09.02.2009/Sayı:223
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Ali Özsoy

Hepsi Amerikancı hepsi İsrailci

Devlet Bahçeli

Deniz Baykal

Başta CHP ve MHP olmak üzere bütün muhalefet son Davos olayında Tayyip’in arkasında yer aldılar. Bahçeli ve Baykal ağız birliği etmişçesine Tayyip’e büyük bir haksızlık yapıldığını ve Tayyip’in tepkisinin haklı ve yerinde olduğunu belirttiler. Ulusalcı kesimlerin AKP’ye karşı umudu haline gelen Saadet Partisi de Tayyip’in arkasında alması gereken yeri aldı.

Tipik faşist propaganda

Davos’ta Tayyip Erdoğan ile Şimon Peres arasında yaşanan tiyatro gösterisinden sonra AKP teşkilatı birden bire bir propaganda atağına geçti.

Böylelikle kömür-patates çuvalları arasında yürüyen yerel seçim çalışmalarına bir de Davos polemikleri katıldı.

Gecenin üçünde uçakla Davos’tan Türkiye’ye gelen Tayyip, havaalanında AKP teşkilatı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin örgütlenmesiyle toplanan yaklaşık iki bin kişi tarafından karşılandı. Tayyip “Davos fatihi” olarak adlandırıldı. Sabahlara kadar metrolar ve otobüs hatları açık tutuldu. Böylelikle Tayyip için “tarihi” bir karşılama düzenlenmeye çalışıldı.

Ertesi gün Tayyip şov devam etti. Sık zırlayan karısıyla birlikte o açılış senin bu açılış benim dolaşan Tayyip yine binleri bulan bindirilmiş kıtalara seslendi.

Aslında çok açık bir gerçek vardı ortada. Tayyip Türkiye tarihinde İsrail ile en iyi ilişkiler kurmuş başbakan özelliğini hâlâ taşıyor. Hatta öyle ki, “tatsızlık” yaşadığı Peres, daha önce kendisi için “Türk lokumu” demişti. Ancak Davos’ta yaşananlar bir şekilde Tayyip’i Gazze için savaşan bir kahraman (!) haline getirdi.

Oysa AKP tam bir faşist parti gibi davranmış ve gerçekliği çarpıtıp, kitle gücüyle klasik bir propaganda savaşı başlatmıştı. İşin içyüzü biraz sağduyusu olan herkes tarafından açıkça anlaşıldı.

Davos zaten emperyalistlerin ve Siyonistlerin merkezidir. Her yıl burada emperyalizmin dünya çapındaki gündemi tartışılır çeşitli stratejiler geliştirilir. Tayyip burada açıkça önceden tezgâhlanmış bir gösteri tertiplemişti. Nitekim sonradan ortaya çıkan belgelere göre Peres ile Gazze konulu bir açık oturum isteyen Tayyip’in kendisiydi. “Moderatör” yani toplantı yöneticiyi de önceden tanımasına rağmen reddetmeyen yine Tayyip’ti. Moderatör ABD’de tanınmış bir Türk düşmanı, Ermeni ve Rum lobicisi ve İsrail yanlısıydı. Daha sonra Tayyip’in çok itiraz ettiği toplantı formatı da önceden belliydi.

Kısacası ortadan hakkı yenen Türk başbakanı değil; zorla Siyonistlerle aynı sahneye çıkan bir Tayyip gerçeği vardı. Yine bazılarının iddia ettiği gibi fatihlik de söz konusu değildi. Peres tam 25 dakika Tayyip’i azarlamış, moderatör Tayyip’i kolundan dürtmüş tüm bunların üzerine Tayyip çekip gitmek zorunda kalmıştı.

Tüm bunlara rağmen AKP ve medyası olayı büyük bir Tayyip propagandasına dönüştürebildiler. Teslimiyetçi ve Yahudi Cesaret Ödülü sahibi Tayyip gitmiş birden bire yerine büyük bir direnişçi gelmişti. Bu tipik bir faşist demagoji örneğiydi. Tarih boyunca faşist liderler vatanlarına en çok ihanet eden eylemlere imza atmakla beraber gösterişli meydan toplantılarında ve devlet eliyle yürütülen kampanyalarla kendilerini hep vatan kurtarıcı ilan etmişlerdir. Gerçeği çarpıtma ve tamamen ters yüz etmede faşistlerden iyisi yoktur.

Yaşanan bundan başka bir şey değildi. İşin ilginci Peres de İsrail’de medya tarafından Tayyip’e ağzının payını veren kahraman olarak karşılandı. Düzmece sahne her iki lidere yaramış oldu.

Helal olsun

Bu kayıkçı kavgasının dışında kalan tek güç TÜRKSOLU’dur. TÜRKSOLU daha ilk gün tüm Türkiye Davos’ta yaşananlar yüzünden çalkalanıyorken kimsenin alamadığı tavrı hemen aldı: “Atatürk duruşu değil, Yahudi Cesareti” diyen TÜRKSOLU çok net bir tahlil ile Tayyip’in ikiyüzlülüğünü, Ermeniciliğini, İsrailciliğini ve Amerikancılığını ortaya koydu. Davos’ta yaşanan olayların iç yüzünü şaşmaz bir öngörüyle ifşa etti.Davos bir tezgâhtı. Tarihin gördüğü en İsrailci ve teslimiyetçi başbakan olan Tayyip, seçimler için yüzsüzce bu tezgâhı kullandı. TÜRKSOLU bunu gördü. Daha sonra Davos’taki toplantıyla ilgili ortaya çıkan belgeler TÜRKSOLU’nu doğruladı.

Muhalefet Tayyip’e teslim

Ancak muhalefet partileri tüm bu gerçeklere rağmen faşist propaganda kampanyasının karşısında yelkenleri indirdiler. İnanılmaz bir şekilde bütün muhalefet partileri Tayyip’i kutladı. “Dik duruşunun” arkasında olduklarını söylediler.

MHP lideri Bahçeli Tayyip’in arkasında şu sözlerle durdu: “Toplantıda, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen bulunan Sayın Başbakan’a hitaben oturum yöneticisi ile İsrail Cumhurbaşkanı’nın üslup ve yaklaşımı aziz milletimizin asla kabul edemeyeceği bir küstahlık örneği olmuştur. Tartışma esnasında taşıdığı sorumluluk ve makama yönelik olarak aşağılayıcı ve nezaketsiz tavırlara maruz kalan Başbakan Erdoğan’ın aziz milletimiz adına gösterdiğini düşündüğümüz tepkileri, yöntemleri tartışılsa bile haklı, meşru ve yerindedir.”

CHP lideri Baykal yine krizin ilk günü estirilen Tayyip rüzgârlarına kapılanlardandı: “Yapılan her haksızlık bizi rencide eder. Başbakana, o panelde açıkça haksızlık yapılmıştır. Buna tepki gösterilmesi doğaldır ama Sayın Başbakan, basın toplantısında bu tepkinin moderatöre yönelik olduğunu ifade etmiştir. Sayın Perez de üzüldüğünü bildirmiştir. O açıdan bu tatsız olayın, hem Orta Doğu’daki politika hem de Türkiye-İsrail ilişkileri açısından geniş çaplı bir etkisi olmayacağı anlaşılıyor.”

Bazılarının AKP’ye karşı en büyük umut kaynağı haline gelen Saadet Partisi ise elindeki tek politika malzemesini terk edecek kadar büyük gaflete düştü ve Tayyip’in sonuna kadar arkasında olduklarını ilan etti.

Çok “ulusalcı” ve ülkücü Yeniçağ gazetesi ise adeta AKP yayın organı gibi bir hafta boyunca Tayyip yalakalığı yaptı. Daha ilk günden “Helal Olsun” manşetiyle çıkan Yeniçağ gazetesinin kendine gelmesi için bir hafta geçmesi gerekti.

Öyle bir durum oluştu ki, sanki Türkiye savaşa girmiş, Tayyip orduların komutanı cepheden cepheye koşuyor, dolayısıyla milli birlik için herkes ona destek oluyor.

Muhalefetin bu tavrı Türkiye’de yükselen Kürt-İslam faşizmine karşı hiçbir şekilde direniş merkezi olamayacaklarını, en küçük demagoji karşısında darmadağın olduklarını gösterdi.

Tam bir hafta boyunca süren bu teslimiyet havası ancak bu hafta değişmeye başladı. CHP, MHP ve Saadet Partisi art arda Tayyip’i suçladılar. Olayın iç siyaset malzemesi olarak kullanıldığına dair açıklamalar yaptılar. Ancak iş işten geçmişti. Sen bir hafta boyunca meydanı Tayyip’e bırak, hatta değirmenine su taşı sonra kalk bu işi seçim propagandasına dönüştürmeyin de.

“Ulusalcı” çapsızlık: Saadetçilikten Tayyipçiliğe, Tayyipçilikten İsrailciliğe

Davos olayı Türkiye’de ehveni şer stratejisine dayanan bir tür “ulusalcılığın” ve AKP karşıtlığının ne denli çapsız ve sonuçsuz bir muhalefet yürüttüğünü de ortaya koydu.

Davos’tan önce ulusalcı çevrelerin yeni gözdesi Saadet Partisi’ydi. Özellikle Cumhuriyet ve Yeniçağ gazeteleri her gün Saadet Partisi’nin ne kadar yükseldiğinin, AKP’nin oy kaybettiğinin, Saadet’in Filistin mitinglerinin çok başarılı geçtiğinin ve yerel seçimlerde oyların ne kadar güzel bölüneceğinin haberlerini yapıyordu.

Özellikle Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bir anket akıllara ziyan veriler taşıyordu. Bu ankete göre İstanbul’da Saadet Partisi yüzde 15’e varan oy oranına çıkmış ve AKP’nin oylarını öylesine bölmüştü ki, Kılıçdaroğlu belediye başkanı oluyordu.

AKP karşıtlığını asla ABD ve Kürt-İslam karşıtlığına dönüştüremeyen bu tür bir “ulusalcı” ve “laik” muhalefet çizgisi, yüzde 15 oy alan Saadet Partisi hayaliyle yanıp tutuşacak kadar kuyrukçu ve gerici bir noktaya geri çekilmişti.

Davos olayı aynı çevreleri bu sefer başka kutuplara savurdu. Daha bir süre önce Tayyip’i Siyonistlikle suçlayan Yeniçağ birden bire Tayyipçi kesildi.

Davos olayı Tayyip ile arasını düzeltmek isteyen ve Ergenekon sürecinde sinen pek çok çevre için iktidara yaltaklanma vesilesine dönüştü.

AKP’yi zayıflatmak adına Saadet Partisi’ni destekleyen Cumhuriyet gazetesi ise inanılmaz bir şekilde bir günde dincilerin kuyruğundan kopup, İsrail’in kuyruğuna yapıştı.

Bakkalcılar kısa süre için “fatih” oldu

Benzer bir değişim ise Şeriatçı gazetelerde gözlemlendi. Aylardır İsrailcilik yapan, Şeriatçı gazeteler birden bire Hamasçı kesildiler.

İsrail ile diplomatik ilişkileri kesmeyi, antlaşmaları iptal etmeyi veya en azından bir nota gönderilmesini savunanları Tayyip ve dinci gazeteler, toylukla ve devlet yönetmekle bakkal yönetmeyi karıştırmakla suçluyorlardı.

Peki, şimdi ne oldu? Acaba askerliğini kantincilik yaparak geçiren Tayyip birden bire tekrar bakkalcılığa mı heves saldı? Hani İsrail ile ilişki kurmamız çok önemliydi, hakem olunacaktı, Hamas da istiyordu. Tayyip sayesinde güya İsrail kendini frenliyordu.

Birden bire Şeriatçı basın Tayyip’in ne kadar onurlu ve dik duruşlu olduğunun, İsrail’in şaşkına döndüğünün propagandasını yapmaya başladı. Hatta öyle ki, yıllarca Atatürk’e, İnönü’ye ve Nasır’a hakaret edenler; Tayyip’i sözde dik duruşuyla bu liderlere benzettiler.

Yaşananlar Şeriatçıların ne kadar kimliksiz ve kişiliksiz olduğunu gösteriyor. Seçim çalışmaları için Tayyip’ten anti-siyonist ve anti-emperyalist bir kahraman yaratmaya çalışan Şeriatçılar o kadar zavallı ve işbirlikçi bir geleneğin takipçileri ki; örnek alınacak liderleri bile bizim geleneğimizden seçiyorlar. Hani Vahdettin sizin için kahramandı. Kral Abdullah’ı çok seviyordunuz. Neden Tayyip’i Atatürk’e benzetiyorsunuz ki? Vahdettin’e benzetin. Nasır’a değil Kral Abdullah’a benzetin.

Gerçekten de Şeriatçılar kendi gelenekleri içinden emperyalizme, Batı’ya ve İsrail’e karşı direnmiş, ulusunu savunmuş tek bir isim bulamazlar. Tayyip’in de ömrü boyunca bu çizgide tek bir eylemi veya sözü yoktur. Bunlar devrimci ve Atatürkçü gençliğe karşı Kanlı Pazarları tezgâhlayan, ABD’nin 6. Filosu’na secde eden bir tür “Müslümanlığın” yarattığı garabetlerdir. Sadece takiye ve halkın desteğini almak için bile olsa bizim geleneğimize el atmak zorunda kalıyorlar.

Nitekim Tayyip’in ve dinci basının efelenmesi çok uzun sürmedi. Tayyip tavrının İsrail’e ve Peres’e karşı olmadığını hemen açıkladı. Tayyip moderatöre çok kızmıştı. Yoksa İsrail’e saygısı sonsuzdu. Demek ki Tayyip’in davası Filistin veya Türk davası değil, moderatör davasıydı.

Kısa sürede tekrar fetih edebiyatından bakkal edebiyatına geri dönen dinciler yine devlet yönetmenin ciddiyetinden ahkâm kesmeye başladılar. İsrail ile ilişkilerin ne olacağı ve Davos’un somut bir sonucu olup olmayacağı sorusuna karşı iktidar sözcüsü Cemil Çiçek iki ülkenin derin çıkar ilişkileri olduğunu, anlaşmaların iptal edilemeyeceğini, ilişkilerin askıya alınmasının söz konusu bile olmadığını açıkladı.

Abdullah ve Tayyip ise hemen hemen her gün Yahudileri ne kadar çok sevdiklerini, İsrail düşmanı olmadıklarını, İsrail ile ilişkilerin derin olduğunu açıklamaya başladılar.

Tüm yaşananlar en az muhalefet kadar AKP cephesinin de kıvırttığını gösterdi. Anti-Amerikancı ve anti-İsrailci gözükmemek için ellerinden gelen her şeyi yapan iktidar ve muhalefet cepheleri mide bulandırıcı cambazlıklar sergilediler.

Kısacası ne bakkallıktan ne de fatihlikten bahsedemeyiz. Bakkallara yazık. Bakkal kendi dükkânına ve emeğine sahip çıkar. Bunlar Türkiye’yi bakkal dükkânı gibi yönetseler en azından ülkemizi talan ettirmez, çıkarlarını ve onurunu savunurlardı. AKP ve Tayyip’e yakışan tek meslek hokkabazlık…

Açık oturumda küplere binen Tayyip’in devletin başbakanı olarak İsrail’e karşı en küçük bir tavır almaması, kısa bir protesto notası bile geçmemesi tüm dünyada dalga konusu oldu. Dış basına göre Davos’ta devam eden diğer panellerde Tayyip espri konusu oldu. “Doing Erdoğan” yani “Erdoğancılık yapmak” deyiminin diğer konuşmacılar arasında yaygınlaştığı, Tayyip’in sahte şovunun tiye alındığı ortaya çıktı. Ne yazık ki, Tayyip bazılarının iddia ettiği gibi Türkiye’nin onurunu savunmuyor, tersine çiğnetmeye devam ediyor.

ABD’ye karşı çıkamayan ya Tayyipçi ya İsrailci olur

AKP’nin kıvraklığını aratmayan benzer bir değişiklik CHP cephesinde de yaşandı. Estirilen rüzgârlara kapılıp Tayyip’i destekleyen CHP’liler, bu sefer estirilen Amerikancı rüzgârlara kapılıp birden bire İsrail’in ne kadar önemli olduğunu, Yahudi lobisinin artık bize kızdığını hatırladılar.

CHP’li Öymen yaptığı açıklamada Türkiye’nin “medeni dünyadan” koparıldığını ileri sürdü: “İsrail’in saldırısı insanlık dışı ama bunu kınayacağım derken bir terör örgütü sözcüsü gibi savunursanız dünyada beş paralık itibarınız kalmaz. Bu kadarını yapamazsınız. Türkiye’nin prestijini zedelediniz. Diplomaside böyle bir üslup yok. Türkiye bundan böyle arabulucu olma çözüme katkıda bulunma şansını kaybetti.”

Diğer yandan Baykal, Tayyip’e Gazze’yi bombalayan İsrail jetlerinin AKP’nin onayıyla Konya’da eğitilip eğitilmediğini sordu.

Devlet Bahçeli ise ABD’deki Yahudi Lobisinin artık Ermenileri destekleyebileceğini belirterek Tayyip’i uyardı.

Yine aynı Devlet Bahçeli, Tayyip’i sadece Hamas konusunda değil, Türkiye’nin ulusal çıkarları konusunda da dik durması konusunda uyardı.

İki partinin silik ve yönsüz tavırları o kadar göze batıyor ki! Bir yandan AKP’nin arasını ABD’yle ve İsrail ile açmaya çalışıyorlar. Kendi siyasi geleceklerini ABD’nin AKP’den vazgeçmesi olasılığına bağlıyorlar. Diğer yandan tıpkı Tayyip gibi ucuz siyaset yapıp AKP’yi İsrail ile ilişkileri kesememek ile suçluyorlar. AKP’liler de doğal olarak CHP ve MHP’ye “sanki siz iktidardayken kestiniz mi” diye çıkışıyorlar.

Diğer yandan gecikmeli olarak tekrar AKP’ye yüklenen ve İsrail-AKP ilişkilerini hatırlatan Saadet Partilere de yine AKP’liler Erbakan’ın İsrail ile imzaladığı antlaşmaları hatırlattılar.

Olaya Silivri’den maydanoz olan Doğu Perinçek ise hiç utanmadan İsrailcilik yaptı ve Tayyip’in Davos’ta Türk devletini ve Türkiye’yi rezil ettiğini savundu.

Kimbilir belki de kendini “Lozan fatihi” ilan eden Perinçek, kendini “Davos fatihi” ilan eden Tayyip’i kıskanmıştır. Veya açık oturumlarda kavga çıkarma, küfür etme, rezalet yaratma konusunda kendine bir rakip çıktığını düşünmüş ve telaşlanmış da olabilir.

Kısacası tüm partiler İsrailcilik ve Amerikancılık konusunda yıllarca birbiriyle yarıştıkları için, birbirini eleştirirken son derece doğru şeyler söylediler.

İşin püf noktası şu; Türkiye’de halk ABD ve İsrail’e düşmandır. Tüm partiler ise ABD ve İsrail’den Allah gibi korkarlar. Ama oy almak için halkın duruşunu dikkate almak zorundadırlar.

Dolayısıyla ortada kepaze bir oyun sergilenmektedir. ABD ve İsrail’e doğrudan karşı çıkamadığı için muhalefet ya Tayyipçi ya da İsrailci olmak zorunda kalıyor. Bir taraftan ABD’ye yaranmak için AKP’yi Batı karşıtı (!) diye eleştiriyorlar, diğer yandan halktan oy almak için AKP’yi İsrailci olmakla suçluyorlar.

AKP ise tenceresinin dibi en kara olan parti olarak hem tarihin en teslimiyetçi, en İsrailci ve en Amerikancı politikalarını yürütüyor, hem de Yahudi düşmanlığını körükleyerek oy kazanmaya çalışıyor.

Tek karşı ses TÜRKSOLU

Bu kayıkçı kavgasının dışında kalan tek güç TÜRKSOLU’dur. TÜRKSOLU daha ilk gün tüm Türkiye Davos’ta yaşananlar yüzünden çalkalanıyorken kimsenin alamadığı tavrı hemen aldı: “Atatürk duruşu değil, Yahudi Cesareti” diyen TÜRKSOLU çok net bir tahlil ile Tayyip’in ikiyüzlülüğünü, Ermeniciliğini, İsrailciliğini ve Amerikancılığını ortaya koydu. Davos’ta yaşanan olayların iç yüzünü şaşmaz bir öngörüyle ifşa etti.

Davos bir tezgâhtı. Tarihin gördüğü en İsrailci ve teslimiyetçi başbakan olan Tayyip, seçimler için yüzsüzce bu tezgâhı kullandı. TÜRKSOLU bunu gördü. Daha sonra Davos’taki toplantıyla ilgili ortaya çıkan belgeler TÜRKSOLU’nu doğruladı. Bir hafta sonra Tayyip’i eleştirmeyi aklına getirenler TÜRKSOLU’nun yazdıklarını bire bir tekrarladılar.

Diğer bütün muhalefet partileri ve gazeteler Davos konusunda yollarını şaşırdılar. Şimdi de oy kaptırmak derdiyle çırpınıyorlar. Bir İsrail’e sahip çıkıyorlar bir Tayyip’e… Çünkü tıpkı AKP gibi onlar da ABD’ye ve İsrail’e düşmanlık yapmadan siyaset yapmaya mahkûmdurlar. Bu yüzden aldıkları her tavır Kürt-İslam faşizmini güçlendirmektedirler. Kürt-İslam’ın istediği tarzda muhalefet yapmakta ve sisteme uymaktadırlar.

Türkiye’de halk ise tam tersine ABD ve Batı karşıtlığı istemektedir. Milliyetçi tavır istemektedir. Türkiye’de siyasetin çıkmazı budur. TÜRKSOLU bu çıkmazı aşacak tek odak olduğunu son krizde yine gösterdi.

Çözüm hem ABD’ye, hem İsrail’e, hem Batı’ya, hem Kürt-İslam’a hem de AKP’ye aynı anda ve taviz vermeden karşı çıkmaktır.

O kadar yalın ve basit bir siyaset ki bu. Sadece Türk olmayı ve sol olmayı gerektiriyor.

Aksi takdirde rezil olmaktan ve kıvırtmaktan başka bir yol yok.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe