Arama: 
27.01.2003/Sayı:22
Anasayfa

abonelik
 
Atatürk Deniz Che
Kapak  

Ahmet AltanTAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

İkinci Cumhuriyetçinin
FAŞİST YÜZÜ

Ahmet Altan Atatürkçü gençlerin ağır hapsini istiyor

Yazıişleri müdürümüz Aydın Yağmur ve yazarlarımız Özgür Billur, Güneş Ayas ve Birtan Ürün Türkiye’nin son yıllarda tanık olduğu en ilginç davalardan biriyle karşı karşıya.

Ahmet Altan’ın avukatları Ergin Cinmen ve Bahri Belen yaşları 20-25 arasında değişen TÜRKSOLU yazarlarını TCK’nın 547, 311 ve 312. maddelerine muhalefet suçlamasıyla hapse attırmak için harekete geçmiş bulunuyor.

Altan ve avukatları suç duyurusunda yazarlarımızın ağır ceza mahkemesinde yargılanmalarını talep ediyor.

Durmadan Türk hukuk sisteminin antidemokratik olduğunu iddia eden, 312’nin kalkmasını talep eden ve yıllardır savcıların karşısında mazlum rolünü oynayan Altan ve avukatları şimdi bambaşka bir görünümle karşımızda.

Antidemokratik olmakla suçladıkları savcıları şimdi tersine Atatürkçü gençlere dava açmamakla suçluyorlar ve kendilerince savcı görevini üstleniyorlar. Yazarlarımızın yargılanması için ise bildik bileli karşı oldukları 312. maddeye başvuruyorlar.

Altan ve İkinci Cumhuriyetçi destekçileri Atatürkçü gençlere yönelik linç kampanyasını bu suç duyurusuyla daha da ilerletiyorlar. İkinci Cumhuriyetçiler artık Atatürkçü gençlere faşist yöntemlerle saldırmaya başlıyor. 12 Eylül’den beri kullanılmayan yöntemler İkinci Cumhuriyetçilerin elinde yeniden hayat buluyor.

Zafer TemoçinSuç duyurusu Atatürkçü gençlere linç girişiminin devamı

Altan’ın öfkesi iki ay öncesine dayanıyor. İki ay önce Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu’na (ADKF) bağlı Atatürkçü gençler İstanbul Üniversitesi’nde Ahmet Altan’a karşı bir yumurtalı protesto gösterisi düzenlemişti. Ahmet Altan ise bu tür gösterilerde adet olmayan bir tarzda koşa koşa üniversiteden kaçmış ve programını iptal etmişti. Atatürkçü gençlerin Türk ve Atatürk düşmanı Ahmet Altan’ı yumurtalayarak protesto etmesi vatandaşlar arasında coşkuyla karşılanmış ve büromuzu arayan çok sayıda vatandaş Atatürkçü gençleri tebrik etmişti.

Bu protestodan memnun olmayanlar da hemen harekete geçmişti. Türk basınında yuvalanmış İkinci Cumhuriyetçi zevat, Atatürkçü gençlere karşı bir linç kampanyası başlattı. Atatürkçü kulüp ve derneklerin kapatılmasını talep etmekten, polis ve savcılığı göreve çağırmaya kadar varan bir linç kampanyasıydı bu.

İşin ilginç yanı, Atatürkçü genç avına çıkan ve bizim bir şekilde cezalandırılmamız için savcıyı ve polisi göreve çağıranların hemen hemen hepsi “demokrasi savaşçılarıydı”. Fakat bu son girişimleri verdikleri “demokrasi” mücadelesinin gerçekte neyi amaçladığını açıkça ortaya çıkardı.

Önce Atatürkçü gençlere saldırgan, çapulcu diye küfür etmek, ardından Atatürkçü derneklerin ve kulüplerin kapatılmasını istemek, sonra gazete sayfalarında açık açık ihbarcılık, ardından Mehmet Altan ve asistanı kanalıyla defalarca İstanbul Üniversitesi yönetimiyle görüşerek, yalan ifadeler hazırlayarak ve Üniversite’ye baskı yaparak soruşturma açtırmak, diktatör dedikleri İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu’ndan derhal gençlere gereken cezanın verilmesini talep etmek ve en sonunda da Atatürkçü gençleri ağır hapse mahkum ettirmek için suç duyurusunda bulunmak...

İşte onların savunduğu İkinci Cumhuriyet “demokrasisi” veya gerçek adıyla İkinci Cumhuriyet faşizmi!

20 yaşında gençlere 312’den dava

Savcılık suç duyurusunu kabul ederse Türkiye’de ilk defa 20 yaşlarındaki üniversite öğrencilerine 311 ve 312’den dava açılacak. Hele hele büyük bir sürpriz olur da dava, yazarlarımız aleyhine sonuçlanırsa Atatürkçü gençler 5 yıla kadar ağır hapis cezası çekebilecek.

Böyle bir davayı açanlar ise ne İkinci Cumhuriyetçilerin faşist ve otoriter bulduğu yargı kurumları, ne de Ordu; tersine Türkiye’de “faşizme” karşı mücadele ettiğini iddia eden “demokrasi kahramanları”.

İkinci Cumhuriyetçiler öyle faşist bir ruh hali içinde ki, suç duyurusunu protestoya katılan gençlere bile değil de protestoyla alakası olmayan TÜRKSOLU yazarlarına yöneltiyorlar. Şeriatçı ve bölücüler sözkonusu olunca düşünce suçlarına karşı en ön safta mücadele edenler Atatürkçülere karşı bir düşünce suçunu ileri sürerek ve hem de Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtırmaya çalışıyorlar.

Suç duyurusunun sahibi Ahmet Altan;

Demokrasi cephesinin muhalif demokratı.

Suç duyurusunu kaleme alan ise sivil toplum hareketi lideri;

“Sürekli Aydınlık” eylemlerini organize eden avukat Ergin Cinmen.

Peki talepleri ne?

-TÜRKSOLU gazetesinin kapatılması.

-Atatürkçü gençlerin ağır ceza mahkemesinde yargılanarak ağır hapse mahkum edilmesi.

Gazete kapatmak, 20 yaşındaki gençleri düşünceleri ve inançları yüzünden hapse attırmak bize 12 Eylülcüleri hatırlatıyor ve bugün 12 Eylül’ün yarattığı İkinci Cumhuriyetçiler aynen 12 Eylül’ün kullandığı yöntemlerle Atatürkçülere, devrimcilere saldırıyor.

Ahmet Altan’ın kitaplarını okuyanlar hırsız olduklarını söylüyorHırsızlık suç değil, Atatürkçülük suç

Altan ve avukatları yazarlarımızın Tayyip Erdoğan ve Necmettin Erbakan gibilerin yargılandığı 312. maddeden yargılanmasını talep ediyorlar.

Oysa ki İkinci Cumhuriyetçilerin son birkaç yılda neler talep ettiklerini hatırlamak yerinde olur.

“312. madde değişsin, Tayyip Erdoğan ve Necmettin Erbakan gibiler yargılanamasın.”

“TÜSİAD üyesi işadamları kelepçelenmesin, hapis yatmasın, eğer hırsızlık yaptıysa para cezası ödesin”

“Apo affedilsin”

“159. madde kalksın, Türklüğe küfretmek serbest olsun, Altanlar rahat rahat Türklüğe küfredebilsinler.”

“Atatürk’ü koruma kanunu kalksın, bu kişiye özel kanundur, demokrasiye aykırıdır isteyen Atatürk’e istediğini söyleyebilsin.”

Son birkaç yıldır İkinci Cumhuriyetçilerin çıkarttığı bunca patırtı işte bu birkaç talepten ibarettir. Bu talepleri yerine getirmediği, şeriatçı ve İkinci Cumhuriyetçilere imtiyaz tanımadığı için tüm devlet kurumları faşist ilan edilmiştir. Oysa bu devlet kurumlarının 20 yaşındaki gençlere yapmadığını tutup Ahmet Altanlar yapmıştır. “Faşist” ilan ettikleri savcıların bile aklına gelmeyen, İkinci Cumhuriyetçilerin aklına gelmiş ve Atatürkçü gençler 312. maddeye muhalefetle suçlanmıştır.

Ahmet Altan ve avukatlarına göre Atatürkçü gençler 312’de belirtildiği gibi Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen bir suçu övmüş ve halkı da kanunlara uymamaya tahrik etmiştir. Suç olduğu iddia edilense, Türklüğe ve Atatürk’e küfreden Ahmet Altan’ı demokratik yollarla protesto etmektir. Oysa TCK’da böyle bir suç tanımlanmamıştır. Ortada bir suç varsa, bu, Atatürkçü gençlerin demokratik protesto hakkını kullanması değil, Ahmet Altan’ın Atatürk düşmanlığı ve ırkçılığa varan Türk düşmanlığıdır.

Zaten Altan bu suçlardan dolayı defalarca yargılanmıştır. Altan’ın davalarının düşünce suçuyla en ufak bir ilgisi yoktur. Bu davalar ya ahlaksızlık ve porno yayın, ya da Atatürk’e ve Ordu’ya hakaretten açılmıştır.

İlla “suçun işlenmesini övmek ve tahrik etmek”ten söz edilecekse bunun en güzel örneği son hafta meydana gelen Alanya’daki hırsızlık olayıdır. Mağazadan elektrik süpürgesi çalan iki kadın bunu Ahmet Altan’ın “Aldatmak” romanına özenerek yaptıklarını itiraf etmişlerdir. Yani Ahmet Altan yayın yoluyla hırsızlık suçunu övmüş sonra da vatandaşları hırsızlığa teşvik etmiştir. Zaten hırsızlığa esin kaynağı olan kitabın kendisi bile bir hırsızlığın ürünüdür. (“Aldatmak” romanının Arthur Hailey’in “Tekerlerler”inden fazlasıyla “esinlendiğini” Fatih Altaylı ortaya çıkarmıştı.)

Ne var ki hırsızlığı değil ama Atatürkçülüğü suç sayarak gençler hakkında ağır hapis istemiyle suç duyurusunda bulunulmuştur.

 
Altanlar öğrencilerin cezalandırılması için
İstanbul Üniversitesi’ne baskı yapıyor

TÜRKSOLU yazarlarının üniversite öğrencisi olduğunu öğrenen Altan ailesi protestonun ardından İstanbul Üniversitesi’nde kapı kapı gezmeye başladı. Yıllardır diktatör ve demokrasi düşmanı dedikleri Alemdaroğlu’ndan Atatürkçü gençleri derhal cezalandırmasını talep ettiler. Talep etmekle kalmadılar, öğrencilerin cezalandırılması için okul yönetimine baskı yapmaya kalktılar.

Ahmet Altan’ın üniversitedeki hukuki işlemlerini kardeşi Mehmet Altan takip etti. Mehmet Altan kardeşi için defalarca İktisat Fakültesi yönetimine çıkarak gençlere ceza verilmesi yönünde baskı yaptı. Tarafsız olması gereken bir öğretim üyesinin öğrencilerinin ceza görmesi için yönetime baskı yapması bugüne kadar görülmüş şey değildi. Darbeci Ferman Demirkol’un yapmadığını demokrat Mehmet Altan yapıyordu.

Üstelik cezalandırılması istenen, protestoya katılan öğrenciler de değildi. Protestoyla alakası olmayan öğrenciler sırf yazı yazdıkları için okullarına şikayet edildiler.

Tüm bunlar bir yana Ahmet Altan’ın aracılar eliyle Üniversite’ye başvurması ve baskı yapması bu ailenin ne kadar demokrat olduğunu ortaya koyuyordu. Türkiye’de şikayeti olan mahkemeye başvurur. Üniversite dışından birisinin öğrencilerin öğretim hayatını bitirmek amacıyla üniversite üzerinde baskı oluşturmaya hakkı yoktur.

Daha da gülünç olanı Ahmet Altan’ın işlerini M. Altan’ın asistanı Murat Çetin’in takip etmesiydi. Ahmet Altan’a özenen Murat Çetin yazarlarımıza soruşturma açılmasını talep eden dilekçesinde önce edebi ve acıklı bir dille protestoyu anlatıyor, sonra da okulunu, hocalarını ve mesleğini ne kadar da çok sevdiğinden bahsediyor. Yazdığı komik metin, dilekçeden çok bir iş başvurusuna benzeyen Murat Çetin anlaşılan Hocası Mehmet Altan’ın gözüne girmek istemiş. Bunun için üstüne vazife olmayan bir işe bulaşıvermiş.

Aynı dilekçede ADKF’li gençlerden çok korktuğunu da ifade ediyor. Bunun çok yersiz bir kaygı olduğunu da belirtmek gerek. Zira Murat Çetin’in dilekçelerinin gönderildiği makam dahil herkesi güldürmekten başka bir etkisi yok.

Atatürk düşmanının 12 Eylül Atatürkçülüğü

İşin daha da komik tarafı ömrü boyunca Atatürk’e küfreden ve bu yüzden hakkında açılmış birçok dava olan Ahmet Altan’ın Atatürk’e hakareti düzenleyen 5816 sayılı yasayı da suç duyurusuna eklemiş olmasıdır.

Şöyle denmektedir: “Dünyaca tanınmış olan bir Türk yazarına Atatürkçülük adına saldırmak Atatürk aleyhine işlenen suçlar kapsamındadır”

Öncelikle anlayamadığımız bu ifadedeki “Türk yazarı” tanımlamasıdır. Çünkü Altan’ın ömrü Türklerin aşağılanmasına ve kendisinin Türk olmadığının kanıtlanmasına adanmıştır. Ama Altan tipik bir 12 Eylül aydınıdır. Bu yüzden de Fransa’da Türkleri aşağılayıp kendisinin Batılı olduğunu iddia ederken, Türk mahkemesinde birden Türk yazarı olduğunu hatırlamaktadır.

İkincisi, Altan defalarca Atatürk’e hakaretten yargılanmıştırtır. Böyle bir dava açması en hafifinden yüzsüzlüktür.

Ayrıca Altan ve avukatları Atatürkçülüğün ne olduğunu belirleme tekelinin kendi ellerinde olduğunu savunmaktadır. Bu, Kenan Evren Atatürkçülüğünden farksızdır. Altan Atatürkçüleri “Atatürkçülüğe zarar verdiği” gerekçesiyle yok etmeyi anlaşılan Kenan Evren’den öğrenmiştir. Böylece bizim Atatürkçü olamayacağımız söylenerek aslında gazetelerde İkinci Cumhuriyetçi zevatın yaptığı “ADK ve ADD’ler kapatılsın çağrısı” tekrarlanmaktadır. Onlara göre savcı derhal harekete geçmeli ve Atatürkçü örgütlenmeleri kapatmalıdır. Çünkü Atatürkçülük anlayışları Altanların hiç hoşuna gitmemektedir.

İkinci Cumhuriyet rejimi: Kendilerine imtiyaz, Atatürkçüye saldırı

İkinci Cumhuriyetçilerin nasıl bir düzen istedikleri bu süreçte açıkça ortaya çıkmıştır. İkinci Cumhuriyet dedikleri düzende TÜSİAD, bölücüler, şeriatçılar, Türk ve Atatürk düşmanı aydınlar ve gazeteciler düzenin imtiyazlı kişilerini oluştururlar. Bunlar oligarşik bir karakter taşırlar, onlara dokunmak mümkün değildir. Onlar hiçbir yasayla bağlı değildir. Türklüğe ve Atatürk’e küfretmekten vatan hainliğine kadar onlar için her şey serbesttir.

Atatürkçü, devrimci ve milliyetçi insanlara ise asla söz hakkı tanınmayacaktır. Hiçbir gazetede, hiçbir televizyon kanalında görüşlerini yaymalarına izin verilmeyecektir. Hatta Atatürkçülük başlı başına bir “suç” sayıldığından İkinci Cumhuriyet gazetelerinin yazarlarına “Atatürkçülük suçunu överek halkı suça teşvik etmek de” yasaklanacaktır. Yani İkinci Cumhuriyet düzeninde 312’nin en âlâsı vardır.

Tüm Atatürkçü örgütlenmeler dağıtılacak. Atatürk ismini kullanmak İkinci Cumhuriyetçilerin iznine tabi olacaktır. Bu yasaklara uymayanlar ise ağır hapisle yargılanacak ve hapislerde çürüyecektir.

İkinci Cumhuriyetçiliğin öngördüğü rejim faşizmdir

Bu Ahmet Altanların ve tüm İkinci Cumhuriyetçilerin kurmak istedikleri düzendir ve kime sorarsanız sorun bu düzenin adı faşizmden başka bir şey değildir. Şu an iktidarda değilken bunları düşünenlerin bir de iktidarı alsa neler yapacaklarını varın siz düşünün.

İkinci Cumhuriyet bir programın adıdır. Bu programın kökleri Atatürk’ün ölümünden sonra iktidara yerleşen Yeni Tanzimatçılardadır. Bir program haline gelip toplumun önüne çıkması ise ancak 12 Eylül sayesinde mümkün olabilmiştir. 12 Eylül Atatürkçüleri ezdiği için Ahmet Altanlar ortaya çıkabilmiştir. Önce Atatürkçüler ezilmiş, siyaset ve fikir dünyasının dışına itilmiş, meydan temizlenmiş, sonra da meydanı boş bulan İkinci Cumhuriyetçiler bu boşluğu doldurmuşlardır.

Ama yine de Kuvayı Milliye ruhu yok edilemediği için bir İkinci Cumhuriyet rejimine ihtiyaç duyulmuştur.

Bu rejim Atatürk’le birlikte kazandığımız ne varsa yok edecektir. Bu rejimin tek dostu emperyalist devletlerdir. Türk halkının en nefret ettiği kesim de bu İkinci Cumhuriyetçilerdir. Çünkü hem Batı ajanlığı yapıp millete küfrederler hem de Batının istekleri doğrultusunda halkın her geçen gün yoksulluğa itildiği bir düzenin bekçiliğini yaparlar.

Halka yol gösterenler, Atatürkçü aydınlar, öğretim üyeleri bunların amansız düşmanıdır. Bu rejimde onlara yer yoktur. Gerekirse öldürüleceklerdir. Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu...

Duraksamadan söyleyelim, bunların katili İkinci Cumhuriyetçilerdir.

Ahmet Altan’a karşı yumurtalı protesto gösterisi için “yazara saldırdılar” diye ortalığı ayağa kaldıranların şimdiye dek bir tanesi bile öldürülen aydınlarımıza sahip çıkmamıştır. Atatürkçü gençleri ağır ceza mahkemesine sevkedenler Uğur Mumcu ve Sivas Katliamı sanıklarının ne kadar masum olduğunu tartışıp durmuşlardır.

İkinci Cumhuriyet rejimi cinayet rejimidir, polis rejimidir. Amacı demokrasi değil, tüm Atatürkçüleri temizleyip kendi oligarşik iktidarlarını kurmaktır.

Atatürkçü gençlere sahip çıkalım

Atatürkçü gençlere yönelik bu yeni saldırı İkinci Cumhuriyet projesinin ne kadar pervasızlaştığının da kanıtıdır. Artık İkinci Cumhuriyetçiler aynen faşist rejimler gibi gençliğin peşine düşmüş, onları yok etmeye yönelmiştir. Suç duyurusuna bulaştırdıkları “Atatürkçülüğe hakaret” satırları ise 12 Eylül zihniyetinin hotlatılmasından başka bir şey değildir. Atatürkçülere saldırırken Atatürkçülük taslamakta Ergin Cinmen, Kenan Evren’den bile ileri gitmiştir. Çünkü müvekkili Atatürk’e defalarca küfür etmiş ve bu yüzden yargılanmış birisidir.

İkinci Cumhuriyetçilerin küstahlıklarına karşı Ahmet Altan’ı protesto eden Atatürkçü gençler şimdi hedef haline getirilmişlerdir. Hedef haline getirilen yalnız ADKF’li gençler değil tüm Atatürkçülerdir. RP kapatıldığında şeriatçılarla kolkola protesto eylemlerine katılanlar şimdi tutup ADK-ADD’lerin kapatılmasını talep edecek kadar küstahlaşmışlardır. Kendilerini protesto eden gençlerin ağır hapse mahkum edilmesini isteyecek kadar korkaklaşmışlardır.

İkinci Cumhuriyetçi çete tarafından linç edilmek istenen gençlere sahip çıkma zamanıdır. Atatürkçüler elbette ki küstahlara gereken cevabı verecektir. Atatürkçüler Altan’ın avukatlarının suç duyurusunda hitap ettiği gibi ne “çapulcudur” ne de “bir avuçtur”.

Ama İkinci Cumhuriyetçiler gerçekten bir avuçtur ve tüm Atatürkçüler yazarlarımıza sahip çıkarak İkinci Cumhuriyetçi alçaklara bir avuç olduklarını yeniden hatırlatmalıdır.


Ahmet Altan:
Ben vatanı sevmem, kadın memesine satarım

“İnsanlık tarihinin en büyük toprak kaybı anlaşması Lozan’dır. ...Yeryüzünde 4 milyon kilometrekare toprak kaybedip o anlaşmayı sevinçle karşılayan tek toplum biziz.”

“Devlet ve vatan kavramlarımız geçmiş yüzyıla ait. Bu, bütün dünyada böyle. Hâlâ insanlar toprağın insandan daha önemli olduğuna inanıyor. Hâlâ genel kural toprak için insan feda edilmesi. İnsan için toprak feda edilmesini düşünmek bile bütün ülkelerde bir ihanet...

“Ben bir tek insanı öldürmemek için on bin metre toprağı feda ederim”

“Türkler barışçıdırlar, bu yüzden, yaptıkları savaşa “barış operasyonu” adını veren tek uygarlık budur.”

“Dünyada hiçbir devletin tanımadığı bir devleti kurma başarısını gösterebilmiş olanlar Türklerdir.”

“Kahrolsun bağımsızlık”

“...Ben devletlerin bağımsız olmasının halklar için çok büyük tehlikeler doğurabileceğini düşünüyorum”

“Ben bağımsızlık kavramının tümüyle ortadan kalkması gerektiğine inanıyorum. Bu dünyanın en tehlikeli kavramlarından biri”

“Vatanını sevmek kavramı biraz bana... Ben bir kere yazmıştım sevmem diye... Vatan sevmek çok da fonksiyonel değil. Demek vatan sevmek yerine babamın dediği gibi işmizi sevmeliyiz”

“Ben, vatanı sevmenin vatandaşın işine yaradığını görmedim hiç.”

“Seviniyoruz çünkü darbeci generallerin özgürlüğü, yaratıcılığı toplumdan kazıyan, böylece parayı ve aşkı da elde edilemez hale getiren anayasanın değişebileceğinin işaretlerini görüyorum. Özgürlük ve yaratıcılık anayasanın, hukukun ve devlet sisteminin tümüyle değişmesiyle gelecek bu ülkeye, paraya ve aşka gidecek yol da bu değişiklerle açılacak.”

“Savaş kışkırtıcılığında, şiddeti, baskıyı desteklemede elbette Çiller bu ekipten geri kalmaz hatta önüne bile geçer ama O’nun bunlardan bir farkı var; Gümrük Birliği’ne girmek ve Türkiye’yi AB ile birleştirmek istiyor. Seçimi fevkalede şikeci, rüşvetçi, siyasi ahlaktan yoksun yöntemlerle, belden alta vurup bütün devlet olanaklarını kendi lehine kullanarak kazandı ama ben Tansu Çiller’in seçimleri kazanmasına sevindim.”

“Türk uygarlığı çok saygılıdır, bu uygarlığın katillere gösterdiği saygıyı başka hiçbir uygarlık göstermemiştir.”

“Türkler cinsiyet ayırımı yapmazlar, bir ormanda gezen kadın da erkek de eşit biçimde tehlike içindedir.”

“Fahişelik kadının değerini çok net bir şekilde ölçebildiği bir şeydir... Bana sanki kadınlar hep bunu ister gibi geliyor.. Kadınlar hep ‘pazarda bir fiyatım var mı yok mu’ diye sorar, erkekler için böyle bir meslek olsa onların da akıllarından geçer... Hoş ve eğlenceli bir iştir. Bunu yapacak kadının üstün, zeki ve güçlü olması gerekir. ”

“Ben vatanı kiraz ağacının gölgesine ve kadın memesine satarım”