| Güneş Ayas |
| NATO Mollası
Tayyip
Müslüman ülkesini Ecevit’lerin yalanı ortaya çıktı Wolfowitz Türkiye’ye gelmeden bir gün önce yani 2 Aralık’ta ABD’nin Irak planı basına yansıdı. Gazetelere göre ABD, harekatı sürpriz bir şekilde Türkiye’den başlatacak ve askerlerini Türkiye üzerinden Irak’a sokacaktı. İş bununla kalmadı ertesi gün Wolfowitz’in Türkiye’den talep ettikleri de bir bir ortaya çıktı ve herkesi şok etti. Neydi bu Wolfowitz’in bir gün sabredemeyip de Büyükelçi Loloğlu’na ABD’de ilettiği talepler? 1. Irak operasyonu için İncirlik ile beraber Diyarbakır, Malatya ve Konya üsleri de Amerikan savaş uçaklarına açılacak. 2. ABD 10 kadar havaalanı ve limanı bildirimsiz olarak kullanabilecek. 3. Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki sınıra 100-150 bin Amerikan askeri konuşlandırılacak. 4. Gerektiğinde bu güce 35 bin Türk askeri ile destek verilecek. Bunlar elbette ki ABD’nin şimdiye dek Türkiye’den istediği en cüretli talepler. Özal döneminde bile ABD böyle bir şeye cüret edememişti. Şimdiye kadar verilen en büyük destek İncirlik’in kullandırılması olmuştu. Ama şimdi İncirlik’le birlikte Malatya ve Diyarbakır hatta Konya üsleri de kullanılmak isteniyor, dahası kara harekatını yürütmek üzere liman ve asker bile talep edilebiliyor. Bu cüretli talepler ilk defa geçtiğimiz hafta resmi ağızlar tarafından doğrulandı ve tüm gazetelerde yer aldı. Böylece Türk halkına üç aydır utanmadan söylenen yalanlar da gözler önüne serildi. Kimin tarafından mı? Bizzat yalanı söyleyen tarafından. Ecevit’in ağzından dinleyelim: “ABD Irak’la ilgili olarak Türkiye’de duyabileceği ihtiyaçları belirtti. Limanlar, uçakların havaalanlarından yararlanmaları gibi konularda... Bunlar kaçınılmaz olarak Türkiye’de asker yığınağını gündeme getiriyordu. ABD bu taleplerini son üç ay içinde dile getirdi” Aslında TÜRKSOLU okuyucuları bu haberin yabancısı değil. Elisabeth Jones daha üç ay önce Türkiye’ye geldiğinde Şükrü Sina Gürel’e İskenderun ve Mersin limanlarını talep ettiklerini bildirmişti. Bu talep, Dışişleri tarafından Türk halkından gizlense de TÜRKSOLU haberi sayfalarına taşıdı. Ecevit hükümeti ise üç aylık suskunluğunu ancak şimdi bozuyor ve haberi doğruluyor. Tabi böyle önemli bir olayı Türk halkından gizlemenin sorumluğuna hiç değinmeden. Devlete rağmen ABD’yle anlaştılar Ecevit döneminde başlayan pazarlığın Tayyip döneminde sonuçlandığı ise aynı gün yaşanan üs krizi ile ortaya çıktı. Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış “eğer gereklilik doğarsa ABD ile işbirliğine girer hava sahasını ve üsleri kullandırırız” diyerek Türkiye’nin şimdiye kadar izlediği devlet politikasının tam aksi bir açıklama yaptı. Aradan üç saat bile geçmeden Genelkurmay, İkinci Başkan Yaşar Büyükanıt’ın ağzından Bakanı yalanladı ve “bize böyle bir kararın olmadığı iletilmişti. Bakanın kişisel görüşü” dedi. 45 dakika sonra ise Yaşar Yakış’ın başında olduğu Dışişleri’nin açıklaması AKP’yi daha da zora soktu. “Bakanın sözleri Türkiye’nin taahhüdü değildir.” Wolfowitz ise ayrı telden çalıyordu: “Türkiye ile anlaştık sıra ikinci aşamada. Üs konusunda onay aldık şimdi sıra hangi üsleri kullanacağımızı belirlemeye geldi.” Wolfowitz bu kadar rahatça Türkiye ile anlaştık, hatta ikinci aşamaya geçtik diyebiliyorsa kuşkusuz birilerinden bir taahhüt almıştı. Alınan taahhüt öylesine sağlamdı ki hem Genelkurmay hem de Dışişleri’nin yalanlamasına karşın Wolfowitz bunları söyleyebiliyordu. AKP ABD’yle anlaştı ve savaş hükümeti kurdu Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı devlet siyasetinin tamamen dışında açıklamalar yapabiliyor ve bu açıklamaları Genelkurmay ile kendi bakanlığı yalanlıyor, ABD ise devleti dikkate almadan “Yakış’ın açıklamaları doğrudur” diyebiliyor. Ortada bir hükümet dururken Bush daha milletvekili bile olmayan birini Beyaz Saray’da devlet protokolüne göre karşılayarak, kırmızı halılar sererek ağırlayabiliyor. Biz orada ne görüşüldüğünü, Türkiye adına hangi taahhütlerin verildiğini bilemiyoruz. Bush ile görüşmeden 10 saat önce Wolfowitz ve Grossman, Tayyip’in kaldığı otele gizlice geliyorlar ve Tayyip’in odasında bir şeylerin pazarlığını yapıyorlar. Ama kimsenin ne buluşmadan ne de buluşmada neler konuşulduğundan haberi yok. Tayyip’in danışmanları Amerikalı gazetecilere brifing verirken gizli bir pazarlığı ortaya koyan not kağıtları ortada dolaşıyor ve Türkiye ABD’yle yapılan anlaşmayı bir Amerikan gazetesinin 16 Aralık’ta çıkacak sayısının ön kopyasından öğrenebiliyor, o da gazetecinin göz hırsızlığı sayesinde. Not kağıdında ise Türkiye’deki Amerikan üslerinin inşaatına 15 Ocak’ta başlanabileceği söyleniyor. Kısacası ortada birbiriyle çelişen iki taraf var. Birincisi, ABD planına açıkça karşı çıkan, yetkili her türlü ağızdan Irak’ın toprak bütünlüğünü savunduğunu ve savaştan yana olmadığını söyleyen Türk Devleti ve ezici bir çoğunluğu Irak saldırısına karşı olan Türk halkı. Bunların tam karşısında ise ABD’yle anlaşarak iktidara gelmiş, ABD desteği karşılığında savaşı destekleyen ve ABD’yle gizli pazarlıklar içinde olan bir hükümet. Hatta bu Amerikancı hükümet de devreden çıkartılarak meydan tamamen Tayyip’e bırakılıyor. Bakın bunun gerekçesini New York Times’ın etkili kalemlerinden biri nasıl açıklıyor: “Amerikan yetkilileri Saddam Hüseyin’i iktidardan uzaklaştırmak üzere yapılacak bir harekat için Washington ile fazlaca yakın bir işbirliğine girmekten kaygılanan hükümet içindeki yardımcılarının üstesinden gelmek için Ona (Tayyip Erdoğan’a) güveniyorlar.” Tüm diplomatik kuralları hiçe sayarak Tayyip’i Beyaz Saray’da bu şekilde ağırlamalarının nedeni tam da bu. Bush ile Tayyip arasındaki sıcak muhabbet seçimlerin çok çok öncesine dayanıyor. Tayyip içerde güçlenmek için dışardan destek bulma politikası izliyor. Bush da Irak’ta destek karşılığında Orduya karşı Tayyip’in yanında yer alıyor. Karşımızda ABD’yle anlaşarak kurulmuş bir hükümet var. Wolfowitz’in geçen hafta sarfettiği şu sözler anlaşmanın daha seçimlerden önce gerçekleştiğinin birinci ağızdan itirafı: “Bundan sonraki planlamada nasıl hareket edeceğimiz konusunda somut bir mutabakatımız var. Bu, yeni hükümetin kuruluş sürecinde şekillenmekteydi. Şurası bir gerçek yeni hükümet eskisine kıyasla Irak’ın yarattığı sorunu daha iyi anlıyor.” Ordu engellemezse Türkiye savaşa girecek Anlamakla kalmıyor, daha şimdiden operasyonun içine çekilmiş durumda. Üslerle ilgili keşif çalışmalarının başladığını sağır sultan bile duydu. Ömer Çelik’in brifingi sırasında ortaya dökülen not kağıtları Ocak ayında üslerin inşaatının da başlayacağını gösteriyor. Şu an İncirlik’te 2 bin ABD askeri var ve Wolfowitz’e inanırsak, ki o Yaşar Yakış’ın taahütüne dayanarak konuşuyor, yakın zamanda Türkiye’den 90-150 bin arası Amerikan askeri geçecek. 13 Aralık’ta Hürriyet’in ele geçirdiği talep listesinde yer alanlar da kaydedilmeli. İncirlik, Diyarbakır, Batman ve Muş’a ABD savaş uçakları gelecek. Çorlu ve Konya ise yakıt ikmalinde kullanılacak. ABD ikinci aşamada da havaaalanı sayısını 14’e çıkarmak istiyor. Hatta ABD Trabzon ve Samsun limanlarını bile talep etmiş. Uluslararası anlaşmalardan dolayı bu talep geri çevrilmiş ama İskenderun ve Mersin limanlarının kullanımı için bir taahhütte bulunulduğu da ortaya çıkmış oldu. Bu arada yeni hükümet Irak’lı muhaliflerle açık temasa geçerek şimdiye kadarki Türk dış politikasını bütünüyle değiştirmiş bulunuyor. Saddam Hüseyin’in devrilmesi durumunda iktidara oynayan ve ABD’nin Irak içindeki tetikçiliğini üstlenen Irak Ulusal Kongresi ile Türk yetkililerinin temasa geçmesi büyük bir politika değişikliği. Muhaliflerle Irak’ın geleceğini konuşan Türk yetkililer böylece doğrudan Irak operasyonuna ve Saddam Hüseyin’i devirme faaliyetine dahil olmuş oluyor. Bush’un yanından dünyaya seslenen Tayyip Erdoğan Irak Devlet başkanından Saddam diye sözederek Bush ağzıyla konuşmaya başladı bile. Gerek Tayyip Erdoğan gerekse de Abdullah Gül Saddam Hüseyin’in Türkiye ve bölge ülkeleri için tehdit olduğunu ifade ederek operasyonu destekliyorlar. Bu da Türkiye’nin devlet politikasına bütünüyle aykırı. Türkiye şimdiye dek Irak’la ilişkilerini kesmemeye ve ABD’nin kontrolü dışında Saddam Hüseyin ile görüşmeleri sürdürmeye önem vermişti. Şimdi ise Irak ABD istekleri doğrultusunda düşman ilan ediliyor. Amerikan yetkililer Tayyip için ikinci Özal benzetmesi yapıyorlar. Yerinde bir benzetme. Ama Tayyip’in Özal’ı geride bıraktığı da bir gerçek. Özal da Tayyip gibi Türkiye’yi savaşa sürüklemek istemiş ama Ordu tarafından engellenmişti. Eğer o gün Ordu sessiz kalsaydı Türkiye her şeyiyle savaşın içinde olacaktı. Bugün de benzer bir durumla karşı karşıyayız. ABD ve Tayyip Orduyu devre dışı bırakmak istiyor Fakat bu sefer ABD ve Tayyip işi sağlama almak istiyorlar. Çünkü orduyu devre dışı bırakmadan Türkiye’yi savaşa sokmak kolay değil. Zaten ABD ile Tayyip arasındaki anlaşma da bunun üzerine kurulu değil mi? Bush’un Tayyip’in başbakanlığı ile ilgili şakaları bile Orduya mesaj anlamını taşıyor. Tayyip Orduya karşı ABD’nin desteğini alarak iktidara yerleşirken, ABD de Tayyip eliyle Orduyu zayıflatmış oluyor ve böylece anlaşma her iki taraf için de karlı hale geliyor. Bunun için resmi prosedür çiğneniyor ve Türkiye, Beyaz Saray’ın ve Tayyip’in kaldığı otelin kapalı kapıları ardında ve elbette orduyu devre dışı bırakarak ABD’ye taahhütlerde bulunuyor. Türk Ordusu’na verilen görev ise Amerikan çıkarı için 35 bin evladını Irak’a savaşa göndermek. Irak’la savaşın bizim çıkarımızla hiç bir ilgisi yok, tersine Türkiye’nin güvenliğini ortadan kaldırıyor. Türkiye’nin güvenliği Irak’taki Kürt devletini engellemekten geçiyor. Oysa ki operasyonun temel amacı Kürt devletini tam korumaya almak. Bu yüzden de Wolfowitz “Tek başınıza Kuzey Irak’a giremezsiniz” diyor. Türk Ordusunun bağımsız bir varlık olarak sürece müdahale etmesi ABD için bir kabus, bu yüzden de Ordu hem içerde hem dışarda devre dışı bırakılmalı. Tayyip ABD’deki konuşmasında da övünerek NATO’nun çıkarları için evlatlarını seve seve ölüme gönderen bir milletin lideri olduğunu söylüyor. Demek ki ona bu milletin %90’ının Irak’la savaşmak istemediğini ve kendisine oy verenlerin de Irak’la savaşa girelim diye oy vermediğini söyleyecek bir danışmanı yok. Ama Ordu bu konudaki çekincelerini sürekli dile getiriyor. Onun için susturulması gerekiyor. Tam Irak operasyonunun arefesinde Ordunun Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanma çabaları, Savunma Komisyonun başına ordudan ihraç edilmiş Ramazan Toprak’ın (kendisi 1997 yılında 3. Kolordu Komutanlığına ait resmi evrakı dışarıya çıkarmak ve irticai faalitlere karışmak nedeniyle Ordudan atılmış eski bir subay) getirilmesi, MGK’nın sivilleştirilmesinin tam da bu döneme denk gelmesi ve Tayyip’in Avrupa gezisinde Ordunun artık yerine çekileceğini açıklaması bir rastlantı mı? Ya ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin sivilleşme ve demokratikleşmeye ilişkin reformlardaki ısrarı ? Bush, Tayyip’le yaptığı görüşmede AB sürecini bile bu çerçevede değerlendiriyor. Tüm bu çabalar ordunun sürece müdahalesini engellerken Türkiye’yi de hızla savaşa sürüklüyor. Böyle giderse ulusal çıkarlarımız konusunda en uyanık güç olan Ordunun da zorla savaşa sürüklendiği bir döneme gireceğiz. Hem de çok yakında. Türkiye Amerikan üssü değil vatanımızdır ABD bu sefer Özal döneminde yaşadıklarının tekrarlanmasını istemiyor. ABD’nin istekleri tam da Tayyip’in siyasi geleceğiyle çakıştığı için ABD ile Tayyip arasında sarsılmaz bir ittifak kurulmuş durumda. ABD ile Tayyip arasında seçim öncesi ve sonrasında gelişen muhabbet, gizli görüşmeler, pazarlıklar elbette ki iki tarafın da kazandığı bir anlaşmanın parçaları. Ne var ki bu pazarlıkta Tayyip Türk halkının değil kendinin ve dar cemaatinin çıkarlarını temsil ediyor. Pazarlık masasına Bush Tayyip’e iktidar desteğini, Tayyip ise vatanı koyuyor. Alın diyor nereden üs isterseniz. Kendi cemaatinin iktidarı karşılığında toprak, asker, halk, liman her şey satılıyor. Demek ki şeriatçının vatandan anladığı da buymuş. Konya’dan ABD’nin yakıt ikmali yaptığı, Malatya, Diyarbakır ve Adana’dan Amerikan uçakları kalkan, üzerinden 125 bin Amerikan askeri geçen toprak nasıl bir vatansa artık. Tayyip’e Türkiye’nin Amerikan üssü, Türk insanının da satılık olmadığını birilerinin hatırlatması gerek. En çok da Tayyip’e oy verenler. Çünkü kuşkusuz Tayyip’e bunun için oy vermediler. Onlar Tayyip’in ABD’ye parayla sattıklarına Türk milleti, Amerikan üssü sandığı toprağa da vatan diyorlar. Şeriatçılar vatanı pazarlık masasına koyup müslüman ülkesini Amerikan üssü haline getirsinler, Hristiyanlarla kolkola müslüman Irak’a saldırsınlar, kendileri bilirler. Müslüman Türk halkı ise elbette ki onları “Büyük Şeytan”la başbaşa bırakıp vatanını savunacak!
|