15.12.2008/Sayı:215
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Kapak Yunus Yılmaz

Kürtçülükten sonra
şimdi de kara çarşaf

Çarşafa takılan 6 Ok’lu rozet

İstanbul’un Sultangazi ilçesinde, partisine yeni katılımlardan dolayı düzenlenen törene katılan Deniz Baykal’ın çarşaflı kadınlara rozet takması, CHP içinde tartışma konusu olduğu gibi kamuoyunda da tartışma konusu oldu. Öyle ya, CHP bu ülkede çarşafı kaldıran parti olarak biliniyordu. Şimdi ise çarşafı meşrulaştırmasına kimse bir anlam veremedi!

Partisinin grup toplantısında konuşan Baykal, “Bütün Türkiye bugün bu yanlış mı oldu, doğru mu olduyu sorguluyor. Türkiye olarak şuraya geliyoruz ki… CHP’nin yapmış olduğu insanidir ve laikliğe ters düşmez. Bu noktaya hep berabar geliyoruz” diyor. Konuşmasının bir yerinde de: “Kara çarşafı siyasi simge olarak kullanan fevkalade azdır. Siyasi simge olarak türban kullanılıyor. Kadınlarımızın daha modern giyinmesini hepimiz arzu ediyoruz ama eğer o kıyafetle devlete bir siyaset dayatmıyorsa, e neden bu insanı ayıralım?” demiş.

Yaklaşan yerel seçimler arifesinde Atatürkçülüğü laikliğe indirgeyen CHP’nin, artık laikliği de anlamsızlaştırdığını görmüş oluyoruz. Çarşaf ve türban laikliğe nasıl ters düşmez? Bal gibi laikliğe ters düşer. Bu ülkenin mahkemeleri; “Toplumun kimi kesimlerince Cumhuriyet’in temel ilkelerinden biri olan laiklik ilkesine karşı zaman zaman başkaldırı simgesi olarak da kullanılan türbanın…” şeklindeki açıklamalarıyla türbanın laikliğe başkaldırı simgesi olduğuna karar vermiştir.

Tüm bu gerçeklere karşın Baykal, konuşmasında türbanın siyasi simge olarak kullanıldığını kabul ediyor ama “devlete bir siyaset dayatmıyorsa bu insanları da ayırmayalım” diyor. Şimdi bu insanların devlete siyaset dayatıp dayatmadığını nereden anlayacağız? Samimi olarak itiraf etmelerini mi bekleyeceğiz? Kaldı ki, bu ülkede düzeni ele geçirmek için her türlü yalanı söyleyecek, her türlü takiyyeye başvuracak Şeriatçılarında olduğu herkesin malumu. Demek ki, bu tarz sözde çözüm getiren önerilerin hiçbir geçerliliği yok.

Baykal’ın sözlerindeki en tuhaf yerlerden biride, “Kara çarşafı siyasi simge olarak kullanan fevkalade azdır” sözüdür. Baykal, bu bilimsel tespite nasıl vakıf oldu acaba? Çarşafı siyasi simge olarak kullanmayıp, bunu dinin bir gereği olarak kullanıyorsa CHP’ye düşen bunu kabullenmek değil, çarşafın dinde yeri olmadığını bu halka izah etmektir!

CHP, Atatürk’ün partisi ise, Atatürk’ün söylem ve eylemlerini yerine getirmesi gerekir. Bakınız Atatürk 1923 yılında Konya’da yapmış olduğu bir konuşmada tesettürle ilgili şunları söylüyor:

“Şehirlerdeki kadınlarımızın tarzı telebbüs ve tesettüründe iki şekil tecelli ediyor; ya ifrat, ya tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğu bilinmeyen, çok kapalı, çok karanlık bir şekli harici gösteren bir kıyafet, veyahut Avrupa’nın en serbest balolarında bile kıyafeti hariciye olarak arzedilmeyecek kadar açık bir telebbüs. Bunun her ikisi de Şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını o tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder.”

Atatürk, “ne olduğu bilinmeyen, çok kapalı, çok karanlık bir şekli harici gösteren kıyafet” sözüyle muhtemelen kara çarşafı tanımlamıştır. Atatürk çarşafın, dinde yeri olmadığını çok açık ve net söylüyor. Şimdi görüşü bu kadar açık ve net olan Atatürk ve onun partisinin kara çarşafı kabullenmesi söz konusu olabilir mi? Olamaz tabii. Ama bugünkü CHP bunu kabul ediyor, hatta kabul etmekle kalmıyor o çarşafa 6 Ok’lu CHP rozetini takıyor.

Kaldı ki, Atatürk, milli mücadeleye ilk başladığı 1919 yılında, Mazhar Müfit Kansu’ya, şimdilik gizli kalmak kaydıyla, tutturmuş olduğu notların birinde şu ibareyi yazdırmıştır: “Tesettür kalkacaktır”

Evet, Atatürk daha devrimi gerçekleştirmeden önce ileride yapmayı planladığı birçok şeyi etrafında güvendiği isimlere açıklamaktaydı. İşte bunların içinde tesettürü de kaldırmak vardı. Nerde o çarşafı kaldıran CHP, nerde şimdiki CHP? Şimdiki CHP artık gericiliğe hizmet ediyor. Çarşafı ve türbanı meşrulaştırmaya çalışıyor. Atatürkçülükten koptukça kopuyor.

Oysa Atatürk, bu ülkede gericiliği önlemek için halka açık konuşmalarında dini konulara açıklık getirmekten çekinmiyordu. Kuran’ın Türkçe meali ve tefsirini hazırlattırarak halkın din tacirlerin elinde oyuncak olmasını önlemeye çalışmıştır.

Yani Atatürk, tüm birikimiyle gericiliğe karşı çıkmıştır. Ama şimdiki CHP, gericiliğin simgesini partisine sokuyor. Sözde Atatürk’ün partisi olduğunu iddia eden CHP, adeta Atatürk boşuna çarşafla mücadele etmeye çalışmıştır demeye getiriyor.

Şeriatçı tabana oynamak ülkeyi Şeriatçılaştırır

CHP’nin bu görüntüsü AKP’yi sevindirmiş görünüyor ki, AKP’li Cemil Çiçek, “Baykal türbanı da çözsün” diyor. CHP, AKP’nin eline bundan daha iyi bir koz veremezdi. CHP, bu görüntüyle AKP’nin tabanına, seçmenine el attığını düşünürken AKP’ye koz verdiğinin farkında değildir. Yine Şeriatçılığın yükseldiği Müslüman ülkelere bakarsak, bu yükselişin orada pek de Şeriatçı olmayan hatta laikliği savunan partilerin, Şeriatçılığa göz yummasından ve onların tabanına göz dikmelerinden kaynaklandığı görülmüştür. Örnek mi istiyorsunuz? Malezya çok iyi bir örnektir. Malezya’daki gibi bu hatayı ülkemizde CHP yapmaktadır. Şeriatçı bir partinin tabanına göz dikmek Şeriatçıların güçlenmesine ve ülkenin hızla gericileşmesine neden olmaktadır.

Ülkemizdeki bazı liberaller ve Şeriatçılar, türbanın AKP’nin elinde bir koz olduğunu söylüyor ve eğer AKP’nin türbanı kullanmasından rahatsız iseniz üniversitelerde türbanla girilmesine destek vererek bu kozu elinden alın demeye getiriyorlar. Gericilerin bu söylemi tutmuş olmalı ki, CHP AKP’nin elinden bu kozu almaya çalışıyor!

Baykal’ın türban sayesinde Şeriatçı tabana göz diktiği bizim hüsnü kuruntumuz değildir. Baykal, daha önce AKP’ye çalışmış ancak şimdi partisine katılan çarşaflılarla ilgili yapmış olduğu bir açıklamada: “AKP’ye oy verince oluyor da CHP’ye oy verince niye olmuyor” demiştir.

Baykal bu tarz açılımıyla AKP tabanından oy alamayacağı gibi korkarız kemikleşmiş kendi tabanından bile oy alamayacaktır. Yıllardır Atatürk’ün partisi diye oy verenler, gericiliğin karşısında olduğunu düşünerek oy verenler acaba CHP’nin bu yeni açılımı hakkında ne düşünmektedirler? Bizce iyi şeyler düşünmemektirler.

Hatırlanırsa Baykal, 22 Temmuz seçimleri öncesi de merkez sağa açılmanın planların yapıyordu ama ne oldu, hava aldı. Hatta, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda sözde AKP ile mücadele ederken bile göstermesi gereken kararlılığı gösteremeyerek “Cumhurbaşkanın eşi türbanlı olabilir” demeye getirmişti. Aslında daha o günlerde Baykal’ın bu tutumunun ileride daha büyük tavizler vereceğinin bir ön belirtisi olduğu belliydi!

Baykal CHP’nin başına tanımlamış olduğu türlü manevralar ve değişimlerle geldi ve “Anadolu solu” gibi düşünceleri sözde kendince benimsetmeye çalıştı. Ancak CHP’yi bir türlü istenilen noktaya getiremedi. “Sol”culuk yaparak CHP’yi bir yere getiremeyen Baykal, bu sefer sağcılık yaparak, sağ seçmene göz kırparak bir yere gelmeye çalışıyor ama nafile. CHP’nin kaderini -ve tabi kendininkini de- bir türlü değiştiremiyor. Bizi asıl ilgilendiren CHP’nin ve Baykal’ın kaderi değil, örgütsüzlüğü ile bilinçsiz politikacıların elinde heba olan Atatürkçüler.

Maalesef Atatürkçülerimiz, özüne dönmesi konusunda direnen CHP’ye bel bağlayarak onun gibi giderek sağcılaşmaya ve gericileşmeye başlamıştır! Buna Türkiye’de gerçekten sol adına bir partinin olmaması da neden olmuştur. Bugün Baykal’ın karşısına gerçek Atatürkçü, gerçek solcu bir parti çıkmış olsaydı, Baykal’ın sağcılığı ve gericiliğe hizmeti, her kesimce daha rahat görülecekti. Bunun rahatlığıyla hareket eden Baykal, maalesef Atatürkçülüğe ve solculuğa ihanet etmektedir!

Madem türbanı bu kadar kolay kabullenecektin ne demeye bu milletin sokağa dökülmesine ön ayak oldun, ne demeye Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına karşı çıktın?

Aslında bu konuda yalnız CHP’yi suçlamak haksızlık olacaktır. 27 Nisan bildirisini yayınlayan TSK bile Gül’ün Cumhurbaşkanlığının ilk aylarında Hanımı Hayrunnisa Gül’ün elini sıkmamak için protokolü bile terk ediyordu. Ama çok geçmeden o eli TSK sıktı. Halkın en çok güvendiği Ordu bile laiklikten taviz verir oldu, CHP vermiş çok mu?

Kürtçülük, Alevicilik ve son olarak Türbancılık

Parti içindeki Kürtçülük zehirini de bir türlü atamayan CHP, etnik Kürtçülüğün yanında Alevicilik yaparak da Türkiye’de birbirine kenetlenmiş milliyetçi-solcu bir kesimin oluşmasına engel olanlara adeta yardımcı olmaktadır. Alevi kesime komprador sol ve PKK tarafından Kürt kancası takıldığı herkesin malumudur. Diğer taraftan ise AKP, yapmış olduğu Alevi açılımıyla, Alevi kesime kancayı takmıştır. Yani CHP’nin seçmenine göz dikmiştir.

Son Alevi mitingleri de göstermiştir ki, Türk’ten ayrı bir Alevilik yaratılmaya çalışılmaktadır. Hatta Kürtleşen bir Alevilik yaratılmaya çalışılmaktadır. Oysa CHP, Şeriatçı, sağcı tabana göz dikeceğine kendine oy veren Alevi seçmene sahip çıksa en azından kendi seçmeninden fire vermezdi. Ancak CHP bunda da duyarsız gibi gözüküyor. Yalnız burada CHP’nin Alevi kesime sahip çıkmasından kastımız Alevi kimliğin tanınması değildir. Türk-Sünni bir vatandaşımızın kendini tanımlarken ben Sünniyim, ben Müslümanım gibi dini ve mezhepsel kimliğiyle kendisi nasıl tanımlamasını istemiyorsak; bir Türk-Alevi yurttaşımızın da kendisini Türk kimliğinden soyutlayarak mezhebi bir kimlik ile, yani Alevilikle, kendini tanımlaması yanlıştır. O zaman bizi ortak paydada birleştiren bir kimlik ile kendimizi tanımlamamız gerekir. O da Türk kimliğidir. O nedenle Türk milliyetçiliği gibi ortak bir paydada buluşmamız gerekiyor.

Türk milliyetçiliği anlayışından uzaklaşan CHP, Alevi kesime hoş görünmek ve onların oyunu almak adına dün ve bugün nasıl Alevicilik adı altında mezhepçilik yapmışsa bugünde sağcılaşma ve türban açılımıyla Şeriatçıların ekmeğine yağ sürmektedir.

Acaba partisine katılan çarşaflı ve türbanlı kadınlar bir gün o partiden belediye başkanı veya milletvekili olmaya çalışırsa Baykal’ın tutumu nasıl olacaktır? Yine “insani” bir tavır takınarak buna göz mü yumacaktır?

Onun için bazı adımlar atılırken bunun dünü ve yarını düşünülerek atılmalıdır. Bundan daha önemlisi, CHP’nin cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi milliyetçi-laik anlayışına dönmesi gerekir. Bu gerçekleşmediği sürece CHP’de daha çok yeni açılımlar görürüz.

CHP’de sağcılaşmanın tarihi

CHP’nin milliyetçiliği ve laikliği halkın tüm kesimine benimsetmesi gerekiyordu. Ama CHP’deki sağcılaşma Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başlayınca, önce milliyetçilik anlayışı Hitler faşizmini destekleyecek kadar sağcılaşmış; laiklik anlayışından ise, Demokrat Parti karşısında hezimete uğramamak için, çoktan tavizler vermeye başlamıştır. Yani bugün Baykal’la başladığı iddia edilen sağcılaşmanın tarihi biraz eskidir. İsmet İnönü’ye kadar dayanır.

1960’lı yıllara geldiğimizde ise CHP’ye sosyal demokrat anlayışın empoze edilmesiyle, liberal batıcı düzenin dümenine çoktan girilmiştir. 60’lı yıların öncesinde DP gibi sağcı bir parti önderliğinde yapılan Kürtçülük, sonrasında Doğu Mitingleri ile solun ve CHP’nin içine yavaş yavaş yerleşmeye başlamıştır.

70 yıllarda ise Ecevit’in bir ileri iki geri adımlarıyla Türkiye ve CHP, batıya angaje edilmiştir. Özellikle CHP’nin sosyalist enternasyonale katılması CHP’nin milli-devrimci kimliğiyle hiç uyuşmamış hızla liberal batıya yaklaştırmıştır. Yine bu yıllarda Alevi kesime yönelik faşist-dinci saldırılar bu kesimi CHP’ye daha çok yaklaştırmıştır. Ancak bu kesimi kazanmak adına yine cumhuriyet dönemi Türkçülük politikalardan taviz verilmiştir.

80 sonrası kısa bir süreliğine CHP ortada yoktur, onun yerine SHP vardır. Ama bu parti çoktan Kürtçü ve Alevi kesimin hegemonyası altına girmiştir. Ondan kopan Deniz Baykal’lı CHP ise SHP’deki bu anlayışı devam ettirmiştir. Ve en sonunda Baykal’lı CHP, türbana da onay vererek sağcılaşmada doruk noktaya ulaşmıştır.

Görüldüğü gibi Atatürk’ten sonra CHP’nin başına gelenler onun mirasına ve politikalarına sahip çıkamamıştır. Oysa bugün CHP’nin elinde Atatürkçülük adına bir laiklik vardı, artık o da yok. Zaten CHP’nin gerçekten sağlam bir laiklik anlayışı olsaydı Türkçülük ve Türk milliyetçiliği konusunda taviz vermezdi. Çünkü laik olunmadan gerçek anlamda milliyetçi olamazsınız. Milliyetçilik özünde seküler/laik bir kavramdır. Diğer taraftan da laiklik milliyetçiliğin sigortasıdır. İkisini birbirinden ayıramazsınız. Milliyetçiliği laiklikten ayırırsanız önce milliyetçiliğiniz sonra laikliğiniz yozlaşır. İşte bugünkü ve geçmiş CHP’nin yapmış olduğu hata da buradan kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde laikliği milliyetçilikten ayırırsanız ülkücüler gibi milliyetçilik yaptığınızı zannederseniz ama özde ümmetçilik, Osmanlıcılık yaparsınız. Sonrasında ne milliyetçi olursunuz nede laik. Hiçbir şey olamazsınız. Olsanız olsanız işbirlikçi olursunuz.

CHP yukarıda vermiş olduğumuz hatanın birincisini yapmıştır. Önce sağcılığın sahiplendiği Kürtçülüğü savunmuştur, şimdi ise sağcıların ve gericilerin bayrağı türbanı savunmak zorunda kalmıştır.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk, gericilere karşı milliyetçi-laik anlayışından taviz vermemiştir. Bugünkü CHP’ye düşen de bu politikayı devam ettirmektir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe