|
Nazım Hikmet şiirinde
Nâzım Usta politik kimliğini şair kimliğiyle bütünleştirmiş yenilikçi ender insanlardan birisidir. Bu tartışma götürmez gerçek gün gibi ortada dururken kimi kendini bilmezlerin ya da varlık nedeni değerlerimize saldırmak olanların günden güne çoğaldığı günümüzde Nâzım Hikmetin şiiri ve şairliği daha da önem kazanıyor. Bu nedenle ustanın şiirimizin öncüsü olma hakkını veren kimi öğeleri burada vurgulayacağım. Takdir edersiniz ki, onun şiiri en kabaca incelense bile başlı başına bir kitap olacak özellikleri içinde barındırır. Durum böyleyken yolunu izlemekten onur duyduğum ustanın şiirine ilişkin kimi belirlemelerle yetineceğini, ayrıntıya girmeyeceğimi özellikle de Nâzım ustanın beslendiği damarlar üzerinde duracağımı vurgulamalıyım. Nâzım Hikmet, Osmanlının çöküş sürecine girdiği 20. yüzyıl başında aydın ve bürokrat bir ailede doğar. Otobiyografisinde üç yaşında Halepte paşa torunluğu ettim / on dokuzumda Moskova'da komünist üniversite öğrenciliği diye özetler yaşamını. Dedesi Nâzım Paşa, Halep valiliğinde bulunmuş bir Osmanlı bürokratı, annesi Celile Hanım, Nâzım Hikmetin babasından boşandıktan sonra Pariste resim öğrenimine giden, o dönemin koşullarına göre kültürlü ve serbest bir kadındır. Nâzım Hikmet, aristokrat bir aileden gelmesine karşın, Türkiyenin içinde bulunduğu tarihsel durum gereği, İstanbul Harb-i Umumi ertesinde İttifak Devletlerince işgal edilince Anadoluya geçerek Kurtuluş Savaşına katılmak istediyse de bir süre İneboluda öğretmenlik yaptıktan sonra Vâlâ Nurettinle birlikte Batum yoluyla Moskovaya gidip Ekim Devriminin ilk yıllarındaki devrimci coşkuya katılır. Ölümünden az önce Moskovada yazdığı ve kendi imzasıyla yayımlanan tek romanında -takma adla başka romanlar da yazmıştır- kendisine çok benzeyen, giderek kişiliğiyle özdeşleştirdiği Ahmete şunları söyletir: Ama doğrusu bu. Ne kitaplardan, ne ağız propagandası ile, ne de sosyal durumum yüzünden geldim geldiğim yere... Beni geldiğim yere Anadolu getirdi. (...) Karadeniz kıyısından Ankaraya, ondan sonra Boluya yaptığımız otuz beş günlük, otuzbeş yıllık yayan yolculukla, öğretmenlik ettiğim kasaba, kısacası, uzun lafın kısası, İstanbullu paşazadenin, daha doğrusu paşa torununun, Anadoluyla tanışması..." Bu tanışma gerçek anlamda bir sarsıntıdır İstanbullu genç şair için. Köylünün yoksulluğunu, uçsuz bucaksız bozkır toprağını, sömürü ve zulmü ilk kez bu yolculuk sırasında keşfeder. Anadolu halkının zengin kültürünü de. Ama gözlemlerinin şiirine yansı- ması için uzun süre geçmesi, bu kez inanmış bir komünist olarak yoksul köylülerle Anadolu hapishanelerinde yeniden karşılaşması gerekecektir. 1922de Moskovada Marksçılığı öğrenmek için yazıldığı Doğu Halkları Üniversitesinde Rus fütürüstlleriyle tanışır. Mayakovskinin basamak biçiminde yazılmış, o güne dek benzerini hiçbir yerde görmediği devrimci şiirleri dikkatini çeker. Sovyetlerdeki iç şavaşın yol açtığı açlıktan etkilenerek şiirimizde serbest ölçünün ilk örneği olan Açların Gözbebeklerini yazar. Aruz ve hecenin kalıplarını kıran, hem içerik, hem de biçim bakımından yepyeni bir şiirdir bu. Değil birkaç Nâzım Hikmet çağdaş Türk şiirinin en önemli yenilikçi şairlerinden birisi ve hiç kuşkusuz en özgünüdür. Rus fütürizminin etkisinde yazdığı şiirlerinde bile Osmanlı edebiyatına yüzyıllarca egemen olmuş duyarlılığı hedef alır; o güne dek Türkiyede benzeri görülmemiş, modern ve atak bir şiir anlayışını savunur. Makinalaşmak bu anlayışın en uç örneklerindendir: Trrrum Bu tarz örneklerden sonra, Kerem Gibi şiirinde ilk belirtilerini gördüğümüz bir başka anlayışın, halk geleneğine dönüşün izlerini taşıyan şiirler yazar. Ve Şeyh Bedrettin Destanıyla, Osmanlı tarihini ilk kez bir sınıf savaşı perspektifi içinde ele almayı başarır. Şiirle düzyazının iç içe geçtiği bu yapıt, çağdaş Türk şiirinde tarihe Marksçı açıdan yaklaşan ilk yapıttır diyebiliriz. Ondan önceki şairlerde, örneğin Yahya Kemalde, Osmanlı tarihi, milliyetçilikle beslenen durağan bir nesnedir ve estetik amaç için kullanılır. Nâzım Hikmette olduğu gibi sınıf savaşına dayalı dinamik bir süreç değil. Oysa, Nâzım, toplumun gelişme yasalarıyla insanın tarihte oynadığı rolü, diyalektik bir bütün içinde ele alır. Tarih ona göre öznesi olmayan bir süreç değildir. Memleketimden İnsan Manzaralarının bir parçası olan Kurtuluş Savaşı Destanında özne olan onlar, Antep köylüklerinden ırgat Karayılan'dır, Arhavili İsmail, Manastırlı Hamdi Efendi, Şoför Ahmet'tir. Nâzım Hikmetin asıl önemi, Türk şiirinde yol açtığı yenilikçi hareket ve gelişimin belli bir evresinde geleneksel halk edebiyatıyla kurduğu bağ çerçevesinde aranmalıdır. O, ulusalla evrenseli özgün bir potada birleştiren ender sanatçılardan birisidir. Şairin kendine özgü üslubuyla ve Marksçı dünya görüşüne dayanarak gerçekleştirdiği bu sentezden söz etmeden geçmek haksızlık olur. Şair, İran edebiyatından Osmanlı edebiyatına girmiş olan rübai türünde yazdığı ve nedense gözden kaçan bir dörtlüğünde şöyle der: Boşlukta çürür kelam/ topraktan gelmemişse/ toprağa dalmamışsa/ kökünü salmamışsa. Bu dizeler Nâzım Hikmetin peotikasının özetidir bir anlamda. Çünkü o, şiirsel sözün boşlukta kalırsa çürüyeceğini, bu yüzden mutlaka toprağa kök salmasını işaret ederken maddeci bir anlayıştan yola çıkıyor. Daha doğrusu somut elle tutulabilir bir metofara dayandırıyor düşüncesini. Ama bu anlayış, şairin peotikasını özetleyen bu dörtlük, toprak sözcüğüyle vurgulanan gerçeklik belli bir coğrafi toprak parçasına indirgenemez. Söz konusu toprak bir kültür alanını, bu alanı kapsayan bir kültür birikimi simgeler. Nâzım Hikmet şiirinin beslendiği ortam, boyattığı bereketli toprak, öncelikle ulusal kültürümüzdür. Ne ki, bu kültürden fışkıran söz özelden genele, ulusaldan evrensele doğru bir gelişim izler. Zaten kendisi de bunu şöyle belirtir: Şiirimin kökü yurdumun topraklarındadır. Ama dallarıyla bütün topraklara, doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde uçsuz bucaksız yayılan bütün topraklara, o toprakların üstünde kurulmuş medeniyetlere, bütün dünyamıza uzanmak isterim. Diyebiliriz ki; Nâzım Hikmet fütürizmin özellikle de Mayakovski'nin etkisiyle gelenekten radikal bir kopma olarak niteleyebileceğimiz serbest nazım döneminde, Kerem Gibiyi yazmış. İslam gizemciliğini eleştirmek amacıyla giriştiği rubai denemesi bir ucuyla Anadolu tasavvuf düsüncesine, özellikle Mevlanaya, öteki ucuyla diyalektik maddeci kuramın verilerine yöneliyor. İnsan Manzaralarındaki Türk Köylüsü şiiri, masal ve halk hikayelerinin kahramanlarından olduğu kadar Yunus Emrenin şiirlerinden, türkülerimizden besleniyor. Kıyamet Sureleriniyse Kuran, hatta Tevrata dek uzanan bir kültür bağlamından ayrı ele almak olanaksız. Nâzım Hikmet, Tahir ile Zühre, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin hikayelerindeki sevda kavramını çağdaş bir anlayışla yorumlarken, birden bire Şeyh Bedrettinin panteist görüşüyle karşı karışya bırakıyor insanı. Ne var ki, Ferhatın kent halkını suya kavuşturmak için Demirdağını delmesi, Keremin umutsuz bir sevda yerine karanlıkları aydınlığa çıkarmak için yanıp külolması, Keloğlanın padişahın kızını almak şöyle dursun fabrikaları bekleyen devlere saldırması, Bedrettinin yolunda can verdiği eylemle bütünleşen davranışları... Bütün bu ulusal kültür öğelerini şaşılacak bir ustalıkla çağdaşlaştırıyor Nâzım Usta. Zorba Osmanlının 15. yüzyılda bir deve hörgücünde çarmıha gerdiği Derviş Börklüce Mustafayla, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim romanının kahramanlarından komünist militan Ziyayı, o zamanlar polisin işkence yeri olarak kullandığı Sansaryan Han'ın bodrumunda buluşturuyor. İki devrimci arasında yüzyılları aşan bir bağ kuruluyor böylelikle. Nâzım Ustanın Anadolu kültür birikimini çağdaş ve devrimci bir yaklaşımla nasıl kullandığını, geleneksel halk motiflerini ne ölçüde dönüştürdüğünü gösteren başka örnekler de verilebilir kuşkusuz. Burada, bir kez daha, şunu söylemek istiyorum. Gerçekte ulu bir çınardır Nâzım Ustanın şiiri. Soyları giderek tütkenen, eski İstanbulun kenar mahallelerinde hala rastlayabileceğiniz, kökleri toprakta, yaprakları mavi ve bulutsuz gökyüzünde, kalın gövdeli bir çınar. Bir yandan Anadolu kültürüne saldığı kökleriyle toprağı, öte yandan 20. yüzyıl serüvenine uzanan yapraklarıyla güneşi, umudu kucaklar.
|
|
|
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||