| Yunus Yılmaz |
Atatürkçüler:
AKP cezalandırılmış mı oldu? AKP hakkındaki kapatma davası 4.5 ay süre sonucunda tamamlandı. Anayasa Mahkemesi’nin 11 asıl üyesinin 6’sı kapatılması yönünde oy kullanırken, geriye kalan 5 üyeden dördü “AKP lâiklik karşıtı eylemlerin odağı olmuştur, ancak kapatılması yerine hazine yardımının yarısının kesilmesi uygundur” yönünde karar verdi. Geriye kalan diğer üye ise davanın tümden reddi yönünde karar verdi. AKP’nin kapanması için, 7 üyenin kapanması yönünde karar vermesi gerekiyordu ama 6 üye kapanması yönünde karar verdi. Sonuçta AKP kapanmamış oldu. Yani AKP suçlu bulunmuş oldu ama bu suça karşılık cezası da az olmuş oldu! Peki, niye böyle oldu? Çünkü, AKP en baştan beri, parti kapatılmasının antidemokratik olduğu yönündeki propagandasını çok iyi yaptı! Tabi ekonomik kriz olur, AB’ye giriş zorlaşır gibi söylemler de cabası oldu. Burada AKP’nin almış olduğu dış desteği de unutmamamız gerekiyor. İster içerden olsun ister dışarıdan bu tarz söylemlerin etkili olduğunu da, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın açıklamalarından öğrenmiş bulunuyoruz! Ama asıl AKP’nin kapanmasını engelleyen ise AKP döneminde yapılan Anayasa değişikliği olmuştur. Eğer, Anayasa değişikliği yapılmamış olsa idi bugün AKP kapanmış olacaktı. Aslına bakılırsa 7 üye şartının aranması da bir saçmalıktır. Çünkü, AKP’nin kapatılmaması yönündeki kararda gördüğümüz gibi, 6 üyenin dediği olmuyor ama, 4 üyenin almış olduğu karar geçerli oluyor. Şimdi o çok demokrat olanlara sormak gerekiyor: “Altı üyenin verdiği karar mı geçerli olmalı, yoksa dört üyenin verdiği karar mı?” Tabii ki doğal olan çoğunluğun aldığı karar geçerli olmalı ama gel de bizim demokratlara anlat bunu. Anlatamazsın, çünkü anlamak istemeyeceklerdir. Sözde kendi demokrasileri bozulmasın yeter. AKP’nin kapanmamış olması önemlidir onlar için, yoksa AKP’nin demokrasi düşmanı bir parti olması önemli değildir. Görüldüğü gibi karşı taraf, mahkemenin bu kararına çok sevinmiştir. Tabii buna mukabil diğer karşıda da üzülenler var. Bu da demek oluyor ki, bu işten AKP karlı çıkmıştır. AKP, hazine yardımının yarısının kesilmesiyle cezalandırılmamış adeta ödüllendirilmiştir, 11 üyenin 10’unun lâiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği tespitini yapmış olsa da. Yani, suçlu bulunan AKP’ye hak ettiği ceza verilmemiştir. Veya verilmek istenmedi! Eğer, kapatılması yönünde karar alınmış olsa idi, milletvekilliği düşmesi istenilen 71 kişi için de ayrı ayrı görüşülecekti, bu da mahkemenin en az 1 ay daha uzaması demekti. Mahkemenin kısa sürmesi bile verilecek kararın kapatma yönünde olmadığının bir göstergesiydi. Öyle de oldu zaten. Partinin kapanıp kapanmaması da hani çok önemli değildi! Önemli olan başta Tayyip olmak üzere 71 kişiye siyasi yasak getirilmesiydi. Mahkemeden 71 kişi için de ağır yaptırımlar çıkmış olsaydı, AKP’nin iddia ettiği gibi, partinin ismi ve amblemi değiştirilip yola devam edilemezdi. Edilse de istenilen başarı elde edilemeyecekti. Tayyip ve partinin ağır topları yasaklı. Böyle bir parti, daha önceki seçimlerde almış olduğu oy yüzdesine ulaşabilir mi? Bence ulaşamayacaktı! Mahkemeden kapatılması yönünde karar çıksaydı yine AKP’nin iddia ettiği gibi tarlası da bereketlenmeyecek çoraklaşacaktı, asıl kapatılmaması yönündeki karar AKP’nin susuz tarlasına su serpmiştir. Ve bu karar AKP’nin daha da büyümesine neden olmuştur. Şimdi hatalarından ders alan bir AKP göreceğiz(!) Yanlış anlaşılmasın bölücülüğünü ve şeriatçılığını daha gizli, daha sinsi yapacak anlamında söylüyoruz. Aslına bakılırsa AKP, bu karar ile uçurumun kenarından dönmüştür. Uçurumdan aşağıya düşmesini bekleyen Atatürkçülerimiz hiçbir şey yapmazken, Kürt-İslamcı AKP ise kendi başına böyle bir şeyin geleceğini bildiği için çoktan önlemini almıştı. Zaten, Anayasa Mahkemesi’ne gelen kapatma kararlarında 7 üye şartı aranması, AKP döneminde getirilmedi mi? Getirildi. Bu da göstermektedir ki, Şeriatçılarımız maalesef Atatürkçülerimizden daha uyanık ve uzak görüşlü. Asıl bundan sonra Kürt-İslam faşizminin rüzgarı daha sert esecektir Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, genel seçimlerden 1 yıl sonra AKP’nin adeta tekrar doğmasına neden olmuştur. Tayyip, genel seçimlerden sonra, “Bize oy vermeyenler korkmasın, herkesin tercihi bizim için önemlidir” gibisinden bir şeyler geveliyordu ama Cumhuriyet mitingini düzenleyen ve AKP’ye muhalefet edenler şimdi içerde. Zaten o günkü açıklaması da hiç inandırıcı değildi. Cezalandırmayan bir karar AKP’yi daha da şımartacaktır. Hele ki bu kapatılması yönünde dava açıldığı için, buna karşılık Ergenekon davası bir rövanş olarak görülüyordu kamuoyunda. Şimdi kapatılmaktan kurtulmuş bir parti vardır. Bu da demektir ki, Atatürkçülerin daha çok çekeceği vardır! Yani cezalandırılmayan AKP, başkalarını cezalandırmaya devam edecektir, bundan hiç şüpheniz olmasın. Bu kadar aşama kaydetmiş bir Kürt-İslam partisi burada durmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı ve ülke iktidarı elindeyken, hele hele Ordu’yu bile susturmuşken Kürt-İslam faşizminin burada duracağına inanmak ahmaklık olacaktır. Kapatılması yönünde dava açılan Anayasa Mahkemesi üyelerinin birçoğunu bundan bir önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer atamıştı. Bundan sonrakileri ise Abdullah Gül atayacaktır. Daha sonraki mahkemenin, şeriatçılar için vereceği kararların, adaletli olacağına inanmak safdillik olacaktır. Zaten en baştan beri Kürt-İslamcılar, her kurumda kadrolaşmaya çalışmaktaydı. Yani anlayacağınız Anayasa Mahkemesi’nin de Kürt-İslamcıların eline geçmesi çok yakındır. Bu da demektir ki örgütlenip demokratik yollardan Kürt-İslam faşizmini alt etmeye çalışmak yerine, hiç bir şey yapmadan bazı şeyleri başkalarından bekleyen Atatürkçülerimiz için, faşizmle mücadelede hukuk yolu da kapanmış demektir! Parti kapatılmasının tamamıyla önüne geçildiği bir Türkiye’de, Kürt-İslamcılar Cumhuriyet’in temel nitelikleriyle oynamaya devam edecek, buna karşılık da Atatürkçülerimiz yine yutkunmaya devam edecek. Maalesef durum böyledir. İstesek de istemesek de Kürt-İslamcılar bir adım öndedir. Korkutulmuş, sindirilmiş Atatürkçüler adamakıllı örgütlenmediği sürece de bu böyle devam edecektir. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ı, parti kapatılması savlarının Anayasa değişikliği yapılarak Anayasa Mahkemelerinde görülmemesi için, iktidar partisine akıl verirken gördük. Bu da şu anlama gelmektedir; parti kapatma hayal olacaktır. Anayasa Mahkemesi parti kapatma işlerine bakmayacak, bir süre sonra mahkeme üyelerini de Gül atayacak. Eee o zaman, mahkemenin türban ile ilgili bir kararında da değişme söz konusu olabilir. İşte bu tümden Atatürkçülerin yenilgisi, Kürt-İslamcıların ise zaferi demektir! Bu nedenle şiddeti giderek artan Kürt-İslam faşizmiyle ancak ve ancak planı, programı, amacı ve ideolojisi olan bir örgütlenme ile baş edilebilir. Atatürkçülerimiz bu gerçeği göremediği sürece de her zamanki gibi kaybetmeye devam edecektir. Onun için Atatürkçülerimizin artık bir yerde durup düşünmesi gerekiyor; biz nerde hata yapıyoruz diye. Zahmet etmesinler bununda cevabını biz verelim: “Israrla örgütlenmemekte hata yapıyorsunuz”. Eğer, yanlış söylüyorsak o zaman bir zahmet siz cevabını verin. Nerede yanlış yapıyorsunuz? Nerede? Evet, Anayasa Mahkemesi Atatürkçülerimizin beklediği gibi bir karar vermemiştir. AKP kapanır, yükselişi önlenemeyen şeriatçıların önü de böylelikle kesilir zanneden Atatürkçülerimiz yine yanıldılar. Aslına bakılırsa olayların böyle gelişmesi o çokbilmiş Atatürkçülerimize bir ders olmalıdır. Neden? Birincisi, eğer ipler sizin elinizde değil de başkalarının elindeyse hiçbir şeyin garantisi yok demektir. İkincisi, çözüme kendi çalışma ve gayretleriyle ulaşmak yerine; başkalarından bir şey beklemek, medet ummak ne Atatürkçülüğe ne de devrimciliğe yakışır. TÜRKSOLU gazetesi olarak hep söyledik: “AKP ya kapatılmaz ise” dedik ve bu seçeneği de hep gündeme getirdik. TÜRKSOLU olarak şu gerçeği de dile getirdik; AKP ister kapatılsın, ister kapatılmasın Atatürkçülere, solculara düşen, bu karardan önce yine örgütlenmektir, diye. AKP kapanmadı, yoluna kaldığı yerden devam ediyor. Ya Atatürkçülerimiz? Onlar yine örgütlenmedi. Elde ne var? Elde, Kapatılmayan AKP ve bir türlü örgütlenmeyen Atatürkçüler. Ha bir de, elde var Ergenekon. Bir de hüzün! Atatürkçüler AKP’yi kapatamadı ama AKP Atatürkçüleri çok iyi kapattı. Hem de eve kapattı. Aman sokağa çıkmayın, örgütlenmeyin diyerek. Yok eğer bizi dinlemez çıkarsanız, sizi sokağa dökenleri içeriye tıktığımız gibi tıkarız. Kapatma davası ile uğraşan Atatürkçülerimiz şimdi kendilerinin kapatılma davası ile ilgilenseler çok iyi olur. Çünkü, AKP, bu Ergenekon davası ile Atatürkçülerin başına bela olacağa benziyor. Nasıl mı? Bunun cevabı için şöyle medyaya bakmamız gerekiyor. Örneğin Fethullahçı bir gazetede şöyle başlık atmış: “Ulusalcı dernekler bölücü çıktı” Bölücü olduğuna deliler ise; darbe çağrısı ve hukuk dışına çıkılacak günler geldi gibi açıklamaların yapılması imiş. Peki, başka ne var? PKK’ya 100 bin silahı da Ergenekon vermiş, iyi mi?!. Bu haberlerden anlaşılacağı gibi Ergenekon davası asıl Atatürkçülere, ulusalcılara açılmış bir davadır. Siz, başkalarından medet umarak kapatılmasını bekler dururken, faşistler olduğu yerde durmadı. Önce örgütlendi sonra düşündü, komplolar üretti. Sen, onu alt etmeye çalışırken o da boş durmuyor o da seni alt etmeye çalışıyor. Ama sen, onu kapatamadın, o seni kapattı. Şöyle geriye dönük bir düşün bakalım nerede hata yaptın? Atatürkçülerin durumu 3 Kasım 2002 seçimleri ile Kürt-İslamcılara iktidarı hediye eden sen oldun. 2004 yılında AKP’nin yerel seçimleri kazanmasıyla hüsrana uğradın. AKP’nin şeriatçı yüzünün giderek her kesim tarafından görülmeye başlandığı 2007 yılının Temmuzunda yapılan genel seçimlerde yine hüsrana sen uğradın. Genel seçimlerin kaybı ile Cumhurbaşkanlığı da Kürt-İslamcıların eline geçti. Ve böylelikle türban da Çankaya’ya çıkmış oldu. En son AKP’nin kapatılması yönündeki davada Atatürkçülerin aleyhine sonuçlandı. Dikkat edilirse, 2002 yılında beri Atatürkçüler hep kaybediyor! Peki, neden? Çünkü, şeriatçılar da bugüne bir günde gelmediler. Hatırlayın bir kere, bugün Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül, 60 yıllarda 68 gençliği tarafından üniversiteye bile sokulmayan ABD yanlısı işbirlikçi, şeriatçı bir Kürt-İslamcıydı. Ülkenin geleceği komünistlere teslim edilmesin diye açılan İmam Hatip okullarında yetişti. Sonrasında ise siyasete atıldılar Kapı kapı, köy köy gezerek ideolojilerini bu halka anlattılar. Onların başarısı birileri tarafından korunup kollanmaları değildi, hele hele dini duyguları sömürmesi hiç değildi! Tarihin her döneminde işbirlikçiler korunup kollandıkları gibi halkın dini duygularını da sömürmüşlerdir, ama bir o kadar da iyi örgütlenmişlerdir. Asıl başarı işte bu iyi örgütlenmede yatmaktadır. Yani şeriatçılar örgütlenmenin temel prensibini yerine getirdiler. Sıkmadığınız el size oy veren el değildir; çalmadığınız kapı, misafir olmadığınız ev oyunu değilse de gönlünü kazanamadığınız bir ocaktır. Gönülleri sizinle bir olmayanların sizler gibi düşünmesini bekleyemezsiniz. Önemli olan kapısını çaldığınız kişinin ideolojisinin size yakın olması değildir, önemli olan gönüllerin bir olmasıdır. Kapısını çalmadığınız halka sitem edemezsiniz, sıkmadığınız elleri size oy vermemekle eleştiremezsiniz; sonrasında da bu halk bizi niye anlamıyor, bizimle niye hareket etmiyor hiç diyemezsiniz. Anadolu’nun bir kasabasında, bir köyünde hangi kapıyı çaldınız da yüzünüze kapandı. Dünya görüşü sizinle bir olmasa da, ta koca şehirlerden kalkıp gelmişsiniz, bir bildikleri olmasa buraya gelmezlerdi diyerek saygılarından sizi dinleyeceklerdir. Sonrasında ise kendi dertlerini, sorunlarını size anlatacaklardır. Eğer sizlerde, bu sorunlarının çözümünün sizde olduğuna inandırırsanız bu halk peşinizden gelir. Yeter ki o çalınmadık kapıları çalın, bir merhaba deyin… Atatürkçülere düşen ise yarından tezi yok metropollerin varoşlarındaki halkı ziyaret etmek olmalıdır! Çıkın bir dışarı aydınlık günleri, gül yüzlü insanları görün, yüzüne bile bakmadığınız insanların bir halini hatırını sorun, bakın o zaman her şey değişecek. İşte o zaman güzel günler göreceğiz… Hatırla devrimci İşte o zaman emekçi halkın şanlı isyanının önünde, hiçbir faşizm duramayacak! O günler çok yakın… Hatırla devrimci, bu ülkede geniş halk örgütlenmesinin ne olduğunu sen öğrettin bu metropollerin varoşlarında yaşayan yoksul halka. Sen öğrettin bu halka emeği için savaşmayı, faşizme karşı ayakta dimdik durmayı… Faşizmden korkulmayacağını miting alanlarında sen gösterdin, nasıl miting yapılır onu da sen gösterdin dosta düşmana. Faşizmin kapattığı yolları, kol kola kenetlenerek kilometrelerce uzayan yürüyüşlerle sen açtın devrimci hatırla. İdam sehpasına bayram yerine gider gibi gitmeyi, adam gibi ölmeyi… Bir kadın eli tutmadan daha üzücüsü sevgiline bile sevdiğini söyleyemeden, ama aşk için değil, devrim için ölmeyi sen öğrettin devrimci. Hatırla devrimci; TÖS’leri, 200 bin üyeli TÖB-DER’i, 17 bin kayıtlı POL-DER’i hatırla. Bunlar senin eserindi devrimci. Ama senin kurmuş olduğun dernekler, sendikalar ne zaman kapatıldı; sen eve çekildin devrimci. İşte o zaman meydanlar faşistlere kaldı. Ve hâlâ senin doldurmadığın meydanları faşistler dolduruyor devrimci. Sen eve çekilirken, birileri Çankaya’da Köşke çıktı devrimci. Sen üniversitelerde örgütlenmeyi bıraktın bırakalı üniversiteler de Kürt-İslamcıların eline geçti. Hatırla devrimci, o üniversiteye almadığın Kürt-İslamcı bugün üniversite rektörlerini atar oldu. 80 öncesi faşizme karşı nasıl direnmiş, örgütlenmişsen bugün de direnebilir, örgütlenebilirsin. Artık evinden dışarı çıkma vakti geldi. Daha fazla geç kalmadan çık!
|