16.02.2009/Sayı:224
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Başyazı

Gökçe Fırat

Atatürk’ün bahsettiği kafası şapkalı
kafasının içi sarıklı yobaz

Baykal kara çarşaflılara CHP rozeti takıyorCHP ve laikliğe veda

Kara çarşafı siyasete sokmak yetmemiş olmalı ki, CHP bir de “her mahalleye Kur’an Kursu” kampanyası başlattı.

Parti içinde bu tür bir açılıma karşı muhalefet olmaması garip değildir, aksine parti içinden böyle bir muhalefet beklemek saflık olacaktır. Görünen o ki, bugüne kadar laikliği kimseye bırakmayanlar dahi büyük bir vurdumduymazlıkla bu politikaları destekleyecektir.

Aslında bu sessizliği de anlamak gerek çünkü bu ülkede softalar, yobazlar sadece Kur’an Kurslarında değil, görüldüğü gibi ülkeye laikliği getiren partinin içinde bile yetişiyor.

Aslında bu durum da gayet doğal.

Nasıl ki CHP’nin kuruluş ilkelerinde, yani Altı Ok’ta devletçilik yazıyor, ama CHP bugün açıkça liberalizmi, kapitalizmi hatta emperyalizmi savunuyorsa ve de bu duruma hiçbir CHP’linin sesi çıkmıyorsa...

Atatürk

Baykal poşu açılımı

Nasıl ki CHP’nin Altı Ok’unda milliyetçilik olduğu halde bugün CHP’nin açıkça etnikçi siyaset izlemesine, Kürtçe yayını ve eğitimi desteklemesine kimse karşı çıkmıyorsa...

Aynen öyle...

Şimdi de kuruluş ilkelerinde laiklik yazan bir partinin Kur’an Kurslarını savunmasına kimse karşı çıkmıyor ve çıkmayacak da.

Çünkü aslolanın devrimcilik olmadığı, yani ilkelerin ve değerlerin önemsenmediği bir yapıdan doğru bir duruş, tutarlılık ve asgari bir namus da beklenemez.

O nedenle CHP’nin kara çarşafı savunmasına da şaşmamalı, Kur’an Kurslarını savunmasına da...

Adnan Menderes, Türk milletine seslenmiş ve “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” demişti.

Bugünkü CHP aynı yoldadır. Aynı yoldadır çünkü bilmektedirler ki, CHP bugün hilafeti önerse bile hiçbir CHP’li buna karşı çıkmayacaktır.

Laikliği de savunsa, kara çarşafı da savunsa, ABD’yi de savunsa, her koşulda oy atacak, her seferinde de “n’apalım başka seçenek yok” diyecek ama bu yaptığı koyunluğu da ilericilik olarak görecek bir taban oldukça yapmakta da haklılar.

Kur’an Kurslarının tarihi

Onlar yapmakta haklı olabilir ama bizler de saptırılan gerçekleri açıklamakta özgürüz. Kendi tabanlarının kara cehaletine güvenen Baykal ve CHP yöneticileri sonuçta özgür düşüncenin yayılmasına engel olamayacaklardır.

Madem ki Kur’an Kursu açılımı yapıyorlar o zaman biz de konuyu açalım ve enine boyuna tartışalım.

İlk sorumuz şu olmalı: Kur’an Kursu ne demektir?

Baykal Kuran kursu açılımı

Baykal’ın mantığı ile gidecek olursak, Türkiye’de tüm çocukların Kur’an Kursuna gitmesi bir zorunluluk olur. Çünkü ülkenin en laik partisinin başkanı bile dinin ailede değil de Kur’an Kursunda öğrenileceğini söylerse, sıradan vatandaş da çocuğunun dinsiz olmaması için onu Kur’an Kursuna göndermek zorunda kalır. Daha sonra, çocuğunu Kur’an Kursuna göndermeyen aileler ve çocukları da dinsiz damgası yer. Bu toplumsal baskı altında bir bakmışsınız ki herkes çocuğunu Kur’an Kursuna gönderiyor. Peki bu toplumsal ve dini baskıyı bilmemekte midir Baykal?

Kur’an Kursu, genellikle mahallelerde açılmış bulunan, bir imamın çocuklara sadece Kur’an öğrettiği, daha doğrusu bellettiği bir kurstur.

Kur’an Kursları tarihimizde var mıdır?

Yoktur.

En azından Cumhuriyet tarihimizde yoktur. İlk Kur’an Kursu 1959 yılında açılmıştır.

Kur’an Kurslarının asıl yaygınlaştığı dönem ise 1980 sonrası gericileşme dönemidir.

O halde buradan ilk sonuca varabiliriz. Kur’an Kursu açmak, Cumhuriyet idaresinin bir politikası değildir. Atatürk döneminde böylesi bir ihtiyaç duyulmamıştır.

Ama açılmaması için bir ihtiyaç hissetmiştir Atatürk. Çünkü Kur’an Kursu her ne kadar yeni olsa da aslında bir dini eğitim geleneğinin yeni biçimidir. O gelenek medrese eğitimidir.

Medreseler İslam tarihinde İslami eğitim veren kurumlardır. Bu kurumlarda Kur’an ve diğer dini bilgiler verilir. Başka bir bilgi de verilmez. Çünkü zaten Allah’ın kitabı olan Kur’anı öğrenmek insana yetecektir.

Medreseler Osmanlı tarihinde de vardır, son dönemlerde ise mektep adını alır. Mektep bugünkü anlamda okul demek değildir. Çünkü mekteplerde ağırlıklı olarak dini bilgiler verilir.

Mustafa Kemal’in tercihi medrese değil okul

Mustafa Kemal’in daha çok küçük yaşta girdiği ikilem zaten budur. Annesi onu mahalle mektebine gönderir. Mahalle mektebinin başında ise öğretmen değil hoca vardır. Hoca ise bildiğimiz imamdır. Mustafa Kemal ise bu mektebe devam etmez ve bir askeri okula gider.

Mahalle mektebi ile askeri okul arasındaki fark ise çok nettir. Askeri okul eğitimi bilime dayalı bir eğitimdir, oradaki öğretmenler de din eğitimi değil bilim eğitimi almış insanlardır. Askerlik bile bir bilim olarak ele alınır.

Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım oğlunu mahalle mektebine gönderirken tıpkı Deniz Baykal’ın mantığıyla bakıyordu: Çocuğum dinini öğrensin. Ama henüz Deniz Baykal kadar ileri gidip, çocuğun dini eğitim almasının laikliğin gereği olduğunu savunmuyordu.

Atatürk daha sonra annesi ile ilgili şunu diyecekti:

“Arkadaşlar yüzyıllardır sürüp giden zihniyetleri, adetleri ve gelenekleri kökünden çıkarıp atabilmek itiraf etmelidir ki kolay bir şey değildir. Örnek, ben kendimden bahsedeyim. Benim rahmetli anam beni terbiye ederken derdi ki ‘Padişahta ve halifede yedi evliya kuvveti var.’ Ben zaten evliyanın ne olduğunu büyük ve üzeri yeşil örtülü birtakım bezlere bakarak öğrenmek istiyordum. Herhalde büyük bir şey, manevi ve gökten inmiş bir şey aklıma gelirdi. Ve bunun yedi tanesinin kuvvetine sahip olan insan ne olacaktı? Dehşet veren bir şey! Ve böyle bir büyüklük korkusunun ve büyüklüğü belirten hakkında söz söylemek de günahtır. Annemin bana verdiği terbiye bu idi ve hiç şüphe etmem ki çoğumuzun aldığı terbiye budur. Annemin bir günahı yoktu çünkü ona da annesi aynı terbiyeyi vermişti.”

Annesinin cahilliğini bu şekilde hoşgören Atatürk haklı idi. Ama aynı cehaleti Baykal’ın savunması hoşgörülemez.

Dini değil milli eğitim

Kaldı ki Atatürk de Deniz Baykal gibi düşünmemektedir. Atatürk dini eğitimin ne demek olduğunu yaşayarak görmüş ve bir imparatorluğun nasıl yok olduğunu bizzat yaşamıştı. Zaten o nedenle laikliği benimsemişti.

Daha 1921 yılında eğitimin nasıl olması gerektiğini şöyle açıklıyordu:

“Bu savaş yılları içinde bile dikkatle hazırlanması gereken milli eğitim programları geliştirmeliyiz. Bütün eğitim sistemimizin verimli çalışacağı temelleri hazırlamalıyız. Benim inancıma göre milletimizin geri kalışında geleneksel eğitim yöntemleri en büyük etken olmuştur. Milli Eğitimden bahsettiğim zaman bütün geleneksel inançlardan, Doğudan ya da Batıdan gelen bütün yabancı etkenlerden arınmış, milli niteliğimize uyan eğitimi kastediyorum.”

Demek ki mesele dini değil, milli bir eğitimmiş!

Peki halkımız dinini öğrenmesin mi?

Bu konuda da Atatürk’e dönelim, bakalım ne diyor:

“Milletimizin, memleketimizin irfan yuvaları bir olmalıdır. Bütün memleket evladı, kadın erkek aynı şekilde oradan çıkmalıdır. Fakat nasıl ki her konuda yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekliyse, dinimizin felsefi hakikatlerini inceleyecek, anlayacak, öğrenecek, ilim ve fennine sahip olacak, seçkin ve hakiki yüce bilginleri yetiştirecek kurumlara sahip olmalıyız.”

Şimdi burada Atatürk’ün açıklamasından çok net bir gerçek çıkar, din konusunda uzmanlık da bir meslektir. Tıpkı doktor gibi, mühendis gibi, avukat gibi din adamı da kendi konusunun uzmanı olmalıdır. Ve bu uzmanlığın da okulu olmalıdır.

Yani Atatürk din bilginlerinin bile milli eğitim içinde yetiştirilmesini savunmaktadır. Üstelik din bilgini bile, kadın-erkek birlikte eğitim veren tek tip okullardan yetiştirilmelidir.

Atatürk ne diyor Baykal ne diyor?

Peki sizce bu Kur’an Kursu mudur?

Elbette hayır.

Bakın ne diyor Atatürk:

“İslam toplumunda hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dini hükümlere uygun davranmış olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini aynı ağırlıkla öğrenmeye mecburuz. Her birey, dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.”

Peki Baykal ne diyor:

“Laiklikte, herkesin dinini öğrenme özgürlüğü vardır. Dünyadaki bütün insan hakları bildirgelerinin başında herkesin din özgürlüğü, inanç özgürlüğü, dinini öğrenme ve öğretme özgürlüğü bulunur. Laiklikle din özgürlüğü arasında nasıl bir çelişki olabilir? Efendim, ‘bu yapılıyor.’ Hayır yapılmıyor. Bu laikliğe, yasaya uygun olarak yapılmıyor. Diyanet’in 6 bin 770 tane Kur’an Kursu, ama on binlerce var. Bunları çözmek için doğru bir kamu otoritesinin, merkezi otorite veya yerel yönetim otoritesi olabilir. Onun denetimi altında, doğru Kur’an yorumu ve gerçeğinin, anne babalarının izniyle, çok uygun ortamlarda, kamunun denetimi altında, şeffaf şekilde, yetkili insanların ağzından anlatılması Türkiye’nin temel problemlerinden birisidir.

“‘Atatürk’ü sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum’ diyen genç kız nereden yetişiyor? Bu konuya el atmak, görmek ve denetim altında almak zorunda değil miyiz? ‘Ya sen uğraşma bunlarla bırak Diyanet zaten bunları yapıyor’ diye devam edebilir miyiz? Başbakan’ın bu tablonun devam etmesinden hiç şikayetçi olmadığını görüyorum, ama ben şikayetçiyim, bu iyi bir tablo değil. Din eğitiminin olması gerektiği gibi verilmesini talep etmek dini siyasete alet etmek değildir. Tam tersine çarpık bir şekilde onun bunun elinde din eğitimin başka amaçlara hizmet edecek şekilde verilmesinin devam etmesini isteyenler, ya da bunu istemese de buna göz yumanlar, bunu laiklik anlayışının gereği sayanlar büyük bir yanılgı içindedir.

