Gökçe Fırat |
Bekle bizi... AKP nihayet düşüyor!
29 Mart seçim sonuçları açıklanırken televizyon programlarında izlediğimiz AKP’lilerin morali oldukça bozuktu. Büyük medyada ise büyük bir sevinç hakimdi. Gerçekten de 2002 yılından bu yana devam eden ve artık önlenemezmiş gibi duran AKP yükselişi bu seçimlerde durdu ve hatta AKP toplamda oylarını %46.5’ten %39.5’e kadar düşürdü. Bu sonuç AKP’nin %7 oy kaybettiği anlamına geliyor ki hiç de azımsanmayacak bir oran. Demek ki AKP oylarının %15’ini kaybetmiş durumda. Net oy sayısı bakımından da AKP 22 Temmuz 2007’de 16.3 milyon olan oy sayısını 15 milyona düşürmesi demek. Yani 1.3 milyon seçmen AKP’den vazgeçmiş durumda. Toplam belediyeler bakımından ise AKP’nin 2004 belediye seçimlerine göre de gerilediğini görüyoruz. Önemli bazı illeri kaybetmiş durumda, büyükşehir belediyelerini ve özellikle de İstanbul ve Ankara’nın önemli ilçelerini kaybetmiş durumda. Bu tablo, AKP muhalifleri açısından elbette son derece sevindirici bir durum. Ama neye sevineceğimizi biraz daha dikkatli irdelemekte yarar var. Ya muhalefet? AKP’nin kaybettiği seçimlere biraz tersinden bakalım ve soralım peki muhalefet kazandı mı? Muhalefet açısından baktığımızda CHP oylarını 2007 genel seçimlerine göre %2.5, MHP ise %2 arttırmış durumda. Dolayısıyla AKP oy kaybetmekle birlikte ne CHP ne de MHP yükselen bir parti olmuştur. Seçmeni kucaklayan bir muhalif merkez haline gelememişlerdir. Muhalefet, doğası gereği oylarını artırdığı için kendisini başarılı bulacaktır ve seçimlerden galip ayrıldığını savunacaktır ama durum ne CHP ne de MHP açısından böyle. Bu iki partinin oy artışını aşan bir gelişmeyi ise Saadet Partisi yakalamış durumda. SP’nin oyları %3 artmış. Üstelik SP oylarını tam iki kat arttırmış. Demek ki AKP’nin oy kaybını değerlendirirken bunun önemli bir kısmının SP’ye gittiğini değerlendirmeliyiz. Muhalefet açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir olgu ise bu seçimlerde Genç Parti’nin bulunmaması. Geçtiğimiz seçimlerde %3 oy alan bu AKP karşıtı partinin oylarını da muhalefet partileri olan CHP ve MHP’nin aldığını düşündüğümüzde muhalefet açısından çok daha acıklı bir tablo çıkıyor karşımıza. Kısacası ne CHP ne de MHP halk tarafından iktidar alternatifi olarak görülmektedir. Bu iki partinin oylarının toplamı ancak AKP’nin oyu kadar etmektedir. Muhalefet doğası gereği iktidarı hedeflemeli ve iktidarı alamasa bile en azından nefesi iktidarın ensesinde olmalıdır. Ama görüyoruz ki CHP de, MHP de böyle bir muhalefet gücü değildir. Muhalefet yapmamakta muhalifi oynamaktadırlar. Kriz Tayyip’i teğet geçmedi; deldi geçti! Muhalefet tüm seçim stratejisini ekonomik kriz üzerine kurmuştu. Gerçekten de çok geniş ölçüde etkili olmaya başlayan bu ekonomik kriz ortamında muhalefetin güçlenememesi şaşılacak olaydır. Dünyanın tüm ülkelerinde ekonomik kriz iktidarları yıkmış ve muhalif partileri iktidara taşımıştır, ama bizim ülkemizde muhalefet ancak bir arpa boyu yol alabilmiştir. Muhalefet eğer ekonomik krizin Türkiye’yi yıktığı, vatandaşı mahvettiği konusunda samimi ise buradan kendisine bir ders çıkarmalıdır. Mahvolmuş bir ülkede açlığa, işsizliğe, yoksulluğa mahkum edilen bir halk neden muhalafet olarak sizlere yönelmiyor? Cevabı son derece basit; çünkü CHP ve MHP’nin ekonomik programları AKP’den farklı değil. AKP’nin piyasa sistemine karşı, devletçi, sol bir ekonomik program olmadığı için de vatandaş, hiç istemese de AKP’ye hâlâ oy veriyor. Çünkü biliyor ki ekonomik sistem değişmeden yaşanacak bir iktidar değişikliği genelde halkın ekonomik durumunu daha da bozar. Bu nedenle ekonomik bir inandırıcılığı, alternatif halkçı programı olmayan muhalefet umut olamamaktadır. AKP’den yüz çeviren yığınlar ne CHP’de ne de MHP’de bir umut ışığı görmektedir. Ama bu ekonomik krizin bir de AKP yüzü var ki AKP’lilerin yüzsüzlüğünü ortaya koyuyor. Başbakan tüm seçim mitinglerinde ekonomik krizin Türkiye’yi teğet geçtiğini söylemişti. Ama seçim sonuçları gelip oylarının düştüğünü görünce de bunu ekonomik krize bağladı. O zaman soralım Başbakan’a; hani teğet geçmişti? Demek ki teğet geçmemiş. Vatandaşın üzerinden silindir gibi geçen kriz gelmiş bu defa AKP’yi de teğet geçmemiş, delmiş geçmiş... CHP’ye oylar “çarşaflılar”dan değil “mini etekliler”den geldi Bu seçimlerle ilgili son derece önemli bir ikinci tespit yine muhalefetin sıkışmışlığıyla ilgili. CHP açısından ele aldığımızda CHP’nin kıyı partisi olma özelliği devam ediyor. 2007 seçimlerinde bazı kıyı şeridi illerinde geriye düşmüştü ama bu seçimde çok kaybı yok. Bir Türkiye haritasını alıp baktığımızda CHP’nin Antalya’dan Bodrum’a, Bodrum’dan İzmir’e, İzmir’den Çanakkale’ye uzandığını, Trakya’yı da içine alıp bittiğini görüyoruz. Bu, CHP’nin klasik seçmen tabanını hâlâ koruduğunu gösteriyor. Türkiye’nin laik, eğitimli, gelir düzeyi yüksek sol tabanı hâlâ CHP demektedir. Bu tavrın bir benzerini İstanbul’un ve Ankara’nın kalburüstü semtlerinde de görüyoruz. CHP her ne kadar laikliği bir kenara bıraksa, hatta türbanla, Kuran kursuyla, çarşafla oy almaya çalışsa da, oyları Kuran kursuna giden, çarşaflı insanların oturduğu illerden ve semtlerden değil, yazlığı olan, üniversite mezunu, mini etek giyebilen semtlerinden almıştır. Hatta bu seçimlerde bu bölgelerin bir kısmında CHP oylarının çok yüksek çıktığını görüyoruz. 2007 seçimlerine göre İzmir, Muğla, İstanbul’un Göztepe, Etiler, Ataköy, Yeşilköy gibi semtleri ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ gibi Trakya bölgesinde bir oy patlaması yaşamıştır. Kısacası CHP’nin çarşaf açılımları bir tek laik oyları artırmıştır. CHP’nin çarşaf açılımının İstanbul ve Ankara’nın varoşlarında hiç yankı bulmadığını görüyoruz. Üstelik Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüksek popülerliğine karşın CHP İstanbul’da sadece zengin semtlerde oy patlaması yapmıştır. Oylarını artırıp AKP’yi sarstığı ya da yıktığı kimi ilçeler ise dikkate değerdir: Kartal, Maltepe, Bahçelievler. Yani varoş kültürünün egemen olamadığı, özellikle Kürt istilasının çok güçlü olmadığı, tarikatların yatağı olmayan orta gelir semtlerinde artmıştır CHP oyları. Buna karşın CHP’nin tüm Anadolu’da silindiği görülmektedir. CHP Anadolu illerinin yarısında hiç yoktur. Öyle bir sol partidir ki dünyanın her ülkesinde bulunan komünist partilerden bile daha marjinal parti görüntüsü çizmektedir Anadolu’da. Türkiye sağcı karanlığa teslim Tabii önemli olan CHP’nin marjinalliğinden ziyade Türkiye’nin gömüldüğü karanlıktır. Karanlığın boyutları ise sağ oyların analizinde iyice açığa çıkmaktadır. Bu seçimlerde merkez sağın gittikçe eridiğini görüyoruz. Geçtiğimiz seçimlerde %5.5 olan Demokrat Parti oyu, bu seçimde %4’e düşmüştür. Merkez sağın artık dirilme umudu yoktur, gittikçe kendini tüketmektedir. Sağda merkez tükenirken en aşırı gericilik yükselmektedir. 12 Eylül öncesinin MHP ve MSP oyları toplamda %10 bile olamazdı. Oysa bugün MHP ile MSP geleneğinden gelen Saadet Partisi ve AKP’nin toplam oyları %70’i bulmaktadır. CHP’yi solcu bir parti saysak bile, tüm ufak sol oyları da üstüne eklesek, Türkiye’de toplam sol oy %25’tir. Bu çok açık bir felekat tablosudur. En karanlık tablodur. Ama karanlığın boyutları Aydınlanma ateşiyle ışımış beyinlere bir türlü girememektedir. Türkiye’nin laik, Atatürkçü, solcu %25’i hâlâ MHP’nin Atatürkçü olduğunu düşünmekte ve onu sağ parti görmemekte, hatta kimi yerlerde MHP’ye oy bile vermektedir. Son dönemlerde Şeriatçı SP bile Atatürkçüler tarafından ulusalcı görülmüş ve desteklenmiştir. Meseleye sağ-sol saflaşmasından bakmayınca solun bu kadar güç kaybetmesi elbette normaldir. Örneğin, Ankara’da “Gökçek gidecek sol gelecek” afişleri asılmıştı sokaklara ve bunu CHP adayı hemen reddetti. Çünkü kendisi solun değil Ankara’nın adayıymış! Ama o Karayalçın ne hikmetse yine eski sol tabanı dışında kimseden oy alamadı. Mesele tam da bu noktada düğümlenmektedir. Solcuların solculuktan vazgeçtiği, solcuların devletçilikten vazgeçtiği, solcuların laiklikten vazgeçtiği, solcuların milliyetçilikten vazgeçtiği bir ortamda; büyük ekonomik krize ve yıpranan bir iktidara rağmen sol bir hamle yapamamaktadır. Alacakaranlığa alışmak mı? Böylesi bir durumda “nasıl bir Türkiye istiyoruz” sorusu önem kazanmaktadır. Kimileri diyor ki, AKP düşsün de ne olursa olsun. Nitekim özellikle büyük sermaye medyasının bu isteği gerçekleşmiş oldu. Ama AKP’nin oyu yine %40, belediyelerin çoğunluğu yine onlarda. Yani belediyeleri yine bu partiler yönetecek. Bu açıdan aslında değişen bir şey olmayacak. Ama işin çok daha kötüsü ve esas karanlık ise aydınlığın içinde gizli. AKP’nin yerine geçen CHP belediyeleri AKP’den farklı mı olacak? Hayır, çünkü CHP son bir buçuk yıl içinde zaten AKP’leşmiştir. CHP, AKP’nin sadece kendisine karşı çıkmakta, AKP’nin programını ise benimsemektedir. Bugün CHP de Amerikancıdır, AKP de! Bugün CHP de AB’cidir, AKP de! Bugün CHP de serbest piyasadan yanadır, AKP de! Bugün CHP de çarşafı savunmaktadır, AKP de! Bugün CHP de Kürtlere etnik hakları savunmaktadır, AKP de! Bugün... Bugün CHP ile AKP arasında ne fark kalmıştır ki? CHP’nin başında Baykal bir diktatördür, AKP’nin başında Tayyip Erdoğan. Biri CHP tabanını koyun yerine koymaktadır, diğeri AKP tabanını. Ve çok daha kötüsü bu zifiri karanlığa artık herkesin gözü alışmıştır. CHP’li de AKP’li de bu karanlıkta birbirini görmektedir, bu karanlık artık herkesin aydınlığı olmuştur. Sadece gerçek Atatürkçülerin, gerçek devrimcilerin gözleri bu karanlığa alışmamıştır, bu karanlığın aydınlık diye yutturulmasına ise yine gerçek Atatürkçülerin vicdanı isyan etmektedir. Mesele artık bu gözlerin daha da açılması ve keskinleşmesidir. AKP karanlığı dağılır gibi olmuştur, ama alacakaranlık gözleri daha da alıştırır ortama. Şimdi bu alacakaranlık oyununda gözlerimizi dört açmalıyız. Halkın umut olarak görmediği partilerle Türkiye bu karanlıktan çıkamaz. Türkiye devrimci gözleriyle bakan devrimci yüreklileri bir parti altında toplayacak ve bu alacakaranlık anlaşmasını bozacaktır. Türkiye Kürt-İslam karanlığına sürüklenmekten, Kürt-İslam’a alışarak değil, Atatürk aydınlığına gözlerini açarak çıkacaktır. Gözleri gören, kulakları duyan, yürekleri hisseden devrimciler kendi partileriyle gelecektir.
|