11.08.2008/Sayı:199
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör ÖzdenSelâm-devam

G.T” adlı bir hukukçu akıl hastasının safsatalarını içeren kâğıttan sözeden Ergenekon İddianamesi’nin yarattığı gölgeleri AKP’nin kapatma dâvası izledi. Ülkemiz çalkantılı ortamlardan bir türlü kurtulamıyor. Karışıklık, kargaşa, kavga birbirine ekleniyor. Terörün kanlı yüzü yurdumuzun içlerine kadar sokularak kendini göstermekten geri kalmıyor. Halkımızı uğraştıracak sorunlar tükenmek bilmiyor. Yabancılar kendi çıkarları için Türkiye’yi elverişli alan ve araç sayarak dayatmalarını sürdürüyor. Ödün vermeyi başarı sayan iktidar konumuna dokunulmadıkça her şeyi olağan karşılıyor ve her duruma katlanıyor. Bir yabancı Büyükelçinin “Ne iyi insanlar, ne istesek fazlasıyla veriyorlar” dediğini bugünlerde konuşmanın yanından biri söyledi. Silâhlı Kuvvetlerle ilgili söylentiler de Yüksek Askerî Şûra toplantısının sona ermesiyle şimdilik kesildi. İktidar şakşakçıları uslanacağa benzemiyor, yine karalama ve dedikodularını sürdüreceklerdir. İşlerine gelirse alkışlıyacak, gelmezse kin kusacaklardır. Yargıya karşı böyle yapmadılar mı?

Siyasetçiler bildiklerini okumayı sürdürecekler. Eylûl ayı geldiğinde kalkışmalar başlayacak Ekim ayında TBMM ortamı hızlanmaları sergileyecektir. Başta Anayasa değişikliği, Anayasa Mahkemesi kararının bir kez daha başlarına gelmemesi için tüm önlemleri alacaklar, çekinmeden, aldırış etmeden her şeyi yapacaklar. Olumsuz karara karşı hazır kıt’a gibi beklettikleri TBMM çoğunluğuyla yaptıkları son düzenlemeler perşembenin gelişinin göstergesidir. Geri çevirme gerekçelerini gözetmeden yine TÜBİTAK Yasası çıkarıldı. Atatürk Orman Çiftliği’nin bozulmasına olur verildi. Tıpkı Ankara’nın tarihsel dokusunun bozulması, Atatürk Bulvarı’nın anlamına son verilecek biçimde değiştirilmesi gibi.

Yüksek Askerî Şûra’dan İlişik kesme kararı çıkmadı. Sakıncalı kalmamışsa ne iyi. Üniversitelerin oylarını elinin tersiyle iten rektör atamaları ortada. Güngören sanıklarının yakalanması başarı. PKK’lılar ve yandaşlarının yalanları tutmadı.

Suçlusuz suçlar

İktidara sırtını dayayan kurtuluyor. Re’sen izlenmesi zorunluluğu unutularak kimi suç olaylarının sanıklarının üstüne gidilmiyor. Konya’nın Taşkent İlçesi’nin Balcılar Beldesi’ndeki tarikat okulunun patlama sonucu yıkılmasıyla 18 küçük kız çocuğunun ölümü gerektiği önemle ele alındı mı acaba? Çocuklarını Kur’an ezberlemesi için tarikat okuluna gönderen aileler şikâyetçi olmadı. Kimi “Takdir-i ilâhi” dedi, biri de “Kızımın alnında lâilâheillallah yazıyor” diyerek nasıl çocuklarına kıymış olduklarının gerekçesini açıklamış oldu. Hele bir babanın tüm genç kızları suçlayan gerici, bölücü konuşması. Başta Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Valilik, Kaymakamlık, aileleri sorumlu tutup hukukun gereğini ortaya koymadıktan sonra bu tür eğilimleri önlemenin, zamanında doğrusunu yaptırmanın olanağı kalmayacak. Yaygın kaçak Kur’an kurslarıyla çocukları küçük yaşta eğiterek-eğerek neler yapılmak istendiği iyi düşünülmelidir. Devlet kendini göstermelidir.

Çıkar ve gösteriş düşkünlüğü kimilerini nasıl düşürüyor. Kimlere bilimsel sanlar verilmiş, kimler nerelere gelmiş şaşılıyor. Hemen iktidarın etki alanına girip yalakalığa başlıyorlar. “Anayasa Mahkemesi AKP’ni kapatmamakla iyi etmiş, demokrasinin önü açılmış, siyasetin önü açılmış, kapatsaydı tıkanma olurdu” diye ahkâm kesiyorlar. Bu ölçüde yandaşlık tam bir iktidar bağımlılığıdır. Bugün AKP’ne bağımlı olan, yarın herkese ve her şeye bağımlı olur. Böyle bir durum gerçek bilimsel sanla bağdaşır mı, gerçek bilim adamına yakışır mı? Kimi kandırıyor, ne bekliyorlar? Aynaya bakabiliyorlar mı? Ayrıca “DTP için de aynı karar verilse siyasetin ve sözün önü açılsa, özgürlük artsa” diyebiliyorlar. Her şeyi, terörü, ölçüsüz istekleri bile, göre göre, duya duya. Başka emriniz var mı? Kendileri bu kötülüklere köken, kaynak ve soy olarak yakın oldukları için beklide bu saçmalıklara kapılıyorlar.

Orman yangınları sürüyor. Yakma kuşkusu ağır basıyor. Üçü kardeş beş korucu şehit. Mayınlara verilen şehitler ayrı. Yurdun içinde bunları yapanlardan kim yakalanıyor, ne oluyor, kamuoyu bilmek istiyordu, etkisiz kılınanlara ilişkin haberler sevindirdi.

Alçaklar boş durmuyor

Kendilerine kapılmadığımız, bozgunculuklarına ve oyunlarına engel olduğumuz, dâvalarla tazminatlara mahkûm ettirdiğimiz yalancılar “rapor” adıyla sahte kâğıtlar düzenleyip karalama yolunu seçince yakalanıp gerici basına servis edilen bilgilerle ne olduklarını bir kez daha ortaya koydular. O ölçüde şaşırmışlar ki beni Atatürkçü Düşünce Derneği’nin tek kurucusu gösteriyorlar. Tabiî gerici basın da karalamak için bahane bulduğunu sanıyor. Atatürkçü Düşünce Derneği Prof. Dr. Muammer Aksoy, Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve arkadaşlarınca 19 Mayıs 1989’da kuruldu. Ben, Anayasa Mahkemesi kararıyla izin alarak sonraki yıllarda üye oldum. Üye no. 191’dir. Emniyetten sorulsa kuruluş ve üyelik tarihleri öğrenilebilirdi. ABD ile hiçbir kişisel ve kurumsal ilgim olmadığı gibi resmî tutumlara karşıtlığımı yansıtan yazılarım ve konuşmalarım kitap oldu. Bilgisiz, bağnaz, kötü niyetli, sapık ve sapkın nitelikli alçakların saldırmak için hazırladıkları sahte düzenlemeler ayaklarına dolaştı. Çok belirgin gerçekleri bile sıkılmadan, vicdan sızısı duymadan çarpıtan aşağılık duygulular, onursuzlar sonuç alamayacaklarını bilmelidirler. Keşke kurucu olsaydım. Bu onur, rahmetliler Aksoy, Hıfzı Veldet ve arkadaşlarınındır. Derneğin bugünkü yöneticileri ve tutumları ne olursa olsun Dernek yararlı, bağımsız, vazgeçilmez bir kuruluştur. Kimsenin aracı değildir ve olamaz. Yalan söyleyenlerde ve sahte-sözde rapor düzenleyenlerde ne ahlâk var, ne vicdan, ne de insanlık. Resmî bir yanı ve değeri olmayan bu tür sahteciliklere geçerliymiş gibi yer verenlerin yansızlığı savunulamayacağı gibi gerici medyanın bu durumu mârifetmiş gibi duyurmaya çalışması da tam bir sarsaklıktır. Ajanlık suçlamasında bulunan sapkınların hepsi her kötünün ve kötülüğün ajanıdır.

Bakınız hele

Asistanlık yıllarında yabancı destekli vakıflarda yetiştirilmeye başlanıp şimdi belli üniversitelerde öğretim üyeliği yapan kimi şaşkınların bilgiçlik taslayarak televizyonların danışıklı dövüş programlarında AKP destekçiliğine soyunmaları, bilime sırt çevirip siyaset yapmaları ibretle izlenmektedir.

Birisi de “Kemalistler Osmanlı dönemindeki modernleşmeyi gözardı etmelidir” buyuruyor. III. Selim, II. Mahmut dönemlerindeki yenileşme atılımlarını biliyoruz. Batıdan alınan yasaları biliyoruz. Sonraki yıkılma döneminin tutarsızlıkları hepsinin üstünü örttü. Kaçı ve neler kaldı? İşbirlikçilik ve ihanet karabasanı Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla geçersiz kılındı. Mustafa Kemal de Osmanlı döneminde yetişti. Bunlar modernleşmenin, üstelik gözönüne alınmanın gerekçesi olamaz. Kalan enkaz ve küldür. Düşünce yansımaları her şeye karşın elbet sürecektir. Yenilenip sürdürülen kuruluşların tarihi Osmanlı ürünleri, eserleri olduğunu göstermez. Başarı cumhuriyetindir.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe