| Özgür Erdem |
Oblomov
Tarih 13 Kasım 2006... Gazetelerde bir haber: “DTP mitinginde provokasyon” Okuyalım: “DTP’nin İstanbul-Bağcılar’da düzenlediği mitingde PKK bayrağı açıldı. PKK bayrağı açıp ‘Biji PKK’ diye slogan atan genç gözaltına alındı.” Tarih 3 Aralık 2008... Gazetelerde başka bir haber: “DTP mitinginde provokasyon.” Başlık aynı. Ama içerik farklı. Okuyalım: “DTP’nin Bitlis’te düzenlediği mitingde Türk bayrağı açıldı. Türk bayrağı açıp ‘Kahrolsun PKK’ diye slogan atan genç gözaltında alındı.” Nereden nereye... Klasik bir gazetecik kuralı vardır. “Köpek adamı ısırınca değil, adam köpeği ısırınca haber olur.” Yani olağan şeyler değil, olağandışı gelişmeler haber değeri taşır. Görüyor musunuz, Türkiye’de artık olağan ne olmuş, olağandışı ne... … Yakında olağanlaşacak başka bir haber daha: “Devletten PKK’lıya tazminat: İçişleri Bakanı Atalay, mayına basarak hayatını yitiren PKK’lının ailesine 80 bin YTL tazminat ödendiğini açıkladı.” Bu, Kürt-İslam’ın “Kürt” cephesi. Peki “İslam” cephesinde neler oluyor? O cephe için CHP’ye bir bakalım. Evet, evet. Yanlış duymadınız AKP’ye değil, CHP’ye… ... CHP, Sultanahmet Camii eski İmamı Osman Nuri Bedir’i Sultanbeyli’de belediye başkanlığına aday gösterecekmiş. Adaylığın açıklandığı törende Bedir konuşmasına “Allah nasip ederse” diye başlamış: “Allah nasip ederse inanan inanmayan, açık gezen kapalı olan, çarşaflısıyla, cüppelisiyle, sarıklısıyla, Alevi’siyle Sünni’siyle, Kürt’ü ile Lazı’yla omuz omuza onurlu bir yaşam sürdürebilmenin yollarını burada inşa edeceğiz.” “İnşallah” diye bitirmiş: “Zafer bizimdir, zafer inananlarındır inşallah.” Önemli bir ayrıntı daha. Bedir, eşinin törende niye olmadığını soran gazetecileri şöyle yanıtlamış: “Eşimin başı kapalı, evde 4 çocuk var. Onlara bakıyor.” Tören, salonun coşkulu sloganlarıyla sona ermiş. Salonun büyük çoğunluğu türbanlıymış... ... Şimdi durup bir düşünelim. Yukarıdaki metinde CHP’yi silin, AKP yazın yerine... “AKP sarıklıları cüppelileri partiye davet ediyor.” “AKP’li aday eşinin evden hiç çıkmadığını söyledi.” “AKP adayı konuşmasını ‘Zafer inananlarındır’ sloganıyla bitirdi.” “AKP töreninde başörtülü kadınların çokluğu dikkat çekti.” Bizim “laiklik” konusunda hassas “Atatürkçü”lerimiz (örneğin Nur Serter) yeri göğü inletmez miydi? Peki metinde CHP yazılı olunca ne yapıyor Nur Serter’ler? Alkışlıyor! ... Okurlarımıza ev ödevi. Aşağıdaki haber metinlerindeki CHP’ler de AKP yapılıp okunsun: “CHP Genel Başkanı çarşaflılara parti rozeti takmasıyla ilgili eleştirilere yanıt verdi: ‘Toplumun her kesiminden insanlar bir şekilde örtünüyor. Her insana saygı göstereceksin. O onların kendi tercihidir. Kıyafeti ‘devlete meydan okuyor’ diye algılamak bir saplantının sonucudur. (…) Çarşaf Türkiye’nin bir gerçeği. Türk kadınının %70’inin başı örtülü. Bunu yok sayamayız.” “CHP Genel Başkanı, Atatürk dönemi Kıyafet Devrimi’ni eleştirdi: ‘Cumhuriyet döneminde Atatürk Bulvarı’nda kılık kıyafeti müsait olmayan insanları geçirmiyorlardı. Poturlu, şalvarlı bir takım insanlar öyle Ankara’ya gelip bulvara girmiyor. Tek parti zihniyeti oydu. Kıyafetini düzelt gel de öyle geç diyorlardı. (...) Türkiye’de asıl tehlike çarşaflılardan değil, kravatlılardan geliyor.’” “CHP’nin Beypazarı Belediye Başkan adayı başı örtülü akrabalarının çektirdiği resmi Genel Başkanına hediye etti. CHP Genel Başkanı TBMM’deki grup toplantısında resmi gururla milletvekillerine ve gazetecilere gösterdi.” AKP olsa yeri göğü inletecekler nerede?.. ... Nereden nereye... Türk bayrağı açmak provokasyon sayılıyor... CHP ise çarşaflıları da geçmiş, sarıklıları cüppelileri davet ediyor... Nasıl bu hale geldik dersiniz? ... Dünya edebiyatının en etkileyici karakterlerinden birisi Oblomov’dur. Gonçarov’un 1850’lerde yayınlanan aynı adlı romanının baş karakteridir... Oblomov, oldukça tembel birisidir. Tüm gün yatar... 300 köleli bir köyü vardır. Para sıkıntısı yoktur. El bebek gül bebek yetiştirilmiştir. Hayatı boyunca bir kez bile çorabını kendi giymemiştir. Kendisine hizmet edecek köleleri vardır çünkü. Yalnızca keyfine düşkün değildir Oblomov. Yapması gerekenleri ertelemede üstüne yoktur. Diyelim ki, köyünde işlerin nasıl gittiğini sormak için mektup yazması gerekir. O basit kısacık mektubu yazmamak için her gün bir bahane yaratabilir. Ya gözünde arpacık çıkar, ya o gün biraz halsizdir, ya hokkasında mürekkep kalmamıştır, ya uşağına kızar, ya da o gün önemli bir konuğu gelecektir… Sonuçta o mektubun yazılması bir ayı bulur. Tembel tembel yatar, ama çok iyi yaptığı bir şey vardır: Köyü ve kendi durumu için kaygılanır. Sürekli düşünür, planlar yapar... Planları uygulamak mı dediniz? Erteler de erteler. ... Oblomov’un bir de çocukluk arkadaşı vardır: Ştoltz... Oblomov’un tam zıddıdır. Atak, girişken ve çalışkandır. Bir gün Oblomov’u bir şey yapması için ikna etmeye çalışırken şöyle der: “Dediğimi ne zaman mı yapacaksın: Ya şimdi ya hiçbir zaman!” Ve o iş “hiçbir zaman” yapılmaz! ... Nereden mi aklımıza geldi? Şu her seçim sonrası “Elim kırılaydı da CHP’ye oy vermeseydim” diyenleri hatırladık da. Hani şu “Baykal gitmeden CHP’ye oy vermem” diyenler vardır ya. “Şu seçim de geçsin, bir daha oy vermeyeceğim” diye devam ederler... Sorsanız, başka alternatif olmadığı için “elimiz mahkum” derler... CHP’nin yaptıklarını eleştirirler. Türkiye’nin geldiği nokta için hayıflanırlar... Ama elleri mahkumdur... Bir şey de yapmazlar. Halbuki CHP’den kurtulmanın tam vaktidir: “Ya şimdi ya hiçbir zaman!” … Türkiye Cumhuriyeti, Kürt-İslam Cumhuriyeti’ne dönüşüyor. Bizim Oblomov’lar televizyonun karşısında haberleri izleyip oflayıp pufluyor... ... Gonçarov 620 sayfalık o dev eseri bir ayda yazmış. Şaşıranlara ise şöyle demiş: “Bu eseri yıllarca kafamda taşıdım ve onu ancak kâğıda geçirmek kalmıştı.” Roman kolaylıkla yazılmış, çünkü tasarlanması yıllar sürmüş... Gonçarov günümüz Türkiyesi’ni görse, romanı yıllarca tasarlamasına da gerek kalmazdı!
|