26.05.2008/Sayı:188
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

ABD Irak’ta sivil katliamına devam ediyor

ABD Irak’ta sivil katliamına devam ediyor

ABD Irak’ta sivil katliamına devam ediyor

ABD askerlerinin nasıl bir ruh hali içinde bulunduklarını önceki sayılarımızda yazmıştık. Tamamen şizofren bir duruma gelen, ölüm korkusu nedeniyle kuşkulandığı her şeye ateş eden ABD askerleri birçok kez büyük sivil katliamlarına imza atıyorlar. Bazen değersiz gördükleri ya da ceza almayacaklarının bilincinde olarak sivilleri öldürseler de, bu katliamların arkasında yatan temel nedenin işgalcinin içinde bulunduğu can korkusu olduğu kesin. İşte bu can korkusu yüzünden ABD askerleri karada da olsa havada da olsa korku içinde yaşıyor ama bu korkunun bedelini ödemek sivil halka düşüyor.

ABD ordusu askerlerinin son bir haftada yaptığı son katliamların bilançosu ise oldukça kabarık. Yalnızca geçtiğimiz hafta ABD askerleri tarafından gerçekleştirilen iki katliamın sonucunda ikisi çocuk olmak üzere 19 Iraklı sivil yaşamını yitirdi.

Irak polisinin verdiği bilgiye göre ABD askerlerinin birinci katliamı Bağdat’ın kuzeyindeki Beyci kasabasında gerçekleşti. ABD ordusuna ait bir helikopterin düzenlediği saldırının hedefindekiler, ne olduğunu anlayamaya fırsatları kalmayan bir grup çobandı. Tek suçları olay sırasında bölgede bulunmak olan 2’si çocuk toplam 8 Iraklı helikopterden açılan ateş sonucunda yaşamını yitirdi. Konu sivil ölümleri olunca ABD ordusundan yapılan açıklama da beklenildiği gibiydi. ABD Ordu Sözcüsü Albay Maura Gillen’e göre saldırıda ölenler, dur ihtarına uymayan bir aracın içindeki kişilerdi. Albay’a göre araç dur uyarısına uymadığı için vurulduğundan suçlu olan kurbanlardı.

Oysa görgü tanıklarına göre ölenlerin bazıları, ABD askerlerinin bölgeye gelmesinin ardından yaya olarak bölgeden kaçmaya çalışan insanlar. ABD ordusu sivil ölümlerinden dolayı üzüntü duyduğunu açıklasa da görgü tanıklarının ifadeleri bölgede yanlışlıkla sivil ölümü yerine açık bir sürek avı yapıldığını gösteriyor. ABD’nin bu konudaki karnesi zaten son derece kabarık olduğundan sivil ölümlerinin kasıtlı olduğu kesin gibi. Hatta öyle ki, işbirlikçi polis kuvvetlerinin Beyci Emniyet Müdürü Albay Mudher Kasi bile olayın fiili olarak bir suç olduğunu söylerken, bunun ABD ile Iraklılar arasındaki ilişkiyi zedeleyebileceği uyarısında bulunuyor. İşbirlikçi bile bunu söylemek zorunda kalıyorsa yanlışlık olasılığı gerçekten sıfır gibi.

İkinci katliam ise Sadr’a bağlı güçlerin kalesi durumunda olan Sadr Mahallesi’ndeki El Ubeydi bölgesinde gerçekleşti. ABD ordusu tarafından yapılan açıklamada Şii lider Mukteda es-Sadr yanlısı 11 militanın öldürüldüğü bildirilirken, görgü tanıklarının ifadeleri ölenlerin birçoğunun keskin nişancılar tarafından öldürülen siviller olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor. Yine bir polis yetkilisi de bölgeden 11 ceset geldiğini, ölenlerin arasında 3 yaşlı adam ile 2 sokak temizlikçisi bulunduğunu söylüyor. ABD’li keskin nişancılar tarafından öldürülen bir Iraklının yakınları da gazetecilere kurbanın kendi evinin önünde dolaşırken vurulduğunu, olay sırasında elinde bir odun bile olmadığını yaşlı gözlerle anlatıyorlar. Anlaşılan ABD askerleri bu kez yalnızca eğlence olsun diye insanları öldürmüşler. Herhalde bir keskin nişancı takımının bu kadar çok sivili yanlışlıkla öldürmesinin de başka bir açıklaması olamaz. ABD herhalde gerekirse sivilleri bile öldürmekten çekinmeyeceği mesajını tekrarlamak istemiş anlaşılan...


Yenilen pehlivan güreşe doymuyor

Orgeneral David Petraeus, Bush’u kesin bir dille uyarıyor: İran’a operasyon yapmaktan kaçının.

Orgeneral David Petraeus, Bush’u kesin bir dille uyarıyor:
İran’a operasyon yapmaktan kaçının.

ABD Başkanı George W. Bush, görevi bırakmasına artık sayılı aylar kalmasına karşın, battığı pislikten bir türlü kurtulamadığı için debelenmeyi sürdürüyor. Bundan yıllar yıllar önce bir uçak gemisinin güvertesinde “Görev tamamlandı” diyen Bush’a inat Iraklı direnişçiler her gün onlarca ABD askerini öldürmeye devam etti. Birçok ülke yol yakınken askerlerini Irak’tan çekti ama ABD bu birçok ülkenin tersine Irak bataklığına giderek daha fazla saplandı. ABD askerlerinin geri çekilmesi birçok kez gündeme geldi ama George W. Bush yenilgiyi kabul edemediği için bunlar hep sözde kaldı.

George W. Bush, Kuzey Carolina’daki Fort Bragg Üssü’nde, Irak’ta 15 ay askerlik yapıp da sağ kalmayı başarabilen şanslı azınlığa yaptığı konuşmasında ABD askerlerinin zamanı gelmeden Irak’tan çekilmesi durumunda bir felaket olacağını, her şeye karşın Irak’taki güvenlik durumunda ilerleme sağlandığını söyledi. “Zafere ulaşmadan çekilmek, dünya genelindeki teröristlerle aşırılık yanlılarına, ABD’nin zayıf olduğu ve uzun süreli bir çatışmayı kaldıramadığı mesajını göndermek olur. 11 Eylül’deki gibi bir saldırıya daha maruz kalmamızı daha olası duruma getirir. Gelecek kuşakların güvenliğini tehlikeye atar. Bunun olmasına izin vermemeliyiz, izin vermeyeceğiz” diyen Bush anlaşılan 11 Eylül sonrası yapılan hiçbir bilimsel araştırmaya göz atmamışa benziyor. Çünkü bu araştırmalara göre ABD’nin Irak ve Afganistan’a düzenlediği saldırıların ardından dünya artık çok daha fazla güvensiz. Ama konu Bush olunca tabii ki bilimsel araştırmaların bir değeri olmuyor. Üstelik George W. Bush, yoğun eleştirilere karşın, kendinden sonra gelecek ABD Başkanlarını da aynı bataklığa iteleyebilmek için Irak yönetimiyle “Status of Forces Agreement” (SOFA) adı verilen bir askeri anlaşma üzerinde görüşüyor. Anlaşma ile ABD komutasındaki çokuluslu gücün görev süresinin dolmasından sonra Irak ve ABD hükümeti için farklı seçenekleri içeren yeni bir yasal çerçeve çizilecek.

Üstelik topal ördek, gelen haberlere göre giderayak İran’a saldırma hazırlığındaymış. Uzaktan davulun sesi hoş geliyor olabilir ama ABD’nin Irak’taki komutanı Orgeneral David Petraeus, Bush’u kesin bir dille uyarıyor: İran’a operasyon yapmaktan kaçının. Petraeus gerekirse İran üzerindeki ekonomik ve diplomatik baskının artırılmasını, ancak askeri bir operasyonunun son çare olarak düşünülmesi gerektiğini söylüyor. Ne de olsa bizzat bataklığın ortasında olduğu için bulunduğu mevkiden olanı biteni gayet net olarak görebiliyor. Fakat öğüt verdiği kişi Bush olduğuna göre bu öğütlerin fazla işe yaramayacağı kesin.


Amerikan-Kürt dostluk grubu sonunda kuruldu

Neçirvan Barzani
Neçirvan Barzani

ABD’nin Kürtlerle ne kadar sıcak ilişki içinde olduğunu zaten yıllardır yazıyoruz. ABD’nin İsrail’den sonra bölgedeki en büyük piyonu olan Kürtler zaten Ortadoğu’daki bütün işgal girişimlerinde ABD’ye olan bağlılıklarını ve dostluklarını gösteriyorlardı. Sonunda Kürtler bu işbirlikçililiklerinin karşılığını alarak ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde bir Amerikan-Kürt dostluk grubu kurmayı başardılar.

Oldukça geç kurulan bu dostluk grubu nedeniyle düzenlenen resepsiyona Washington’da bulunan Kuzey Irak’taki yerel Kürt yönetiminin üst düzey yetkilisi Neçirvan Barzani ve Amerikalı bazı milletvekilleri katıldı. Henüz bu dostluk grubunun fazla üyesi bulunmuyor. Şimdilik topu topu iki milletvekili: Tennessee eyaletinin Demokrat milletvekillerinden Lincoln Davis ve South Carolina eyaletinin Cumhuriyetçi milletvekillerinden Joe Wilson. Anlaşılan ABD milletvekilleri Ortadoğu’daki diğer ulusları kızdırmaktan çekiniyorlar. Belki de bu yüzden Neçirvan Barzani’nin ABD Savunma Bakanı Robert Gates ile bir araya gelmesinde devlet başkanlarına uygulanan törenle karşılama planı iptal edildi. Ne de olsa Ortadoğu coğrafyasında İsrail’in konumu neyse Kürtler de o sınıflandırmaya dahil ediliyor. Petrol de Ortadoğu’da olduğuna göre hem Türkleri hem Arapları kızdırmanın bir anlamı yok!

Hiç kuşku yok ki Kürtlerin keyfi bu aralar son derece yerinde. İşbirlikçiliklerinin ödülü olarak bedavaya bir devlete kondukları gibi şimdi onun nimetlerinden yararlanarak dostluk gurubu kuruyorlar. Neçirvan Barzani de kısa konuşmasında dostluk grubunun kurulmasını “tarihi bir gün ve olay” olarak nitelendiriyor. Fakat anımsatmak lazım ki devlet yönetmek öyle aşiret yönetmeye benzemez. Daha bir tane bile devlet kurmayı başaramamış bir aşiretin elinden devleti öyle bir geri alırlar ki, bir daha hazıra konmaya adamı tövbe ettirirler. O zaman geldiğinde dostluk grubunda da kimseyi bulamayacaklarını bilseler iyi olur. Emperyalist devletler günü geldiğinde piyonlarını feda etmesini bilirler ne de olsa!


ABD Venezüella’yı yanlışlıkla tehdit ediyor

Hugo ChavezABD, Latin Amerika kıtasındaki bağımsızlıkçı sosyalist hareketlere karşı akbaba taktiklerini bir kez daha devreye sokmaya hazırlanıyor gibi. Bu sefer hedef tahtasının tam ortasında ise kuşku bırakmayacak biçimde Venezüella bulunuyor. Kıtadaki sosyalist hareketin önderliğini yapan Venezüella, kıtada ABD çıkarı adına ne varsa zarar verdiği yetmiyormuş gibi bir de daha düne kadar ABD güdümünde olan birçok ülkeyi peşinden sürüklüyor.

ABD’nin gözdağı vermek, ayağını denk al demek için kullandığı ilk klasik taktik ise Venezüella hava sahasına yanlışlık sonucu bir uçağını sokmak oldu! Venezüella Savunma Bakanı Gustavo Rangel, Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro ile başkent Caracas’da düzenlediği basın toplantısında; “17 Mayıs Cumartesi günü saat 08.40’ta hava savunma sistemimiz, Orchilla Adası üzerindeki hava sahamızda bir Amerikan askeri uçağının bulunduğunu tespit etti” diyerek ABD’nin Venezüella hava sahasını ihlal ettiğini belirtti. Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro da ABD’nin Caracas Büyükelçisi Patrick Dudd’un Dışişleri Bakanlığına çağrıldığını belirtti.

Böyle durumlarda genellikle yalanlama yolunu tercih eden ABD, kontrol kulesi ile uçağın pilotu arasındaki konuşmaların kayıtları Venezüella’nın elinde bulunduğu için zorunlu olarak hava sahası ihlali yaptıklarını kabullenmek zorunda kaldı. ABD’nin Karaibler’deki uyuşturucuyla mücadele operasyonlarını yöneten ve merkezi Florida’nın Key West bölgesinde bulunan askeri komutanlığından yapılan açıklamaya göre, Deniz Kuvvetleri’ne ait bir keşif uçağı seyrüsefer sistemindeki bir sorun yüzünden yanlışlık sonucunda Venezüella hava sahasına girmek zorunda kalmış. ABD’ye göre uyuşturucuyla savaş kapsamında kullanılan S-3 Viking türü uçak, seyrüsefer işaretlerini kaybettiğinden dolayı zorunlu olarak Venezüella kıyısı boyunca uçmak zorunda kalmış.

ABD’nin bu masalı bize hiç inandırıcı gelmediği gibi anlaşılan Hugo Chavez’e de inandırıcı gelmemiş. Geçmişi şöyle bir kafanızda canlandırırsanız, vakti zamanında Saddam Hüseyin’e bağlı olan kuvvetlerin 36. paralel ötesine geçmesini engellemek için kurulmuş olan Çekiç Güç’ü anımsarsınız. Türk halkı Çekiç Güç’ün bu görevi yerine getirdiğini pek göremedi ama Çekiç Güç’e bağlı helikopterlerin PKK’lı teröristlere her türlü silah, cephane yardımı sağladığını yadsınamaz kanıtlarıyla gördü. Doğal olarak uyuşturucuyla mücadele adı altında görev yapan bir uçaktan da başka görevleri ifa etmesini bekleyebiliriz. Chavez de zaten uyuşturucuyla mücadele masalına inanmamış. Chavez bu uçakların uyuşturucuyla mücadele için değil, keşif yapmak amacıyla Venezüella üzerinde uçtuğunu söyleyerek bir sonraki sefer bu kadar hoşgörülü davranmayacaklarını ve askeri uçakların hava sahasını bir kez daha ihlal etmesi durumunda bu kez savaş uçakları yollayacaklarını belirtti. ABD verilen mesajı çok iyi almış olacak ki, bundan sonra askeri uçakların yanlışlıkla(!) Venezüella hava sahasına girmemeleri için gereken önlemleri alacaklarını açıkladı.

Kuşkusuz ABD, Venezüella’yla olan psikolojik savaşında tek ata oynayacak değil. Latin Amerika kıtasındaki ülkeler teker teker ABD’nin güdümünden kurtulsalar da, kıtada Kolombiya gibi hâlâ kendisine bağlı işbirlikçi ülkeler de bulunuyor. Bu ülkelerin askerleri ise yeri geldiğinde ABD çıkarlarını korumak için göreve yollanıyor. ABD de sözde uyuşturucuyla savaş uçağının sınırı ihlal ettiğinin ortaya çıkmasının ardından bu kez de Kolombiya ordusuna bağlı askerleri keşif yapmak için Venezüella sınırının ötesine yolladı. Gelen haberlere göre Venezüella’nın Apure eyaletinden 800 metre içeri giren 60 kadar Kolombiya askeri, önlerinin kesilmesi üzerine geri dönmek zorunda kalmış. Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe de alışık olduğumuz üzere konuyla ilgili bilgisi olmadığını, eğer böyle bir olmuş ise bunun da yanlışlıkla olmuş olduğunu ve komşularıyla iyi geçinmek istediklerini geveleyip duruyor. Eğer iddialar doğru ise özür bile dileyebilirmiş! Zaten Kolombiya ordusu Bolivya’ya da yanlışlıkla girmişti ve aslında Uribe, Morales’le de iyi geçinmek istiyordu. Anlaşılan sıkıyı görünce fazla ilerleyemedi! ABD ise hiç kuşku yok ki özür dilemesinin ardından yeni yöntemleri devreye sokarak yeni istihbarat çalışmalarına başladı. Kendisi için şu an en büyük tehditlerden biri durumuna gelen Hugo Chavez’i iktidardan indirmeyi başaramazsa koca bir kıtayı kaybedeceğini anlayan Amerikan emperyalizmi şimdi her türlü kirli oyunu oynamaya hazırlanıyor. Bakalım ABD sırada ne gibi kirli yöntemler ve bahaneler bulunuyor?


Güney Afrika’da ırkçı saldırılar

Geçtiğimiz hafta Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki yüksek işsizlik oranlarından dolayı sorumlu tutulan göçmenler, ülkenin en büyük kenti Johannesburg başta olmak üzere birçok yerde saldırıya uğradı.

İnsanların canlı canlı yakıldığı, kadınlara tecavüz edildiği, yüzlerce işyerinin yağmalandığı saldırıları önlemekte hükümetin yetersiz kalması üzerine çoğunluğunu Zimbabwelilerin ve Mozambiklilerin oluşturduğu göçmenler çareyi ülkeden kaçmakta budu.

Güney Afrika yıllar sonra bir kez daha ırkçı saldırılar nedeniyle dünya gündemine geldi. Saldırıya uğrayanlar bir kez daha siyahlardı. Yalnız bu kez insanlar siyah olduklarından dolayı beyazlar tarafından değil, başka ülkeden geldikleri için siyahlar tarafından saldırıya uğradılar.

Geçtiğimiz hafta Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki yüksek işsizlik oranlarından dolayı sorumlu tutulan göçmenler, ülkenin en büyük kenti Johannesburg başta olmak üzere birçok yerde saldırıya uğradı. Johannesburg’un kuzeyindeki Alexandra kasabasında başlayan ve kısa zamanda ülkenin büyük kentlerine yayılan çatışmalarda şu ana kadar 42 kişinin yaşamını yitirdiği bildiriliyor. İnsanların canlı canlı yakıldığı, kadınlara tecavüz edildiği, yüzlerce işyerinin yağmalandığı saldırıları önlemekte hükümetin yetersiz kalması üzerine çoğunluğunu Zimbabwelilerin ve Mozambiklilerin oluşturduğu göçmenler çareyi ülkeden kaçmakta budu. Mozambik devlet radyosu da 3 binden fazla Mozambiklinin Güney Afrika’dan kaçarak ülkesine döndüğünü duyurdu. Bazı göçmenler ülkeden ayrılmak yerine kiliselere ve polis merkezlerine sığınsa da yaşanan şiddet ortamından kurtulmayı başaramadılar. Kiliseler ve polis merkezleri bile gözü dönmüş bu kalabalığın hedefleri arasında.

Yıllar boyunca kendilerine karşı uygulanan ırkçı politika nedeniyle gündeme gelen Güney Afrikalılar bu kez aynı yöntemi göçmenler üzerinde deniyorlar. 49 milyonluk nüfusa sahip ülkede Zimbabwe, Mozambik ve Nijerya’dan gelen 6 milyon göçmen bulunuyor ve bu göçmenler ülkede yüzde 30’u bulan işsizlik oranından sorumlu tutuluyor. İnsan hakları örgütlerine göre sayıları 30.000’i geçen göçmen saldırılar nedeniyle evini terk etmek zorunda kaldı. Çıkan olayların yalnızca polis gücü ile bastırılamayacağı anlaşıldığından hükümet şimdi ordu güçlerini devreye sokmaya hazırlanıyor. Güney Afrika hükümeti, son olayların ülke ekonomisine zarar vermesinden endişe ederken sol muhalefet ise ülkenin zengin kaynaklarından milyonlarca insan yerine yalnızca bir avuç insanın yararlanması nedeniyle olaylarının patlak verdiğini söyleyerek Devlet Başkanı Thabo Mbeki’yi suçluyorlar. Kısacası bir kez daha kapitalizm yüzünden insanlar canlarından oluyor...


ABD’den tarihin en büyük toplu idamı

Güney Koreli bir fabrikatörün ihbarı sonucu yakalanan politikacıların son anları Amerikan ordusu tarafından fotoğraf kareleriyle an be an görüntülenmiş.

Daejeon kenti yakınında gerçekleştirilen bu toplu idamda, karşıt görüşlü politikacılar önce kendi elleriyle mezar kazmaya zorlanıyorlar, mezar kazıldıktan sonra ise içine girmeye zorlanan siyasi mahkumların üzerine askerler tarafından kurşun yağdırılıyor.

ABD arşivleri üzerindeki gizlilik ibareleri kaldırıldıkça, ABD’nin önayak olduğu pislikler, katliamlar birer birer ortaya çıkıyor. Kore’yi ikiye bölen savaş sonrasında diktatörlüğe karşı mücadele eden sol görüşlü politikacılara ne olduğu yıllar boyunca tartışma konusu olmuş, fakat bu konu hakkında hiç kimsenin bir bilgisi olmadığı için konu hep bilinmezde kalmıştı.

Tam 58 yıl sonra üzerindeki gizlilik perdesi kalkan Amerikan Ulusal Arşivi’ndeki fotoğraflar bu konuyu aydınlattığı gibi, tarihin en büyük toplu idamlarından birini de gözler önüne serdi. Güney Koreli bir fabrikatörün ihbarı sonucu yakalanan politikacıların son anları Amerikan ordusu tarafından fotoğraf kareleriyle an be an görüntülenmiş. Daejeon kenti yakınında gerçekleştirilen bu toplu idamda, karşıt görüşlü politikacılar önce kendi elleriyle mezar kazmaya zorlanıyorlar, mezar kazıldıktan sonra ise içine girmeye zorlanan siyasi mahkumların üzerine askerler tarafından kurşun yağdırılıyor. Mahkumlar zaten mezarın içinde olduğundan dolayı, onları kurşuna dizen askerler onları gömme zahmetine bile girmek zorunda kalmıyor. İçerdekiler sanki insan değilmiş gibi üzerlerine yalnızca toprak atılıyor o kadar!

Olayı araştıran tarihçiler, 1950 yılının Temmuz ayında Daejeon kenti yakınında gerçekleştirilen bu toplu idamlar sırasında 7 bin siyasi mahkum öldürüldüğünü iddia ediyor. Telaffuz edilen bu rakamlar eğer doğruysa, tarihin gördüğü en büyük toplu idam gün yüzüne çıkmış oluyor.

Mezarların nasıl ortaya çıktığına gelince... Mahkumları ihbar eden fabrikatör ölüm döşeğinde vicdanına yenik düşüyor ve işlediği cinayeti bir rapor ile anlatıyor. Yani fabrikatör vicdanına yenik düşmese belki bu durum sonsuza kadar bilinmezliğini koruyacaktı. Şimdi Kore Gerçekler ve Uzlaşma Komisyonu, bu idamları ve 1950-1951’deki benzer idamları incelemeye başlayacak; zira bundan çok daha fazla sayıda siyasi mahkumun idam edildiği tahmin ediliyor. Nâzım Ustamız; “İçinde biraz insanlık kaldıysa teslim ol” diye boşuna dememiş. Olacakları zaten tahmin edebiliyormuş. İşte Kore’de kimin için savaşmak zorunda bırakıldığımızın resmi...



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe