13.01.2003/Sayı:21

 

 
Atatürk Deniz Che
Sunay Akın  Gökçe Fırat
Abdullah Gül,
artık Başbakan olmadığını bilsin

Türkiye’nin Başbakanı Türkiye’nin devlet politikasını bilmiyor

Genelkurmay Başkanı’nın çıkışı, Türkiye’nin gerçeklerinden habersiz yaşayan ama buna rağmen siyaset yapan ve hatta iktidar olanlar açısından öğretici olmalı. Orgeneral Özkök, yaptığı açıklama ile, Türkiye’nin siyasal yelpazesini, bugüne kadar bir türlü anlayamamış olanlara çok güzel açıklamış oldu.

Başbakan Abdullah Gül, iktidara gelmelerinin hemen ardından, “artık 28 Şubat’ı unutun” diyerek, o eski kabus dolu günlerin geçtiğini ve bir daha da yaşanmasının pek mümkün olmadığını söylemişti. Ancak Genelkurmay, 28 Şubat’ın varolmaya devam edeceğini açıkladı.

O zaman Türkiye’nin Başbakanı, ya Türkiye’nin devlet politikasının ne olduğunu bilmiyor ya da bu devlet politikasını bildiği halde bu politikayı ne ölçüde esnetebiliriz hesapları yapıyor.

Abdulah Gül, 28 Şubat’ta iktidardan uzaklaştırılan partinin kurmaylarındandı. Yani halk diliyle konuşacak olursak, Ordu’nun iktidardan postaladıklarından biriydi. Dolayısıyla Türkiye’nin devlet politikası nasıl saptanılır ve kimler tarafından nasıl uygulanılır, tecrübeyle biliyor olmalıydı. Ancak öyle olmadığı anlaşıldı.

Şeriatçının saklayamadığı o ilkel dürtü

Aslında bu durum, AKP iktidara gelir gelmez ortaya çıkmıştı. Seçim sonuçları alınınca AKP Genel Merkezi’nin önünde bir grup parti militanı “Ya allah bismillah allahu ekber” diyerek slogan atmış ancak parti yöneticileri tarafından uyarılarak susturulmuşlardı. O gün orada tekbir getiren parti militanları, bu partinin ruhunu dışa vurmuşlardı. Ne kadar susturulsa da, derinlerde hep aynı duygu ve aynı istek korunuyordu.

Bunun böyle olduğu AKP hükümetinin şu üç aylık döneminde çok açık ortaya çıktı. Bir taraftan “değiştik” söylemleri diğer taraftan Ordu’ya kafa tutmaya çalışan eski alışkanlık, türban konusunu gündeme getirme ve Ordu’nun sabrını sınama tavrı sürdü. Bu çıkışlar, AKP’nin bazı sivri ve uç çıkışları değil, bir türlü bastıramadıkları ve her fırsatta su yüzüne çıkan şeriatçı dürtüleriydi.

Bunun son örneğini ise bu partinin en yetkili adamı, Başbakan Gül YAŞ toplantısında sergiledi. Kendince YAŞ kararını şerh koyarak imzaladı. Bu partinin destekçisi gazeteler ertesi gün adeta bayram yapmaya başladılar. Başbakan, Ordu karşısında dik durmuş ve “paşa paşa imzalamamıştı.” Bu gibi ufacık olaylarla motive olacak kadar kendilerinden geçmiş oldukları çok rahat anlaşılabiliyordu.

İşte bu “direniş ve zafer yolundayken” Genelkurmay Başkanı’nın açıklaması bomba gibi düştü.

Abdullah Gül artık Başbakan olmadığını iyi bilsin

Açıklama bu kesimler açısından müthiş derecede moral bozucu. Bunun nedeni ise böyle bir çıkışı hiç ama hiç beklememeleri. Onlar 28 Şubat’ın geçip gittiğini sanıyorlardı ama Ordu en yetkili ağızdan 28 Şubat’ın sürdüğünü, üstelik doğrudan Başbakanı eleştirerek söylüyordu.

Ordu’nun tavrı basit bir eleştiri olarak algılanmamalı. Ordu, çok açıktan bu partinin irticacı olduğunu ve buna izin vermeyeceğini açıkladı. Dolayısıyla Abdullah Gül, kendisini hiç kandırmasın; artık Başbakanlık koltuğunda oturmadığını iyi bilsin. Beş yıl önce Hocalarının başına ne geldiyse bugün aynısı Abdullah Bey’in başına gelmiştir.

Bize geçmiş olsun demekten başka bir şey düşmez.

Ancak şunu da belirtmemiz gerek. Özkök’ün açıklamaları, şaşırtıcı değil, olması gereken ve beklenen bir açıklamadır. Yerinde ve zamanında yapılmıştır. Türkiye’nin gerçeklerini ve hassasiyetlerini bilenler böyle bir gelişme yaşanacağını en başından beri biliyorlardı.

Seçimlerin hemen ardından 4 Kasım’da “Türkiye’yi şeriatçılar yönetemez ve yönetemeyecekler. Türkiye’nin şeriata geçit vermeyecek bir ordusu ve şeriatı istemeyen bir halkı var” demiştik. 2 Aralık’ta MGK’nın AKP’ye tavır aldığını ve cevap verdiğini söyleyerek “Bundan güzel cevap mı olur” dedik ve ekledik: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana 28 Şubat az”. 30 Aralık tarihinde ise YAŞ kararları üzerine çok net olarak Gül’ün YAŞ kararlarına değil kendisine ve hareketine şerh koyduğunu yazdık ve “Bir gece kalktığınızda gücün tümüyle o kuvvetin eline geçtiğiyle de karşılaşabilirsiniz. O zaman minareleri süngü yapıp direnmeye kalkabilirsiniz ama gerçek süngüyle karşılaşınca bu çok akılcı bir davranış olmaz” diyerek uyarmıştık.

Tüm bu yazdıklarımızdan sonra AKP’nin tavırlarını değerlendirince hiç ama hiç anlamadıklarını ve daha çok 28 Şubat görecekleri ortaya çıkıyor.

Şeriat hayalinden vazgeçin

Burada bu partinin peşine takılan ve bu adamların dolduruşuna gelen yurttaşlarımızın biraz durup düşünmelerini öneririz. Bundan önce Erbakan aynı yolu denemişti tutmadı. Şimdi Tayyip aynısını denemeye kalkıyor ancak o da Hoca’sından beter olacak. Yol yakınken bu adamları bırakıp, Türkiye Cumhuriyeti’yle barış içinde yaşama fırsatını kullanmak gerekir.

Kimse herşey normale dönecek umuduna kapılmasın. Bundan sonra gelecek olan 28 Şubat çok daha köklü olacak. Bir öncekinde ulaşılamayan hedeflerin tümüne ulaşılacak. Ve bir öncekinde dokunulmayanlara da dokunulacak. Bunu en başka AKP yöneticileri bilmeli. Eğer yeni bir 28 Şubat’la gitmek istemiyorlarsa, şimdiden tası tarağı toplayıp gitsinler. Ya da bu Cumhuriyet düşmanı kimliklerini bir kenara bıraksınlar.

Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı gerici hareket hep varoldu. Kimi zaman çok azıttı kimi zaman sindi. Ama hiçbir zaman iktidar olacak gücü olamadı. Çünkü gerici hareket, Türk halkının biricik koruyucu gücü Ordu’ya düşmandır ve bu düşmanlığı bırakmamaktadır. Zaten bırakmasını da beklememek gerekir, çünkü gericilik doğası gereği laik bir orduya düşmanlık besler.

Bu akımın peşine takılmış insanlar için tek çıkar yol, şeriat özleminden vazgeçmektir. Burada kimseye baskı yapılamaz, isteyen laikliği seçer isteyen şeriatı, ama şeriatı seçenler onu uygulayabileceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. Buna Ordu hiç bir zaman izin vermeyecek.

İnisiyatif Türkiye cephesine geçiyor

Ancak tek direnenin Ordu olduğu sanılmasın. Bugün Amerikancı AKP hükümeti Türkiye’nin azınlığı konumundadır. Bir avuç büyük sermaye ve yıllardır kemikleşmiş azılı şeriatçıların ve yeminli bölücülerin dışında, Türkiye’nin %90’lık kesimi AKP ile karşı karşıyadır.

Bugün konuşan Ordu ise, Ordu bir güce dayanarak konuşmaktadır. O güç halktır. Sadece Ordu değil, Cumhurbaşkanı’nın, Yargı’nın, YÖK’ün, Dışişleri’nin direnişi ve karşı koyuşu da bu kurumların kendi bağımsız tavırları değil Türk halkının istekleri doğrultusundadır.

ABD, Türkiye’de yanlış kuvvete dayanmayı seçkmiştir. Sermaye- şeriatçı-bölücü ittifakı bu toplumun posasıdır. Onlarla bir iş yapmanın imkanı yoktur. Onlarla iş yapmaya kalkan ABD’nin planları en sonunda Bağdat’tan dönecektir.

Türkiye cephesi ise son derece kuvvetlidir. Türk Ordusu, Yargı, Eğitim kurumları, Cumhurbaşkanı, Dışişleri ve henüz fiili tepkisini yüksek sesle duyurmamış pek çok kuvvet, nesnel olarak aynı cephede buluşmuş durumdadır.

Ve daha önemlisi inisiyatif Türkiye cephesine geçmektedir.