04.08.2008/Sayı:198
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Yön İnan Kahramanoğlu

AKP’yi destekleyene
solcu denir mi?

Baskın Oran’ın Taraf gazetesinde Neşe Düzel’e verdiği ropörtaj bütün bu tartışmayı özetleyen önemli bir örnek. Baskın Oran, AKP’ye olan desteğini “AKP devlet içindeki çetelerle mücadele ediyor” şeklinde gerekçelendiriyor.

Baskın Oran’ın Taraf gazetesinde Neşe Düzel’e verdiği ropörtaj bütün bu tartışmayı özetleyen önemli bir örnek. Baskın Oran, AKP’ye olan desteğini “AKP devlet içindeki çetelerle mücadele ediyor” şeklinde gerekçelendiriyor. Ancak bu destek Oran’ın söylediği gibi sadece Ergenekon süreciyle ilgili de değil. AKP’nin 2002 yılında iktidara geldiği dönemde Baskın Oran AKP’ye en çok destek olan isimlerin başındaydı. Hatta AKP’nin şeriatçı ve faşist uygulamaları tepki çekmeye başladığı günlerde Baskın Oran yine ortaya çıkıp AKP’nin Türkiye’yi demokratikleştirdiğini ve bir sonraki seçimde oyunu AKP’ye vereceğini de açıklamıştı. Tabii bu dönemde AKP’ye verilen bu destek karşılıksız kalmamış ve Baskın Oran, İbrahim Kaboğlu ile birlikte başbakanlıktan bir rapor yazma işi kopartmıştı. Tabii bu rapor için kendisine Başbakanlık tarafından bir miktar ödeme yapıldığını tahmin etmek hiç de güç değil. Aynı Baskın Oran’ın Soros destekli TESEV’le de yakın ilişkileri var ve buraya da çeşitli hizmetlerde bulunduğunu biliyoruz. Elbette bu hizmetlerin de bir bedeli olsa gerek. Tabii olayın bu yönü hep gözardı edilip her konjonktürde olduğu gibi AKP’yi savunmanın ideolojik bir dayanağı da yaratılıyor.

“Yeni sol”un misyonu:
Sola küfretmek

12 Eylül rejimi Türkiye tarihinin gördüğü en yasakçı ve baskıcı rejim olarak hedef tahtasına solu koymuştu. Her türden baskı, şiddet ve yasaklamanın amacı solu tamamen ezmek ve bir daha toparlanamayacak biçimde ortadan kaldırmaktı. Ancak 12 Mart tecrübesi solun yalnızca bu baskı yöntemleriyle ortadan kaldırılamayacağını da göstermişti. Darbe rejiminin yaralarını saran sol, 12 Mart’tan sonra kaldığı yerden devam etme kararlılığındaydı.

12 Eylül faşizmi 12 Mart’ta yarım kalan işi tamamlamak üzere bu kez daha kapsamlı bir saldırı kampanyasına girişti. Bu saldırı kampanyası ise esas olarak ideolojik bir nitelik taşıyordu. 12 Eylül’ün bugün sol üzerinde görülen belki de en büyük etkisi budur. 12 Eylül faşizmi, solu geleneksel antiemperyalist ve bağımsızlıkçı çizgisinden uzaklaştırmak ve düzenin yedeği bir “yeni sol” yaratmak için düğmeye basmıştır. Ve bugün temelleri 12 Eylül’le atılan bu tür bir solculuğun Türk solu içinde peydah olduğunu artık rahatlıkla görebiliyoruz.

Bu “sol”, antiemperyalizm, sosyalizm, bağımsızlık gibi solun temel kavramlarını topa tutan ve kendisini insan hakları, özgürlük, demokrasi gibi küreselleşme kavramlarıyla tarif eden bir çizgiye oturmaktadır.

Küreselleşmenin doğrudan savunucusu bu sol, bugün 12 Mart ve 12 Eylül öncesindeki geleneksel sol çizginin büyük ölçüde dışına çıkan ancak yine de kendisini antiemperyalist olarak tanımlayan sol kesimleri de kendisi gibi emperyalizmin ve 12 Eylül’ün yedeği konumuna sürüklemek için yeni bir ideolojik tartışma açmış durumda. Söylenen şey kısaca antiemperyalizm ya da bağımsızlık gibi kavramların solu milliyetçiliğe götüreceği ve solun buna karşı çıkması gerektiği. Bu tartışma özellikle son bir iki yılda sol içinde önemli bir etki yarattı ve Deniz Gezmiş, DEV-GENÇ, TİP gibi Türkiye’de solu ayağa kaldıran pek çok değer milliyetçi ve Kemalist olarak suçlandı ve bu geleneğin solu faşizme kadar götüreceği bile söylendi. Bunun yerine sola önerilen şeyse AKP kuyrukçuluğu ve AB-ABD emperyalizminin Türkiye’yi “demokratikleştirme” operasyonunun savunuculuğunu yapmak oldu.

Sermaye ve tarikatların kucağındaki “sol”

Tam da bu noktada 12 Eylül’ün beslemesi bu solculuğun sol içindeki temel misyonunu da ortaya çıkmaktadır; solu tümüyle ortadan kaldırmak ve Türk soluna son darbeyi vurmak.

Bu yeni solun temsilcisi olarak da Baskın Oran, Murat Belge, Ufuk Uras, Ahmet Altan gibi 12 Eylül sonrasında popülerleştirilen isimler bu operasyonda öne çıkarılmakta. Ancak işin ilginç tarafı Türk solunun geleneksel tüm kavramlarına ve tüm ilerici birikimine karşı çıkan bu isimlerin kendileri dışındaki herkesi solcu olmamakla, darbecileri desteklemekle ve milliyetçi olmakla suçlamaları. Diğer bir ilginç nokta ise bu isimler tarafından ortaya atılan “yeni sol”un kendisini sermaye ya da tarikat gazeteleri aracılığıyla duyurması. Yani sola solculuk dersi vermeye girişen bu isimler o müthiş sol fikirlerini sol/sosyalist dergi ya da gazeteler aracılığıyla değil, düzenin en hararetli savunucusu olan tekelci basın yayın organları ve tarikatçı gazeteler aracılığıyla piyasaya sürüyorlar. Büyük sermaye ve sol düşmanı tarikatlar ülkemizde gerçek bir solun ortaya çıkması için öyle büyük bir özveride bulunuyorlar ki insanın gözlerinin yaşarmaması mümkün değil!

Bu isimlerin tamamının kişisel serüvenlerine baktığımızda da zaten varlıklarını tümüyle 12 Eylül’e borçlu olduklarını söylemek gerekiyor. Altan ailesi 12 Eylül sonrasında sola küfretme misyonuyla ortaya çıkan ilk örnektir ve devamı gelmiştir. Artık medyada solcu aydın sıfatını haketmenin yegane yolu sola ve sosyalizme küfretmek, Kemalizmi gerici ilan etmek, AKP’yi, AB üyeliğini ve liberalizmi savunmaktır. 12 Eylül aydını sola küfretme dozuyla doğru orantılı olmak üzere itibar kazanmaktadır. Sola en çok küfreden artık en itibarlıdır.

12 Eylül rejimi sol içinden devşirdiği bu aydınları önce sermaye gazeteleri ve bunlara bağlı yayınevleri vasıtasıyla piyasaya sürmüş, büyük reklam kampanyaları ile ödüllendirmiş ve popülerleştirmiştir. 12 Eylül’ün bir anlamda baştan yarattığı 12 Eylül aydını süreç içinde 12 Eylül’ün temel yönelimine uygun bir ideolojik çizginin savunucusu haline getirilmiştir.

12 Eylül, 24 ocak kararlarıyla ortaya çıkan bir liberalizmle birlikte Kürtçü ve Şeriatçı güçleri besleyen bir Amerikan planını hayata geçirmeye çalışmıştır. 12 Eylül’ün sol içinden devşirdiği aydınlar da bu süreçle paralel olarak liberal, Şeriatçı ve Kürtçü bir çizginin militan savunucuları haline gelmişlerdir. Örnek vermek gerekirse; Baskın Oran, Aydın Doğan’ın sol görünümlü Radikal gazetesinde ve eklerinde boy gösteriryor. Yine solun “büyük entelektüeli” ve solu liberalizmin kuyruğuna takan Birikim çizgisinin ideologu olan Murat Belge de uzun yıllar Radikal’de yazdıktan sonra şimdilerde Ergenekon operasyonu öncesinde piyasaya sürülen ve adeta bir polis bültenini andıran Taraf gazetesine geçmiş durumda. Altan ailesinin Ahmet’i CIA ve Fethullah destekli bu Taraf gazetisinin genel yayın yönetmeni iken Altan’ların Mehmet’i AKP yandaşı Star gazetesinin başyazarı. Baba Altan zaten yıllardır büyük sermaye gazetelerinin kadrolu yazarıdır. “Büyük demokrat” Hasan Cemal, Aydın Doğan’ın Milliyet gazetesinin değişmeyen isimlerinden birisiyken, eski Aydınlıkçı Gülay Göktürk Fethullahçı Bugün gazetesinde, yine eski Aydınlıkçı Şahin Alpay Fethullahçı Zaman gazetesinde ve eski Aydınlıkçı Cengiz Çandar da Aydın Doğan’ın Referans gazetesinde yazıyorlar. Bunlar sadece öne çıkan bazı isimler ve örnekleri arttırmak da mümkün. Ancak isimler çeşitli olsa da yuvalandıkları yer aynı: tarikat ve büyük sermaye gazeteleri.

AKP ve 12 Eylül aydını arasındaki rant ilişkisi

Bu durumda bu isimlerin neden AKP’lilerden daha koyu birer AKP destekçisi kesildiklerini anlamak da kolaylaşıyor. 12 Eylül’ün devşirme aydını midesinden bağlı olduğu bu güçlere yaranmak ve elde ettiği rantı korumak için AKP’yi desteklemek, AKP’nin saldırdığı güçlere de saldırmak zorunda kalıyor.

Dolayısıyla 12 Eylül aydını ile AKP arasında basit bir pazarlık söz konusu. AKP yemi veriyor, 12 Eylül aydını da bu yemin karşılığı olarak fikirleriyle AKP’ye hizmet ediyor.

Elbette piyasa koşullarında buna diyecek pek şey yok ve herşeyin bir fiyatının bulunduğu pazarda aydının da bir fiyatı oluyor ve parayı veren düdüğü çalıyor. Ancak işin kabul edilemez yanı bu düdüklerin bu pazarlığı gözden uzak tutup olaya ideolojik bir kılıf bulma çabaları. Sol açısından da önemli olan nokta burasıdır. Fikirlerini pazarlığa çıkaran aydın bu yalın gerçeği ifade etmek yerine kendisinin temsil ettiği fikirlerin gerçek solculuk olduğunu iddia edecek ve böylelikle satılık aydın pozisyonundan çıkarak hem itibarını koruyacak hem de elde ettiği rantı devam ettirecektir. Bu tipik bir köylü kurnazlığıdır ama işi bununla sınırlı tutmayıp bu rant pazarlığına ideolojik bir kılıf giydirip bir de sola solculuk dersi vermeye çalıştıkları anda bunlara haddini bildirmek de bir zorunluluk halini alıyor.

Burada sol için bilinen bir kuralı hatırlamak gerekirse; insanların bilincini belirleyen şey konumudur. Dolayısıyla sermayenin kanatları altında ancak sermayenin istediği doğrultuda fikirlere izin vardır ve sermaye ile bütünleşmenin ideolojik sonucu olaylara onun penceresinden bakmakla sonuçlanır.

Yani bugün karşımıza sol olarak çıkarılan kişilerin ve bu kişilerce savunulan fikirlerin hiçbirisinin solla ilgisi olmadığı gibi bunlar doğrudan sermayenin ve düzenin ideolojik argümanlarıdır.

Dolayısıyla bu isimlerin açtığı tartışmaya destek olmak yalnızca bu rant mekanizmasının bir dişlisi olmaktır. Ama birileri bu dişlilerin arasında ezilirken birileri bu işin kaymağını yiyecektir. Durum bundan ibarettir.

“Ne Şeriat ne darbe”nin bile gerisine düşmek!

Baskın Oran’ın Taraf gazetesinde Neşe Düzel’e verdiği ropörtaj bütün bu tartışmayı özetleyen önemli bir örnek. Baskın Oran, AKP’ye olan desteğini “AKP devlet içindeki çetelerle mücadele ediyor” şeklinde gerekçelendiriyor. Ancak bu destek Oran’ın söylediği gibi sadece Ergenekon süreciyle ilgili de değil. AKP’nin 2002 yılında iktidara geldiği dönemde Baskın Oran AKP’ye en çok destek olan isimlerin başındaydı. Hatta AKP’nin şeriatçı ve faşist uygulamaları tepki çekmeye başladığı günlerde Baskın Oran yine ortaya çıkıp AKP’nin Türkiye’yi demokratikleştirdiğini ve bir sonraki seçimde oyunu AKP’ye vereceğini de açıklamıştı. Tabii bu dönemde AKP’ye verilen bu destek karşılıksız kalmamış ve Baskın Oran, İbrahim Kaboğlu ile birlikte başbakanlıktan bir rapor yazma işi kopartmıştı. Tabii bu rapor için kendisine Başbakanlık tarafından bir miktar ödeme yapıldığını tahmin etmek hiç de güç değil. Aynı Baskın Oran’ın Soros destekli TESEV’le de yakın ilişkileri var ve buraya da çeşitli hizmetlerde bulunduğunu biliyoruz. Elbette bu hizmetlerin de bir bedeli olsa gerek.

Tabii olayın bu yönü hep gözardı edilip her konjonktürde olduğu gibi AKP’yi savunmanın ideolojik bir dayanağı da yaratılıyor. Bu kimi zaman türbanı savunmak için “özgürlükçü” takılmak olurken kimi zamanda darbelere karşı çıkmak adına AKP’nin demokrat olduğu propagandasına dönüşüyor. Ama sonuç hiç değişmiyor: AKP kuyrukçuluğu.

Ama AKP kuyrukçuluğunda bile artık artık gemi azıya aldıkları görülüyor. Öyle ki; 28 Şubat sürecinde Şeriat tehlikesine karşı ordunun müdahalesi yaşandığında Baskın Oran’ın da içinde bulunduğu ÖDP çevresi “Ne şeriat Ne darbe” diyerek hem Şeriata hem de darbelere karşı olduklarını söylüyorlardı. Ama bugün nedense “Ne Şeriat ne Ergenekon” demiyorlar. Baskın Oran ve Ufuk Uras’ın başını çektiği ekip artık sadece “darbe”ye karşı. Üstelik bugüne kadar kendileri ile aynı çizgide mücadele eden ve bugün de Ergenekon operasyonu karşısında “Ne Şeriat ne darbe” söylemini devam ettiren en yakınlarındaki isimlere bile savaş açmış durumdalar. “Ne Şeriat ne darbe” diyenlerin darbelere karşı mücadele etmediklerini ve darbecileri desteklediğini söyleyerek kendi geçmişlerini bile inkar etme noktasına kadar vardırdılar işi.

Solun önceliği Şeriata ve emperyalizme karşı mücadeledir

Bu sınır tanımayan AKP destekçiliği bugüne kadar sol içinde bu isimlerle ortak hareket eden ya da bu isimlere destek olan kesimlerde de bir sorgulamaya yol açmış durumda. Zira yapılan tartışmanın solu ilerletmek ve iktidara taşımak için değil tam tersine solu AKP’nin kuyruğuna takma amaçlı olduğu artık pek çok sol kesim tarafından anlaşılmaya başlandı. AKP kuyrukçularının maskesi artık düşüyor.

Bu noktada solun mevcut süreçte nasıl bir tavır alması gerektiği tartışması da bu ajan unsurların yarattığı kargaşa bir yana bırakılarak yeniden değerlendirilmek durumunda.

AKP iktidarı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesine uyumlu bir iktidar arayışının sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla solun önceliği ABD emperyalizmine ve onun hizmetindeki güçlere karşı mücadele etmektir. Ergenekon operasyonu da bu ABD planın bir parçası olduğuna göre alınması gereken tavır ABD merkezli bu operasyona karşı çıkmaktır. Bu operasyon Türkiye’yi demokratikleştirmeyeceği gibi ABD emperyalizmine daha da bağımlı bir sömürge haline getirecektir.

Ama Baskın Oran’a bakarsanız “hem iç güçler, hem de dış güçler sürekli demokrasiye doğru götürüyor Türkiye’yi”.

Baskın Oran ABD’yi açıkça savunmaktan da çekinmiyor: “Eğer Amerika devletin içindeki çeteleri kaldırmaya uğraşıyorsa helal olsun ona”. Bunun üzerine artık sadece helal olsun Baskın Oran diyebiliyoruz; ABD’yi ve AKP’yi bu kadar savunup bir de kendini hala solcu olarak pazarlayabildiğin için!

Baskın Oran, ucuz numaralarla Şeriat tehlikesinin olmadığını da açıklamaya çalışıyor. Ülker’in, amblemi çıplak ata binen kadın amblemli Godiva’yı satın almasıyla “Bunların kapitalistleştiğini ve islamcılıklarının lafta kaldığını” söylüyor. Oran’a göre kapitalistleşen İslamcılar bir noktadan sonra ortaya çıkan zenginliğin sonucunda ister istemez açılacak, dincilikten vazgeçecekler ve birkaç nesil sonrasında türbanı bile terkedecekler. O nedenle belki birkaç yüzyıl şeriatla yaşarız ama nasılsa bunlar kapitilastleştikçe İslamcılıktan vazgeçecekler. Birkaç yüzyılın lafı mı olur!

Bu tür bir sosyolojik analiz yapmak için galiba Baskın Oran gibi profesör olmak gerekiyor. Oysa Baskın Oran’ın bu uyduruk sosyolojisinin gerçeklikli hiç ilgisi yok. Bugün Suudi Arabistan’dan Malezya ve Dubai’ye kadar şeriatçı rejimlerin egemen olduğu ülkelerin hiçbirinde kapitalistleşmenin sonucunda toplumsal gericilik zayıflamadı. Elbette zenginlik içinde yüzen elit bir yobaz kesim ortaya çıktı ve bu kesim bugün Türkiye’de de mevcut. Örneğin Milli Görüş’ün kurucusu Erbakan Versace’den giyinirdi, bugün Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın eşleri de Avrupa’nın en ünlü markalarını taşıyan giysiler içinde dolaşıyorlar ama İngiliz kumaşı ya da Paris modasına uyum sağlamaları başlarındaki türbanı çıkartmalarına ve çağdaşlaşmalarına yol açmıyor.

Üstelik zenginleşen Şeriatçı elitin tersine toplumun geniş kesimleri hem yoksullaşıyor hem de çok daha gericileşiyor. Bugün Afganistan’da türbandan çarşafa, çarşaftan burkaya giden bir süreç yaşanıyor. Yine bugün Suudi Arabistan petrol zengini olmasına karşın aradan geçen süreçte islamcılıktan vazgeçmediği gibi kadınların daha çok baskı altına alındığı, Şeriatçı baskının daha da arttığı bir ülke. Diğer şeriatçı ülkelerde de yaşanan süreç aynı.

O nedenle bugün “önce darbelerle mücadele edelim, AKP’nin ve tarikatların devleti ve toplumu dincileştirme sorunuyla sonra ilgileniriz” şeklindeki bakış açısı yalnızca sol için değil tüm toplum için çok ağır sonuçlar doğuracaktır.

Elbette bizim sola çağrımız 68’in Atatürkçü ve sosyalist çizgisini yeniden sahiplenmektir. Ama Atatürkçülükten ısrarla kaçan sol bunun sonunda AKP ve ABD cephesinin de yedeğine düşmemelidir. Kemalizmi benimsemek ya da karşı çıkmak başka bir tartışmadır ama AKP cephesine asker olarak yazılmanın da kabul edilebilir bir yanı yoktur. Bu desteğin Baskın Oran ya da Murat Belge gibileri için “tamamen duygusal” avantajlar sağladığı ortadadır ama bunun sola verebileceği hiçbir şey yoktur. Üstelik AKP iktidarının sağlamlaşmasının solu güçlendirmesi ya da sola özgürlük getirmesi de mümkün değildir. AKP, 12 Eylül’ün ürettiği dinci ve faşist yapılanmadır ve bu yapılanma en çok sola düşmandır. Bugün AKP’yi destekleyen bir sol, AKP Kemalist Cumhuriyeti tasfiye ettiğinde nefes bile alamayacak bir hale geleceğini bilmelidir.

O nedenle sol çok geç olmadan bu sahte darbe gündeminden kopmak ve gerçek tehlikeyle yüzleşerek AKP’nin misyonunu doğru kavramak zorundadır.

Solun tek bir önceliği vardır: emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadele etmek.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe