Arama: 
16.12.2003/Sayı:19
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Sunay Akın
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Batı Express
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kapak  

Lambach’ın dansöz rahibi Tayyip

TÜRKSOLU: Türkiye bugünlerde Avrupa kapılarında tarih dileniyor. Sizce Türkiye’nin yeri neresi?

SUNAY AKIN: Bu söyleşiyi yaparken henüz 12 Aralık’taki AB zirvesi yapılmamıştı. Türkiye’ye gün verilir mi verimez mi bilemem. Ama Türkiye’nin sorunu bu değil ki. Orada hangi tarih çıkarsa çıksın. Bizim yapımızda ne değişecek. Bizi batıran, bizi bu ülkelere muhtaç hale getiren koşullardan neyi ortadan kaldıracak ki?

AB’ye girmek isterken kendi devrimlerimizin dışına çıkarılıyoruz

Osmanlı Batı’ya Avrupa’ya doğru ilerlerken Avrupa yerinde durmuyordu. Avrupa’da Batı’ya yani Atlas okyanusunun ötesine, Amerika’ya doğru gidiyordu. Dünya uzun bir dönem, yeni doğal kaynaklar, dünyanın tanınmasını ve tabii birinci planda dünyanın sömürgeleştirmesini Avrupalılar’ın bu hareketi yüzünden yaşadı. Biz Avrupa’ya ilerlerken, Avrupa’da hep kendi Batı’sına doğru ilerliyordu. O yüzden yapılan hata şu; biz tarih boyunca hep Avrupa’yı istedik, ama o sıralar Avrupalılar Avrupa’yı istemiyordu. Biz Viyana’yı kuşatırken Avrupa Batı’yı sömürgeleştiriyordu.

Avrupa Birliği’ne girmemize elbetteki ben de karşıyım. Tavrım zaten belli. Biz önce kendi yaptığımız devrimlerin içine girelim. Bugün o devrimlerden dışarı çıkarılıyoruz. Biz 1923 Devrimi’nin içine girelim, o zaman herkes bizim kapımıza gelir.

TÜRKSOLU: Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olduğunu iddia edenler var!

SUNAY AKIN:Türkiye bir deniz ülkesi. Türkiye Avrupa’da en çok denize kıyısı olan ülke. Ama Türkiye’nin bir denizcilik bakanlığı yok. Türkiye’nin ulaşım politkiları, üretim politikaları, bunların hiçbiri denize yönelik değil. Tam bir deniz kaçkını ülke, bütün sömürge zenginliğini deniz üstüne kuran Avrupa’ya girmek istiyor. Tarihe baktığımda bu mümkün değil. Coğrafyayı tarihi algılamak için kullanıyorum. Tüm bu gerçekleri kavrayamamış bir Türkiye mümkün olmayan yollara giriyor. Türkiye bir Akdeniz ülkesi. “Dört nala gelip uzak Asya’dan/ Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim” diyor Nazım. Bitiyor sır burada işte. Biz Akdenizli’yiz Avrupalı değiliz. Akdeniz daha geniş bir coğrafya. Türkiye kültürel anlamda kendini daha iyi bulması gereken yerde bu bakışı nasıl yakalayamıyor. Demek ki bizim bir masamız var. Bizim bir uzlaşma zeminimiz var. Burası neresi? Burası Akdeniz, Avrupa değil.

Saddam müslüman bunlar dansöz

TÜRKSOLU: Aydınlarımızı katleden, Cumhuriyet düşmanları şimdi iktidarda. Yıllarca Batı’ya karşıyız dediler ama şimdi herşeyimizi Batı’ya peşkeş çekiyorlar.

SUNAY AKIN: İşte zil takıp dansöz gibi oynayanlar onlar. Onlar kıvırır. Tarih boyunca böyleydiler. Bu yeni değil. Tarih boyunca Türkiye hiçbir zaman bu kadar onursuz bir yönetim altına girmedi. Sorsanız kendi benliğini en çok yakalamış bir hükümetimiz var. Halbuki en dansöz hükümet o. Çiller, Erbakan hükümetleri dahil buna. Hiçbir zaman bu kadar kişiliksiz olmadık. Nereden mi anlıyoruz? Düşünün bir kere. Bir adam var ortada, Avrupa’da geziyor. Hukuk devleti olan Türkiye’de hiçbir hukuksal kimliği yok. Ve bizim adımıza gidiyor, bütün devlet başkanları onu kabul ediyor. Peki Avrupa’daki başkanların, Amerika’nın, herkesin onu kabul etmesinin nedeni ne? Türkiye’nin rolü onlarca belli. Dansözsün sen Türkiye. Müslüman demokrat dansöz. Şıkıdım şıkıdım oynuyor. Tefe vurdun mu oyanayacaksın. Ya da buruna halka takılmış ayı. Bu denli zavallı. Bu denli şamar oğlanı, bu denli orta adamı. Dolanıyor Tayyip ortalıkta.

Sorsanız Tayyip’e barışçı der kendisine. Peki soruyorum. Erdoğan gidip Amerika’da konuştun di mi? Evet. Her yere gittin di mi? Evet. Saddam’la gidip niye konuşmadın? Gidip konuştun mu? Hayır. O kadar kapı çaldın di mi? Birden bire Saddam’ı tehlike ilan ettin. Şunu anlarım. Gidip konuştum, bu adamla hayatta bir araya gelinmez. Bunu dese saygı duyarım. Gitmedi, konuşmadı ve düşman ilan etti. Bu doğru mu? Bu hukuk anlayışına sığar mı? İnsanlığa uyar mı? Her yere gittin. Kapı kapı gezdin. Gidip onla da konuşsana. Ne oldu? gitmezsin. Niye? Çünkü onlar Müslüman. Sense dansözsün. Senin din, min, inanç gerçekten hiç umrunda değil. İlk gidilecek yerdir Irak. Git konuş. Saddam’ı beğenmiyorsan git oradaki halkla konuş, basınla konuş. Irak orada duruyor. Sorun orada. Ama sen o sorunun çözümüne katılamazsın. Çünkü sen piyonsun. Konuşursan ciddi bir hamle yapman gerektiğini anlayacaksın. Bunun farkındalar, bunun için gitmiyorlar. Bir de tabi, tasmanın ucundaki Amerika ne der korkusu var di mi!

Papaz oldu

Recep Tayyip Erdoğan’ın kapı kapı gezmesi, önümüze konan haritalar ve tüm bunlar Türkiye’nin sokulmuş olduğu çıkmaz sokakta daha da ileri götürüldüğünün çok açık bir göstergesi.

En son bir öykü anlatayım. Viyana kuşatması sırasında Lambach kasabasına 20 tane yeniçeri askeri bırakılıyor. Küçük bir kasaba burası. Sonra kuşatma püskürtülüyor. Geri çekiliyor ordu. Uyuyan askerlerden 19’u kaçıyor, bir tanesi sızmış bir yerde Avusturyalılar tarafından yakalanıyor. Kendini kiliseye zor atıyor. Askerin adı Ali. Papaz humanist bir insan çıkıyor ve acıyor. Askeri linç etmek isteyen kızgın halkı yatıştırıyor. Diyor ki Ali’ye “Aman sen sakın dışarı çıkma. Burada kal. Bahçeye bakarsın. Ben sana ekmeğini suyunu veririm.” Tamam diyor Ali ve kabul ediyor. Mecbur zaten. Bir bakıma tutsak kilisede. Böyle aylar geçiyor. Sonra Ali diyor ki papaza “Yahu ben sokağa çıkmak, insanlara karışmak istiyorum.” Papaz diyor ki “Bunun bir tek yolu var.” Nedir? “Dinini değiştirmen lazım.” Ali “Değiştiririm lan, razıyım” diyor. Hıristiyan oluyor. Bu da bizimkine benziyor. Bizimki de düşmüş ya Avrupa’ya sokak sokak dolaşıyor. Hemencecik oruçtan moruçtan vazgeçti. Viyana kapılarına gittik diyen geleneğin devamcısı bu durumlara düşüyor. Bu tabii işin hikayesi.

Ali dinini değiştiriyor ve kilisenin zangoçu oluyor. Bugün Lambach’taki o kiliseye gidin, kilisenin girişinin üstünde bir aziz heykeli görürsünüz. Yukarıdan melekler ona el uzatıyor. O da meleklere elini uzatıyor. Kalın kaşlı, palabıyıklı bir aziz: Ali. Heykelini Lambach’taki kilisenin kapısına dikmişler. Yakında birisinin de heykelini emin ol dikerler.

Çok ilginç. O kilise aynı zamanda bir rahip okulu. Bir öğrenci 4 yıl orada okuyor. Sonra sigara içme yasağını çiğnediği için oradan atılıyor. Kim bu öğrenci? Adolf Hitler. Bu da işte çok girmek istediğimiz Avrupa’nın bir kilisesinde gezinen bir insanımızın traji komik öyküsü.