| Gökçe Fırat |
Düşmanı kendi silahı ile vurmak Bir sabıkalı Meclise akıl vermeye kalkıyor AKP lideri Erdoğan, kendince sert çıkmış; Savaş kararını MGK değil Meclis verir diyor! İşin komik yanı, kendisinin milletvekili olmaması bir yana, henüz milletvekili seçilme yeterliliğine bile sahip olmayan bir sabıkalı olması. Şimdi adama sormazlar mı: İyi de kardeşim, bu Meclisle MGK arasında bir mesele; senin gibi bir sabıkalının haddine mi, Meclise akıl vermek? Üstelik bu sabıkalı şahıs bir gece yarısı Bakanlar Kurulunu toplayarak, direktifler veriyor. Demek ki belli şeylere Meclis değil, hükümet değil başkaları karar verebiliyor. MGK anayasal bir kurum, ama Tayyip sabıkalı bir şahıs. Ve hiç kendi durumuna bakmadan, Meclis iradesinin MGKdan üstün olduğunu söylemeye kalkıyor. O zaman adama sormazlar mı: Bu nasıl Meclise saygıdır, senin gibi bir sabıkalının haddine mi Bakanlar Kurulu toplamak? Kendi partisindekiler belli ki ona bu durumu hatırlatmıyorlar. Hatta ondan emir alıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, sabıkalı ve miletvekili seçilmesi kanunen yasak olan biri, Türkiyeyi yönetmeye kalkıyor, Anayasa ayaklar altında, Meclis iradesi ayaklar altında yine de kimsenin sesi çıkmıyor. Abdullah Gül, kendi hareketine şerh koydu Tabi olay basit bir kanunsuzluk değil. Bu öyle bir kanunsuzluk ki ülkeyi ABDnin yanında bir savaşa sürüklüyor. Bu öyle bir kanunsuzluk ki Kıbrısı Rum kesimine satmaya kalkıyorlar. Kanunsuzluk, vatan toprakları üzerinde pazarlık yapmaya kadar gidiyor. Ülkenin geleceğini ilgilendiren bu konularda elbette belli bazı direnişler de var. Birincisi hükümetin Kıbrısı Rumlara verme politikasına karşı Dışişlerinin tavrı, ikincisi hükümetin Anayasayı çiğnemesine Cumhurbaşkanının tavrı, üçüncüsü üniversitelere molla düzeni getirme planlarına karşı YÖKün ve üniversite rektörlerinin ortak tavrı. Yani kritik noktalarda hükümet bir şekilde uyarılıyor, hizaya çekiliyor. En son Yüksek Askeri Şura ve Milli Güvenlik Kurulu toplantıları, bu uyarıların topluca yapıldığı bir zemin oldu. Hükümet, üniversitelere müdahale, Kıbrıs ve gericiliğe taviz noktasında açıktan uyarıldı. Ancak burada çok önemli bir gelişme daha var. Başbakan Abdullah Gül, YAŞ toplantısında önüne uzatılan irticacı 7 subayın ordudan atılması kararını şerh koyarak imzaladı. Bu, elbet ucuz bir kabadayılık gösterisi. Özellikle kendi tabanlarını avutmaya yönelik. Kendi kitleleri bu şerhli onayı bir delikanlılık ve Orduya direniş olarak algılayabilir. Fakat Abdullah Gül, o ihraç kağıdına değil, hem kendisine hem de partisine bir şerh koyduğunu bilmeli. O şerh, bu hareketin hiç ama hiç değişmediğinin en önemli kanıtı olarak gelecekte tekrar önlerine uzatılacak ve o zaman tıpkı Hocaları gibi uygun adım marş gidecekler! Bir numaralı tehdit: Hükümet Ancak Hükümet bu haliyle Türkiye için büyük bir tehdit unsuru oluşturuyor. Tehdidin bir yanı vatan topraklarının peşkeş çekilmesi, bir yanı Şeriatçı düzeni geri getirme çabası, bir yanı ise Türkiyeyi ABDnin yanında savaşa sürükleme isteği. Bu üç nokta aynı anda işliyor ve böylelikle tehdidin boyutu büyüyor. Bu haliyle de Türk milleti için bu tehditlerden sağ salim çıkabilmenin ön koşulu olarak bu hükümetten kurtulmak, ya da en azından onu etkisiz hale getirmek geliyor. Şimdi önümüzdeki dönem, Türkiyenin bir yandan dışarıdan Türkiye üzerinde emelleri olan güçlerle hesaplaşacağı, diğer yandan bu dış güçlerin her dediğini yapacak kadar pervasızlaşmış hükümetle mücadele edeceği bir dönem. Dış düşman ve iç düşman birlikte saldırıyorlar. Ancak iç düşmanın büyük bir destekçisi de var; medya. Medya, hükümetin millet çıkarlarına aykırı her hareketinin en büyük destekçisi. Destekçi olmanın ötesinde kışkırtıcı bir rol üstleniyor. Türban konusunda da, üniversiteler konusunda da, Kıbrıs konusunda da, hükümeti kışkırtarak harekete geçirmeye çalışıyorlar. Büyük kışkırtma faaliyeti ile orduyu savaşa sürükleme senaryosu Bu kışkırtma özellikle Iraka karşı yapılıyor. Son onbeş günün gazetelerini okuyanlar, eğer geçtiğimiz hafta okudukları doğru ise Türkiyenin şu an savaşta olması gerektiğini sormalılar kendilerine. Şu an böyle bir durum yok. Demek ki birileri bu durumu yaratmak için bilinçli bir yönlendirme faaliyeti yürütüyor. Sanki savaş başlıyormuş gibi yapılarak, ya da hükümet zaten anlaştı havası yaratılarak, kamuoyuna artık iş işten geçti, savaşa girmek zorundayız denilmek isteniyor. Bu kışkırtmanın kamuoyuna yönelik bölümü belki o kadar önemli değil ama özellikle savaşacak kuvveti ve savaş kararı alacak mercileri kuşatmak açısından önem taşıyor. Onları bu duruma sürüklemek ve zorla savaş kararı aldırmak istiyorlar. Bu psikolojik kuşatma sürerken bir taraftan da hükümetin ve Tayyipin gizli ve kanundışı faaliyetleri sürüyor. Türkiye bir oldu biti karşısında bırakılmak isteniyor. Tayyipin savaş kararını Meclis alır açıklaması da böyle bir tehdit unsuru içeriyor. Yani bir gece kalktığınızda biz kararı çoktan almış ve Türkiyeyi savaşa sokmuş oluruz demek istiyor. Ancak bu tehdidi savuranın o Orduyu savaşa gönderebilecek otoritesinin ve gücünün olup olmadığını kendisine sorması lazım. Çünkü bir gece kalktığınızda gücün tümüyle o kuvvetin eline geçtiğiyle de karşılaşabilirsiniz. O zaman minareleri süngü yapıp direnmeye kalkabilirsiniz ama gerçek süngüyle karşılaşınca bu çok akılcı bir davranış olmaz. Düşmanı kendi silahı ile vurmak Türkiye tüm bu olumsuz gelişmelere, içerden ve dışardan düşmanla kuşatılmış olmasına rağmen yine de direniyor. MGKnın barışçı çözüm kararı, kışkırtma kampanyasının şimdilik başarısızlığa uğradığının göstergesi. Ancak düşman, bu faaliyetine devam edecek, işin peşini bırakmayacak. Bu durumda Türkiyeyi savaştan uzak tutmak isteyen güçlere büyük görev düşüyor. Kışkırtma kampanyasını boşa çıkartacak, yarattıkları savaş havasını dağıtacak ve gerçekleri ortaya çıkartacak karşı bir saldırı ile, gerçeklerin gücüyle harekete geçmek gerek. Savaş Türkiyenin zararınadır, Türkiye ne yapıp edip bu beladan uzak durmak zorundadır. Nasıl olsa savaş çıkacak zihniyeti, düşman kuvvetin ucuz propagandasıdır. Türkiyesiz bir savaş, her açıdan imkansızdır. O nedenle Türkiyenin savaşa kesinlikle hayır demesi, tüm bölgeyi emperyalizmden kurtaracak tek çıkış yoludur. Sağlam duran bir Türkiye, Bağımsızlık Savaşından sonra ikinci defa emperyalistleri bölgeden atabilir. Düşman her fırsatı değerlendiriyor. Her provokasyona girişiyor. Her oldu bittiyi yapmaya çalışıyor. O halde Türkiyenin geleceğini düşünen güçlerin de ellerindeki fırsatı iyi değerlendirmesi gerek. Onların saldırı için kullandıkları her argüman, bizim onları kuşatmamız için büyük bir silahtır. Hükümetin bir saldırı silahı olarak kullandığı türban politikasını, üniversiteler politikasını, savaş politikasını, Kıbrıs politikasını, tersine çevirmenin ve onları kendi silahları ile vurma imkanı bizlerin elinde. Çünkü onların her silahı halka doğrultulmuş durumda. Tüm bu meselelerde millet, hükümete karşı düşünüyor. O nedenle milletin çıkarları ile hükümetin silahı cephe cepheye gelmiş durumda. O halde halk eline tutuşturulan bu silahı alıp yaratılmak istenen sahte düşmana değil gerçek düşmana doğrultacak şansa ve güce sahiptir. |