19.05.2008/Sayı:187
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Kral’dan Kraliçe’den aşağı takılmıyorlar

Gül ailesi Cumhurbaşkanlığını aldıktan sonra Kral’dan Kraliçe’den aşağı takılmıyorlar.Ve Türkiye tarihi günlerden birkaç günü yaşıyor. İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth Türkiye’de. Günlerdir konuşulan; “Aman protokol ne olacak, nasıl davranılacak? Bizimki de Bush gibi potlar mı kıracak? Acaba Gül smokin giyecek mi? Giyerse Elizabeth onu George Clooney’le karıştırır mı?” gibi soru işaretlerinin en azından bir kısmı giderildi. Kraliçe, Gül’ü Clooney’le karıştırmadı (Ben hâlâ en büyük engelin bıyık olduğunu düşünüyorum. Gül bir bıyıklarını kesse o zaman Clooney’lik tamamdır). Çünkü Ana Kraliçe, Çankaya Köşkü’nde ağırlandı ve basına yansıyan haberlere göre öyle çok üzerinde durulması gereken bir protokol hatası da yapılmamış. Eee ne de olsa Gül ailesi Cumhurbaşkanlığını aldıktan sonra Kral’dan Kraliçe’den aşağı takılmıyorlar. “Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan” demişler. Bizimkilerde Arap krallarla, şeyhlerle, emirlerle takıla takıla biraz erkan öğrenmişler anlaşılan.

Gerçi Tayyip’in smokin yerine klasik takım elbiseyi tercih etmesi ve yanında eşini getirmemesi biraz eleştirilse de Gül’ün smokinli hali durumu kurtarmaya yetti. Bu arada yeni tarz sıkmabaşla Kraliçe’yi karşılayan Başbayan’ın (sakın Başbakan’la karıştırmayın! TDK’nın sadeleştirme çalışmaları neticesinde geçtiğimiz günlerde “First Lady” yerine “Başbayan” kelimesinin kullanılmasının uygun olacağı açıklandı) kıyafeti de oldukça tartışıldı. Türk modacılar kıyafet konusunda bölünürken, İngiliz The Times gazetesinin tavrı çok netti. Gazete: “Kraliyet mensupları; Batılı-Avrupai giyimi teşvik etmesiyle bilinen Atatürk’ü ziyaret ettikten sonra Gül ile buluştular. Gül’ün karısı tartışmalı türban takıyor ve Batılı giyim tarzından yoksun” şeklinde yorumladı. Kraliçe’nin ziyaretinin Türkiye’nin AB ilişkilerine ne kadar faydalı olduğu masalını anlatan AKP yandaşlarına biraz da dış basına göz atmalarını tavsiye ediyoruz.

Biz bu yazıyı yazdığımızda Kraliçe en son Bursa Ulu Cami’de Kur’an dinliyordu. O nedenle gezisinin siyasi ve ekonomik sonuçları üzerine bir analiz yazamıyoruz. Ancak şundan eminiz ki, Anıtkabir’de İngiliz emperyalizmine ağır bir tokat atan Atatürk’e karşı gösterilen abartı saygı gösterilerinden ve Bursa’da başını kapatmaya varan alçakgönüllülükten işlerin bizim için pek iyi gitmediği sonucu çıkarılabilir. Nitekim Kraliçe’ye eşlik eden Dışişleri Bakanı Miliband, AKP’nin kapatma davasıyla ilgili olarak “Hükümetleri yargıçlar değil halk seçmeli” açıklaması yaptı.


Tevfik Türüng öldü

Tevfik Türüng’ün esas hizmeti ise 30 Mart 1972’de Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarına karşı düzenlenen operasyonları yönetmesidir. Yakın tarihin önemli bir dönemi olan 60’lı ve 70’li yılların baş aktörlerinden biri olan Tevfik Türüng öldü. 1915 yılında doğan Türüng, 1936 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. 1960-62 yılları arasında Bando Okulu Komutanlığı yapan Türüng’ün adı Talat Aydemir liderliğindeki 21 Mayıs ihtilal girişiminde de geçmişti.

12 Mart faşist darbesinin önemli isimlerinden biri olan Tevfik Türüng aynı zamanda Türk solunun en önemli olaylarının da tanığıdır. 12 Mart döneminde darbecilerin 1. Ordu Komutanı ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı olan, adı Ziverbey Köşkü işkencehanesiyle anılan Faik Türün(g)’ün kardeşi olan Tevfik Türüng 12 Mart Amerikancı darbesinin ardından Ankara Merkez Komutanlığına getirilmişti. 6 Mayıs 1972 sabahı Deniz’lerin idamına tanıklık eden birkaç kişiden biriydi.

Tevfik Türüng’ün esas hizmeti ise 30 Mart 1972’de Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarına karşı düzenlenen operasyonları yönetmesidir. 18 Mart 1972 günü Ordu’nun Ünye ilçesindeki radar üssünde görevli üç İngiliz teknisyeni kaçıran Mahir Çayan ve arkadaşları, Tokat’ın Niksar ilçesi Kızıldere köyüne getirmişlerdi. Üç İngiliz’e karşılık Deniz ve arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep ediyorlardı. Bunun üzerine dönemin İçişleri Bakanı Ferit Kubat, Jandarma Genel Komutanlığında görevli Tuğgeneral Vehbi Parlar, Ankara Merkez Komutanı Tevfik Türüng Ünye’ye gelmiş, bölge havadan ve karadan ablukaya alınmıştı. Yerleri tespit edilen Mahir ve arkadaşlarına karşı MİT ile ortak düzenlenen görevi Türüng yönetti. MİT adına ise Hiram Abas ve Mehmet Eymür’ün katıldığı operasyonda Mahir Çayan ve 9 arkadaşı öldürülmüş, bir tek Ertuğrul Kürkçü sağ kurtulabilmişti.


Perinçek konforu sever

Doğu Perinçekİşçi Partililer kendilerine yeni bir genel başkan bulsunlar. Niye diyecek olursanız, Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde kalan Perinçek, cezaevini bayağı tutmuş. Öyle ki bırakmaya pek niyeti yok galiba.

TBMM İnsan Hakları Cezaevleri İnceleme Alt Komisyonu üyeleri, Tekirdağ ve Edirne’deki cezaevlerinde kalan mahkumları ziyaret ederek cezaevlerindeki koşullardan bir şikayetleri olup olmadığını sormuş. Ortaya çıkan bu küçük çaplı anket çalışmasından epey ilginç sonuçlar çıkmış.

Mesela Hrant Dink cinayeti sanığı Yasin Hayal, duvar aralarından yüzlerce solucan çıktığından şikayet etmiş. Buna da komisyondaki milletvekilleri çok şaşırmış. Hatta bir milletvekiline; “Adam Hrant Dink cinayetini organize etmiş ama solucandan korkuyor” dedirtmiş.

Bir diğer ilginç tepki ise Karases Metin Kaplan’dan gelmiş. “Burası saray gibi. Almanya’da da cezaevlerinde kaldım ama oradaki zor koşullar burada yok” demiş. Tabii der! Tek başına kalan Kaplan’ın odasında televizyon ve buzdolabı varmış. F tipine bak!

Bizi şaşırtmayan tek tepki ise her zamanki gibi Perinçek’ten geldi. Perinçek, daha önce üç kere cezaevine girdiğini ama hiçbirinde buradaki kadar rahat etmediğini söylemiş. Perinçek; “Bugüne kadar gördüklerimin en iyisi. Gayet memnunum. Bize geçmiş olsun denilemez” şeklinde konuşmuş. Perinçek’in konfor tutkusu meşhurdur zaten. Adam Kenan Evren’in makam aracını kullanıyordu. Böylelikle Perinçek, farkını bir kez daha ortaya koydu. Hem Metin Kaplan gibi bir Şeriatçıyla istemeden de olsa aynı noktada buluştu, hem de AKP’nin cezaevlerinin beleş reklamını yaptı. E ne de olsa AKP’nin ulusalcı kanadına oynuyor ya, biraz yağ çekecek. Şimdi bunun ne olduğunu merak ettiniz değil mi? Perinçek’in dahiyane iktidar planı. “CHP, İP, DSP, MHP ve hatta AKP bünyesindeki yurtsever güçleri Atatürk programında birleştirmek mümkündür” cümlesi Perinçek’in geçen hafta Aydınlık’ta çıkan yazısından. Yani Allah akıl fikir versin diyelim mi demeyelim mi? Verse akla yazık, vermese İşçi Partililere. Daha ne kadar böyle saçmalıkların peşinden koşacaklar merak ediyorum. Belki de AKP özellikle bu adamı böyle şartlarda içerde tutuyordur. Adam yesin içsin saçmalasın. Nasıl olsa inanan azıcık da olsa bir güruh var. Bu arada Ulusal Kanal ve Kanaltürk izlemek için başvuruda bulunan Ergenekon tutukluları, izin çıktığı gün Kanaltürk’ün Akın İpek’e satıldığını öğrenince çökmüşler.

Sözlerimize son verirken, buradan bütün kader mahkumlarına “Allah kurtarsın” diyoruz. Perinçek hariç.


Eşekler bile güler

Sahte Mit belgelerinin ortalıkta dolaştığı bu sıralarda hiçbir biçimde etkileyip ele geçiremedikleri, etkisizleştiremedikleri insanlara kara çalma çabaları tüm çirkinliğiyle sürmektedir. Bir hafta önce bir gazetede yazarımız, önceki Anayasa Mahkemesi Başkanlarından Yekta Güngör Özden’in Cia Ajanı olduğuna ilişkin Mit belgesi bulunduğunu ileri sürüp yayımladığı belirtilen kitaba ilişkin bir haber vardı.Sahte Mit belgelerinin ortalıkta dolaştığı bu sıralarda hiçbir biçimde etkileyip ele geçiremedikleri, etkisizleştiremedikleri insanlara kara çalma çabaları tüm çirkinliğiyle sürmektedir. Bir hafta önce bir gazetede yazarımız, önceki Anayasa Mahkemesi Başkanlarından Yekta Güngör Özden’in Cia Ajanı olduğuna ilişkin Mit belgesi bulunduğunu ileri sürüp yayımladığı belirtilen kitaba ilişkin bir haber vardı. Yekta Güngör’ün Başkanlığı dönemine rastlayan 1994 yılından söz edilerek ilişki kurulduğu anlatılıyormuş. Bizim tanıdığımız Yekta Bey ABD karşıtlığını yıllardır yazılarıyla, konuşmalarıyla, kitaplarıyla ve davranış bütünlüğüyle ilkeli olarak ortaya koymuş bir insandır. Hiçbir sakıncalı ilişkisi olmadığı gibi tanıdığı bir ABD’li de yoktur, ABD’ne gidip gelmemiştir, tersine ziyaret önerilerini geri çevirmiş, Prof. Dr. İlhan Başgöz’ün sağladığı bileti geri vermiştir. “İçinde bulunmak dışında bulunmaktan iyidir” diyerek kendisinden kaçırılan Türk-Amerikan Hukukçular Derneği Tüzüğünü 1965’de imzalamıştır. Durumu kendisine sorduğumuzda “Böyle bir kuyruklu yalanı iktidar yanlıları ile kendilerine katılmadığım eski tüfekler ya da şeriatçı-Tarikatçılar uydurmuşlardır. Mit’in bir devlet kuruluşu olarak böyle bir düzenlemesi olduğuna ihtimal bile vermem. Yanılıyorsam 1995’de yeniden Başkan seçilirken ve üyeliğim sürerken devlet katlarını uyarmamaları en az sahte belge düzenlemek kadar görevi kötüye kullanmaktır. Mit’i de açıklamaya çağırıyorum. Elbet hukuk yoluyla gerçeği ortaya koyacak, hakkımı arayacağım. Yalanları yazmak, yaymak ve karalamak onursuzluk, alçaklıktır. Beni bilenler bilir, böyle iddialara eşekler bile güler” dedi.

Böyle bir durum var idiyse bugüne kadar susan devlet ilgilileri sorumludur. Bu da bir ihanettir. Bir Anayasa Mahkemesi Başkanı hakkında bu kadar ölçüsüz, bu kadar gerçekdışı ve çirkin bir sava yer vermek, belgeler uydurup yaymak asla bağışlanamaz. Bu durumlara düşülen bir ülkeye kimse güven duymaz. Söyleyecek söz bulamayanların karalama oyunları herkesi uyandırmalı, devlet konuşmalıdır.

Hiçbir ahlâk kuralıyla bağdaşmayan, asla ciddiye alınmayacak söylemlerle bireyler karalanır, devlet ilgisiz kalırsa kurumlar ve görevliler siyasal ya da özel amaçlar için yıpratılır harcanırsa kimsenin devlete güveni ve saygısı kalmaz.


VATAN SİZE MİNNETTARDIR

Türkiye geçtiğimiz hafta da Hakkari’deki Aktütün Karakolu’ndan gelen şehit haberleriyle sarsıldı. Anneler Günü’nde toprağa verilen şehitlerimiz tüm annelerin yüreğini dağladı.

Türkiye geçtiğimiz hafta da Hakkari’deki Aktütün Karakolu’ndan gelen şehit haberleriyle sarsıldı. Anneler Günü’nde toprağa verilen şehitlerimiz tüm annelerin yüreğini dağladı. Irak sınırına 4 km. mesafede bulunan Aktütün Karakolu’na ağır silahlarla saldıran 200 kişilik terörist güruh, kahraman Mehmetçiğin karşılık vermesi sonucu püskürtüldü. Yaklaşık 6 saat süren çatışmada 19 terörist etkisiz hale getirildi. Aktütün Karakolu’nun terörle mücadele tarihimizde acı bir yeri var. 16 yıl önce de (12 Eylül 1992) baskına uğrayan Aktütün Karakolu’nda 22 vatan evladı şehit düşmüştü.


Şehit Emrah Şudut (20)Şehit Emrah Şudut (20): Memleketi Gaziantep’te adına tören düzenlenen şehit Şudut, binlerce kişinin terörü lanetleyen sloganları eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı. Anne Aliye Şudut ise; “Bu bayrağı bugüne kadar kimse indiremedi, bundan sonra da o şerefsizler indiremeyecek. 3 erkek çocuğum daha var; onlar da şehit olmaya hazır. Gerekirse babasıyla ben de şehit oluruz” dedi.


Şehit Halil İbrahim Atasagun (21)Şehit Halil İbrahim Atasagun (21): Şehit Atasagun için de Afyonkarahisar’ın Çobanlar ilçesinde tören düzenlendi. Törene katılan 5 bin kişi, “Şehitler ölmez vatan bölünmez! Kahrolsun PKK!” sloganları attılar. Acı haberi alan baba Salih Atasagun; “Tek erkek evladımı şehit verdim. Vatan sağolsun” dedi. Şehit olduğu gün dayı olan Halil İbrahim’in adı yeğenine verildi. Kahraman şehidimizin adı bundan böyle yeğeninde yaşayacak.


Şehit Gökhan Uzun (21): Şehit er Gökhan Uzun için memleketi olan Akçaabat’ta düzenlenen törene katılan 20 bin vatandaş hep bir ağızdan “Kahrolsun PKK! Şehitler ölmez vatan bölünmez!” sloganları attı. Geçici görevle Ankara’dan Aktütün Karakolu’na gönderilen şehit Uzun’un karakoldaki ilk gecesinde şehit olduğu öğrenildi. Şehit babası Ali Yaşar Uzun; “Geride iki oğlum daha var. Gerekirse onları da vatan için vermeye hazırım” dedi.


Şehit Serhat Genç (20)Şehit Serhat Genç (20): Şehit er Serhat Genç için memleketi Antalya’da düzenlenen törene katılan 10 bin kişi, terör örgütü aleyhine sloganlar atarak yürüdü. Şehit babası Mehmet Genç’in; “İki oğlumdan birini şehit verdim. Diğerini de vermeye hazırım. Gerekirse ben de gider savaşırım” dediği öğrenildi. 1,5 ay önce nişanlanan şehidin nişanlısı da PKK’ya lanet okudu.


Şehit Yurdakul Alcan (21)Şehit Yurdakul Alcan (21): Henüz 1,5 aylık asker olan Yurdakul Alcan’ın cenazesi, memleketi Tarsus’ta düzenlenen bir törenle toprağa verildi. Törene katılan 10 bini aşkın vatandaş, PKK’ya lanet yağdırırken; “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye slogan attı. Şehit annesi Nazlı Alcan, tören alanında bulunanlara; “Ağlamayın! Düşmanları sevindirmeyeceğim, ağlamayacağım. Düşmanlara karşı yıkılmıyoruz ayaktayız. Onlara yenilmiyoruz. Evlat verdiysem seve seve verdim. Düşmanlar sevinmesin, her zaman bir daha olsa bir daha veririm” dedi.


KINAMA

Aktütün Karakolu’nda şehit olan askerlerimizden biri de Jandarma Er Eyyüp Dağtekin’di. Şanlıurfalı şehit Dağtekin için cenaze töreni yapılmadı.Aktütün Karakolu’nda şehit olan askerlerimizden biri de Jandarma Er Eyyüp Dağtekin’di. Şanlıurfalı şehit Dağtekin için cenaze töreni yapılmadı. DTP Ceylanpınar İlçe Başkanı Ahmet Dağtekin’in yeğeni olan Eyyüp Dağtekin’in ailesi istemediği için ve provokasyon çıkacağı endişesiyle cenaze töreni yaptırılmadı. Türk Devleti’nin bekası için savaşıp şehit olan askere DTP’li ailenin tören yaptırmaması ve cenaze toprağa verilirken tabutun üzerinden Türk bayrağının alınması ile saygı ateşinin yapılmasına ailenin engel olması, DTP’nin Türk düşmanı tavrını bir kez daha ortaya koydu.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe