22.09.2008/Sayı:205
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Kapitalist tapınakta devletçi deprem

Lehman Brothers, konut fiyatlarının düşmesi ve konut kredilerini ödeyemeyenlerin sayısının artmasıyla mortgage piyasalarında başlayan finansal krizin ilk kurbanı olmasa da şu ana kadarki en büyük kurbanı oldu.

Lehman Brothers, konut fiyatlarının düşmesi ve konut kredilerini ödeyemeyenlerin sayısının artmasıyla mortgage piyasalarında başlayan finansal krizin ilk kurbanı olmasa da şu ana kadarki en büyük kurbanı oldu.

Lehman Brothers, konut fiyatlarının düşmesi ve konut kredilerini ödeyemeyenlerin sayısının artmasıyla mortgage piyasalarında başlayan finansal krizin ilk kurbanı olmasa da şu ana kadarki en büyük kurbanı oldu.

639 milyar dolarlık toplam varlığı ile ABD’nin en büyük dördüncü yatırım bankası olan Lehman Brothers’ın, ABD yönetiminin bankayı kurtarmak için mali destek vermeyeceğini açıklamasının ardından iflasını istemesiyle birlikte dünya finans piyasaları son derece hareketli bir hafta geçirdi. Tüm dünyanın, Bank of America’nın zorda kalan Lehman Brothers’ı satın alacağını beklediği bir anda Lehman Brothers’ın iflasını açıklanması dünya piyasalarında zincirleme paniğe neden oldu. Tüm dünya borsaları büyük düşüşlerle sarsılırken, Dow Jones Sanayi Endeksi de 504 puanlık düşüşle son 21 yılın en büyük düşüşünü gösterdi.

Lehman Brothers, konut fiyatlarının düşmesi ve konut kredilerini ödeyemeyenlerin sayısının artmasıyla mortgage piyasalarında başlayan finansal krizin ilk kurbanı olmasa da şu ana kadarki en büyük kurbanı oldu. Konut sektörünün büyüdüğü yıllarda rekor kârlar elde eden yatırım bankaları için gelecek o kadar güzel görünüyordu ki, Lehman Brothers gibi şirketlerin bilançoları olası bir zarara karşı hiçbir önlem alınmadan yapay bir biçimde büyümeyi sürdürüyordu.

Derken doruk noktasından hızlı bir geri dönüş başladı. Krizin ilk büyük kurbanı ise daha bir yıl önce 32 milyar dolar hisse değeri olan ama JPMorgan Chase tarafından satın alındığında zar zor 1 milyar dolar değer biçilen Bear Stearns olmuştu. Fakat Bearn Stearns’ın, JPMorgan Chase tarafından satın alınması bile kapitalizmin özüne aykırı bir biçimde, ABD Merkez Bankası FED’in ısrarlı çabaları sonucunda zorluklarla gerçekleşiyordu. FED, şirketin JP Morgan’a devri gerçekleşmezse Bear Stearns’e yardım etmeyeceği yönünde bilgi verince şirket yönetimi zorunlu olarak JP Morgan’ın teklifini kabul etmek zorunda kalmıştı.

Varlık toplamı 32 milyar dolar olan IndyMac’e FDIC tarafından el konulmasının ardından sıra ABD konut piyasasında kullanılan kredilerin yarısını elinde bulunduran Fannie Mae ve Freddie Mac’e geldi. Piyasaya toplam 5 trilyon dolarlık kredi açan iki kuruluş finansal açıdan batma noktasına gelince ABD hükümeti tarafından devletleştirildi. ABD Hazine Bakanı Henry Paulson, “Fannie Mae ve Freddie Mac o kadar büyük ki, ikisinden birinin çöküşü hem ABD hem de dünya finans piyasalarında ciddi bir panik yaratırdı” diyerek niçin devletleştirme yaptıklarını gösteriyordu. Böylece Fannie Mae ve Freddie Mac da yıllar sonra tekrar yuvalarına geri dönmüş oluyordu. Tekrar diyoruz, çünkü iki şirket de zaten yıllar önce devlet tarafından kurulmuştu. 1938 yılında kurulan Fannie Mae 1968’de bütçe açığını kapatmak için özelleştirilirken, Freddie Mac de Fannie Mae’nin “monopol” durumuna gelmesini engellemek için Kongre kararıyla ve devlet sermayesiyle kurulmuştu. Fakat kapitalist sistem devlet müdahalesi olmadan piyasalarda dengeyi sağlayamayınca, kapitalizmin tapınağında, kapitalizmin mantığına taban tabana zıt bir manevrayla her iki kurum da devletleştirilmekten kurtulamadı. Devletleştirme aslında özel sektörün bu işi başaramadığı, kullanımına tahsisi edilen kaynakları verimsiz biçimde kullanarak tükettiğini gösteriyordu. Fakat elbette bunlar yüksek sesle dile getirilmiyor. Tüm dünyaya kamu kuruluşlarını elinden çıkarmasını ve özelleştirmeyi hızlandırmasını öğütleyen ABD, iş kendisine gelince birbiri ardınca yeni kamulaştırmalar yapmaktan nedense çekinmiyor. Yani iş “bırakınız batsınlar”a geldiği vakit birileri o noktada durulması gerektiğini işaret ediyor.

Fakat sıra Lehman Brothers’a geldiğinde ABD yönetimi şirketi kurtarmak için oldukça geç kalmıştı. Hisse senetlerinin değeri Şubat ayından bu yana yüzde 80 ve son bir yılda yüzde 95 değer yitiren Lehman Brothers’ın kurtarılması için son umut olarak görülen İngiliz Barclays bankasının ve Bank of America’nın yapılan görüşmelerin ardından tekliflerini çekmesiyle birlikte 158 yıllık finans devi tarihin tozlu raflarındaki yerini almış oldu. Lehman’ın batışının ne kadar önemli olduğunu anlamak için FED’in eski başkanı Alan Greenspan’ın sözlerine bakmak yeterli: “Önce şunu anlayalım. Bu 50 yılda, hatta muhtemelen 100 yılda bir yaşanabilecek bir olay.” Türk bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğünün 519 milyar dolar olduğu ya da krizin başlamasıyla birlikte ABD’de batan diğer 12 bankanın toplam aktif büyüklüğünün 173,5 milyar dolar olduğu düşünülecek olursa, 639 milyar dolar aktif büyüklüğü olan Lehman Brothers’ın iflasının piyasaları neden bu kadar rahatsız ettiği daha rahat anlaşılır. Doğal olarak bu kadar büyük çaplı bir bankanın batması önlemlerin de büyük olmasını gerektiriyordu ve ne ilginçtir ki alınan bu büyük önlemler nedense hep devletleştirme, piyasaya kamu müdahalesi gibi kapitalizmin doğasına zıt önlemler oluyordu. Tüm dünya merkez bankaları piyasalardaki nakit sıkışıklığını önlemek için piyasaları nakite boğarken, FED 90 yıllık tarihinde ilk kez nakit kredi karşılığında hisse senedi kabul edeceğini duyuruyordu.

Lehman Brothers’ın ardından herkes sıranın ABD’nin en büyük sigorta şirketi olan AIG’e (American International Group) geldiğini düşünmeye başlamıştı. Galatasaray Sportif AŞ’nin yüzde 42’sini satın alarak Türkiye’de tanınır duruma gelen AIG’de küresel krizden etkilenerek zarar üstüne zarar açıklamaya başlamıştı. Hisseleri bir yıl içinde yüzde 92 değer kaybeden AIG, sermayesini güçlendirmek için ABD Merkez Bankası FED’den acilen 40 milyar dolar borçlanma talebinde bulunmuştu. Bütün herkesin gözü endişe içinde bir anda FED’in alacağı karara çevrildi. Birçok bankaya, kredilerinin geri ödenmemesi olasılığına karşılık güvence sağlayan bir şirket olan AIG’nin batmasının zincirleme bir reaksiyonla dünya çapında bir krize yol açma olasılığı herkesin tüylerini diken diken ediyordu. AIG’nin batması demek, peşi sıra birçok bankanın daha batması anlamına geliyordu.

Ve sonunda FED, piyasaların derin bir oh çekmesini sağlayan karara imza atarak AIG’ye iki yıl vadeli olmak üzere 85 milyar dolar kredi vereceğini açıkladı. Karşılığında ise şirket hisselerinin yüzde 80’ini denetimi altına alacak. Yani siz bunu fırtına dinene kadar, ABD’nin en büyük sigorta şirketinin de devlet malı olduğu biçiminde yorumlayabilirsiniz. Devletleştirme nedeni yine aynı: “Şu adımlar, finans piyasalarının istikrarını artırmak ve ekonominin gördüğü zararı sınırlamak için atılıyor.”

Son krizde bazıları hâlâ daha adını koymaya cesaret edemese de, kapitalist sisteme yapılan bu devlet müdahaleleri aslında ekonominin kendi başına hiçbir zaman dengeye gelemeyeceğini bir kez daha gösteriyor. ABD yönetimi iş kendisine dayanınca “bırakınız batsın” demeyi yine göze alamadı ve Keynes’in kulakları çınlasın bir kez daha Keynesyen politikalara geri döndü. Wall Street’in dev şirketleri bile bir noktadan sonra aralarındaki rekabeti bir an için kenara koyarak, olası yeni iflaslarını önüne geçmek için 70 milyar dolarlık bir kurtarma fonu oluşturmuş durumda. Yani vahşi kapitalizmin doğası olarak rakiplerinin batmasına izin verecekleri yerde, krizin daha da büyüyebileceği ve sıranın kendilerine gelebileceği endişesiyle hareket ediyorlar. Fakat ortada artık bir güven bunalımı olduğundan dolayı eski günlere geri dönmek artık oldukça zor. Amerikan hükümeti Lehman Brothers’ın batışına geç tepki vererek büyük hata yaptı. ABD hükümetinin piyasalara istikrar kazandırma çabalarına, devletleştirme hamlelerine ve piyasalara milyarlarca dolar para sürmesine karşın sermaye sahipleri hisse senedi piyasası yerine alternatif yatırım araçlarına yönelmeyi sürdürüyor. Son krizle birlikte ABD’de resesyon beklentileri artarken diğer ülkelerden de yavaşlama sinyali gelmeye başladı. Kısacası bu süreçte sermaye yine el değiştirmeye hazırlanırken, on yıllardır gelişmekte olan ama nedense bir türlü gelişemeyen ülkeleri büyük zorluklar bekliyor. ABD devlet müdahaleleri yaparak krizin etkilerini azaltmayı başarıyor, ama ne yazık ki ellerinde hiçbir olmayan Üçüncü Dünya ülkelerinin bu konuda ABD kadar şansı yok. Aslında herkesin bu krizden sonra yapması gereken tek bir şey var: Serbest piyasa denilen şeyi bir kez daha gözden geçirmek…


Kürtler doymak bilmiyor

Irak’ın işgali sırasında gösterdikleri işbirlikçilik nedeniyle ABD’nin takdirini kazanan ve tarihleri boyunca ikinci kez devlet kurma şansını yakalayan Kürt aşiretlerinin gözü bir türlü doymak bilmiyor

Washington Post’un Irak’taki muhabirlerine dayanarak verdiği bilgiye göre Kürtlerin “sınırları dışında” denetlediği bölgenin genişliği doğu-batı ekseninde 500 kilometreyi güney yönünde bazı yerlerde 120 kilometreyi bulmuş.

Irak’ın işgali sırasında gösterdikleri işbirlikçilik nedeniyle ABD’nin takdirini kazanan ve tarihleri boyunca ikinci kez devlet kurma şansını yakalayan Kürt aşiretlerinin gözü bir türlü doymak bilmiyor. Anımsanırsa, Kürtler, işgalin ilk günlerinde Türkmen nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerdeki tapu dairelerini basarak tüm tapu kayıtlarını kendi lehlerine değiştirmiş ve Türkmenleri göçe zorlamıştı. Türkmenlere ait birçok toprağı zorla gasp eden Kürtler bununla da yetinmeyerek, istila yoluyla, sayıca az oldukları Musul ve Kerkük’te çoğunluğu sağlamaya çalışmışlardı.

Kürt aşiretleri artık gasp ettiği toprakların üzerinde, yani Irak’ın kuzeyinde fiili bir egemenlik kurmuş durumda. Artık bu bölgelerde Arapların ve Türkmenlerin yeniden mülk sahibi olması da mevcut koşullar içinde son derece zor. Sırtını işbirlikçiye dayamanın güveni içindeki Kürtler, sırtını dayayabileceği, güvenebileceği bir devlet bulamayan Arapların ve Türkmenlerin mülk sahibi olmasını zorlaştırmak için daha önce tapu alacaklardan istihbarat ve asayiş polisinden güvenlik soruşturmasını içeren belge getirmelerini şart koşmuştu. Tabii istihbarat ve asayiş polisinin kime hizmet ettiğini söylememize gerek yok sanırım.

Kendilerine dur diyen hiç kimsenin bulunmadığını görerek iyice şımaran Kürtler artık hedef büyütmüş durumdalar. Washington Post’un Irak’taki muhabirlerine dayanarak verdiği bilgiye göre Kürtlerin “sınırları dışında” denetlediği bölgenin genişliği doğu-batı ekseninde 500 kilometreyi güney yönünde bazı yerlerde 120 kilometreyi bulmuş. Yani ellerinden gelse bütün Irak’ı denetimleri altına almayı planlıyorlar anlayacağınız.

Kuzey Irak’ta kurdukları özerk yönetimle yetinmeyerek sınırlarını daha da genişleten Kürtlerin bu açgözlülüğü o dereceye gelmiş ki, ABD yönetimi kendi çıkarlarına zarar vermeye başlayan bu durumu “tahrikkâr ve potansiyel olarak istikrar bozucu” gördüğünden dolayı Kürtlerin kulağını çekivermiş. Irak’ta istikrarı yıllar geçmesine karşın bir türlü kurmayı başaramayan ABD’nin şu anda istediği son şey herhalde olası bir Arap-Kürt savaşıdır.

Fakat Kürt düşmanlığı, geçen zamanla birlikte Irak’ın diğer bölgelerine dalga dalga yayılmayı sürdürüyor. Kürtlerin bu açgözlülüğü de artık merkezi hükümetle özerk yönetimi çatışmanın eşiğine kadar getirmiş durumda. Örneğin geçtiğimiz ay Kürt polislerin, nüfusunun çoğunluğunu Arapların oluşturduğu Calavla kasabasında sözde devriye gezerek gözdağı vermesi Arapların tepkisini çekince Irak ordusuyla Kürt peşmerge güçleri karşı karşıya geldi. Irak ordusunun peşmergelere 20 saat içinde bölgeyi terk etme emri vermesinin ardından 4 bin kişilik bir peşmerge tugayı kasabayı terk etti ve olası bir çatışma şimdilik engellenmiş oldu.

Fakat bu durumun daha ne kadar süreceği şimdilik belli değil. Zira Kürtler tüm olan bitenlerden sonra yarayı kaşımayı sürdürüyor. Örneğin sözde Kürt bölgesinin sınırları dışında kalan Hanakin’de bile şu anda Arap nüfus çoğunlukta olsa da yönetsel olarak Kürtler egemen durumda. Sokak tabelalarının neredeyse tümü, sanki bölgede Kürtler egemenmiş gibi Kürtçeye dönüştürülmüş durumda. Resmi dairelerde Barzani’nin resmi duvarlara asılı durumdayken, yine resmi binalarda Irak bayrağı yerine sözde Kürt yönetiminin bez paçavrası dalgalanıyor. Aslında bu durum Hanakin’in de bir sonraki aşamada gözü doymayan Kürtlerin hedefi durumunda olduğunu gösteriyor. Araplar Kürt işgalcilere çoktan hak ettikleri ismi takmışlar: Gestapo! Fakat işgal edilen her kent, gasp edilen her ev Kürtlerin sonunu biraz daha yaklaştırıyor. Dediğimiz gibi ABD eninde sonunda istemese de Irak’ı terk etmek zorunda kalacak. O gün geldiğinde geçmiş olaylardan ders almayan Kürtler, tarihin onlara hazırladığı acı gerçekle bir kez daha karşılaşmak zorunda kalacak.


Zerdari koltukta ne kadar oturacak?

Afganistan’ın Pakistan sınırındaki Güney Veziristan bölgesine helikopterlerle inen ABD askerleri, Pakistan sınırını geçmeye kalkışınca hiç beklemediği bir direnişle karşılaştı. Pakistan jandarma güçleri havaya ateş açarak sınırdan geçmeye çalışan ABD askerini durdurdu. ABD yönetimi, Pervez Müşerref’in devlet başkanlığından istifa etmek zorunda kalmasının ardından, seçimler yapılmadan önce kendilerine her koşulda bağlı kalacağını bildiren Asıf Ali Zerdari’nin Pakistan’ın yeni devlet başkanı seçilmesinden dolmayı oldukça mutlu olmuştu.

Zira Pakistan, ABD’nin gerçekleştirmeye çalıştığı küresel düzen çerçevesinde kilit role sahip ülkelerden bir tanesi. Emperyalist çıkarları açısından kendisine rakip olarak gördüğü Rusya’nın kuşatılmasına yardımcı olmasının yanı sıra El Kaide ve Taliban militanlarına yönelik operasyonlar için de vazgeçilmez bir üs niteliğinde.

Buna bir de, Pakistan’ın elinde bulundurduğu nükleer bombalar eklendiğinde, ABD’nin Pakistan’da kendisine muhalif olan bir yönetime hiçbir biçimde hoşgörü göstermeyeceği son derece açık.

Aslında Asıf Ali Zerdari’nin ABD açısından referansı tüm doğal kuşkulara karşın son derece sağlam sayılırdı. Benazir Butto gibi doğma büyüme ABD işbirlikçisi bir liderin eşi olmak, Zerdari’yi diğer adaylara kıyasla ABD açısından çok daha güvenilir bir işbirlikçi durumuna getirmeye yetiyordu.

Üstelik Müşerref gibi ordu desteğine de sahip olmadığından, ABD her koşulda Zerdari’nin kendisine çok daha bağlı olmak zorunda kalacağını da hesap ediyordu.

Son gelen haberler de ABD Başkanı Bush’un bu işbirliğine son derece güvendiğini gösteriyor.

İddialara göre Bush, bir ülkenin egemenliğini tanımamak anlamına gelen bir karara imza atarak, Pakistanlı yetkililerden izin almadan Pakistan topraklarında ABD ordusunun askeri operasyon yapabilmesine olanak sağlayan yeni bir doktrini yürürlüğe koymuş.

Daha önce önleyici saldırı adı altında kendisine göre tehlikeli bulduğu ülkelere askeri operasyon düzenleyebileceğini açıklayan ABD bu yeni doktrin ile müttefik ilan ettiği ülkelerin bile egemenliğini tanımadığını göstermiş oluyor.

Ama yine de ABD, zahmet edip, dostluğun gereğini yapacağını da açıklıyor: Operasyonların gidişatından Pakistanlı makamlara bilgi verilecek!

ABD işbirlikçi Zerdari’ye güvenip bunun ilk denemesini de yaptı ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Afganistan’ın Pakistan sınırındaki Güney Veziristan bölgesine helikopterlerle inen ABD askerleri, Pakistan sınırını geçmeye kalkışınca hiç beklemediği bir direnişle karşılaştı. Pakistan jandarma güçleri havaya ateş açarak sınırdan geçmeye çalışan ABD askerini durdurdu.

Pakistan ordusu bölgede bir çatışmanın yaşandığını ama bunun kendileriyle bir ilgisi olmadığını açıklarken, ABD ordusu ise her zamanki klasik açıklama ile kendilerine çatışma ile herhangi bir bilginin henüz ulaşmadığını söylüyor.

Pakistan ordusunun olayın hemen ardından yaptığı “yabancı güçlerin, Pakistan topraklarında operasyon düzenlemesine izin verilmeyeceği, bağımsızlığın ve toprak bütünlüğünün ne pahasına olursa olsun korunacağı” açıklaması bir şeylerin, hem Zerdari hem de ABD açısından ters gitmekte olduğunu gösteriyor.

Zerdari yaptığı anlaşmanın karşılığını vermeyi başaramazsa koltuk serüveni de fazla uzun sürmez.




Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe