İkiyüzlü olan İsrail mi, işbirlikçi Arap liderler mi?
Filistin halkı Arap ulusunun bölünmüşlüğünün bedelini son İsrail savaşında çok ağır ödedi. Ateşkes ilan edildiğinde Gazze tanınmayacak hale gelmiş, emperyalizmin Arapları bölmek için bir bıçak gibi Ortadoğu’ya yerleştirdiği yapay devlet İsrail, tüm dünyanın gözleri önünde iki hafta içinde bir soykırım gerçekleştirmişti. BM insan hakları özel raportörü Richard Falk’ın da belirttiği gibi İsrail, sivil halkın savaş bölgesinden çıkmasına izin vermeyerek, bilinçli olarak katliamın boyutlarının artmasına neden olmu?tu.
İsrail belki de bu savaş sırasında tarihinde hiç olmadığı kadar rahattı. Çünkü Filistin halkı bu kez hiç olmadığı kadar yalnızdı. Hatta Filistin halkına destek vermek için Kuveyt’te toplanan Arap Liderler Zirvesi’ne Filistin’e verilecek destek değil, işbirlikçi Arap liderlerin karşılıklı olarak birbirlerini suçlaması damgasını vuruyordu. Mısır’ın işbirlikçi Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, suçlama konusunda o kadar ileri gidiyordu ki, bırakın Filistinlilere destek vermeyi, “Hamas’ın ateşkesi uzatmayı reddederek İsrail işgalini davet ettiğini” iddia ederek yaşanan katliamın tüm sorumluluğunu Hamas’ın üzerine yıkıyordu.
Küba, Bolivya ve Venezüella gibi sosyalist ülkelerinin dışında bütün dünyanın üç maymunları oynaması, üç maymun rolü oynamaktan sıkılanların ise İsrail’in katliamını meşru müdaafa olarak nitelemesi, son savaşta İsrail’in daha da pervasızlaşmasının önünü açtı. Ortam bu kadar uygun olunca geriye bir tek çok önceden planlanan bu katliamı gerçekleştirmek kaldı. Önceden planlanan diyoruz, çünkü İsrail Ordusu Başhahamı Tuğgeneral Avi Ronzki tarafından Gazze’ye operasyona giden askerlere dağıtılan bir kitapçık katliamın çok önceden planlandığını ve askerlerin buna göre şartlandırıldığını gösteriyor. “Gidin Kavgamı Verin: Savaş Sırasında Askerler ve Komutanlar İçin Günlük Çalışma Kitabı” adlı kitapçıkta vahşetin bazen iyi bir özellik olduğu, sivillerin korunmasını öngören uluslararası hukukun gerektiğinde gözardı edilebileceği, acımasız bir düşmana (!) merhamet gösterenlerin saf ve dürüst askerlere ihanet etmiş olacağı gibi ifadeler yer alıyor. Yani İsrail askerleri aslında kendilerine verilen emirleri yerine getiriyorlar.
İsrail son katliamında savaş suçu adına ne varsa hiç çekinmeden hepsini işledi, uluslararası hukuk diye bir şey varsa onu da tarihe gömdü. BM binalarına saldırı, hastanelere ve tapınaklara saldırı, yasaklanmış silahların kullanımı... İsrail ordusunun sivilleri öldürerek savaş suçu işlemesi bir yana, sivilleri öldürürken kullandığı silahlar bile başlı başına (hâlâ varsa) Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanmasını gerektiyor. Örneğin İsrail son savaşta bol miktarda beyaz fosfor kullandı. Peki nedir bu beyaz fosfor? Beyaz fosfor düşman güçlerinin görüşünü azaltmak ve duman perdesi oluşturmak için açık cephelerde kullanılan bir silah. 1980 konvansiyonel silahlar konvansiyonuna göre sivil yerleşim alanlarında kullanılması yasak. Beyaz fosfor insan cildine yapışan ve yapıştığında kemiklere kadar tüm deriyi yakıp kavuran bir madde. Solunması ise ölümle sonuçlanıyor. Ölmeyip sağ kurtulanları ise son derece acı veren uzun bir iyileşme süreci bekliyor.
İsrail ordusu ilk başlarda Gazze harekatında kullanılan tüm silahların yasal olduğunu iddia ediyordu. Ancak BM okuluna düzenlenen saldırının video görüntüleri, hastaneye kaldırılan onlarca Filistinli yaralıdaki fosfor yanığı izleri ve ABD menşeli mühimmat üzerindeki seri numaralarının fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İgal Palmor, beyaz fosfor kullanıldıklarını doğruluyor ama beyaz fosfor içeren silahlar kullanmasının yasadışı olmadığını iddia ediyor. Gerekçesi ise hayli ilginç: “ABD de Irak’ta bu silahı kullandı.” Yani tam bir bozacının şahidi şıracı durumu. İsrail katliam yapıyor ve sonra masum olduğunun tanığı olarak dünyanın en büyük katliamcısını gösteriyor. Aslında İsrail topu ABD’ye atarak son derece akıllı bir dış politika izliyor. “Gücünüz yetiyorsa beni değil, ABD’yi suçlayın” diyor ve işbirlikçi iktidarların sesi bu noktadan sonra kesiliyor.
İsrail hükümeti ise tüm bu yaşananların ardından utanmazca timsah gözyaşları döküyor. Yaşanan tüm bu katliamın baş sorumlusu olan İsrail Başbakanı Ehud Olmert, İsrail’in Kanal 10 televizyonunun canlı yayınına çıkmadan hemen önce 8 çocuğundan 3’ünün katledildiğini öğrenen bir babanın feryadını izlerken kendisinin de gözyaşlarına boğulduğunu söyleyerek hâlâ insani bir yanının kaldığını kanıtlamaya çalışıyor: “Onu görünce ağladım. Kim ağlamadı ki? Nasıl ağlamazsınız? Savaşı kazandığınız zaman, karşınızdaki sizden daha fazla zarar görür. Ne isterdiniz, yüzlerce askerimizin ölmesini mi?”
Peki çocukları katledilen babanın feryadı karşısında ağladığını söyleyen Olmert’in yaptığı ilk icraat ne oluyor? Gazze operasyonu sırasında savaş suçu işlemekle suçlanan askerleri savunmak üzere bir avukat ekibi kurmak. Yani Olmert hem yaşananlardan dolayı çok üzüntü duyduğunu söylüyor, hem de kendisini bu derin üzüntülere koyan kişileri adalete teslim etmemek için elinden geleni yapıyor. Üstelik İsrail’in Savaş Suçları Mahkemesi’ni tanımadığı da düşünüldüğünde yaşanan katliamının sorumlularının yargı karşısına çıkmaları gerçekten olanaksız.
Filistin halkının işi, son yaşananların da gösterdiği üzere gerçekten zor. Kendilerine somut olarak destek verenler kendilerinden binlerce kilometre uzaklıktaki sosyalist ülkeler. Hem Chavez hem de Morales ellerinden gelen her şeyi yapsalar da bu İsrail’i durdurmaya yetmiyor. Filistin’in yanı başındaki Arap ülkelerinin liderleri Chavez ya da Morales’in yarısı kadar bile cesur olsalardı İsrail böyle bir katliama girişmeye cesaret edemezdi. Filistin’e bol sıfırlı çekler ya da yardımlar göndermek kolay. Ancak bu ölenleri geri getirmeye yetmiyor. Olmert’in ikiyüzlülüğünden çok daha fazlasını aslında işbirlikçi Arap liderler yapıyor.
|