| İnan Kahramanoğlu |
|
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Ankara Gazi Orduevi’nde düzenlenen basınla tanışma toplantısında yaptığı konuşmayla birlikte, hükümetle Ordu arasında yaşanan çatışma bizzat Genelkurmay Başkanı’nın ağzından ortaya konmuş oldu. İktidara gelmesinin ardından geçen iki aylık sürede Ordu’dan Cumhurbaşkanlığı’na, YÖK’ten yargı organlarına kadar neredeyse bütün devlet kurumlarıyla karşı karşıya gelen AKP Özkök’ün açıklamalarıyla sert bir uyarı almış oluyor. Bu uyarı 28 Şubat sürecinden sonra Ordu’nun gösterdiği en sert tepki. Ordu AKP’nin şeriatçı olduğunu biliyordu Özkök’ün açıklaması AKP’ye ağır bir ihtar olmanın yanısıra Ordu’nun Türkiye’de laik Cumhuriyet karşıtı Şeriatçı bir partinin iktidar olmasına izin vermeyeceğini bir kez daha doğrulamış oldu. AKP ve Genel Başkanı Tayyip Erdoğan 3 Kasım seçimleri öncesinde medyadan aldıkları büyük destekle yenilendiklerini ve değiştiklerini söyleyerek seçimlere girerken bu iddia Ordu tarafından hiç de inandırıcı bulunmamıştı.
Bütün bu “yenilikçi” tartışmaları sürerken Tayyip Erdoğan’ın Güneydoğu’da şehit düşen askerlerden bahseden konuşma kasedinde Ordu’yu “intihar celladı” olmakla suçlaması, dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından çok ağır bir şekilde eleştirilmişti. Kıvrıkoğlu, Erdoğan’ın açıklamalarına yönelik tepkisini soran gazetecilere “Normal bir insanın söyleyeceği sözler değil. Ağzından çıkan ile beyninin irtibatı yok. Orduya karşı içlerindeki kini kusmasıdır” diyerek, Erdoğan’ın “yenilikçi” propagandasının Ordu tarafından inandırıcı bulunmadığını ve Ordu’nun, Erdoğan’ın başında bulunacağı bir Parti’nin iktidar olmasını kabul etmeyeceğini ortaya koymuştu. Nitekim Erdoğan, Siirt’te yaptığı konuşmanın ardından 312. maddeden yargılanmış ve milletvekili seçilme şartları ortadan kalktığı için Meclis’e girememiş, hatta parti Genel Başkanlığı bile hukuken tartışmalı duruma düşmüştü.
AKP’nin yeniden yapılacak olan Siirt seçimlerinde Erdoğan’a milletvekili olma yolunu açan Anayasa değişikliği paketi önce Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiş ancak ikinci kez gönderildiğinde imzalanmıştı. Fakat gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına rağmen Tayyip için milletvekilliği ve dolayısıyla Başbakanlık yolu hâlâ büyük engellerle dolu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Siirt seçimlerinin bir ara seçim değil, 3 Kasım seçimlerinin yenilenmesi olduğunu ve bu nedenle 3 Kasım’da aday olamayan Erdoğan’ın yenilenecek seçimlerde de aday olamayacağını söyleyerek Erdoğan’ın Başbakanlık hayallerinin gerçekleşmesinin pek de kolay olmadığını gösterdi. Bütün bu gelişmeler aslında Cumhurbaşkanlığı, yargı ve Genelkurmay Başkanlığı gibi devlet kurumlarının AKP iktidarına başından beri karşı olduğunu gösteriyor.
AKP devlete savaş açtı, Ordu karşılık verdi Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilememesine rağmen AKP seçimlerden tek başına iktidar olarak çıktı. Ancak aradan geçen iki ay gibi kısa bir süre bile, bu hükümetin Türkiye’yi yönetmesinin mümkün olmadığını ve Ordu’nun buna izin vermeyeceğinin ortaya çıkmasına yetti. AKP’liler de bu süre içinde iddia edilenin aksine değişmediklerini ve Milli Görüş çizgisinin devamı olduklarını ortaya koydular. Daha Bakanlar Kurulu listesinin Cumhurbaşkanı’na sunulduğu gün Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilmek istenen Beşir Atalay’ın bakanlığını kabul etmedi. Atalay Kırıkkale Üniversitesi’ndeki rektörlük görevinden irticai faaliyetleri desteklediği iddiasıyla uzaklaştırılmıştı. Atalay’ın yerine Erkan Mumcu’nun görevlendirilmesiyle sorun bir ölçüde çözülmüş oldu. Ancak bu gerilimin yaşanmasının hemen ardından bu kez de Meclis Başkanlığı seçimleri Ordu ile AKP arasında soğuk rüzgarların esmesine yolaçtı. Eşi türbanlı olduğu ve bu yüzden de devlet protokolünde yeralamayacağı için Meclis Başkanlığı’na aday olmasına pek sıcak bakılmayan Bülent Arınç, Başkanlığa aday oldu ve adaylığının gerekçesini de “Bazı çevrelere inat olsun diye aday oluyorum” şeklinde açıkladı. Ordu’ya inat aday olduğunu açıklayan Arınç’a yanıt da MGK üyesi komutanlardan geldi. Meclis Başkanlığı’na seçilmesi dolayısıyla gerçekleştirilen geleneksel kutlama ziyaretini 30 saniyede tamamlayan komutanların tepkisi AKP cephesinde şok etkisi yaratmış ve Ordu ile AKP arasında yaşanan çatışma ilk kez bu kadar açık ortaya çıkmıştı. İrticai faaliyetlere karıştığı gerekçesiyle Ordu’dan atılan Ramazan Toprak’ın TBMM Milli Savunma Kamisyonu Başkanlığı görevine atanması da gerginliği arttıran bir başka gelişmeydi.
Molla düzenine geçmek için “Acil Eylem Planı” Genelkurmay Başkanlığı’nın Başbakan Gül ve bazı hükümet üyelerine verdiği irtica ve güvenlik brifingi de aslında hükümete yönelik açık bir uyarı niteliğindeydi. Ordu, brifingde irticanın tehdit niteliğini koruduğunu hükümete iletti. Brifingde 1200 vakfın irticai faaliyettte bulunduğu, üniversitelerde ve diğer kamu kuruluşlarında irtica faaliyetlerin sürdüğü ve kamuda 13 bin irticai personelin bulunduğu bilgisi verilmiş, kamu kurum ve kuruluşlarında kılık kıyafet kararnamesinin aynen uygulanması istenmişti.
“Türkiye Cumhuriyeti ile hesaplaşma aşamasına gelen irticai hareket, 28 Şubat 1997’de durdurulmuştur. Bu kazanımların korunması için gerekli yasalar çıkartılmalıdır, irtica sermayesi desteklenmemelidir” açıklamasıyla da hükümete irticayla mücadele konusunda dikkatli olması çağrısı yapılmıştı. Buna rağmen aradan geçen sürede yaşanan gelişmelerin de ortaya çıkardığı gibi hükümet bu uyarıların hiçbirini dikkate almadı. Hükümet tarafından açıklanan Acil Eylem Planı’yla Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki Şeriatçı kadrolaşmaya yönelik girişimler, üniversitelerle ilgili düzenlemelerle büyük üniversitelerin parçalanması ve böylelikle hükümetin üniversiteler üzerindeki denetiminin arttırılarak kadrolaşma faaliyetinin önünü açma niyetleri açığa çıktı. Ordu’nun hassasiyetlerini ve uyarılarını dikkate almayan uygulamalar Türkiye’yi yeniden 28 Şubat öncesine dönme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştı. Özellikle Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarıyla yasaklanan türbanın yeniden serbest bırakılmasına yönelik girişimler hükümetin gerçek niyetini açığa çıkartıyordu. Şeriatçı basınsa bu gelişmeleri aktaran yayınlarında Ordu karşısında gösterilen bu direnişi alkışladı ve uzun süredir yürüttüğü Ordu karşıtı kampanyayı pervasızca sürdürdü. Şeriatçı gazetelere göre artık Genelkurmay’ın hükümete brifing verme dönemi geçmiş, hükümetin Genelkurmay’a brifing verme dönemi başlamıştı. Bu Genelkurmay’la hükümet arasındaki gizli savaşın açığa çıkması anlamına geliyordu. Ordu’yu hükümete bağlayarak etkisizleştirme planı AKP ise yapılan uyarıları dikkate almak bir yana, ortamı daha da gerecek yeni uygulamaları tartışmaya açma yoluna girdi. Ordu’nun irticayla mücadele çağrısına verilen ilk karşılık Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanacağı oldu. Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanacak Ordu’nun harcamaları da bundan sonra Sayıştay denetimine tabi kılınacaktı. Bülent Arınç’ın Meclis lojmanlarının satışa çıkarılmasını kastederek, “Milletvekillerinin lojmanları boşaltması asker ve sivil bürokrasiye örnek olsun” diyerek askerleri bulundukları lojmandan atma niyetini açığa vurmasıyla gerginlik üst düzeye tırmanmış oluyordu. Böylelikle AKP açıkça Ordu’yu tasfiye etme planını uygulamaya koyuyordu. Bu direnme politikasının en son örneği ise Yüksek Askeri Şura’da irticai faaliyetlere karıştığı belirlenen 7 irticacı subayın ihraç edilmesi kararına Başbakan Abdullah Gül tarafından muhalefet şerhi koyulması oldu. Gül’ün bu açıklaması bardağı taşıran son damla oldu ve sonuçta Genelkurmay Başkanı Özkök’ün, Başbakan Gül’ü irticaya destek olmakla suçlayan açıklaması geldi.
AKP yeni bir 28 Şubat’la iktidardan inecek Genelkurmay Başkanı tarafından yapılan açıklama aslında AKP hükümetinin fiilen bittiği anlamına geliyor. Ordu’nun hükümete yönelik tepkisi 28 Şubat sürecindeki tepkinin bile ötesine geçmiş durumda. Genelkurmay açıkça Başbakanı ve hükümeti irticaya destek olmakla suçluyor. Dolayısıyla bu noktaya gelindikten sonra Ordu ve AKP hükümeti arasındaki çatışmanın dineceğini ve hükümetin görevine uzun süre devam edebileceğini beklemenin hiç bir mantığı yok. Kaldı ki AKP hükümetinin bir meşruluk krizi yaşadığını ve iktidar olamayıp ancak hükümet olabildiğini Şeriatçı yazarlar bile itiraf ediyorlar. Şeriatçıların şu gerçeği de artık fark etmeleri gerekiyor: Türkiye’de Ordu’ya rağmen bir Şeriat rejimine geçmenin imkanı yok ve Ordu bugüne kadarki bütün uygulamalarıyla buna izin vermeyeceğini göstermiştir. Şeriatçılar, Refahyol deneyiminden ders almalı ve Ordu’nun müdahalesini beklemeden bu kez kendileri hükümetten çekilmelidirler. Türkiye’nin bugün gelinen kritik aşamada bu hükümete daha fazla tahammülü kalmamıştır. Genelkurmay’ın tavrı kesin olarak ortaya çıkmıştır ve verilen bu tepkinin daha da ileri boyutlara taşınacağı bilinmelidir. AKP’nin iktidardaki ömrü artık sınırlıdır, Türkiye adım adım yeni bir 28 Şubat’a doğru gitmektedir. Ulusal güvenliğimiz açısından açık bir tehdit unsuru haline gelen bu hükümetten en kısa sürede kurtulmak gereklidir. Türkiye’nin bağımsızlığını savunan bütün güçlerin
önündeki en acil görevse bu süreci hızlandıracak çabayı göstermektir.
|