07.07.2008/Sayı:194
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


 Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı Gökçe Fırat

Sıra Yaşar Paşa’da mı?

30 Ağustos 2007Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes.
Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.
İlle de asıp kesmek geliyorsa içinden
Ezmekte devâm et Barışçılar’ı, ama sen
Meselâ Yalçın’ı da tıkıyorsun deliğe
İhtiyarcık sana azıcık cilve yaptı diye,
Git, koş, elini öp, af dile, yüzünü güldür,
O, yalnız altın kafeslerde öten bülbüldür.
O, matbaalar yıktırıp kitaplar yaktıran,
O, büyük demokrat, O, hürriyetçi kahraman,
Moskova’yı atomlayalım diyen insancı...
Kendine acımazsan bize bir parça acı.
A be Adnan Menderes, böyle bir dal kesilmez,
Böyle şaşkınlıkların sonu da iyi gelmez...
Şu muhalefetle de alıp veremediğin ne?
Niye öyle hışımla yürüyorsun üstüne?
Kore’ye asker gönderdin de “Hayır” mı dedi?
“Kan aktı hesabı sorulmalıdır!” mı dedi?
Orduyu emrimize verdin, ses çıkardı mı?
“Olmaz olsun” mu dedi Amerikan yardımı?
Feryat mı etti “İstiklâl elden gitti” diye?
Zavallı, sımsıkı sarılmış demokrasiye :
“Başvekil merasimsiz karşılanmalı” diyor.
Bir de bazan coşarak “Hayat pahalı” diyor.
Bu aksoylu muhalefeti ezilir görmek
Türkün Batılı dostlarını pek üzüyor pek.
Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes.
Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.

Senin bindiğin dallar ve bindiğimiz dallar,
Unutma bu dallardan başka asıl ağaç var,
öfkeyle homurdanan yarı çıplak, yarı aç,
bizi silkip atmaya fırsat kollıyan ağaç...
Nazım Hikmet

AKP’nin değil ABD’nin operasyonu

Kürt-İslamcı faşist çetenin Ergenekon tertibi beklendiği şekliyle ve içine beklenen isimleri de dahil ederek devam ediyor.

Şemdinli’de astsubayla başlayan Ergenekon süreci, daha sonra Danıştay’la yüzbaşı kademesine yükselmiş, Şubat ayında ise tuğgenerallik mertebesine varmıştı. Son operasyonla birlikte rütbe orgeneralliğe kadar yükseldi.

Astsubaydan orgenerale kadar her rütbeden emekli asker ve bir kısım muvazzaf askerin iki yıldır operasyonlarla tutuklanması hedefin Ordu’nun kurumsal varlığı olduğunu göstermeye yetiyor.

Ancak Ordu neden hedef ve kimler hedef alıyor?

Bu konularda kafalar henüz aydınlanmış değil.

Burada iç içe geçen iki süreci birbirinden ayırdetmemiz gerekmektedir.

İlki, AKP iktidarının muhalif kesimleri yok etmesi için yapılan operasyondur.

Açık faşizme yönelen AKP, toplumsal hiçbir muhalif güç olmasının istememektedir. Bu nedenle “ulusal güçler”i hedef almıştır ve bu kesimler de birer birer Ergenekon’un içine dahil edilerek içeri alınmakta ve muhalefet bitirilmektedir.

Ancak ikincisi çok daha önemlidir. Bu, Türkiye’nin ABD’nin Büyük Ortadoğu’suna uygun hale getirilmesi sürecidir. Esas belirleyen de budur.

Bugün AKP’nin idare ettiği bir tertip süreci ile değil tümüyle ABD’nin idare ettiği bir süreçle karşıyayız.

Burada daha önce de vurguladığımızı bir kez daha vurgulayalım: Tayyip Erdoğan bu süreci idare eden değil, bu süreç içerisinde güdülen konumdadır. Yakın çevresini oluşturan Kürt-İslamcı çete tüm tertipleri planlamakta, uygulamakta ve süreci şekillendirmektedir.

Kürt-İslamcı çete bir CIA hücresidir ve asıl kontrgerilla da odur. Bu kontrgerilla çetesinin hedefi Türkiye’yi yalnızca Büyük Ortadoğu haritasına razı etmek değil aynı zamanda Güney Afrika modeline ikna etmektir.

Ergenekon’nu geriye ve ileriye doğru nasıl ilerleyeceğini rahatlıkla kestirebiliriz. Geriye doğru gidilecekse, önceki Genelkurmay Başkanları Kıvrıkoğlu ve Karadayı’nın bu operasyona dahil edilmelerini bekleyebiliriz. Ancak bunun bir de ileriye gidişi vardır: Yani bir ay sonra emekli olacak şimdiki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın da bu operasyona dahil edilmesini beklemek son derece normaldir!

ABD Türk Ordusu’ndan geçmişin hesabını sormak istemektedir. Hatırlanacağı üzere ilk Körfez Savaşı sırasında Türk Ordusu ABD’ye karşı kararlı bir duruş sergilemişti. Ancak asıl önemli kopuş 1998 ile 2002 yılları arasında olmuştu. Önce İsmail Hakkı Karadayı daha sonra ise Hüseyin Kıvrıkoğlu dönemlerinde Türk Ordusu ABD denetiminin dışına çıkmıştı. Hilmi Özkök ile başlayan dönem ise en tepede Amerikancı bir komutan olsa bile diğer kuvvet komutanlıklarının yine
ABD’ye mesafeli komutanlardan oluştuğunu görüyoruz. Bugün gözaltına alınan komutanların tümü de ABD’ye karşı tavırları ile bilinenlerdir. Bu elbette basit bir tesadüf değildir. ABD’ye karşı tavır alan komutanları içeri tıkarak ABD bugünkü ve gelecekteki komutanlara iyi bir gözdağı vermektedir. Demektedir ki komutan oldunuz diye istediğinizi yapmaya kalkmayın, 10 yıl sonra bile olsa sizi ele geçiririm. Tam da ABD’nin İran’a saldırısı öncesinde iyi bir gözdağıdır bu. Bu bakış açısından Ergenekon’nu geriye ve ileriye doğru nasıl ilerleyeceğini rahatlıkla kestirebiliriz. Geriye doğru gidilecekse, önceki Genelkurmay Başkanları Kıvrıkoğlu ve Karadayı’nın bu operasyona dahil edilmelerini bekleyebiliriz. Ancak bunun bir de ileriye gidişi vardır: Yani bir ay sonra emekli olacak şimdiki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın da bu operasyona dahil edilmesini beklemek son derece normaldir!

Güney Afrika modeli

Büyük Ortadoğu haritası Türkiye’nin küçülmesini ifade etmektedir. Türkiye için bunun anlamı güneyimizde kurulacak Kürt devletçiğini kabullenmektir. Bugüne kadar bu büyük oranda kabullenilmiştir de.

Ancak bundan sonra işin önemli kısmı kalmaktadır geriye: Türkiye’nin kendi içindeki Kürt meselesini çözmesi.

CIA’nın burada bulduğu yöntem Güney Afrika’da uygulanan yöntemdir. Türkiye Kürt meselesini kendisinin yarattığını kabul edecektir, Kürtlere karşı soykırım suçu işlediğini kabul edecektir, bu ırkçı geçmişiyle yüzleşecektir ve Kürtlerle barışacaktır.

Dolayısıyla Ergenekon sürecinde belirleyici olan esas halka AKP’nin muhalif kesimleri yok etmesi değildir. Darbe hiç değildir. Önemli olan Kürt meselesinde Türkiye’nin ikna edilmesidir.

Bugüne kadar Kürt meselesi emperyalizme bağlı bir sorun olarak algılanıyordu. Türkiye’yi bölmek isteyen emperyalist güçler ve Batılı devletler Kürtleri kışkırtmakta ve Türkiye’yi bölmeye çalışmaktaydı. Bu sadece dolaylı bir destek de değildi. PKK bizzat Batı tarafından silahlandırılıyordu.

Şimdi Ergenekon’la birlikte bu anlayış yıkılmak istenmektedir. Buna göre Türkiye’de Ergenekon adı verilen bir derin devlet bulunmaktadır. Bu derin devlet Kürt meselesini kendisi yaratmıştır. PKK’yı kuran bu derin devlettir, silahlandıran da, Türk Ordusu’na saldırtan da. Dolayısıyla devletin bir kirli savaşı söz konusudur.

Bebek katili Apo’dan bebek katili Ordu’ya

En son Taraf gazetesinde yayınlanan Dağlıca ile ilgili belge bu operasyonla ilgili en önemli belgedir. Buna göre Türkiye Dağlıca’da yapılacak PKK baskınını biliyordu ama hiçbir önlem almadı. Bunun anlamı açıktır, Türk Ordusu PKK’nın bu tür baskınlarından zarar görmemekte, PKK’ya karşı savaşını bu tür baskınları gerekçe göstererek sürdürmektedir.

Böylesi bir gelişmeden varılacak yer bellidir. Bebek katili Apo’dan bebek katili Ordu’ya varılacaktır.

O nedenle bugün gözaltına alınan ve yargılanmak istenen paşaların darbecilikle suçlanması şimdiki durumdur. Asıl hedeflenen paşaların Kürt soykırımından ve kirli savaştan yargılanmasıdır!

O nedenle operasyonun boyutu çok büyüktür ve çok büyük yerlere kadar gidecektir.

Burada yeniden Şemdinli’ye dönüleceğini beklemek kehanet değil işin doğasıdır. Bu bölgede görev yapan komutanlarımızın tümü hedeftedir. Yani yarın öbür gün gazetelerimizin bebek katili Apo değil Büyükanıt’mış manşetini attıklarını görürsek şaşırmamalıyız!

O nedenle hedefin gerçek boyutunu kavramalı ve stratejimizi de buna uygun bir biçimde belirlemeliyiz.

Yarın öbür gün Türkiye’de bir darbe tezgahı ile ilgili belgelerin ortaya çıkması beklenebilir ama bunun bir anlamı ve önemi olmayacaktır. Zaten böylesi uçuk teorilerle bir yere de varılamaz.

Ama şunu beklemeliyiz: Dağlıca benzeri bazı belge ve görüntüler bazı gazetelere servis edilebilir.

Mesela Türk Ordusu’nun bir köy yakma görüntüsü, işkence görüntüleri vb. görüntüler!

Burada Taraf’ta yayınlanan belge önemlidir. Ama ilk belge değildir. Benzeri bir belgeyi bugün Ergenekon’dan tutuklu bulunan Doğu Perinçek’in 2000’e Doğru dergisi de yayınlamıştı: “Vur Emri” manşetiyle.

Belgeyi ortaya çıkaran ise o dönem askerliğini yapan, bugün Cumhuriyet gazetesi yazarı ve sıkı bir ulusalcı olan Ümit Zileli’ydi! Kaldı ki onun gazetesi de bugün Ergenekon’dan sorgulanıyor.

Demek ki bu siyasal düzende kimin hangi “taraf”ta olduğunu tespit etmek o kadar kolay değildir.

Hurşit Tolon

Bugün sürdürülen Ergenekon operasyonu her yanıyla mide bulandırmaktadır. Ciddi bir devlet yapısında böylesi bir uygulama olamaz. İnsanları sorgulamak için değil burunlarını sürtmek ve kamuoyu önünde küçük düşürmek için yapılmaktadır. Siz bu ülkede istediğiniz insanı yargılayabilirsiniz de, sorgulayabilirsiniz de. Kanun bu hakkı tanımaktadır. Ama sorgulamanın hedefi insanları küçük düşürmek değildir. Eski bir Kuvvet Komutanını sorgulayacaksanız, savcınız makamına çağırır ve sorgular. Yok şüphelinin kaçmasını bekliyor ve gelmeyeceğini düşünüyorsanız, siz evine gidersiniz, sorgulamanızı yaparsınız, mahkemeye sevkedersiniz. Ama bir Ordu’nun generallerini, bir terör örgütü soruşturması kapsamında bile sorgulasanız, bir terörist gibi poliste sorgulatmazsınız. İktidar sadece Ordu düşmanlığından bu yolu tutmuştur ama kendileri Menderes’in durumunu da düşünmelidir. Yarın öbür gün benzer bir süreç yaşansa ve Tayyip’i jandarma gözaltına alsa Tayyip Bey bilsin jandarma onu tuvalete bile götürmez ve altına yapmak zorunda kalır.

Orgeneral’den
Genel Kurmay Başkanı’na

Ama ABD’nin kimleri hedef alacağını kimleri ise almayacağını rahatlıkla görebiliriz.

Mesela savcıların derdi darbecilerle hesaplaşmak olsa Kenan Evren oracıkta durmaktadır, üstelik darbe girişiminde bulunmamıştır, darbeyi yapmıştır!

Demek ki hedef darbeyici dövmek değilmiş...

ABD Türk Ordusu’ndan geçmişin hesabını sormak istemektedir. Hatırlanacağı üzere ilk Körfez Savaşı sırasında Türk Ordusu ABD’ye karşı kararlı bir duruş sergilemişti.

Ancak asıl önemli kopuş 1998 ile 2002 yılları arasında olmuştu. Önce İsmail Hakkı Karadayı daha sonra ise Hüseyin Kıvrıkoğlu dönemlerinde Türk Ordusu ABD denetiminin dışına çıkmıştı.

Hilmi Özkök ile başlayan dönemde ise en tepede Amerikancı bir komutan olsa bile, diğer kuvvet komutanlıklarının yine ABD’ye mesafeli komutanlardan oluştuğunu görüyoruz. Bugün gözaltına alınan komutanların tümü de ABD’ye karşı tavırları ile bilinenlerdir. Bu elbette basit bir tesadüf değildir. ABD’ye karşı tavır alan komutanları içeri tıkarak ABD bugünkü ve gelecekteki komutanlara iyi bir gözdağı vermektedir. Demektedir ki komutan oldunuz diye istediğinizi yapmaya kalkmayın, 10 yıl sonra bile olsa sizi ele geçiririm. Tam da ABD’nin İran’a saldırısı öncesinde iyi bir gözdağıdır bu.

Bu bakış açısından Ergenekon’u geriye ve ileriye doğru nasıl ilerleyeceğini rahatlıkla kestirebiliriz.

Geriye doğru gidilecekse, önceki Genel Kurmay Başkanları Kıvrıkoğlu ve Karadayı’nın bu operasyona dahil edilmelerini bekleyebiliriz.

Ancak bunun bir de ileriye gidişi vardır: Yani bir ay sonra emekli olacak şimdiki Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın da bu operasyona dahil edilmesini beklemek son derece normaldir!

Burada belirleyici olan kesinlikle AKP değildir. Bazı komutanların laiklik konusunda çok sert çıkışları olmuş olabilir, bunlar çok önemli değildir. ABD’nin kimi hedef alacağını görmek için PKK’nın tavrına bakmamız yeterli olacaktır: PKK kimi hedef alıyorsa, ABD de onu hedef alacaktır! AKP burada sadece uygulayıcıdır.

AKP kapanır, Ordu tasfiye edilir, ama Kürt-İslamcı çeteye bir şey olmaz

Burada bazı muhtemel sivil hedefleri de saptayalım.

Bu operasyonda sıra bazı eski rektörlere gelecektir. Çünkü bu rektörler ulusal duruşları nedeniyle fişlenmişlerdir.

Bazı yargı mensuplarına gelecektir sıra. Çünkü bazı emekli savcılar, hakimler yine ulusal tavırları nedeniyle kara tahtadadırlar.

Ama bazı basın mensupları da hedef olacaktır. Bunlar Doğan, Ciner ve Karamehmet’e bağlı medya kuruluşlarıdır.

Bugün Ergenekon’a karşı tavır alan ve içeri alınan bazı şahıslarla yakın irtibatı olan bir Aydın Doğan’ın içeri alınması belki çok inanılmaz gelmektedir ama bu soruşturmanın saçma sapan mantığına uymaktadır.

Kısacası Ergenekon’da hedefler büyüktür. Burada kimi hedefler AKP’nin operasyonu ile sürece dahil edilecektir ama kimileri zaten ulusal tavır nedeniyle ABD tarafından mimlenmiş isimlerdir.

Ama yine de operasyonu AKP-ABD ortak operasyonu olarak görmemek gerekir. ABD muhtemelen AKP’nin kapatılacağını da hesap etmektedir. Nitekim AKP’ye açılan kapatma davasına AB açıktan karşı çıkarken ABD sessiz kalarak aslında yargıya destek verdi.

Bu demektir ki bir yanda Kapatma Davası ile AKP’nin işinin bitirileceği, diğer taraftan Ergenekon’la Ordu’nun işinin bitirileceği, ama sadece Kürt-İslamcı CIA çetesinin ayakta kalacağı çok daha büyük bir oyun tertiplemektedir ABD.

Zaten ABD ve Kürt-İslam çetesi açısından önemli olan AKP ve Tayyip Erdoğan da değildir. Bu isimler gerektiği yere kadar kullanılmış, sözde Kürdistan’ın önünü açmış ve sonra da çöpe atılmış olacaklardır.

Bir bakmışsınız yarınki Türkiye’de Şeriatçı yanı törpülenmiş yeni bir Amerikancı iktidar kurulmuş, Amerikancı bir Ordu kademesi tesis edilmiş...

Sıra Yaşar Paşa’da mı...

Ama o zamana kadar ABD Ordu karşıtı tüm adımları AKP’ye attıracaktır!

Bu süreçte artık şunu bile bekleyebiliriz, Ergenekon şu an görevde bulunan komutanlara kadar bile genişletilebilir.

Nitekim bunun yöntemini eski Genel Kurmay Başkanlarından Hilmi Özkök açıkladı. Kuvvet komutanlarını atayan ve görevden alan Başbakandır diye bir açıklama yaptı durup dururken.

Eğer Tayyip Erdoğan kendisini güçlü görür ve böyle bir adımı atarsa, örneğin Genel Kurmay Başkanını öğlenleyin görevden alır ve emekli eder. Öğlenleyin emekli edilen Genel Kurmay Başkanı o anda sivil bir vatandaş olur. Ergenekon savcısı da akşam üzeri gözaltı kararı alıp, sabah paşayı evinden alabilir!

Kısacası Türkiye’de normal işleyişin o kadar dışına çıkılmıştır ki artık her kesimden her şeyi beklemek müm kündür.


Bugün yaşananları 4 Şubat 2008’de yazmıştık. İşte o yazı:
Bir komplo teorisi:
Bu iş Şemdinli’de biter

2008 Şubat:

Savcı henüz iddianameyi bile hazırlamadığından Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan sanıklar daha ilk mahkemeye bile çıkamadılar...

2008 Mart:

Savcı henüz iddianameyi bile hazırlamadığından Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan sanıklar daha ilk mahkemeye bile çıkamadılar...

2008 Nisan:

Savcı henüz iddianameyi bile hazırlamadığından Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan sanıklar daha ilk mahkemeye bile çıkamadılar...

2008 Mayıs:

Savcı henüz iddianameyi bile hazırlamadığından Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan sanıklar daha ilk mahkemeye bile çıkamadılar...

2008 Haziran:

Savcı henüz iddianameyi bile hazırlamadığından Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan sanıklar daha ilk mahkemeye bile çıkamadılar...

...

2008 yaz ayları hararetli rejim tartışmalarıyla geçmektedir. Tam o sırada gece yarısı Terörle Mücadele ekiplerine bağlı seçilmiş polisler evlerinden alınır. Çok gizli operasyonda gidilecek adresler zarflarda yazılıdır.

Sabah 09.00:

Ajanslar büyük operasyon haberlerini geçer.

Öğlen 12.00:

İstanbul’da gerçekleştirilen büyük operasyona ait ilk bilgiler basın tarafından duyurulmaya başlanır.

Emniyet içindeki kaynaklardan alınan bilgilere göre İstanbul’da aralarında bazı üst düzey emekli subayların da aralarında bulunduğu bir kısım şahıs gözaltına alınmıştır.

Öğlen 14.00:

Gözaltına alınanlar içinde orgeneral rütbesinde bile emekli askerler olduğu bilgisi basın tarafından duyurulur.

Operasyonun İstanbul’la sınırlı olmadığı Bodrum ve Ankara’da da eşzamanlı gözaltılar olduğu bilgisine ulaşılır.

Öğlen 15.00:

Gözaltına alınanlarla ilgili ilk resmi açıklama İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılır.

Buna göre bundan 1 yıl önce Ünraniye’de bir evde bulunan bombalarla ilgili soruşturmada uzun süredir teknik takipte bulunan savcılık sonunda yeterli delillere ulaşmıştır.

Bu kapsamda daha önce Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay saldırısı da içinde olmak üzere bir çok suçun bizzat örgütleyicisi olduğu savıyla Emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Emekli Orgeneral Özden Örnek Ankara’da gözaltına alınmıştır.

...

Sabah erken saatlerden itibaren Ankara’da çok büyük bir gerginlik hakimdir. Genelkurmay Karargahında büyük bir sessizlik ve hareketlenme söz konusudur.

...

Aynı gün akşama doğru tüm basın ve TV flaş gelişmeyi ve ayrıntılarını duyurmaya başlar.

Emniyet ve savcılık kaynaklarına dayanılarak verilen haberlere göre, Danıştay saldırısından bu yana gerçekleşen çeşitli bombalama ve suikastlerle ilgili ipuçlarını takip eden savcılık, Ergenekon operasyonundan sonra tutuklanan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün geriye dönük faaliyetlerini mercek altına almıştır.

Bu kapsamda AKP iktidarını yıkmaya yönelik bir darbe girişimine ait daha önce Nokta dergisinde yayınlanan darbe günlüklerinin orijinaline, bir istihbaratı değerlendiren polisler en sonunda bu adrese ulaşırlar.

....

Ertesi gün tüm gazeteler:

Korkunç darbe tezgahı!
Ulusalcı çetenin darbe tezgahı!
Tüm cinayetler ulusalcı darbe içinmiş!

....

Aynı gün:

Emniyet’in yeni gözaltılarının haberleri bomba gibi düşer:

Ankara, İstanbul ve yurdun çeşitli yerlerinde yüzlerce kişi gözaltına alınmıştır.

Emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Özden Örnek’in ilişkilerini izleyen Emniyet, bir sene önce Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen kurum ve kuruluşların da aynı darbe tezgahında etkin rol aldığını tespit etmiş ve bu kişilere yönelik gözaltı operasyonuna başlamıştır.

Basın kuruluşları henüz yeterli bilgiye sahip değildir, ancak ADD ve ÇYDD’

nin önemli yöneticileri, çeşitli şube yöneticileri gözaltına alınmıştır.

Aynı anda bomba bir haberi televizyon kanalları vermeye başlar:

İstanbul:

Polis savcı gözetiminde şu anda Cumhuriyet gazetesi ve Kanaltürk yönetim merkezlerinde arama yapmaya başladı.

Ankara:

Ankara’da Genelkurmay Karargahı sessizliğini korurken ATO ve TESK merkezinde polis ve savcılar belirir.

Aynı gün akşam saaatleri:

Emniyet Genel Müdürlüğü adına yapılan açıklamada, vatandaşların sakin olmaları, herşeyin kanunlar çerçevesinde ve savcılık tarafından yürütüldüğü, sanıklar mahkemeye çıkarılana kadar olay hakkında basına haber yasağı getirildiği açıklanır.

Başbakan Tayyip Erdoğan ülkede hiç kimsenin kanunlar üzerinde olmadığını, yargıya güvenmek gerektiğini söyler. Olayın TSK’ya karşı bir operasyon olmadığını ama bazı artniyetlilerin bunu böyle göstermeye çalışacağını söyler.

Ertesi gün tüm gazeteler:

Yeni bir 27 Mayıs atlatmışız!

4. günün sonunda:

Adliyeye çıkarılan sanıklardan Emekli Orgeneral Özden Örnek, Emekli Orgeneral Şener Eruygur, bazı üst düzey komutanlar, ATO Başkanı Sinan Aygün, Kanaltürk sahibi Tuncay Özkan, Cumhuriyet Gazetesi sahibi İlhan Selçuk, Cumhuriyet yazarlığı da yapan Emekli Orgeneral Doğu Silahçıoğlu, çıkarıldıkları mahkemece terör örgütü kurmak, darbe tezgahlamak ve halkı ve orduyu hükümete karşı isyana teşvik ettikleri savıyla tutuklanır.

...

30 Ağustos 2008:

Yeni Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ görevi Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan devralır.

Yaşar Büyükanıt yaptığı açıklamada bundan sonra ailesi, çocukları ve torunlarıyla vakit geçireceğini, kitap yazmayacağını belirtir.

2008 Eylül:

2007 yılında tutuklanan Muzaffer Tekin’in dosyası Ergenekon dosyası ile birleştirildiğinden henüz iddianamesi hazırlanmamıştır ve 1.5 yıldır mahkemeye çıkmadan tututkludur.

2008 yılının başında tutuklanan Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz ve arkadaşlarının dosyası 6 ay sonraki Sarıkız darbe dosyası ile birleştirildiğinden sanıklar 8 aydır mahkemeye çıkarılmadan tutukludur.

2008 yılı Haziran ayında tutuklanan Sarıkız darbe sanıkları Şener Eruygur ve arkadaşları iddianameleri henüz hazırlanmadığından mahkemeye çıkarılmamışlardır ve tutukludurlar.

...

2008 Eylül ayı:

Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak’a yönelik kara harekâtı başlatır.

Başbakan Tayyip Erdoğan Türk Ordusu’nun olağanüstü kahramanlık ve başarılarını halka açıklar.

2008 kışı:

Ülkede PKK terörü durmuştur...

2009 Ocak ayı:

İki yıldır tutuklu bulunan Muzaffer Tekin, 1.5 yıldır tutuklu bulunan Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz, 7 aydır tutuklu bulunan Şener Eruygur, Özden Örnek, Doğu Silahçıoğlu, İlhan Selçuk, Tuncay Özkan ve Sinan Aygün avukatlarının yaptıkları tüm başvurulara rağmen hâlâ mahkemeye çıkarılmamışlardır.

2009 Ocak sonu:

Sabah 05.00:

Ankara’daki Zaman gazetesi istihbarat merkezi ile Roj TV’ye aynı anda bomba haber gelir:

Polis az sonra Yaşar Büyükanıt’ı gözaltına alacaktır.

Gazeteciler ortalığı telaşa vermeden Ankara’da bulunan emekli Paşanın evine gittiklerinde gerçekten de istihbaratın doğru olduğunu görürler: Savcı Paşaya gözaltı kağıdını gösterir..

Ve evden çıkarlar.

05.05:

Genelkurmay Karargahı’nın ışıkları yanıktır. Aynı anda tüm komutanların arabaları karargaha giriş yapar.

Başbakanlık’ın ışıkları yanmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün ışıkları yanmaktadır.

07.00:

Zaman ve Roj TV flash haberi duyurur.

Basına sızan bilgilere göre Muzaffer Tekin’le başlayan ilişkiler ağını çözen Savcılık, Şemdinli dosyasını da istemiş ve olaylar arasındaki bağlantıyı kurmuştur.

Buna göre AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte Genelkurmay içinde bir darbe ekibi kurulmuştur. Ancak Hilmi Özkök’ün Genel Kurmay Başkanı olması darbe planlarının başarılı olmasına engel olmuştur.

Bunun üzerine çeşitli provokasyonlar ve mitingler düzenleyen darbe ekibi, savcılığın zamanında gözaltıları ile başarıya ulaşamamıştır.

Bu arada Veli Küçük’ün evinde ele geçen belgelerde TSK içinde yasadışı bir kontrgerilla örgütlenmesinin varlığı tespit edilmiş, bu yapılanmanın başında o dönem Yaşar Büyükanıt’ın olduğu saptanmış, bu yapılanmanın PKK terörünün artması için PKK içindeki çeşitli unsurları kullanarak 2007 seçimleri öncesinde hükümeti yıpratacak bir terörist saldırı kampanyasına bizzat olanak sağladıkları tespit edilmiştir.

Çeşitli gazeteler, televizyonlar, dernekler, partiler, yargı üyeleri ve bürokraside de geniş bir yapılanmaya sahip olan bu grubun ülkedeki tüm terör ve karışıklığın sebebi olduğu anlaşılmaktadır.

...

Başbakan Tayyip Erdoğan operasyon ile ilgili basının sorularını yanıtlarken olayın kesinlikle TSK’ya mal edilemeyeceğini, Ordu’nun bizzat kendisine bağlı olduğunu, göz bebekleri olduğunu, ordunun kahramanlıkları sayesinde PKK terörünün durdurulduğunu açıklar.

...

Genel Kurmay Başkanı yargıya müdahale etmek istemediğini bu nedenle açıklama yapmayacağını belirtir...

...

Aynı gece Köşk...

MİT Müsteşarı ve Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Cumhurbaşkanı Gül’e brifing vermektedir.

Operasyon hemen durdurulmazsa asker içinde bir grup genç subayın başında bulunduğu yapılanmanın yönetime el koyacağını bildirirler.

Cumhurbaşkanı teşekkür eder ve çıkarlar.

Gece 01.00:

Cumhurbaşkanı Gül Başbakan’ı Köşk’e davet eder.

Başbakan AKP MYK üyeleri ile olağanüstü toplantıdadır.

Bazı AKP’liler Başbakan’ı bir darbe olasılığına karşı uyarırlar.

Başbakan kendinden emindir, “artık bu iş bitti” der.

Gece 02.30:

AKP MYK üyeleri evlerine doğru yola koyulur.

Gece 03.00:

Başbakan’ın makam aracı Köşk’ün kapısından girer.

Bir saat süren görüşmede Gül’ün uyarıları karşısında Başbakan düşünmek için süre ister.

Gece 04.00:

Başbakan eve döner.

Gece 05.00:

Bir askeri jip Başbakan’ın evine gelir.

Kapıdaki koruma müdürü ile görüşür.

Koruma müdürünün yüzü asılmıştır.

Ben haber vereyim der.

Teğmen izin vermez.

Kapıya doğru yönelir.

Ve zili çalar... (TÜRKSOLU, sayı: 172, 4 Şubat 2008)


2003’ten bugüne
faşizmin adım adım gelişi

Asın şu Atatürkçüleri!

Olacakları görenler, ülkenin bu faciayı yaşamaması için gereken uyarıları yapıyorlar. Türk Ordusu’nu ve Türk Devletini bu gidişatı engellemeye çağırıyorlar. Biz TÜRKSOLU olarak Türk Ordusu’na bu sürece müdahale etme çağrısı yapıyoruz. Ordu’nun tıpkı 28 Şubat’ta olduğu gibi bir müdahale ile bu oyunu bozmasını istiyoruz.

Bu çağrımız özellikle Şeriatçı kesimlerin saldırısına uğruyor. Şeriatçı Vakit gazetesi, hem bizim idamlık bir tahrik yaptığımızın propagandasını yapıyor hem de bu propagandayı Anayasa hukukçusu olan bir takım zevattan aldıkları demeçlerle güçlendirerek.

Ancak TÜRKSOLU’nun idamlık bir suç işlediğini iddia edenler, bu ülkede idamın kaldırıldığını, hem de kendi partileri tarafından kaldırıldığını sanıyoruz unutuyorlar! Ya da onların AB’ye uyum diye kaldırdıkları idam sadece Apo’yu kurtarmak içindi, yoksa bu devleti savunacak, Atatürkçü insanlar için değil! Görüyor musunuz AB demokrasisini, Apo’ya af var, Atatürkçüye idam!

Bugün gazetelerinde yazdıkları, yarın nasıl bir ülkede yaşayacağımızı göstermesi açısından anlamlıdır. Bu iktidar yaptığımız çağrıya uyacak güçler tarafından engellenmezse, yarın sokaklarda Atatürkçülerin kellelerinin sopalara takılıp dolaştırılacağı günleri göreceğiz demektir. Menemen çok uzak diye düşünmeyelim. 70 yıl bu Şeriatçılar için kısa bir zamandır. İpleri ellerine geçirseler bizi değil 70 yıl öncesine, 1400 yıl öncesine götürürler.

Bundan 5 yıl önce 28 Şubat, Sincan’da Kudüs Gecesi kutlamalarının hemen ardından tankların Sincan’dan geçirilmesi ile başlamıştı. Kudüs Gecesini düzenleyen bugünkü Başbakanın o günkü partisiydi. O gecede Kemalistlerin kuklaları yakılmıştı. Tanklar Sincan’dan geçmese, kuklalar değil Kemalistlerin kendileri yakılacaktı. Yok canım diyenlere Sivas’ı anımsamalarını öneririz.

(TÜRKSOLU, 07 Temmuz 2003, Sayı 34, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Türk’ün ateşle imtihanı

Türkiye Cumhuriyeti, geçtiğimiz 8 ayı bu hükümetle geçirmiştir. Son 8 ayda Türk Devletinin ne kadar kırmızı çizgisi varsa hepsi paspas olmuş durumdadır.

8 ayın kısa bir bilançosunu yapalım

1- Kıbrıs hemen hemen elden çıkmıştır.

2- Kuzey Irak’ta kukla Kürt devleti kurulmuştur.

3- ABD Türkiye’ye karşı silahlı harekata başlamıştır.

4- PKK neredeyse yasallaşmıştır.

5- PKK Ortadoğu çapında hareket etmeye başlamıştır.

6- Ordu pasifize edilmiştir.

7- Devlet Şeriatçı kadrolarla doldurulmuştur.

8- Türban devlet giysisi haline gelmiştir.

Bu hükümet 8 ay daha başımızda kalırsa...

Bu 8 ay az, AKP biraz daha iktidarda kalsın dersek önümüzdeki 8 ayda neler olacağını da bilelim:

1- Kıbrıs tümden kaybedilecek, Rauf Denktaş Kıbrıs’tan sürülecek.

2- ABD Türkiye’yi Kuzey Irak’tan atacak.

3- Kuzey Irak’taki Kürt devleti resmen ilan edilecek.

4- PKK’nın başı hapisten çıkıp, yasal siyasete atılacak.

5- Cumhurbaşkanlığı kaldırılıp Başkanlık sistemine geçilecek, sonra bu Başkanlık Hilafete dönüştürülecek.

6- MGK kaldırılacak, Genelkurmay halifeye bağlanacak.

7- Başı açık gezmek yasaklanacak.

8- Atatürkçülerin idam edilmesi için Hilafet orduları kurulacak.

Bu yazdığımız 8 maddeyi iyi okuyun. TÜRKSOLU’nun bundan bir yıl önce yazdıkları kimileri için kötü bir şaka, kimileri için bir paranoya, kimileri içinse en hafifinden abartmaydı.

Tehdidi algılamayan ve geleceği göremeyen kafalar Türkiye’nin bu hale getirilmesine yol açmıştır. Yine aynı kafalar, bugün de tehdidi görememektedir.

Burada öncelikle Türk Ordusu’na bir çağrı yapıyoruz.

Ordu bu gidişe daha fazla katlanmamalı ve müdahale etmelidir. Ordu’nun müdahalesinin geciktiği her dakika Türkiye’nin aleyhine işlemektedir.

Bu hükümet bir an önce indirilmezse, bu milletin başı ciddi belada demektir.

(TÜRKSOLU, 21 Temmuz 2003, Sayı 35, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Türk’ün Anadolu’da son iki yılı

Şimdi bütün ülke bir Madımak...

Bizler içerde ölmeyi bekleyen Türkleriz.

O da sadece burada, Anadolu’da, yurdumuzda, Türk olarak ölmek isteyecekler!..

Ya da Anadolu’dan sürülme...

Madımak’ta bir sahne. Herkes gibi benim de yıllarca kabuslarımdan çıkmadı.

Metin Altıok...

Elinde süpürge...

Kendini savunacak...

Ve dışarda devletin kolluk kuvvetleri, izlemede.

Askeriye beklemede.

Bugün Metin Altıok yok.

Yarın biz de olmayacağız! Çünkü elimizde bir süpürge, daha nereye kadar savunabiliriz ki Cumhuriyetimizi?

Kimileri yine de çalışıp çabalıyor. Madımak ateşine karşı çoban ateşleri yakmak fikri tüm yurtta bir direniş çağrısı olarak yankılanıyor. Ama o çoban ateşleri nereye kadar işe yarar? Hepimiz çok iyi biliyoruz. Anadolu Türkünü, çoban ateşleri değil Başkomutan Mustafa Kemal’in düzenli ordusu kurtardı.

Ülkenin gidişatına karşı bir şeyler yapmak için, şerefiyle askerlik görevlerinden ayrılan, apoletlerini söken Mustafa Kemal’in ordusu!..

Çoban ateşi çabuk söner. Düşmanımız çok iyi biliyor. O nedenle istiyorlar ki Türk direnişi çoban ateşleriyle sürsün. Daha büyük bir ordu ateşi yakılmasın. İnsanlar, düzenli bir ordu içinde saf tutmasın.

Düşman akıllı. Ordu sessiz kalırsa, izleyici kalırsa, sorun olmaz. Onun için şimdi Madımak ateşi yerine ampul kullanıyorlar. O da olmadı, mum ışığında “şiir gibi” bir gece...

Ne de olsa iki yılları kaldı.

2002.

İktidar.

2004.

Direnen kurumların ilk tasfiyesi başarıyla tamamlandı. MGK etkisizleştirildi.

2007.

Son kalenin alınması.

Madımak’ın son sahnesi.

Çankaya.

Ankara.

Türkiye.

Bakalım halife olma sevdasındaki yobazdan, o makamı kim koruyacak?

(TÜRKSOLU, 28 Haziran 2004, Sayı 59, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

“Komünizm tehdidi”nden “ulus devlet tehdidi”ne

Peki komünizm tehdidi ortadan kalkınca kontrgerilla ortadan kalktı mı?

Elbette hayır. Çünkü “komünizmin dış çemberi” olarak görülen ulusal güçler ve düşünce artık komünizm tehdidinin yerini almıştır. Yeni tehdit ulus devlet tehdididir!

O halde bu yeni NATO konsepti içinde kontrgerillanın izini sürelim.

Kontregerilla yeni dönemde kiminle mücadele edecek?

1- Türkiye’nin ulus devlet yapısını koruyan, “komünizm tehdidi” palavrasının nasıl bir kandırmaca olduğunu Sovyetler’in yıkılması ile anlayan, esas tehdidin ABD’ den geldiğini gören ulusal Ordu güçleri.

2- Türk ulus devletini korumak için mücadele eden Atatürkçü, solcu, milliyetçi aydınlar ve toplumsal güçler.

Bu iki kuvvete karşı izlenen kontrgerilla operasyonu ise hem “gayrinizami harp” hem de “psikolojik harp” şeklinde sürdürülmüştür.

İşte 1980-2006 arası kontrgerilla faaliyetleri:

1- ABD tarafından örgütlenen PKK’nın etnik terörünün başlatılması.

2- PKK etnik terörüne destek çıkacak bir iktidarın yaratılması ve başa geçirilmesi.

3- ABD’ye karşı mücadeleye girişecek Ordu üst kademesinin tasfiye edilmesi ve yerine Amerikancı bir komuta kademesinin getirilmesi için Ordu içinde Amerikancı darbe.

4- Uğur Mumcu’dan başlayarak bir dizi suikastle Atatürkçü, solcu aydınların katledilmesi.

5- Ordu ve halk içindeki ulusal direniş güçlerinin pasifize edilmesi için psikolojik harp.

Kontrgerilla faaliyetini daha iyi anlamak için özellikle “psikolojik harp”i takip edebiliriz.

(TÜRKSOLU, 06 Şubat 2006, Sayı 100, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Psikolojik harbin hedefi Türk Ordusu

“Psikolojik harp”in temel hedefi Türk Ordusu’dur. Çünkü ABD’nin yeni dünya düzeni kavrayışında ulusal ordular hizadan çıkmakta ve ABD’ye tehdit oluşturmaktadır. Hele hele Türkiye’nin 90’lı yıllarla başlayan “sınır ötesi” operasyonları ile birlikte Türk Ordusu ABD için bölgesel bir tehdit haline gelmiştir. İşte Türk Ordusu’nun zaptedilmesi ve yeniden hizaya sokulması ABD’nin temel hedefidir.

Bunun için ikili bir operasyon başlatılmıştır. Operasyonun askeri kısmı, ABD’nin silahlı provokasyonlarıdır. Türk Ordusu’na, silahlı bir savaş halinde ABD’nin Türk Ordusu’nu yeneceği gösterilecektir.

Bunun için ilk operasyon Süleymaniye’deki “çuval geçirme”ydi. Hemen ardından Şemdinli geldi. Tabii bu arada özellikle Gazi Mahallesi’ndeki ayaklanmayı da unutmayalım. Bu tür askeri operasyonlarla ABD, Türk Ordusu’na iki seçenek sunmaktadır: Benimle savaşacaksan bunları göze almalısın, yok benimle savaşmayı göze almayacaksan benim istediklerimi yap!

Bu konuda ABD’nin tehditleri algılanmıştır. Ancak algılamanın sonucu, “Türkiye için en kötü seçenek ABD ile savaşmaktır.” sonucuna varılması olmuş ve Türk Ordusu’nun en üst komutası ABD’ye boyun eğmiştir. Bu, kontrgerilla operasyonunun askeri alanında ABD’nin başarısıdır. Bu başarıya, ABD ile mücadele kararlılığı sergileyen komutanların emekli edilerek tasfiyesini de ekleyin. Geriye kalan kontrgerilladır.

(TÜRKSOLU, 06 Şubat 2006, Sayı 100, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Hedef Özel Kuvvetler Komutanlığı

Operasyonların hedeflerinin tümü istisnasız Özel Kuvvetler Komutanlığı mensuplarıdır.

Peki Özel Kuvvetler Komutanlığı ne iş yapmaktadır?

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın görevi, ülkede bir işgal ve iç savaş durumunda halk örgütlenmesini gerçekleştirmektir. Bu kuvvetler doğal olarak gerilla kuvvetleridir. Eryamanlar’daki Atabeyler grubunun kendisini gerilla grubu olarak tanıtması normaldir. Çünkü bir ülke işgal edildiğinde, dikkat edin işgal gerçekleştikten sonra diyoruz önce değil, işgalciye karşı düzenli birlikle değil gerilla ile mücadele edersiniz.

Fakat gerilla birden kurulmaz. Yani hele bir işgal olsun, düzenli birlikler teslim olsun, o zaman gerilla kurulur lüksü yoktur ordunun. Bu tür bir olasılığı göz önünde bulundurarak bu gerilla harbini de örgütler. Bunun için özel birlikler oluşturur, bu birlikler halk içine girerek taban çalışması yaparlar, ülke işgal edildiğinde direnişçi olacak sivil unsurları tanır ve onlarla temasa geçerler.

Tüm bu faaliyet, ordunun resmi ve kanuni faaliyetidir. Ortada yasadışı bir olay yoktur. “Derin devlet”, “kontrgerilla” vs. suçlamaların dayanağı da yoktur.

İşte şimdi hedefe alınan Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın görevi budur.

Peki bugün için Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın özellikle hedef olmasının bir nedeni var mı?

Bu nokta en hassas noktadır.

Özel Kuvvetler neden hedef?

MGK üç yıl önceki bir toplantısında Irak’taki gelişmeleri de göz önünde bulundurarak, olası bir işgale karşı sivil savunma kuvvetlerinin örgütlenmesi kararını aldı.

Bu karar elbette TÜRKSOLU üslubu ve açıklığı ile yazılmamıştı. Ama tespit ortaktı: Yarın öbür gün ABD Irak gibi Türkiye’yi de işgal ederse, buna karşı bir gerilla harbini örgütlemek artık Ordu’nun gündemindeydi.

Demek ki ortada olası bir işgal senaryosu ve buna karşı Türk Ordusu’nun tedbirleri vardır.

Süleymaniye’den başlayan ve Eryaman’a uzanan operasyonu bu çerçevede ele almak gerekir. ABD, Türkiye’ye saldırmayı kafasına koymuştur ve bu saldırı öncesinde Türkiye’nin gerilla harbi imkanını elinden almak istemektedir.

(TÜRKSOLU, 12 Haziran 2006, Sayı 109, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Kürt-İslam Mahkemeleri

Hukuki ayrıntılardaki tutarsızlıklar, hukuksuzluklar ve çok açık bir şekilde tertipler çoğaltılabilir. Fakat burada asıl meselemiz bu değil.

Şemdinli davası açılışından kapanışına kadar tam anlamıyla adaletin ne duruma geldiğini göstermektedir. Artık bu ülkede hiç kimsenin adil yargılanma güvencesi kalmamıştır. Adalet Bakanlığı içindeki kadrolaşma mahkeme seviyelerine ulaşmış, karar mercileri Kürt-İslamcıların denetimine geçmiştir!

Mahkeme Yaşar Büyükanıt’ı yargılayamamıştır ama sadece şimdilik. Bu ülkenin bir rektörünü suçsuz yere, gereksiz yere iki ay hapse atabilecek kadar kendilerine güvenmektedir bu Kürt-İslamcı kadrolar.

Ferhat Sarıkaya’nın görevden alınması onları biraz ürkütse de kanlarındaki Kürt-İslamcı devlet düşmanlığı geni ağır basmakta, yargılayıp cezalandıracak bir Türk aramaktadırlar!

Ordu mensubu aramaktadırlar!

Artık adliyenin niteliği değişmiştir. Türk adaletinin yerini Kürt-İslam mahkemeleri almıştır.

Danıştay’a yapılan saldırı burada anlam kazanmaktadır. Yine bir Kürt-İslancı olan Başbakan, Danıştay’ı açıkça tehdit ediyor ve engel olarak suçluyordu. Hemen ardından yine aynı bölge doğumlu bir Kürt-İslamcı tetikçi Danıştay’ı bastı!

Şimdi Şemdinli davası Yargıtay’a gidecek ve oradan geri dönecek. Bunu kararı veren mahkeme heyeti de gayet iyi biliyor. Ama bilmesine rağmen bu kararı veriyor. Çünkü devlete, yargıya ve Ordu’ya mesaj veriyorlar!

Demokrasi, insan hakları, hukuk diye diye iktidara gelenler, artık hukuku rafa kaldırmışlar, komplolar, baskınlar, infazlarla iş görmektedirler.

Artık Türkiye’de bir Kürt-İslamcı çete iktidarı vardır.

(TÜRKSOLU, 26 Haziran 2006, Sayı 110, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Kontrgerilla nasıl çalışır

Kontrgerilla tüm dünyada aynı yöntemleri kullanır. Kontrgerilla doğrudan ABD ordusu tarafından NATO çerçevesi içinde kurulmuş ve örgütlenmiştir. Asker içinde, polis içinde, medya içinde, hükümet içinde, siyasi partiler içinde, sivil toplum kuruluşları içinde kolları, yani hücreleri vardır.

Kontrgerillanın temel hedefi sosyalizmdir. Ülkelerin sosyalist olmaması için çalışır kontrgerilla. Ama sosyalizm anlayışları son derece geniştir; herhangi bir milliyetçi hareket, ulusal kurtuluş hareketi, bağımsızlık yanlısı hareket de kontrgerilla öğretisinde sosyalist olarak adlandırılır.

İşte kontrgerilla böylesi bir perspektifle çalışır. Düşman güce isyancı adını verir. İsyancı, bir ayaklanma ile iktidarı alacaktır. Kontrgerillanın görevi ise ayaklanmaları bastırmaktır. Bunun için çalışır kontrgerilla.

Kendi talimatnamelerinde şunlar yazılıdır.

“Propaganda şu gayelerle planlanılır ve kullanılır:

1- İsyancı kuvvet üyelerini bölmek, aralarına nifak sokmak, ayrılmalarına yol açmak.

2- İsyancının sivil desteğini kısmak veya tamamen ortadan kaldırmak.

3- Sivilleri isyancı lehinde gizli faaliyetlere katılmamaları yönünde ikna etmek.

4- Tarafsız sivillerin aktif desteğini kazanmak.

5- Dost sivillerin desteğini devam ettirmek ve kuvvetlendirmek.

6- Arzuya göre milli birliği veya ayrılığı başarmak” (FM-31-15)

İsyancı: Ulusal güçler

Şimdi kendinizi ABD’nin yerine koyun. Türkiye’de ve genel olarak bölgede bir ulusal uyanış var. Özellikle Türk Ordusu içinde ciddi Amerikan karşıtı bir eğilim var ve gittikçe de güçleniyor.

Talimnamedeki isyancıya ne ad verirsiniz?

Evet medyanın kullandığı terim boşuna değil: Ulusal güçler!

Bugün Türkiye’de ulusal güçler isyancı kuvvettir. ABD bu kuvvetin gerisinde potansiyel destekçi olarak Türk Ordusu’nu görmektedir. Bu isyancının bir ayaklanma ile iktidarı alması ihtimali vardır.

Sonuçta medyanın milliyetçilik yükseliyor yaygarası boşuna değildir. Eskiden bu Amerikancı medya “Bu kış komünizm gelecek” haberleri yayınlardı, şimde ise “milliyetçilik yükseliyor” diyorlar.

Boşuna değil, bunlar yukardaki talimnameye uygundur. Ortada bir kontrgerilla operasyonu vardır.

(TÜRKSOLU, 05 Şubat 2007, Sayı 125, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Kara rejim

Türkiye tarihinin hiçbir döneminde böylesine bir faşizm tehdidi ile karşı karşıya kalmamıştı.

Bu faşizmin ne tür bir rejim olacağını birkaç noktada görelim.

1- Kürt-İslam faşizminde laiklik; dinciliğe, din sömürüsüne, dinci örgütlenmeye özgürlük olarak değiştirilecek, inanca özgürlük adı altında topluma Şeriatçı bir yaşam biçimi dayatılacak, türban, çarşaf, peçe yaygınlaştırılacak, laik giyim tarzı ahlaksızlık olarak damgalanıp saldırıya uğrayacak, adım adım, İran, Afganistan türü bir kara rejim kurulacaktır.

Tayyip Erdoğan’ın kültürel seviyesine baktıkça, aldığı insanlık anlayışına baktıkça, tahammülsüzlüğü ile birleşen vasatlığına baktıkça, Türkiye’nin İran gibi bir rejime bile değil olsa olsa Taliban türü bir rejime gittiğini görürüz.

2- Kürt-İslam faşizminde milliyetçilik yerine, Türkiyelilik getirilecektir. Ama bu Türkiyelilikte Kürt ırkçılığı alabildiğine desteklenirken Türk olmak ve Türk olduğunu söylemek bile ırkçılık sayılarak yasaklanacaktır.

301. maddeden bu kadar rahatsız olmaları Türklüğe tahammülsüzlüklerindendir.

Bizim Türk olmaktan mutlu olmamızın karşısına dikilmektedirler. Kendilerini mutlu kılacak bir ulusa mensup olmadıkları için, kolay yoldan Türklüğü aşağılamayı marifet saymaktadırlar.

Türklüğe hakaretin bir adım sonrası Türklüğün yasaklanması, Türk olmakta ısrar edenlerin hapse atılması, idam edilmesi olacaktır.

Kısacası Kürt-İslam faşizmi Hitler’in Yahudileri gaz odalarına gönderirken sokakları kahverengi gömlekli Nazilerle dolduran toplum modelinin yerine, Tayyip Erdoğan’ın Türkleri hapse gönderip idam ettirirken sokakların kara çarşaflı, sakallı faşistlerce işgal edildiği bir toplum modeli gelecektir.

Bu tür bir toplumda Türk olmak, Atatürkçü olmak, solcu olmak, laik olmak, kadın olmak suç olacaktır.

Bu konuda kimse hayalci olmasın, faşistler hep demokrasi derler, topluma hep daha iyi ekonomik refah düzeyi vaat ederler, istisnasız tüm faşist rejimler azılı solcu düşmanıdırlar.

Bugün bu faşistlerin saldırdıkları kesimlere bakalım, saldırı yöntemlerine bakalım, yarın için bizlere nasıl bir gelecek tasarladıklarını görürüz.

(TÜRKSOLU, 26 Şubat 2007, Sayı 128, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Faşizme ölüm Türk’e hürriyet

Çoğumuz faşizm üzerine, Hitler üzerine, Almanya üzerine, İtalya, İspanya, Arjantin üzerine, çok okuduk, dinledik...

12 Martı, 12 Eylülü gördük.

Faşizme karşı çok yazdık, çok konuştuk, çok yürüdük.

Ama hiç bugünkü kadar ağır bir faşizm tehlikesi altında olmadı Türk toplumu.

Faşist rejim kapımızı tüm unsurlarıyla çalıyor.

Faşist liderliğe soyunan, serseri, küfürbaz, tahammülsüz, yeteneksiz, kompleksli bir adayımız var.

Bu lidere yol açacak büyük bir faşist aydın koromuz var.

İdeolojik iklim olarak büyük bir Türk düşmanı ırkçı akım var.

Türk’üm demenin, Türk bayrağı taşımanın bile yasaklandığı bir düzen ilk defa geliyor bu ülkeye.

Türk düşmanlığı ile birlikte halk düşmanlığı var.

Her türlü ulusal örgütlenmeye karşı büyük bir baskı var.

Hitler’in Fransa’da, Mussolini’nin Habeşistan’da kurduğu rejimi, bugün bu Kürt faşistleri Türkiye’de kurmaya çalışıyorlar.

Ulusal olan her şeye karşı bu kadar tahammülsüz, nefret dolu, saldırgan olmaları bundan.

Faşizme karşı ulusal bir direnişten öyle korkuyorlar ki...

Ama bunlara birilerinin Hitler’in, Mussolini’nin sonunu hatırlatması gerek...

Hiçbir işgal kalıcı olamaz, hiçbir faşist diktatör de...

Faşist faşistliğini yapadursun, faşizme karşı ulusun onurunu gösterenler her zaman çıkar.

Bugün Milli Mücadele bu zeminde verilmektedir.

Milli Mücadele Bayrağı altında insanlar bu nedenle toplanmaktadır.

Türk ülkesini faşistlere teslim etmemeye kararlıyız.

Faşizme ölüm Türk’e hürriyet!

(TÜRKSOLU, 19 Şubat 2007, Sayı 127, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın

Ordu göreve, CHP göreve, ulusal güçler göreve

Bu arada faşizme karşı tek mücadele yolu vardır tarihin ispatladığı: Faşizme doğrudan karşı çıkmak!

Bugün susan Ordu komutanlarının, CHP yöneticilerinin yarın söz söylemeye vakitleri bile kalmayacaktır.

O nedenle Ordu göreve, CHP göreve, ulusal güçler göreve!

(TÜRKSOLU, 09 Şubat 2007, Sayı 134, Başyazı) Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayın


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe