27.01.2003/Sayı:22
Anasayfa

abonelik
 
Atatürk Deniz Che
Başyazı  Gökçe Fırat
Barış için, Ordu’nun yanına!

Kıbrısta sivil Irak’ta askeri çözüm!

İnsanların kafası oldukça karışık. Bir yanda Kıbrıs’ta çözüm için, hatta barış için düzenlenen gösteriler, diğer yandan Irak’ta savaşa karşı düzenlenen barış gösterileri. Görenler Türkiye’de de, dünyada da barış isteyen bir ittifakın doğduğuna inanabilir.

Ama kazın ayağı hiç de öyle değil.

Bugün, öncelikle, barış için gösteri yapanları, büyük emperyalist hesaplaşmalara bağlayan büyük bir ittifak olduğunu görmek gerek. Yani barış sloganının ardına gizlenmiş, örtülü ama dişlerini bilemiş bir emperyalist bulunmaktadır. Barış, sadece o emperyalistin maskesi olmuş durumda.

Peki, o halde, savaşa karşı, ya da barış için doğru tavır ne olmalı?

Doğru tavrı belirlemek için iki kritik nokta var; biri Kıbrıs, diğeri Irak. Şimdi tekelci ve de Amerikancı medyamıza bakarsak, burada uzunca süredir devam eden kampanyayı görebiliriz. Tekelci medya Kıbrıs’ta barış istemektedir. O nedenle Kıbrıs’ta Annan planını desteklemektedir. İnsanların silahlar gölgesinde yaşamasının artık sona ermesini istemektedir.

O nedenle Kıbrıs’ta BM planını destekleyen her türlü gösteri abartılarak, büyütülerek ve tek gerçekmiş gibi sunulmaktadır. Sanırsınız ki Kıbrıs’ın gerçeği, elinde AB bayrağı olan insanlardır. Peki ya bu plana karşı çıkanlar, yani elinde Türk bayrağı olanlar? Onlar ısrarla kamuoyundan saklanmaktadır.

Ancak Kıbrıs’a o dedikleri barışın gelmesi için Türk ordusunun adadan sürülmesi gerekmektedir. O nedenle bizim tekelci medyamız, militarizme ve ordu egemenliğine karşı sivil siyaseti savunur.

Bu madalyonun bir yüzü. Peki ya diğer yüzü; Irak? İşte orada işler değişir, çünkü orada barış için öncelikle bir savaş gerekmektedir. ABD, Saddam’ın işini bitirecektir ki bölgeye barış gelsin!

O nedenle bu bölgede bizim sivil medyamız, öncelikle ABD ordusunun Türkiye üzerinden Irak’a saldırmasını kışkırtmakta, sonra da Türk Ordusu’nun ABD’nin maşalığını üstlenmesi için kamuoyu yaratmaya çalışmaktadır.

Yani gördüğümüz kadarıyla, Amerikancı tekellerin, tek başına sivil idare diye bir derdi bulunmamaktadır. Hatta o kadar ki, Irak’ı ABD’li bir generalin yönetmesi bile büyük bir sivil girişim olarak alkışlanmaktadır.

Sadece bu iki örnek “savaş” ve “barış” gibi iki karşıt cephe bulunmadığını ortaya koymaktadır. Görüldüğü gibi Amerikancı tekeller Kıbrıs’ta sivil, Irak’ta askeri bir çözüm benimsemektedirler.

Savaş mı var barış istiyorsunuz?

Ama her iki örneği de birleştiren çok önemli bir ortak var. İki bölgede de tekelci medya barış ve çözüm istiyor.

Peki o zaman sorun ne?

Kıbrıs’ta savaş mı var, barış istiyorsunuz? Ya da Irak’ta bir savaş mı var, tehdit mi var?

Yok.

Her iki bölgede de, ezilenlerin lehine, emperyalizmin alehine oluşmuş belli dengeler var. İşte emperyalizmin ve elbette bizim Amerikancı medyamızın, tehdit olarak gördüğü tam da budur. Yani emperyalizmin çıkarları.

Kıbrıs’ta Türk varlığı, emperyalizm için bir tehdittir, tıpkı Irak’ta bağımsız ve laik üstelik kamucu bir Saddam rejiminin varlığı gibi. Bölgenin güvenliği, huzur ortamı denilen şeyse, bölge halklarının huzur içinde yaşama haklarının ellerinden alınmasıdır. Yani yeniden Türk bebelerin Rum çetelerince boğazlanması, Irak’lı bebelerin Amerikan bombaları ile ölmesi.

O halde Kıbrıs’ta barış diyen emperyalistlerle, Irak’ta savaş diyen emperyalistlerin politikası gayet tutarlıdır, kendi çıkarlarını çok iyi yansıtmaktadır.

Tamam, emperyalistle açısından böyle ama ya bizim için?

Bugün her ne sebeple olursa olsun, Irak’ta barış isteyenler, Kıbrıs’ta ordu çekilsin diyerek büyük bir yanlış yaptıklarının farkındalar mı?

Soyut barış gevezeliği değil somut ulusal çıkarlar

Görüldüğü gibi, bir ittifak doğacaksa, soyut bir savaş ve barış kavramları etrafında değil, somut ulusal çıkarlar etrafında olmalıdır. Nitekim emperyalist güçler kendi ulusal çıkarları konusunda gayet doğru tavır almaktadırlar.

Ancak emperyalizmin taşeronu medyanın yarattığı atmosfer, Türkiye’ye de, Türkiye’nin ilericiyim diyen insanlarına da ulusal çıkar denilen kavramı unutturmuşa benziyor.

Kıbrıs’ta sözde barış ulusal çıkarın önüne geçerken, Irak’ta ABD ile sözde stratejik müttefiklik ulusal çıkarın önüne geçiyor. Bu, düpedüz bir ülkenin ulusal çıkarlarının emperyalist ülkelerin çıkarlarına feda edilmesidir.

Doğru tavır, Kıbrıs’ta mevcut barışı korumak için orduyu Kıbrıs’ta tutmak, yani askeri varlıktan vazgeçmemek, Irak’ta ise, mevcut sınırları ve dengeleri korumak için, ABD saldırısına ortak ya da alet olmamak. Oysa bugün Türkiye’ye önerilen tam tersidir. Kıbrıs’ta çektiğimiz askeri gücümüzü Irak’a ABD maşası olarak sürmek. Peki ne adına? Sivil siyaset adına!

Bugün meydanlarda barış diye slogan atanlara burada çok önemli bir soru soruyoruz: Gerçekten barıştan yana mısınız?

O halde barışı desteklemenin bir yolu var. Kıbsrıs’a barışı getiren Türk Ordusu’na destek için mitingler düzenlemek.

Ve yine Irak’ta barış isteyenlere soruyoruz: Gerçekten bu savaşın önmlenmesinden yana mısınız? O halde Irak’ta Türkiye’nin savaşa sürüklenmesine direnen Türk Ordusu’na destek gösterileri düzenleyin.

Milletiyle bütünleşmiş bir ordu barışın teminatıdır

Bugün bölgemizde, hem Kıbrıs’ta hem Irak’ta barış var. Bu barışı koruyacak bir silahlı kuvvetlerimiz de var, o halde ne bu silahlı kuvvetleri Kıbrıs’tan çekerek yıpratmak, ne de Irak’ta savaşa sürükleyerek yıpratmak. Atatürk’ün “yurtta sulh cihanda sulh” çözümü, işte tam da böyle bir denkleme dayanır. Milletiyle bütünleşmiş bir ordu, hem ülkesinde hem de bölgesinde barışın teminatıdır.

Bugün barışın önünde en büyük engel emperyalizmdir. Onlar ezilen dünyaya savaş ilan etmiş bulunuyorlar. Sundukları barış önerisi küstahçadır; teslim olun barış yapalım diyorlar. Bunun adı barış değil iyi bilelim. Teslim olmak değil, direnmek ve savaşmak barışı getirir. Bunu en iyi kendi Bağımsızlık Savaşımızdan biliyoruz. Türk yurduna barışı, teslim olan satılık padişah değil, meydan okuyan ve savaşan Atatürk getirdi. Siz iyi savaşırsanız, onlar sizin ayağınıza gelir ve barış isterler.

Zaten bunca yıldır Kıbrıs’ta Türk Ordusu’na kimsenin yan gözle bakamamasının nedeni bundan başka nedir ki?

Ama bugün Türkiye’ye ve dünyaya bir savaş oligarşisi hükmetmektedir. Türkiye’de bunun en büyük sözcüsü Amerikancı savaş basınıdır. Amerikancı savaş basını, bir savaş oligarşisi yaratarak ülkeyi Amerikan planına teslim almak için çalışmaktadır.

Bugün gerçek barış cephesi, bu savaş oligarşisine karşı mücadele zemininde oluşabilir. O ise emperyalist çıkarlara karşı ulusal çıkarları savunmak, ulusal çıkarlarımı doğrultusunda Türk ordusunu desteklemek.

Evet barışseverler, barış için Ordunun yanına!