| Ali Özsoy |
|
Savaşa mı 1 Aralık günü Çağlayan Meydanı’nda 140 sivil toplum örgütünün çağrısıyla “Irak’ta Savaşa Hayır Mitingi” düzenlendi. Emperyalizm tüm dünyada yeni sömürgeci savaşlara hazırlanıyorken kendi istediği tarzda muhalefeti de yaratıyor. Miting buna güzel bir örnek. Bu tarz bir mitingde savaşı ABD başlattığı için Amerikan karşıtlığı beklenebilir. Ancak eylemin sloganı ve içeriği tam da Amerikan emperyalizminin istediği gibi. Böyle bir muhalefet ABD için Şam’da kayısı. Savaş değil işgal var Son yıllarda savaş karşıtı eylemler özellikle Batı ülkelerinde yayıldı. Ancak eylemler soyut bir savaş karşıtlığı zemininde halkların gerçek düşmanını gizliyor. Ortalıkta nereden geldiği belli olmayan bir savaş ve karşıtları var. Oysa söz konusu olan savaş değil. Amerikan emperyalizmi önce Afganistan’a saldırdı, şimdi de Irak’a saldıracağını ilan etti. Batıdaki insanların ortada savaş değil sadece saldırgan bir emperyalistin işgalleri olduğunu görememeleri doğal. Çünkü onlar da emperyalist ülkelerde yaşıyorlar. Onların gözünde yaşanan sadece bir savaş. Düşmanları da soyut bir savaş canavarı. Aptal Bush yerine akıllı ve insancıl Clinton olsaydı sorun onlar için çözülebilirdi. Ancak bizim gibi bir Üçüncü Dünya ülkesinde savaş karşıtlığı da nereden çıkıyor? Emperyalist işgalin kendisini yaşamış ve ilk defa dünyada emperyalistleri yenmiş bir halka savaş karşıtlığı öğretilmeye çalışılıyor. Artık muhalefetimiz bile emperyalist Batı’dan ithal. Ortalıkta bir savaş canavarı var ve bizden ona karşı renkli protestolar yapmamız isteniyor. Düşmanımız savaş değil ABD Ortada saldırgan bir emperyalistin ve emperyalist bir işgalin var olduğunu anladığımızda düşmanımızın savaş değil Amerikan emperyalizmi olduğunu görüyoruz. Savaştan bahsedenler savaşan iki tarafı varsayıyor. Oysa bir tarafta ülkesini korumak ve saldırıyı engellemek için her türlü tavizi veren bir Irak yönetimi, diğer tarafta ne olursa olsun, bir neden olmasa bile bir ulusu ve devleti yok etmek istediğini açıkça söyleyen Amerikan emperyalizmi var. Dolayısıyla hangi nedenle ve ideolojik kimlikle olursa olsun Irak’ın yok edilmesine karşı olanlar tek bir düşmana karşı olmalılar. Bu da ABD’dir. “Renkli” barışçıların mantığı Ancak barış eylemcileri emperyalist saldırganlığı engellemenin tek yolu olan ABD’ye karşı mücadeleyi gizliyorlar. Onların mantığına göre savaşı engellemenin yolu ne kadar savaş karşıtı varsa meydanlara toplayıp gürültü çıkarıp, karnaval yapmak. Oluşan kalabalık ve kamuoyu baskısı savaş kararı verecekleri etkileyecek veya en azından insanlar vicdanen rahatlıyacak. Bu mantığın sahipleri Türkiye’de farklı bir argümana daha sahip. Tüm Batı ülkelerinde hatta ABD’de bile eylemler yapıldı. Batı ülkelerinin insanları savaşa karşı. Ama bizde bu tür eylem yapılmadı. En azından biz bir kalabalık toplayalım, yoksa bu halkın savaşa karşı çıkacağı yok. Bu barışçı mantık aslında hem nesnel hem de öznel açıdan gerici. İlk olarak emperyalist sistemin içinde savaşın kaçınılmaz olduğu ve halkların emperyalizme karşı savaşmadığı ve sistemi yıkmadığı veya en azından yenilgilere uğratmadığı sürece savaşların kaçınılmaz olduğu gizleniyor. İkinci olarak barış talebinin peşine kitleler sürülerek, sistemin en tepesindeki Amerikan emperyalizmin egemenliğini hiç sarsmadan, tepedeki egemenden barış dilenciliğine halklar mahkum edilmek isteniyor. Barışçılar böylelikle emperyalistlere geri adım attırabilecek tek güç olan emperyalizme karşı birleşik bir devrimci mücadeleyi dağıtıp, muhalefeti savaşın pasif bir yedeği haline getiriyor. Eylemlerde sınıf ve halk hariç herkes var 1 Aralık barış eyleminde yok yok. Homolar, Amerikan Sivil Toplum Örgütü Greenpeace, Mazlum-der, Özgür-Der gibi şeriatçı örgütler, marjinal sol gruplar... 140 sivil toplum örgütü bir araya gelmiş. Onları buluşturan zemin emperyalizmden barış dilenciliği. Ancak alanda bir tek halk yok. 140 örgütün sırf yöneticileri gelse 5000 kişiden fazla katılım olurdu. Örgütler kendi tabanlarını (tabi ne kadar varsa) bile getirememiş anlaşılan. Ama keyifler yerinde. Kimi dans ediyor, kimi bağırıp çağırıyor. Eylemi düzenleyenler renklilikten memnun ama katılımın düşüklüğünden şikayetçi. Gerçekten de alanda halktan başka her türlü insan var. Sendikaların pankartlarını tutacacak kadar bile işçi gelmemiş. Her türlü slogan mevcut. Ama sanki bilinçaltına işlenmiş bir yasak insanları ABD’ye karşı savaşmaya ve ulusal kurtuluş savaşlarına çağıran tek bir slogana bile izin vermiyor. Eylemciler Irak’ın yanında olduklarını bile söylemeye cesaret edemiyor. Çünkü onlara göre direnen bir halk değil, sıradan bir savaşın iki tarafı var. Bir tarafta Bush, diğer tarafta diktatör Saddam. İngiliz emperyalizminin barışçı senatörü İşçi Partili Jeremy Colbin konuşuyor: “Afganistan’da ölenler ve Irak’ta ölecekler, New York’ta ölenleri geri getirmez.” İşte işin özü bu. New York’taki Batılıların öcü nasıl alınacak? Emperyalist kamptan farklı sesler çıkıyor. Bu şekilde olmaz. Yeni savaşlara girmeyelim. Eski savaşlarla elde ettiklerimizle eski “barışçıl” sömürü devam etsin. New York’taki barış eylemcilerinin dediği gibi: “Onlara bomba değil; ekmek atın”. Böylelikle ezilenler daha kolay susturulabilir. Türkiye’deki barış dilencileri hemen iyi kalplinin yanına sığınıyor. Amerikan örgütü Greenpeace kendine “Türk” üye bulmuş alana gelmiş. Bunlara ve tehditkar pankartalarına bile barış platformunda yer var. Pankartları “Sadece Irak Değil, Tüm Dünya Silahsızlansın” diyor. ABD çifte standart yapmakla suçlanıyor ve tutarlı olmaya çağırılıyor. Tüm dünyayı silahsızlandıracak kadar kabadayı bir tek ABD olduğuna göre bu sloganın tek anlamı tüm dünyanın ABD’ce sömürgeleştirilmesi. Halkların ellerindeki silahı Greenpeace’e mi yoksa doğrudan ABD yönetimine mi teslim edileceği ise Greenpeace tarafından belirtilmemiş. Başka bir grup ise ağızlarındaki baklayı çıkarıyor: “Türkiye Irak’tan ellerini çek”. Türkiye kukla Kürt devletine ve Amerikan emperyalizmine karşı bölge ülkeleriyle ve Irak’la antiemperyalist bir cephe oluşturursa ABD’nin barış savaşçıları karşısına dikilecek. Ellerini çek, burada bir tek ABD bulunabilir. Irak’a gireceksen bile onlar için gir diyorlar. Şeriatçılar ise keyifli keyifli dolanıyor. Gerici hükümetin lideri Tayyip Erdoğan müslümanları katletmek için mehmetçiğin kanını Bush’a pazarlarken, gerici sivil toplum örgütleri de “savaşa hayır” diyerek görevlerini yerine getiriyor. Reklamcılar ve teşhirciler toplantısı Sahte bir savaş düşmanına karşı Amerikan sivil toplum örgütlerinden, bugün Amerikan emperyalizmine her türlü hizmeti sunan gericilerin temsilcileri bile toplanıyor. Böyle karnavallarla savaşı ABD’yi engelleyebileceklerini sananlar komik duruma düşüyor. Zaten böyle bir amaçları olup olmadığı da tartışmalı. Düşman açık ve seçik ortadayken, halkı Amerikan karşıtı eylemlerden uzaklaştıran ve ABD’yi hiçbir rahatsızlığa uğratmayanların amacı ne olabilir? Böyle bir eylem bir tek kendilerinin sergiletmeye ve reklamlarını yapmaya yarar. O bile olmadı. Bir tek eşcinseller kendi reklamlarını yapmış oldu. Hedef ABD, öncü işçi sınıfıdır Eğer düşman emperyalizm ve ABD’yse bu düşmanı durdurmanın ve yenmenin tek yolu ona karşı mücadele etmek ve savaşmaktır. Bu ise halkların Amerikancı yönetimlere ve sisteme karşı devrimci mücadelesiyle olabilir. Türkiye ve dünya daha çok eski değil 1960 ve 1970’lerde ABD’yi doğrudan hedef alan halk hareketleriyle sarsılıyordu. Tüm Amerikan askeri, siyasi, ekonomik güçleri bir hedef olarak belirlenmediği sürece yapılan eylemler halkı yanıltmaktan başka birşey değildir. Halkın ABD’ye karşı mücadelesi ise işçi sınıfının öncülüğünde olur. Tüm dünyada özellikle Batı’da insanların savaşa karşı olduğunu söylüyorlar. O zaman bekliyoruz. Batı’da fabrikaları durduğun, genel grev başladığı vakit hükümetleri kuduz köpek gibi oraya buraya saldırabilir mi? Ancak ABD’deki silah fabrikalarının 2. Dünya Savaşı’ndan bile daha yoğun mesaiyle çalıştığını öğrendiğimizde şaşırmıyoruz. Batı halklarından emperyalizme karşı mücadeleyi beklemiyorduk zaten. Ama Türkiye’de halkın ezici çoğunluğu Irak’ın yokedilmesine ve ABD’ye karşıyken sınıfı ve halkı emperyalizmin barış kuşlarının peşine takmak isteyenler artık arkalarında sınıfı bulamayacakları gerçeğini görsün. Ezilen dünyada emperyalizme karşı mücadele böyle verilmez. “Savaş’a Hayır” eyleminin başarısızlığını gören ve hatayı sorgulayan sendikacılara ve dürüst aydınlarımıza çağrımız ABD’ye karşı mücadeledir. Sendikaların ve sınıfın eylemi alanlarda karnaval düzenlemek değil, üretimi durdurmaktır. Bugün başlatılacak Amerikan karşıtı eylemlerin düzeyi artabilir ve ulusal kurtuluş savaşımızın Kuvayı Milliye’sini yeniden inşa edebilir. Ancak doğru bir mücadele zemini bunu sağlayabilir. Türkiye’de devrimci hareket halkı elde silah emperyalizme karşı kurtuluş savaşı cephesinde toplamış bir geçmişe sahip. 6. Filo askerlerini denize dökmüş bir gençlik, “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” diyerek 100 binleri toplamış bir emekçi hareketi geleneğimiz var. Düzenlenecek mitingler birşeye hizmet edecekse, bu sadece halkı Amerikan emperyalizmine karşı seferber etmek olabilir. Emekçilerin önderlik ettiği tek bir antiemperyalist cephe ne 140 sivil toplum örgütü ne de homolar olmadan tarihi kitlelerle tarihi eylemleri gerçekleştirebilir. Antiemperyalist eyleme her kesimden insan katılabilir ancak tek kimlikleri antiemperyalizm olabilir. “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” ve “Savaşsa savaş, terörist ABD belasını bulacak” diyemeyen insanlar, alanlara çıktıklarında bir tek halkın alay konusu olabilir. |