| Erkin Yurdakul |
| YÖK’e karşı olmak ne anlama geliyor? AKP hükümetinin Acil Eylem Planı’nın açıklanmasının hemen ardından YÖK ve üniversiteler üzerine tartışma da tekrar başladı. YÖK Başkanı Kemal Gürüz ve üniversite rektörleri plana şiddetle karşı çıkarken, YÖK karşıtı cephe de şeriatçı hükümetle sınırlı değil. Şeriatçı medyanın yanında, medya içindeki liberal sol aydınlar da hükümetin Acil Eylem Planı’yla başlattığı tartışmaya katılarak YÖK karşısında tavır alıyorlar. YÖK’e karşı çıkanlar arasına eski YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’nın da katılmasıyla tartışma boyutlanıyor. Hükümet inisiyatifiyle YÖK karşıtlığı Böylece YÖK tartışmasında son yılların geleneği bozulmamış oldu. Yeni gelen hükümetin üniversite politikasının da daha öncekiler gibi, YÖK’ü yeniden yapılandırmak ve hükümetin denetimi altına almak yönünde olduğunu görüyoruz. Son yıllarda, Yüksek Öğretim Kurulu’na karşı muhalefetin başını parlamento çekiyor. Üniversite bileşenlerinin öncülük ettiği üniversite tartışmalarının yerini hükümet politikalarının aldığını, tartışmaların da bu politikalar çerçevesinde ifade edildiğini görüyoruz. Tartışmaların kaderini belirleyen de üniversitelere siyaset kurumundan gelen bu müdahaleler oluyor. AKP hükümetinden önce de YÖK’ün hükümetin denetimine alınmasına yönelik bir önerge geçen hükümetin MHP kanadından verilmişti. Bugünkü tartışmanın ana doğrultusunu da yine aynı konu oluşturuyor. YÖK hükümet dışında güç sahibi bir kurum olarak mı kalsın yoksa doğrudan hükümet denetimine mi alınsın? Son tartışmayla bozulmayan bir başka gelenek ise YÖK karşıtı muhalefetin şeriatçı-liberal sol ittifakı çerçevesinde gelişiyor olması. En azından 1997 türban eylemlerinden beri üniversite üzerindeki tartışmalarda bu kesimler birlikte hareket ediyor. Hatırlanırsa ’97-98 eylemleri de şeriatçıların kitle tabanına dayanan ve liberal solun da destek verdiği eylemlerdi. Bu eylemler öğrenci eylemi değil üniversitelerde 28 Şubat öncesi şeriatçı düzeni korumaya yönelik eylemlerdi. Zaten eylem zamanları da okul çıkışları değil Cuma çıkışları olmuştu. Şimdi aynı şeriatçı-liberal sol ittifakı, şeriatçıların hükümet olmasıyla Acil Eylem Planı’nın adım adım uygulanacağı süreçte “üniversitenin YÖK’ten kurtarılması” adına tekrar sahnede. Şeriatçılar üniversiteden ne istiyor? Güncel tartışma, Şeriatçı AKP hükümetinin hazırladığı Acil Eylem Planı’yla başladığına göre Şeriatçıların üniversiteden ne istediğini ortaya koymak gerek. Şeriatçıların en önemli sorunu üniversite içindeki hakimiyetlerine tekrar dönebilmektir. 1997’ye kadar olan süreçte Türk üniversitelerine Şeriatçı düzenin hakim olduğunu söyleyebiliriz. Şeriatçılar şimdiki acil planlarıyla bu statükoya dönmek istemektedirler. Çünkü üniversitede Şeriatçı hakimiyetinin kırılması süreci aynı zamanda şeriatçının toplumsal alandaki meşruiyetinin de kırıldığı bir süreç oldu. Şeriatçıların marjinalleşmesinde üniversitelerde tekrar Atatürkçü politikaların uygulanması büyük etkide bulundu. Üniversite Şeriatçı için yalnızca bir kamusal alan değil, Şeriatçının toplumsal meşruiyetinin de kabul edildiği bir alan olmuştu. Atatürk’ün kurduğu Türk üniversitelerinde Şeriatçıya varlık alanı tanınması ise olanaksız. Atatürk’ün kurduğu üniversiteler bizzat çağdaş ulusal değerlerin örgütlendiği alan olarak Şeriatçının toplumsal varlığının karşısında yer alan kurumlardı. Üniversite toplumsal alana ait tüm konularda bilginin gerçekleştiği kurum olarak toplumsal meşruiyetin de üretildiği alandır. Türbanın, yani şeriatın buraya girememesi tüm toplum açısından anlam taşımaktadır. Atatürkçü üniversitenin yıkılmasında 12 Eylül ve YÖK Zaten tartışma da bu noktada bir YÖK tartışması haline geliyor. Çünkü Atatürkçü üniversite anlayışının temellerinin dinamitlenmesinde 12 Eylül YÖK’ünün belirleyici önemi var. Üniversiteler 80 sonrası şeriat düzeninin hakim olduğu alanlar haline geldiyse bunda sorumluluk 12 Eylül’ün YÖK’ündedir. Şimdi ise Şeriatçılar YÖK’e karşı cephenin başını çekiyorsa, bu YÖK’ün 12 Eylül çizgisinden farklı bir yerde duruyor olmasından dolayıdır. 12 Eylül sonrası üniversiteleriyle ilgili en önemli tartışma “üniversiteden Darülfünun’a dönüş” olarak ifade ediliyordu. Toplumsal alanda büyük etkinliği olan çağdaş Türk üniversitesinin yerine, inisiyatifi elinden alınmış ve Şeriatçı kadrolaşmaya teslim edilmiş bir Darülfünun bırakılıyordu. O zamanın YÖK karşıtı direnişlerinde önemli bir slogan haline gelen “Darülfünun’a dönüş” formülü gerçekleri ortaya koyuyordu. Atatürk Cumhuriyeti’nin çağdaş üniversiteleri terk edilip yerine gerici üniversite koyulacaktı. İlerleyen yıllarda gerçekten de öyle oldu. Üniversiteler Darülfünun’u da aşarak içinde cüppelilerin doluştuğu medreselere dönüştürüldü. Eski YÖK’çüler bugün neden YÖK’e karşı? Bugün şeriatçı Acil Eylem Planı’nın eski YÖK Başkanı İhsan Doğramacı tarafından desteklenmesi de 12 Eylül’ün bu gerçeğinin bir sonucudur. Eski YÖK otoritesi Doğramacı, bugün doğrudan hükümetin planını desteklemektedir ve üniversitelerdeki eski statükonun asıl temsilcisi de odur. YÖK’ün son yıllarda girdiği üniversitelerde Atatürkçülüğe dönüş çizgisi Doğramacı’yı rahatsız etmektedir, çünkü üniversitedeki şeriatçı statükonun yaratıcısı odur. YÖK tartışmalarında ifade edilen, YÖK’ün asla değişmeyeceği fikri burada tartışılmalıdır. Doğramacı’nın girdiği YÖK karşıtı pozisyon bir sorgulama yapmayı gerekli kılıyor. Hangisi değişmiştir? Doğramacı mı, şeriatçılar mı, YÖK’ün üniversitelerde aldığı rol mü? Liberal solun, şeriatçıların demokrasiyle birlikte yaşamasını öğrendikleri yönünde bir fikre sahip olduğunu biliyoruz. Peki Doğramacı üniversite ile birlikte yaşamasını öğrenmiş olabilir mi? Doğramacı YÖK’e karşı çıkarak özerk bir üniversite mi istemektedir? Doğramacı 12 Eylül otoritesi yerine hükümet otoritesi ikame ederek üniversitede gerici statükonun korunabileceğini düşünmektedir o kadar. Diğer yandan bugün YÖK’ün ardında bir 12 Eylül kalmamıştır. Ordu da bambaşka bir pozisyondadır. Doğramacıdansa YÖK’ün Atatürk’ün kurduğu çağdaş üniversite karşısında aldığı pozisyonun değiştiğini kabul etmek daha bilimseldir. Şeriatçı liberal sol ittifakı da 12 Eylül’le başladı Şeriatçı hükümete eski YÖKçüler destek olurken, bir diğer destek de liberal sol aydınlardan geldi. Türban eylemlerinden beri şeriatçılarla-liberal solun somut bir eylem ortaklığı da vardı. Ancak Şeriatçılarla liberal sol arasındaki fikirsel yakınlaşma 12 Eylül’ün hemen sonrasında başladı. 12 Eylül YÖK’üne karşı çıkarken bunu “Darülfünun’a dönüş” olarak niteleyenlerin aksine, liberal sol 1933 reformunun da üniversitelere müdahale ettiğini söyleyerek bu reforma karşı çıkıyordu. Ayrıca Darülfünun hocalarının üniversiteden uzaklaştırılmaları konusunda da “özerklik”, üniversitenin dokunulmazlığı olarak ifade edildi. Bunlar Darülfünun’un gerici niteliğini görmezden gelerek Atatürk’ün üniversite reformuna karşı çıkmaktaydılar. Bu politikanın sonucu ise 90’lardan beri hükümetlerin üniversitelere ve YÖK’e her türlü müdahalesine destek çıkmak oldu. MHP’nin YÖK’e müdahalesinde utangaç kalan liberal-sol aydınlar, şimdi Şeriatçılar YÖK’e saldırırken açıktan destek olmaktalar. Şeriatçılarla ortak olan Kemalizm düşmanlığı bu sonuca yol açmaktadır. Yani YÖK’e karşı çıkmak olarak nitelendirilen üniversite özerkliği politikasının yegane sonucu, YÖK yerine hükümet otoritesinin ikamesi oldu. Atatürk’ün üniversite reformunun yerine ise 12 Eylül’ün “Darülfünun’a dönüş” ve AKP’nin Acil Eylem Planı kondu. YÖK'ten özerklik, hükümete bağlılık YÖK Karşıtı cephenin, YÖK’ten özerklik, hükümete bağlılık formülüne karşı YÖK ve üniversite rektörleri de üniversite tarihinin en özerk çıkışını gerçekleştirdiler. Acil Eylem Planı sonrasında hükümetin yalnızca üniversite politikasını değil aynı zamanda Kıbrıs politikasını da eleştiren YÖK Başkanı Kemal Gürüz ve üniversite rektörleri, üniversitede molla düzenine hayır diyerek 12 Eylül statükosuna ciddi bir tavır almış oldular. Bu, YÖK’ün 12 Eylül düzeninden ciddi bir kopuş içinde olduğunu göstermektedir. Ordu’nun Kıbrıs politikasını eleştiren Kenan Evren ve YÖK’ün üniversite politikasını eleştiren İhsan Doğramacı. Bunların şeriatçı AKP ile biraraya gelmesi. Yalnızca tesadüf mü? Bu tavrın hükümet karşıtı niteliği düşünülürse 1960’tan sonra üniversitenin hükümete verdiği en büyük tepki olduğunu görüyoruz. Bu özerk tavır karşısında ise liberal-sol yazarların bir kısmı hükümetin Kıbrıs politikasını sorgulamak senin ne haddine diyerek YÖK’e saldırdılar. Sorun artık açıktır. Siyaset mi üniversite üzerinde etkili olsun. Yoksa üniversite tekrar Atatürk’ün kurduğu üniversite olarak Cumhuriyet’in temel kurumlarından biri haline mi gelsin? YÖK konusunda 12 Eylülcüler cephesiyle Atatürkçüler karşı karşıya gelmektedir. Atatürksüz bir üniversite düşleyenler ise 12 Eylül’ün üniversite projesine katılmak zorunda kalmaktadırlar. Atatürk’ün üniversitesine dönüş fırsatı YÖK’ün ve istisnasız tüm üniversite rektörlerinin birlikte hükümete karşı aldıkları tavır, Atatürk’ün kurduğu çağdaş üniversite yapısına dönüş için fırsat yaratmaktadır. Hükümete karşı alınmış bu özerk tepki, tüm üniversite bileşenlerinden, öğretim üyeleri ve öğrencilerinden de büyük destek almaktadır. Bu tavrı Atatürkçü üniversite yapısını doğru kavramak, 12 Eylül’ün üniversite düzeninden de tümden bir kopuş sağlamak için değerlendirilmesi gerekmekte. 1933’te Atatürk’ün müdahalesiyle yaratılan üniversite çağdaş kamusal alanın oluşturulmasında belirleyici öneme sahip. Bu niteliğiyle Atatürkçü ünivesite Türkiye’de ilericiliğin de temel kaynağı olma özelliğindedir. Atatürk’ün ölümünden sonra siyasetin üniversiteye her müdahalesi gericilik yönünde olmuştu. Hükümetler üniversitenin Atatürkçülük konusundaki hassasiyetinin karşısına sürekli müdahaleyle çıktılar ve üniversiteyi çeşitli şekillerde kontrol etmeye çalıştılar. Hükümetlerin üniversiteleri yıkım programı, üniversiteleri kaynaktan yoksun bırakma politikaları üniversitelerimizin bugünkü yetersizliklerinde baş rolü oynamaktadır. Hükümetlerin elindeki kaynaklar üniversiteleri teslim almak doğrultusunda kullanılmaktadır. Özerklik adı altında üniversitelerin bu gerici politikalara alet edilmesine karşı çıkmak gerekmektedir. Üniversiteyi gerici siyaset kurumundan koruyan etkin bir kuruma her zaman ihtiyaç vardır. Bu kurum üniversitelerarası kurula indirgenmiş bir YÖK olamaz. Hiçbir üniversitede kendi yapısıyla siyasetin gerici müdahalesi karşısında ayakta kalamaz. Onun için Atatürkçü ve etkin bir YÖK mutlaka korunmalıdır. Çağdaş Türk üniversitelerini tehdit eden Darülfünun’a dönüş ve üniversitelerde şeriatçı düzen kurma özlemlerine direnilmeden toplum yapısı içinde etkin bir üniversite düşünülemez.r
|