“Türkiye’de sorun; Kur’an-ı Kerim ile ilgili değil. Türkiye’deki sorun; hurafe sorunu. Dinin teröre, dinin siyasete alet edilmesi sorunun temelinde Kur’an-ı Kerim yoktur. Kur’an doğru anlatılmış olsa bütün bunların önüne geçmek mümkündür. Hepimizin yapması gereken doğru bir Kur’an-ı Kerim eğitimini insanlarımıza ulaştırmaktır. Türkiye’de pek çok insan kızlarını, oğullarını böyle bir ortam olmadığı için, böyle bir eğitime gönderemiyor.”

Bakın, Atatürk insanların dinini okulda öğrenmesini, kız-erkek birlikte öğrenmesini savunurken Baykal bunun yerinin Kur’an Kursları olduğunu söylemektedir.

Kısacası Atatürk milli eğitim kafasıyla bakmaktadır Baykal ise medrese kafasıyla.

Kaldı ki insana dini eğitimi kimin vereceği de laiklikte çözülmüş bir konudur.

Yine Atatürk’e dönelim:

“Bizi yanlış yola yönelten kötüler bilirsiniz ki çoğunlukla din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep Şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz ve dinleyiniz. Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, yıkıma uğratan kötülükler, hep din kisvesi altındaki küfür ve lanetlenmişlikten gelir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Oysa hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız. Artık bizim dinin gereklerini öğrenmek için, şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile bizim dinimizin esaslarını anlamaya yeterlidir.”

Demek ki neymiş, dini eğitimi çocuğa Kur’an Kursunda değil ana kucağında verecekmişiz.

Yani dini eğitim, bir kurs, mektep değil aile içi eğitim meselesidir.

Baykal gerici baskıyı savunuyor

Baykal’ın mantığı ile gidecek olursak, Türkiye’de tüm çocukların Kur’an Kursuna gitmesi bir zorunluluk olur. Çünkü ülkenin en laik partisinin başkanı bile dinin ailede değil de Kur’an Kursunda öğrenileceğini söylerse, sıradan vatandaş da çocuğunun dinsiz olmaması için onu Kur’an Kursuna göndermek zorunda kalır.

Daha sonra, çocuğunu Kur’an Kursuna göndermeyen aileler ve çocukları da dinsiz damgası yer.

Bu toplumsal baskı altında bir bakmışsınız ki herkes çocuğunu Kur’an Kursuna gönderiyor.

Peki bu toplumsal ve dini baskıyı bilmemekte midir Baykal?

Bal gibi de bilmektedir. Yıllardır ilkokullarda zorunlu din dersinin kaldırılmasını talep eden CHP değil midir?

Demek ki Milli Eğitim çatısı altında dahi zorunlu din dersi, toplumsal gericiliğe hizmet etmektedir.

Ama işin çok daha vahimi Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yok edilmesidir.

Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından açılan Kur’an Kursları doğrudan doğruya Eğitimin Birliği Yasası’nı bozmaktadır. Eğitim alanında çifte otorite oluşmuştur.

Bir yanda Kur’an Kursları, İmam Hatip Liseleri ile topluma gericilik pompalanmaktadır, diğer taraftan buna karşı çıkması gereken bir laik parti aynı sistemi savunmaktadır.

Baykal, belediyelerle Diyanet’in ortak Kur’an Kursları açmasını önermektedir. Bu akıl almaz bir yobaz girişimidir.

Baykal ülkemizde kaç belediye olduğunu biliyor mu?

Bu ülkedeki her ilçe ve belde belediyesi Diyanet İşleri Başkanlığı ile ortak Kuran Kursu açsa ne olur?

Bu belediyelerin çok büyük çoğunluğu zaten AKP’nin ve tarikatların elindedir. Ama önemli olan bu da değildir, isterse laik bir partinin elinde olsun, belediyeye eğitim görevi vermek nasıl bir anlayıştır?

Dünyanın hangi ülkesinde eğitimi belediyeler üstlenmektedir?

Şunu çok açık söyleyelim ki, CHP bugün Eğitimin Birliği Yasası’na, Milli Eğitim Yasası’na ve anayasamızın laiklik ilkesine aykırı hareket etmektedir.

Kur’an öğrenmek ihtiyaç mı?

Üstelik çocukların Kur’an öğrenmesinin bir ihtiyaç olduğunu kim tespit ediyor?

Çocuğun, adı üstünde çocuk yaşta, yani kendi mantığı ile karar veremeyecek bir yaşta, kendi iradesiyle bu kursları seçmesinin imkanı yoktur. Çocuk yaşta dinsel eğitim, o çocuğun zaten dinsel baskı altına alınması demektir.

O nedenle laik ülkelerde çocuklara hiçbir dinin eğitimi verilemez.

Çocuk ancak belli bir yaştan sonra din bilgisi dersine alınır. O derste de sadece bir din, bir kitap ve bir peygamber değil, tüm dinler, karşılaştırmalı olarak bir uygarlık tarihi dersi olarak verilir.

Yani mesele çocuğa din öğretmek değil din bilgisi vermektir. Kendi dinine ve bu dini nasıl yaşayacağına karar verecek olan çocuğun kendisidir.

Eğer bu hak çocuktan alınır ve devlet çocuğun özgür kararının arkasında durmazsa, toplumdaki gerici yapı egemen olur.

Kur’an Kursları tam da böylesi bir gerici projedir.

Mesela soralım Baykal’a, isteyen belediye İncil Kursu da açacak mı?

İnsanların İncil öğrenme ihtiyacı yok mu?

Ya da birisi dese ki ben Zerdüştüm, bu ülkede Zerdüştlük kursu da açılsın.

Ne diyeceksiniz?

Ya da birileri de Ateizm Kursları açabilecek mi?

Öyle ya insanların madem dinini öğrenmeye ihtiyacı var, dinsizliğin ne olduğunu da öğrenmeye ihtiyaçları yok mu?

Görüldüğü gibi bu kuyu tam bir gericilik kuyusudur ve dibi yoktur.

Baykal o kuyuda alçalmaktadır ama bu yolda alçalmanın da sonu yoktur.

Kafası şapkalı kafasının içi sarıklı yobaz

Bundan 70 sene evvel Mustafa Kemal bir yurt gezisine çıkar ve Türk Ocağı’nı ziyaret ederken şu tartışmalar yaşanır.

Atatürk söze girer:

“Arkadaşlar, bu konuşmalar tamamen aramızda kalacak. Bu hususta gazetelere ve herhangi bir kimseye bir şey yansıtılmayacak. Biliyorsunuz ki bir düşmanımız var. Bu düşmanın topraklarımızda gözü var. Korkumuz yok. Her zaman için onu cesaretle karşılayabilir ve bu topraklarda boğabiliriz. Bundan zerre kadar şüphemiz yoktur. Ancak sizden bir ricam var. Arkadaşlar Türk Ocakları’nın başlıca uğraş konularından biri devrimimizdir. Bu şu şekilde prensipleştirilmiştir. Eğitim ya milli olur ya dini. BiZ dini eğitimi aileye bıraktık. Milli Eğitimi de devlete aldık.

“Okullarımızda ve bütün kültür kurumlarımızda milli eğitim esas kabul edilmiştir. Tuttuğumuz yol budur: Çocuk dini eğitimini ailesinden alacaktır. Bu arada İlahiyat Fakültesi gibi dini eğitimi takviye edecek kurumlar da kurmak üzereyiz. Fakat bu zaman meselesidir. Halbuki devrimimizin tam dönüm anında topraklarımıza göz dikerek saldırmak isteyen düşmanın dini ele alarak birçok fitne ve fesatla halkı kandırmaya kalkıp türlü entrikalar çevirmekten çekinmeyeceği de muhakkaktır.”

Bu sırada Türk Ocağı delegelerinden biri söz alır:

“Paşam bu devrim yerleşmiştir. Millet bunu anlamıştır, benimsemiştir. Devrimimizin halk tabakalarına kadar her tarafta kökleşmiş olduğu muhakkkatır. Bundan emin olun Paşam!”

Bunun üzerine Atatürk şu cevabı verir:

“Arkadaşlar devrimimiz henüz yenidir. Fakat şimdi şuna emin olunuz ki, bugün başına şapka giyen, sakalını, bıyığını traş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun içindeki zihniyet hâlâ sarıklı ve sakallıdır.”

Atatürk’ün sözünü ettiği o sarıklı Baykal değil mi sizce?


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe