15.12.2008/Sayı:215
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Kapak Serap Yeşiltuna

Çarşaf kadının tutsaklığıdır!

Seçimden önce

Seçimden sonra

“Çağdaş yarınlar”dan “çarşaflı bugünler”e

CHP’nin o dönem ki seçim afişlerini hatırlayalım. Slogan şu: Cumhuriyet kadınlarıyla çağdaş yarınlara! Baykal ve yanında başı açık kadınlar. Daha bir kaç yıl öncesine kadar çağdaş yarınlardan bahseden CHP, bugün pek çok yerde kadın kolları başkanlarını bile türbanlılardan seçmeye başladı.

Çarşaf sadece ve sadece gericiliğin simgesidir

Çarşaflı kadınlar...

Karanlık ve peçeli yüzler...

Kafesin ardındaki korkak bakışlar...

Belki de devrim tarihimizle ilgili en çarpıcı fotoğraflardan biridir bu. Çarşafın içinde kuşatılmış Osmanlı kadını ile Atatürk’ün yüzü aydınlık, başı açık kadınları arasındaki fark... İlkokul kitaplarında bile bu aydınlık yüzler, çağdaşlaşmanın simgesi olarak verilmektedir.

Çarşaf ise, gericiliğin ve kuşatmanın simgesidir. Çarşaflı kadın, emperyalizmin unufak ettiği Osmanlı’nın o bağımlı yapısının, hilafetin ve saltanatın da somut bir ifadesidir.

Esarettir...

CHP’nin çarşaflı kadınlara rozet takarak bunu bir yönelime dönüştürmesinin ardından, ülkemizde neyin meşrulaştırıldığının ve neye alıştırıldığımızın bir tahlilini yapmak gerekiyor.

Baykal ve çevresindeki “değişimci” güruh günlerdir çok halkçı bir açılım yapıyor, halkla kucaklaşıyor ve CHP’yi gerçekten ait olduğu rotaya sokuyormuşçasına, laikliğin ve halkçılığın altını üstüne getiriyor.

Bu basit bir rozet takma olayı değildi elbet. Kendiliğinden gelişen bir olay olmadığı da ortaya çıktı. Önce Sultanbeyli ilçesinde başladı, sonra diğer parti örgütlerinde, Anadolu’nun pek çok ilinde, ilçesinde... Sonra da bu “çarşaf açılımı” olarak bir yönelime dönüştürüldü.

Çağdaşlığın teminatı olan, laik Türk kadınının tek güvencesi(!) olan CHP bir anda çarşafın aslında normal bir giysi olduğunun, halkla buluşmak, onların oyunu alabilmek için de bunu kabullenmek gerektiğinin propagandasını yapmaya başladı.

Baykal, bir yandan “CHP, ne dine ne de dindarlara karşıdır” mesajı vermeye çalışıyor bir yandan da “başını örten herkes bu davranışı bir siyasi simge olarak sergilemiyor, Türkiye’de kara çarşaf siyasi simge olarak değil geleneksel Anadolu yaşantısı olarak kullanılıyor” diyerek, çarşafı bir anda hayatımıza sokmaya çalıştı.

Gören de Anadolu’nun her yerinde çarşaflı insanlar var, çarşaf gündelik yaşamda çok kullanılan bir kıyafet zanneder. CHP’liler, çarşafın aslında siyasi bir simge olmadığını, AKP’nin kendisini türbanla ifade ettiğini söyleyerek akılları sıra uyanıklık yaptılar.

Ancak bu, komik duruma düşmekten başka bir şey değildi. Çünkü çarşaf Türk halkının geleneği falan değildir. Tarikatların ve cemaatlerin yoğunlaştığı semtler dışında çarşafın yoğunluklu olarak kullanıldığı bir yere rastlayamazsınız. Köye ya da ufak kasabalara özgü bir giysi de değildir.

AKP iktidar olana kadar da Türk insanının hayatından öylesine çıkmış, öylesine kaybolmuştu ki çarşaflı gördüklerinde, büyükler çocuklarını “bak öcü” diye korkuturlardı daha on yıl öncesine kadar.

İran’la ya da Suudi Arabistan’la özdeşleşmiş marjinal bir kıyafetti. Siyasi bir simge olmasının ötesinde tam anlamıyla gericiliğin, bağnazlığın ve yobazlığın simgesiydi.

Bu dönemde başını başörtüsü ile kapatan kadınlar bile şehirleşmeyle birlikte saçlarını açmaya başlamışlardı. Alışkanlık ya da gelenek nedeniyle başı örtülü olan annelerin kızlarının saçları örtülü değildi. Çarşaflıları geçin, türban bile AKP iktidarından önce marjinaldi. 20’li yıllarda başlayan çağdaşlaşma atılımı Türkiye’nin pek çok yerinde başarıya ulaşmıştı. Öyle o çok bilmiş sosyologların iddia ettiği gibi halkın kabullenemediği falan da yoktu.

Ancak AKP iktidarı ile birlikte türban da çarşaf da hayatın içine sokulmaya başlandı. Türbanlı bir sermaye sınıfı oluşurken, varoşlar da tamamen türbana, çarşafa teslim oldu. Eğitimli kızlar, meslek sahibi kadınlar hızla örgütlendi ve iktidar yerini sağlamlaştırırken, türban da tam anlamıyla kadınların hayatına girdi. Başı açık olan o genç kızlar kapanmaya başladığı gibi annelerin başındaki o geleneksel denilen başörtüsünü de türbana çeviriverdiler.

Ancak şimdi CHP, tutup bu türbanı ve bu çarşafı halkın gerçekliği olarak sunuyor. Ama kimseyi kandırmaya çalışmasınlar. Çünkü onlar halkla değil AKP’nin yarattığı toplumsal düzenle uzlaşıyorlar aslında.

Çarşafla uzlaşmak Atatürk’ün aklına gelmedi mi?

Bu toplumsal düzene karşı da laikliği ve çağdaşlığı savunamayacak kadar rotayı şaşırmış durumdalar. Atatürkçülüğe de ihanet çizgisi içindeler.

Bir 1920’li yılları düşünün bir de 2008 Türkiyesini...

Saltanat ve Hilafet yeni kaldırılmış. Kadının toplumsal düzende hiç bir yeri yok. Yeri olan çok az sayıda kadın bile çarşaflı. Örtünme tam olarak hayatın içinde ancak Atatürk hiç uzatmadan kılık kıyafet devrimini başlatıyor. Çarşafla uzlaşma yolunu, CHP’liler kadar kafası çalışmadığı için ya da aklına gelmediği için değil, laikliğin ve devrimciliğin gereği bu olduğu için reddediyor.

Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi verilirken, içeride de onun uzantılarına karşı, işbirlikçi şeriatçılara, hilafetçilere karşı çağdaşlaşma projesini uyguluyor.

“Biz her nokta-ı nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve beynelminel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.” diyen Atatürk, halk buna alışıktır, bunu kabullenelim diye düşünmüyor tersine Şapka Kanunu’nu kabul ederek, çarşafı peçeyi kaldırarak modern bir Türkiye yaratmaya çalışıyor.

Ve her konuda da Atatürk tavrı bu oluyor. Gericiliğin ya da bölücülüğün simgesi olan herşeye savaş açıyor Atatürk. İnönü de dahil olmak üzere “halk bunu kabullenmez karşı çıkar” diyen herkese meydan okurcasına, geleneksel denilen herşeyi kısa sürede halkın hayatından silmeyi başarıyor.

Öyle ya, madem geleneksel hilafeti de kaldırmasaydı, saltanatı da. Zaten vatandaş işgale de alışmıştı kapitülasyonlara da. Kurtuluş Savaşı’na bile gerek yoktu aslında bu bakış açısına göre.

Geleneksel kıyafet yoktur çağdaş kıyafet vardır

Geleneklere tutunarak halk dalkavukluğu yapan zihniyetin kabul edemediği tek şey, aslında Atataürk’ün bu devrimci duruşu. Atatürk’te anlayamadıkları da bu!

Onun kurduğu CHP, bugün tek parti zihniyeti dedikleri Atatürkçülük ile hesaplaşma içinde. Çünkü devrimciliği özümsemiş bir tane bile adam yok içinde.

Baykal çarşaf açılımını kabul ettirmeye çalışırken, “tek parti döneminde şalvarlı poturlu kişiler Ankara’ya alınmıyordu hatta bu nedenle Aşık Veysel, Atatürk ile görüştürülmedi” diyerek karşı devrimci bir propagandaya girişiyor ve ekliyor: “ne yani şalvarlılara ütülü pantolon giyin gelin mi diyeceğiz” diye.

Evet sayın Baykal, gerekirse diyeceğiz! Çünkü geleneksel kıyafet ya da halkın alışkanlıkları diye bir şey yoktur. Giysiler, her çağda her dönemde değişkenlik gösterir. Geleneksel kıyafetin kullanımı diye bir şey olsaydı insanlık hala yaprakla adem baba kılığında dolaşıyor ya da üzerinde bir hayvan derisi ile yaşıyor olurdu.

Bu en muhafazakar toplumlarda bile değişmiştir. Amerikalılar bugün kovboy kıyafeti ile dolaşmıyorsa ya da Japonlar geleneksel giysilerini sadece törenlerde giyiyorlarsa, Türk kadını niye hala kara çarşafla dolaştırılsın ya da Türk erkeği sarıkla, şalvarla dolaşsın.

Kıyafet çağın gereklerine göre değişkenlik gösterir. Geleneksel kıyafet bazı toplumlarda yalnızca törenlerde, bazılarında da sadece tiyatro oyunlarında kullanılır, ya da halk oyunları gösterilerinde. Bir tek sömürge ülkelerde ya da emperyalizme bağımlı ülkelerde, gerici yapılarla birlikte giysiler de ayakta tutulmaya çalışılır.

Meğer Türkiye’de herkes çarşaf meraklısıymış!

Atatürk’ün daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında gördüğü bu gerçeği bugünün yobaz CHP’lileri görememektedir işte.

Ve Haluk Koç ve Necla Arat gibi birkaç milletvekilinin dışında bir tane CHP’li bile buna karşı çıkamamaktadır. Birkaç kısık ses dışında bir tane Atatürkçü bile...

MHP’liler, AKP’liler, liberal aydınlar, şeriatçı gazeteler ve onların en CHP düşmanı yazarları hepsi destek verdiler elbette CHP’ye.

Hikmet Çetinkaya gibi, Yılmaz Özdil gibi, Emin Çölaşan gibi, AKP karşıtlığının en sivri dilli kalemşörleri de maalesef buna eklendi. Yılmaz Özdil, CHP’yi eleştirenlere “laik yobazlar” dedi. Çölaşan ise, CHP’nin AKPden oy çalmak zorunda olduğunu dile getirdi. Başta Nur Serter olmak üzere Cumhuriyet Mitinglerinin çığırtkan kadınları da zaten cepheden destekçiydiler. İlhan Selçuk ise en kritik anlarda olduğu gibi suskun. Tayyip “dik dur” dedi, Ertuğrul Özkök de “dayan!”, “kendi cemaatinin tabularını yık!”

Şeriatçıların tavrını anlamak mümkün. Çarşafı, türbanı meşrulaştıracak herşey, kim savunursa savunsun onlar için mübahtır. Oy avcılığı derler, samimiyetsiz bulurar ama yine de desteklerler. Ha CHP’li olmuş, ha MHP’li; çarşaflı olduktan sonra ne farkeder ki?

Ertuğrul Özkök gibiler ise iktidar yalakasıdır. Örneğin geçtiğimiz hafta eski bir aile fotoğrafını yayınladı. Kendisi küçük bir bebek, çarşaflı babaannesinin kucağında. Bu yalnızca onun fotoğrafı değil, Türkiye’nin aile fotoğrafıymış. Demek istiyor ki, Türkiye’de pek çok ailenin evinde türbanlı-çarşaflı birileri vardır ve bu bizim gerçeğimizdir.

Madem bu senin gerçeğin çarşaflı bir kadınla evlenseydin! Madem gerçeğin, 28 Şubat’tan sonra yayınlasaydın bu fotoğrafı da Ordu’yu ikna etmeye çalışsaydın!

Doğum tarihi Cumhuriyet’in ilanından önceye denk gelen pek çok babaanne, anneanne vardır elbette çarşaflı. Bir çoğu ölmüş bu yaşlı kadınların, hatta şeriatçılar gibi Zübeyde Hanım’ın, Latife Hanım’ın çarşafı üzerinden çarşaf propagandası yaparlar. Bunlar daha bir kaç sene öncesine kadar “Ortadoğu ülkesi gibi olmayalım, çağdaşlaşalım” derlerdi bugün ise “örtünsek de bir şey olmaz kabullenelim”in propagandasını yapıyorlar. Çünkü bunlar iktidar yalakasıdır. Halka çarşafı reva görürler. Ama bir tek halka. Kendi karılarına ya da arka sayfa güzellerine değil!

AKP karşıtı laiklik savunucuları da artık daha iyi anlaşılmıştır. Laiklikten başka bir şey düşünmez diye eleştirdiğimiz bu “Atatürkçüler” de, devrimcilik dışında herşeyi kabullenecek durumda olduklarını göstermişlerdir.

CHP’nin 22 Temmuz sloganı: Cumhuriyet kadınlarıyla çağdaş yarınlara!

İnsanın aklına ister istemez Cumhuriyet Mitingleri geliyor. “Gelincik tarlası” diyorlardı hani. Kadınların devrimiydi... İşte çağdaş Türk kadını sokaklardaydı ve davasına sahip çıkıyordu. Bunun teminatı da Cumhuriyet Halk Partisiydi...

Binlerce Atatürkçü AKP’nin gericiliğine karşı çıkıyordu. 22 Temmuz seçimlerini hatırlıyoruz. İşlerini güçlerini bırakıp tatil yörelerinden akın eden binlerce Atatürkçüyü. CHP’ye oy verecek, en azından laikliğe sahip çıkacaklardı.

Hatta CHP’nin o dönemki seçim afişlerini hatırlayalım. Slogan şu: Cumhuriyet kadınlarıyla çağdaş yarınlara! Baykal ve yanında başı açık kadınlar.

Ya Cumhurbaşkanlığı seçimleri... Hayrünnisa’nın türbanı için neden yer yerinden oynadı? Sokakta olan pekala Çankaya’da da olabilirdi.

Daha bir kaç yıl öncesine kadar çağdaş yarınlardan bahseden CHP, bugün pek çok yerde kadın kolları başkanlarını bile türbanlılardan seçmeye başladı. Sultanbeyli Belediye Başkan adayı, “Atatürkçü” bir imam ve eşi evden dışarı çıkmayan sadece çocuklarına bakmakla görevli türbanlı bir kadın.

Çarşaf açılımını eleştirenlere yanıt olarak “ben o kadınların kafasının dışıyla değil içiyle ilgileniyorum, kafasının içi Atatürkçüyse benim onunla bir sorunum olamaz” diyen Baykal’a soruyoruz. Çarşaflı bir kadının Atatürkçü olma ihtimali var mıdır?

Çarşaflı kadın, kılık kıyafet devrimini yapan, çarşafı yasaklayan, kadını sosyalleştiren bir Atatürk’ü neden sevsin, neden desteklesin?

Bu çağda kafasına çarşafı geçirip paketlenmeyi kabul eden 20 yaşında bir genç kız, neden Atatürkçü olsun, ya da tersten soralım Atatürkçü bir genç kız neden çarşafı kabullensin?

Çarşaf üniversiteye ve Meclis’e girerse...

Şeriatçı yazarlar Baykal’a destek olurken, bir yandan da soruyorlar:

“CHP samimiyse, samimiyetini göstersin ve üniversitelerde, kamu kuruluşlarında, Meclis’te türbanın serbest kalmasınının önünü açsın.”

Bu haklı bir istek. Öyle ya, eğer bu halkın giysisiyse, uzlaşılacaksa, normalse, hatta çağdaşlığın demokrasinin gereği ise üniversitede de serbest olmalı, Meclis’te de... Baykal bu isteklerin sonunu göremiyor mu? Sanmıyoruz!

Bu konuda neredeyse onurlu tavrı alan tek milletvekili olan Prof. Dr. Necla Arat “özellikle kadınları geri kalmış değerlere döndürme eğilimlerine, bu yolda girişimlere alışmayacağız.” derken Baykal ona inatla “alışacaksınız!” diyor.

Çünkü, kendisi de alışmış durumda. Gericilerin, yobaz dedikleri AKP’lilerin her türlü girişimine, her türlü tahrifatına alıştılar. Ve o kadar alıştılar ki o yapı içinde bir yer arıyorlar kendilerine. Kadınlar çarşafa girsin ne olur ki? Kendi karısı açık olduktan sonra. Üniversiteye de girsin, Meclis’e de... CHP Meclis’te olsun yeter. Ya da parti onlarda kalsın yine yeter.

“CHP kendini hapsolduğu burjuva semtlerinden, sahil şeridindeki illerden kurtarmaya çalışsın, halkla, varoşla kırsalla buluşmaya çalışsın” diyorduk. O çok eleştirdiğimiz “rakı-balık” partisi imajını değiştirsin, devrimci bir parti olsun diyorduk.

Ancak CHP geride bıraktığı beş Ok’a yeniden sarılarak bunu yapmak varken, elinde kalan son Ok’u, laikliği de yok ederek, Ok’suz, rotasız bir parti oluverdi. Kitle partisi olmaya çalışırken, ideolojisini de yitirdi.

Bu bir savrulmadır. Çarşafı kabul eden, her türlü esareti kabul eder. Çarşaf halkın değil işgal günlerinin giysisidir çünkü. Boyunduruk altındaki sömürgelere, işgal altındaki ülkelere biçilen değerdir.

Atatürkçü olanları da kimse bu esarete alıştıramaz!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe