| Bedri Baykam |
|
TÜRKSOLU: Çok yakın bir zamanda ABD savaşı başlatacak. Bizim açımızdan önemli bir nokta da AKP iktidarı altında Türkiye de bu savaşa sürükleniyor. Son olarak Dışişleri Bakanı da bir demeç verdi basına, gerçi her zamanki gibi düzeltildi ama 15 bin askeri kabul ettik diyor bir Amerikan gazetesine. Durumumuz ne şu anda? BEDRİ BAYKAM: Ben de dolaylı olarak medyadan alıyorum haberleri fakat burada değindiğimiz iki konu ki bunlar AKP ve ABD ile bağlantılı olarak savaş olasılığı. Bunu bir şekilde hem ayrı ayrı hem beraber konuşmamız lazım. Bir, AKP olayını konuşmamız lazım. Türkiye’nin AKP idaresinde, yörüngesinde bir hükümete sahip olması bir de o hükümet dolayısıyla Türkiye’nin bu savaşın bir parçası olma olasılığı. Önce AKP’den başlayalım. AKP Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesine karşı Şimdi önce Türkiye Cumhuriyeti kesinlikle AKP tarafından idare edilmeyi hak etmiyor. Türkiye Cumhuriyeti bunu haketmiyor ve AKP hükümeti tarafından idare edilmesinin tek sebebi a-seçim sisteminin çarpık olması, b-her siyasi liderin egosunun fazlalığından, her birinin nasıl olsa ben rakiplerimden çok daha fazla oy alırım, ben yüzde 10 barajını aşarım rüyalarıyla her birinin barajın altında kalıp parlamentoya girememesi ve dolayısıyla meydanın AKP’ye kalması. Oyların 1/3’ünü, kayıtlı seçmenlerin %25’ini alan bir partinin 3’te 2 çoğunluğa sahip olması gibi bir olayla karşı karşıyayız parlamentoda. Dolayısıyla Türkiye’nin %75’i AKP iktidarını istemiyor. Türkiye böyle bir senaryoyla karşı karşıya kaldı ve haketmediği bir hükümetle yönetiliyor. Türkiye Cumhuriyeti toplumun büyük bir çoğunluğunun istemediği bir hükümetle yönetiliyor, bu bir gerçek. Matematiksel olarak kimse aksini söyleyemez. Tayyip Erdoğan değişti diyorlar ve devam ediyorlar. Çünkü hadi Tayyip Erdoğan Atatürkçülerin yazdığı bütün kitapları okudu ve derinlemesine bir değişim geçirdi ve Türkiye’yi şeriatçı yapmak istemiyor. Peki bütün kadrosu, seçmenleri, bütün alt yapısı onların da mı hepsi bir tılsımla değişti? Bu mümkün olamayacağı gibi ben tabii bu seçim biter bitmez ertesi gün iş çevrelerinde ve medyamızda yapılan bayramları ve mutluluk gösterilerini o gün de anlamıyordum, bugün hâlâ anlamıyorum. Çünkü Türkiye hükümeti Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş değerleriyle temel felsefesiyle bağlantılı bir bilince sahip olmadığından, Türkiye’yi kesin yönetemeyecek bir kadroyla uluslararası ortamın en gergin noktasında duran ülke konumuna geldi. Medyada Atatürkçülük yasaklanmış durumdadır Ve tabii Türkiye burada büyük bir medya kıskacında. Türkiye’de bugün Cumhuriyet gazetesi ve İleri dergisi, TÜRKSOLU gazetesi ve buna belki birkaç Atatürkçü marjinal dergiyi de eklersek ve büyük basında belki üç dört yazar sayabiliriz; medyada neredeyse Atatürkçülük yasaklanmış durumdadır. 10 Kasım’da, 23 Nisan ve 29 Ekim’de Atatürk fotoğrafları ile yapılan birinci sayfalar dışında maalesef bütün gazeteler köşe yazarlarını Atatürkçülüğe, cumhuriyete saldıran bir tipolojiden seçmektedirler. Yalnız Atatürkçü köşe yazarları yasaklanmamaktadır, Atatürkçü sanatçıların, hukuk adamlarının ve siyasetçilerin haber veya röportaj olarak bile gazetelere yansıması engellenmekte, sonuç olarak Türkiye’de ya arabesk ya apolitik veyahut da ikinci cumhuriyetçi yazar çizer ve sanatçılar lanse edilmektedir. Orhan Pamuk veya Ahmet Altan hakkında haftada iki kere tam sayfa röportaj okumamızın nedeni de bunların belirli oran ve ölçülerde Cumhuriyet’in temel felsefesine ve çkış noktalarına saldırıda bulunmalarından kaynaklanıyor. Dolayısıyla Türkiye’de medya artık halkı temsil etmemektedir. Türkiye’de artık bu medya, halkın medyası, Cumhuriyet’in medyası değildir. İddia ettikleri gibi demokratik olmadıkları gibi dünya basın tarihinin en antidemokratik üslubunu ve sansürünü uygulamaktadırlar. Yani mesela siz ADD hakkında ya da Çağdaş Yaşam hakkında ya da Atatürkçü gençlerin ADKF örgütlenmesi hakkında büyük gazetelerde yazı gördünüz mü? Medya Türk halkının düşüncesini yansıtmıyor Gerek Kıbrıs konusunda, gerek AKP’ye yönelik YAŞ veya YÖK’teki eleştiriler konusunda, gerek Cumhuriyet’in temel değerlerinin savunulması ve harple olan ilişkilerimiz konusunda medyaya yansıyan haberlerler Türk halkının düşüncesini genelinde yansıtmamaktadır. Türk halkının kamuoyu duyarlılığını ve olaylara bakışını yansıtmamaktadır. Oranlar tamamen saptırılmıştır. Türk halkının %75’inin dışladığı bir iktidarı, bu ikinci cumhuriyetçi veya AKP’nin açık veya kapalı savunucusu olan kendisini sırf bikinili kız fotoğrafı yayınladığı için ilerici gösteren yazar kadrolarının eliyle savunulmaktadır. Medya, demokrasinin korkulacak bir şey olmadığını görmeli Dolayısıyla Türkiye herşeyden önce halkın bilinçlenmesiyle bilgiyi ve yorumu nereden alacağını iyi saptamalıdır. Mesela, hemen cinayet gecesi CNN’de Taha Akyol, Hablemitoğlu’nu şeriatçılar öldürmemiştir der. Veyahut da askerin YAŞ kararları hukuki değildir, buna itiraz normaldir. YÖK antidemokratiktir. Cüneyt Ülsever’den Taha Akyol’a Mehmet Altan’dan Gülay Göktürk’e, Mehmet Barlas’tan Cengiz Çandar’a bütün bu ikinci cumhuriyetçi ve ılımlı islamcı medya, bir ilericilik ilüzyonu kullanarak, boyalı basının kendine has magazin haberleri ve genel haberlerle gözünü aldatarak halkı bir beyin yıkamaya itmektedir. Türk halkı herşeye rağmen bu beyin yıkamaya ve sansüre büyük bir direnç göstermektedir. Yani sokaktaki çamaşırını asan teyze hâlâ cumhuriyet bilincini bu büyük antipropagandaya rağmen kaybetmemiştir. Veya üniversitelerdeki gençlerin hepsi teslim olmamıştır bu antipropagandaya. Dolayısıyla Türkiye maalesef böyle haketmediği bir iktidarın elinde olduğu kadar haketmediği ve kendi görüşlerini yansıtmayan bir saptırılmış medyanın da esiri konumundadır. Herşeyden önce medyamızın demokrasinin bu kadar korkulacak bir şey olmadığını görmesi ve anlaması lazım. İşte AKP’nin de değiştiği propagandası bu medya aracılığıyla yürütülüyor. AKP’nin Türkiye’yi İran yapmak dışında bir hedefi olduğuna kimse beni inandıramaz. TÜRKSOLU: Ama İran’ın en azından Amerikan karşıtlığı var. Bunlar bir de müslümanlık diye diye Avrupa’da orucunu bozabiliyor. En son Çin’e gidiyor orada komünizmin ne kadar güzel olduğunu anlatıyor. Ve dönüşte de biz Hıristiyan Demokratlar birliğine girmeyi düşünüyoruz diyor. Türk Ordusu’nu yıpratmak için AB ve ABD politikalarını kullanıyorlar BEDRİ BAYKAM: Bana kalırsa o anda rüzgar nereden eserse oportünist bir şekilde oraya uygun demeç veriyorlar. Ama bu onların temel hedeflerini değiştirmiyor. Türkiye’ye şu anda müslüman demokratik bir ülke diyorlar biz bir kere müslüman demokratik bir ülke değiliz ve olmak da istemiyoruz. Halkımızın çoğunluğu müslüman olabilir, bunun belirli oranları Alevi- Sünni olabilir Türkiye’nin bir kısmı Hıristiyandır, ateisttir bu herkesin iç sorunudur. Türkiye laik demokratik bir hukuk devletidir. Türkiye müslüman demokratik değildir. Bizim müslümanlığımızın devlet yönetimiyle hiçbir alakası yoktur dolayısıyla bu demeci yabancı basına verdiklerinde de laiklik üzerinden bir suç işlemektedirler. Yani Türkiye’de din siyasete alet edilemez ve biz bir müslüman demokratik ülke olarak tanıtılamayız yabancı basına. Onun için onların şu anda Avrupa’yla bu kadar flört edip AB’ye girmek istiyor görünmelerinin nedeni a-AB bizi almadığında Batı bizi almadı o zaman İran sınırına koşmaktır alternatif ürettik diye, b-Avrupa’nın bizim iç gerçeklerimizi bilmeden bize dayatmaya kalktığı gibi yok ordu geri çekilsin, MGK’da ordu sembolik olarak bulunsun, hatta hiç olmasın gibi yaklaşımlara, Avrupalı ordu çekilsin diyor, bu işlere hiç bakmasın, bir tek tüfeğini temizlesin sınırı beklesin, bu arada biz imam hatiplileri de orduya sokacak çeşitli formülleri arayalım, dincilikten veya yobazlıktan ordudan atılanları orduya geri kazandıracak formülleri arayalım. Bizim karşımızda tek gerçek duvar olan Türk Ordusu’na da sızmak ve onu yıpratmak için ister AB çıkışlı ister Amerikan çıkışlı her türlü öneri zorlama veya baskıyı kullanalım. Onların tek hedefi bu. Takiyyenin ana politikaları olmasından evvel, demokrasiye neden karşı olduklarını, bu kadronun yazarları, siyasileri her biri defalarca açıkladılar zaten. Demokrasi ve islam neden bir arada yürüyemez, geçiş kanlı mı olacak kansız mı olacak... Bütün bunlar onların sözleri. Tayyip’in ABD’den aldığı desteğin bedeli var Şimdi gelelim ABD ile ilişkilere. Burada yine belirli çelişkiler yaşadı AKP. Tayyip Erdoğan bir yandan ABD’ye gitti ve oradan icazet aldı. Yani liderliğinin ABD’de, Beyaz Saray’da Bush tarafından bir kral töreniyle ağırlanarak tescil edilmesi tabii ki egosunu çok parlatan bir olaydı. Bush da, Tayyip Erdoğan’ın kendisini legal ve siyasi anlamda Türkiye’ye kabul ettirme zorlukları yaşadığı o geçiş döneminde “her türlü devriminizi, ilerlemenizi, liderlik vasfınızı ve yükselişini keyifle ve hayranıkla izliyoruz diyerek onun iktidarını tescil etti. Tabii siz de bunun karşılığında uslu olacaksınız, yakın dostunuz olan bu dünyanın 1 numaralı gücünün dostluğunun bir bedeli olduğunu anlayacaksınız, bunu Irak harbinde Türkiye’yi kaçınılmaz müttefiki ve itaat eden bir emir subayı haline düşürmek için bu dostluk gösterisini ABD tabii ki tramplen bir geçiş olarak kullanmak istedi. TÜRKSOLU: Burada AKP’nin yalnızca laiklik konusunda değil, ülkenin bağımsızlığını gerektiren tüm konularda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesiyle çatıştığını görüyoruz. Diğer devlet kurumlarıyla çatışmasını da bu çerçevede değerlendirebilir miyiz? Özgür bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olmaya mecburuz BEDRİ BAYKAM: Burada tabii doğal olarak Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde değiştiremedikleri “Yurtta sulh cihanda sulh” prensibi vardır. Benim için konu burada bir müslüman ülkeye saldırma aracı olmamak olayı değildir. Herhangi bir ülkeye saldırı aracı olmamak ve ABD tarafından kullanılmamak arzusu esastır. Biz ABD’nin kiralık katili de olmayacağız, biz ABD’nin trampleni de olmayacağız, levazımat subayı da olmayacağız. Biz özgür bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olmaya mecburuz, biz barışı savunmaya mecburuz. Din, dil ırk ayrımı yapmayan bir temel felsefeyi savunmaya mecburuz. Ve şu anda da AKP yurt içindeki savaş karşıtı kendi tabanından, sol tabandan, merkez tabandan sivil toplum örgütlerinden gelen (medyadan gelmeyen) halktan ve sivil toplum örgütlerinden gelen, bir savaş karşıtı çıkışın etkisi altında geri adım atmaya başladı. Önce 120 bin askerden bahsediliyordu ABD’nin Kuzey Irak’tan giriş yapacağı. Sonra 80 bine indi, şu anda 20 bin rakamları konuşuluyor. Türk Ordusu ancak Türkiye’nin güvenliği için seve seve savaşır TÜRKSOLU: Ben hemen araya gireyim. AKP iktidara geldiğinin ertesi günü ABD’ye gitti. Tayyip Erdoğan biz NATO çıkarları için geçmişte de seve seve öldük dedi ve çok açık bir şekilde tekliflerde bulundu. Şimdi gelinen noktaya bir bakıyoruz; ABD’nin tüm teklifleri hemen hemen geri çevrildi. Bu sadece kamuoyundan gelen, Türk halkından gelen savaş istemeyen talepten mi yoksa AKP’nin savaşa sokmak istediği ordunun burada farklı bir tavrı mı var acaba? BEDRİ BAYKAM: Şimdi Türk Ordusu zaten genellikle Atatürk’ün Ordusu’dur ve Türk Ordusu için genellike savaş son seçenektir. Türk Ordusu ne zaman seve seve savaşır: Türkiye hücuma uğrarsa ve herhangi bir düşman Türkiye’yi istila etmeye kalkarsa veya Türkiye’ye bir savaş açarsa Türk Ordusu gözü kapalı savaşa girer ve ne gerekiyorsa yapar. Gerekiyorsa şehit olur, gerekiyorsa gözü kapalı misyonunu yapar. Ama Türk Ordusu’nun böyle bir süper gücün kaprisleri uğruna petrol savaşına girmesi, silah tüccarlarına, petrol tüccarlarına yaramaktan başka dünyada hiçbir kimseye faydası olmayacak bir savaşta bir emperyalist gücün kendi ülkesinde dahi büyük tepki alan bir savaş çağrısında Türk Ordusu’nun gönülden razı olmayacağı ve buna karşı koyacağı aşikar. Dolayısıyla Genelkurmay Başkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu arasında yapılan tartışmalarda ve Milli Güvenlik Kurulu tartışmalarında bunların Ordu tarafından belirli üsluplarda masaya yatırılmış olduğuna kesin gözüyle bakabiliriz. TÜRKSOLU: Oysa belli çevrelerde pazarlıklar başka ölçütler üzerinden yapılıyor. TÜSİAD’ın ve medyanın AKP’yi tam tersi yönde teşvik ettiğini görüyoruz. Iraklı bebeğin fiyatı olur mu? BEDRİ BAYKAM: Burada tabii şöyle bir olay var. Şu anda bu geminin idaresi maalesef AKP’de. Ama biz buna bir etki yapıyoruz, Ordu buna bir etki yapıyor. Halk buna bir etki yapıyor. Şu anda bizim için en önemli şey masum insanların ölmemesi. Yalnız Türk askerinin şehit olmaması değil, Türkiye burada bir dolar pazarlığı yapamaz. Ben şu cümlenin slogan olmasın isterim. Bir Iraklı bebenin fiyatı kaç milyar dolar Mr Bush, Mr. Özilhan? Bir savaş olursa bunlardan on binlercesi ölecek. Ya bombalar altında ölecek, ya açlıktan ya hastalıktan ölecek. Onun için hiçkimse bir koyalım üç alalım, şöyle kâr yapalım böyle kâr yapalım demesin. Hiçbir tartışma burada masum yüzbinlerce insanın ölümüne veya felaketine dünyayı götürecek bir hesaplaşmada bir pazarlık konusu yapılamaz. Burada konumuz para değildir. Konumuz burada Bush’un babasına “ben senden daha iyi savaş yaparım” gösteriş merakıdır. Konumuz Bush’un iktidara geldiği andan beri beklediğimiz ABD’nin emperyalist planlarını dünyaya umurlarında olmadan bir dünya savaşı da çıksa taşıma arzusudur. Mesela bizim savaşa çekilmemiz konusunda gündeme gelen konulardan bir tanesi de, “Savaşa girmeye mecburuz çünkü kuzey cephesini açmazsak çok fazla sayıda ABD askeri ölür ondan sonra ABD bize düşman olur!” İyi güzel de pardon kadeşim Türk akerleri neden ölecek, Irak halkı neden ölecek? Sırf Amerikan askerlerinin canını korumak mı amaç. Bu nasıl bir mantık! Savaşmaya gelen onlar. Antikemalist savaş oligarşisi TÜRKSOLU: Peki şimdi geldiğimiz noktada ABD Irak’a saldıracağım diyor ama bir bakıyoruz Fransa biz bunu Birleşmiş Milletler’de veto edeceğiz diyor. Mesela Rusya’nın açıklaması da biz Birleşmiş Milletler karar alsa dahi tanımıyoruz böyle bir saldırıyı diyor. Bakıyoruz Amerikan gazeteleri de yazıyor. ABD’nin en güvendiği müttefik Türkiye Cumhuriyeti de işte geldiler Genelkurmay’la görüşme yaptılar elleri boş döndüler. İngiltere bir taraftan karşı çıkıyor, ertelenmesini istiyor. Ama Türkiye’de medya tarafından öyle bir hava yaratılıyor ki savaş bugün yarın çıktı çıkıcak bizim de üç gün içinde ABD’ye mutlaka acil destek sunmamazı lazım. Gözümüz kapalı sunmamız lazım. BEDRİ BAYKAM: Sonra ABD bize kızar diyorlar. Sonra ABD bu kötülüğü unutmaz diyorlar. Bakın şimdi size şunu söyleyeceğim. O kadar küçük hesaplar dönüyor ki burada. ABD elçileriyle, ABD bakanlarıyla Amerikan Başkanlarıyla iyi ilişkilerde olan bizim köşe yazarlarımız ve patronlarımız ve ara patronlarımız ABD ile araları açılmasın, oradaki evlerine zarar gelmesin, ABD ile iyi ilişkilerine zarar gelmesin, Amerikan vizalarına veya oturma izinlerine zarar gelmesin diye “savaşa hayır ABD’nin peyki olmak istemiyoruz” diye manşet atan bir Türk gazetesi gördünüz mü? Murat Birsel’in NTV’de röportajını gördüm şunu söyledi, efendim ABD bu savaşı yapacak o nedenle veya bu nedenle, bize sormak düşmez, peki biz neresinde olacağız? Olayı hemen genel laflara getiriyorlar. Ahmet Altan’ın yine röportajı vardı kalktı yine hiçbir savaşa hayır propagandası için bunu kullanmadı tam tersine Saddam’ın diktatörlüğü ve ABD’nin orada dünyayı bir hukuk devletine taşıma misyonuyla girdi. Konu Saddam’ın kötülüğü ve ABD’nin oralara bir heykeltraş gibi şekil verme arzusu olup çıktı. Yani çok merak ediyorum, Ahmet Altan buna inanıyor mu. Buna kanacak kadar saf mı? Bunun bir izahatı var mı çok merak ediyorum? TÜRKSOLU: Şöyle bir şey var zaten. Bakıyoruz Türkiye Cumhuriyeti’nde kendine demokrat diyen yazarlar çizerler o kadar demokrasiden yanadırlar, insan haklarından yanadırlar Ordu’nun siyasetten mutlaka uzak tutulması lazımdır, hepsi militarizmden nefret ederler. Türk Ordusu Kıbrıs’tan çekilsin diye elli tane yazı yazarlar ertesi gün de Türk Ordusu Irak’a girsin diye yazı yazarlar. Aslında Türkiye’de tam bir savaş oligarşisi var. BEDRİ BAYKAM: Demokrasi için canlarını verirler yeter ki her haber her yorum her köşe yazarı antikemalist olsun veya en azından nötr olsun. Irak konusunda da, Kıbrıs konusunda da onlar sanki Sevr’i adım adım, parça parça uygulatmaya yönelik bir çaba içerisindeler. Attıkları her adım direkt veya endirekt olarak olayı bir yeni Sevr boyutuna, kısa veya uzun vadede taşıyacak haleleri kollamaktadırlar. TÜRKSOLU: Acaba Türkiye’nin parçalanma operasyonu yeterince gözükmüyor mu? Özellikle bizim Atatürkçü ve milliyetçi saflarımız açısından. BEDRİ BAYKAM: Her iletişim noktasının kesilmesine özel bir efor harcıyor medya. Yani bu fikirlerin yalnız TÜRKSOLU, İleri ve Cumhuriyet gazetesi dışında belki birkaç yazar tarafından arada maydonoz veya sos olarak kulanılan birkaç yazının dışında, medya başka hiçbir görüşün sızmaması için korkunç bir çaba harcıyor. Çok merak ediyorum bu tesadüf mü? Bunun tesadüf olduğu bana anlatılamaz. Çünkü hiç bir zaman yalnız 6-5 atamazsınız. Her gün 20 tane gazete çıkıyor. Hepsi demokrasiden bahsediyor. Tercüman’dan Haber Türk’e kadar. Hepsinin ortak tek noktası var. Anti-Kemalist olmaları. Bu çok ilginç ve düşündürücüdür. Bizi birbirimize daha çok kenetlemek için de bir vesile. |