 3,1 milyon oyuna karşın CHP’nin 2,6 milyon oyu var. İstanbul’daki il genel meclisi sonuçlarında ise AKP’nin %44.5’ten %40.5’e gerilediğini, CHP’ninse %36.5’ten %33.5’e düştüğünü görüyoruz. Bu sonuçlar halkın her iki partiye desteğinin de görülenden daha az olduğunu gösteriyor. 2007 yılı seçimleri ile karşılaştırdığımızda AKP’nin oylarını %45’ten %40’a düşürdüğü görülmektedir. Demek ki AKP açısından İstanbul’da %5’lik bir kesin gerileme bulunmaktadır. CHP ise 2007’ye göre oylarını %28’den %33’e çıkartmış durumda. Bu ise sadece %5’lik bir oran demek. Ancak CHP’deki bu yükselişi değerlendirirken MHP’nin %10.5’lik oyunun %7.5’e düştüğünü, %4 oy alan Genç Parti’nin de seçimlere katılmadığını dikkate almak gerekir. Genç Parti ve MHP’nin %7’lik oy kaybının ancak %5’i CHP’ye gitmiştir. Bu bile CHP’nin muhalif oyların tümünü çekecek bir güç olmadığını göstermektedir. AKP’nin Ankara’daki kaybı ise İstanbul’dan çok daha fazla. 2007’de %47.5 olan AKP oyları bu seçimde tam 9 puan düşerek %38.5 olmuş. Buna karşın CHP’nin oyları %28’den %31’e çıkmış. Ancak il genel meclisi seçimlerinde ise CHP’nin oyu yine %28. Kısacası CHP Ankara’da oylarını 1 puan bile artıramamış durumda. Ankara’da MHP’nin oylarını %15’ten %25’e çıkarttığını görüyoruz. Bu da AKP’nin kaybettiği oylara denk geliyor. İzmir’de ise CHP patlama yapmış gibi gözüküyor ama bu sadece görünüşte. İzmir’de AKP, 2007 seçimlerinde %31 oy almış bu seçimlerde de bu oy oranını aynen korumuş durumda. İstanbul ve Ankara’da seçimi kazanan ama oylarını düşüren AKP İzmir’de oylarını korumasına karşın seçimi kaybetmiş oldu. CHP ise belediye başkanlığı seçiminde %55 oy almış ancak bu oylar il genel meclisi seçimlerinde %48’e düşüyor ki aradaki 7 puan büyük bir oran. MHP 2007’de %14 olan oyunu bu seçimlerde %9’a düşürmüş durumda aynı şekilde 2007’de %7.5 oy alan Genç Parti bu seçimlere katılmadı. Aradaki %12.5’lik oyun tümüyle CHP’ye gittiği gözüküyor. Nitekim CHP’nin oyları da %35.5’ten %48’e yükselmiş, yani tam 12.5 puan. Her üç ilde de görülen önemli bir gösterge halkın AKP karşıtı en güçlü adaya yönelmesi. İstanbul ve İzmir’de MHP’nin zayıflığı tüm oyları CHP’ye yöneltmiş, Ankara’da ise iki güçlü muhalif aday durumu değiştirmiş ve burada CHP hiç gelişememiş. |