| Cem Yağcıoğlu |
Sağ yanında memleket,
“Gece, ay ışığında uyurken geldiler…
Dünyaya geleli hayli zaman oldu. İlk ateşimizi bir yanardağ ağzından aldık. Tekerleği bulduğumuz gün, aslında sonun başlangıcında olduğumuzdan habersiz, hayli sevinmiştik. Her şey birbirini izledi. Ne tufanlar ne felaketler atlattık; yine de bir biz, bir hamam böcekleri kaldık ayakta. Gücün ihtişamı dinozorlardaydı; ama evrimin torpili bizden yanaydı. Kimilerine göre Adem’in çocuklarıydık, bazıları tek hücreden yanaydı. Kimilerine göre ölüm bir sondu; bazıları ise sonsuz hayatın başlangıcı diyordu. Kim ne derse desin, tek bir gerçek vardı; o da ne doğmayı ne de ölmeyi seçtiğimizdi… Ben annemi ve babamı seçmedim. Peki soruyorum size: Onları ben seçmedim diye sevmemeli miyim? Ya da diğerlerinden bir farkı yokmuş gibi mi davranmalıyım? Çocuğunuz olduğunda onu seçtiğinizi mi sanıyorsunuz? Hayır! Peki sizce, ona göstereceğiniz sevgi, herhangi bir çocuğa olan sevginizle bir olabilir mi? Seçmediniz ya! Elbette olmayacaktır. Çünkü bizim doğamızda, seçimle ilgili bir çaresizlik olsa da, ait olmayla ilgili önüne geçemeyeceğimiz bir dürtü, varoluşumuzdan bu yana hep vardır. Elbette bütün kadınlar dünyanın en değerli hazineleridir. Onlara kalkan eller sonsuza dek kırılsın, her daim. Bütün kadınlar annedir. Onların içerisinden süzülüp gelmedik mi? Bütün kadınlar değerlidir ama en değerlisi annemizdir. Burada evrensellik sökmez. Senin, anneni çok seviyor olman diğer kadınlara düşman olduğun manasına gelmez. Yani demem o ki; ait olduğun toprakları seviyor olman, mensubu olduğun ulusun çıkarları için çalışıyor olman seni faşist yapmaz. Sana öyle söyleyenlerin mutlaka asıl faşistlerle işbirliği vardır! Faşistler kendilerinden başka hiçbir şeyi sevmez. Onların “sevgi” denen kelime ile ilgili en ufak bir fikirleri dahi yoktur! Maymundan da gelsek, Adem’in torunları da olsak, değişen pek bir şey yok aslında. Kendi çocuğunu diğer çocuklardan çok sevmen, diğer çocukları sevmediğin manasına gelmez. İşte burada asıl olan, ya da bizi yönlendiren şey genlerimizdir. Her daim sana yakın olan, daha uzağında olandan daha yakındır. O an senin uzağında olanla yakınında olan yer değiştirse, yine sana yakın olan, daha yakın olacaktır. Bu da senin seçimin değildir. Olgu budur. Doğa düzenler, sen onun parçası olarak düzene uyarsın. Sen ne yaparsan yap, ister ordinaryus profesör ol, istersen her şeyi bildiğini zanneden ahmaklardan ol, kısaca ne olursan ol, doğanın sana verdiği kadarsındır. Her şeyi bilsen de, her şey, senin her şey sandığın kadardır. O da senin sandığın kadardır. İnsan olarak çok şey bildiğimizi sanan, aslında hiçbir şey bilmeyen ve dünyaya neden geldiği bilgisinden bile mahrum olan bir garip Orhan Veli’yiz; hepsi bu: Urumeli hisarına oturmuşum
Ben Türk olarak doğmayı seçmedim. Sorulsaydı seçer miydim? Bilmem! Ama Türk’üm. Türk olduğum için çok mu gururluyum? Yoo.. Az mı gururluyum? Yoo.. Gururlu muyum? Elbette. Bu benim doğamda var. Çünkü ben bir Kongolu olarak dünyaya gelseydim yine gurur duyacaktım. Çünkü ben, ben olduğum için gururluyum bir kere… Dolayısıyla ait olduğum ne varsa benim için gurur vesilesidir. Peki ben bir Türk olarak diğer insanlardan üstün müyüm? Asla! O ahmaklığa düştüğüm gün, insan olmanın onurundan yoksun kaldığım gündür, ki en acı gün, onursuzluğa düştüğüm gündür… İşbirlikçiler kulağına kurşun! Karını seveceksin, çocuklarının annesini, annesinin çocuklarını seveceksin. Sana ait olan ne varsa seveceksin. Pencerene konan kuşu, duvarına vurduğun rengin tonunu, yastığına geçirdiğin kılıfı seveceksin. Yani sevmeyi bileceksin... Rakı ve balık sofrasına oturduğunda, özlem dolu sohbetler edeceksin, hüzünlü şarkılar memleket sevdalarıyla haşır neşirken… Önce sokak lambaları sönecek. Devrim âheste vurur tokadını Vatanını seven herkes solcudur. O, ne kadar “Ben sağcıyım” dese de solcudur. Ve vatanından imtinâ ile söz eden ne kadar solcu (geçinen) varsa, yolcudur! Önce aileni seveceksin, sonra komşularını… Mahalleni, şehrini… Memleketini seveceksin a gülüm! Memleketini… Yok öyle vatan hainliği yaparak devrimci devrimci dolaşmak! Devrim; memleket diye yatıp, vatan diye kalktığın gün olacak. O gün geldiğinde, memleket birilerine zindan olacak! En çok aldığım eleştiri, çok sert olduğumla ilgilidir (fikir bazında). Anlaşmaya yanaşmıyormuşum. Taviz vermeden taviz alamazmışız… Taviz istediğimizi veya istediğimi kim söyledi ki? Kendi adıma ne taviz veririm ne de isterim. “E, en azından, ortada bir yerlerde buluşmak lazım değil mi?’’ Lazım! “Buluşalım o zaman.” Buluşalım... Kendini nasıl tarif ediyorsan et, bizimle buluşmak istiyorsan tek yol var: Kemalizm! Ülkeni sevmen konusunda samimiysen, haydi gel orada buluşalım. Sohbet ederiz, eskilerden konuşuruz. Mesela Nâzım Hikmet’ten, O’nun vatan sevgisinden bahsederiz. Deniz’in Anayasa’yı korumak için, satılmışlara karşı verdiği o dev mücadeleden girer, unutturulmak istenen Bursa Nutku’ndan çıkarız. Orada buluşursak var ya, neler olur neler… Altı Ok’tan sadece biri için değil, hepsi için varım diyorsan, hiç de sert olmadığımı göreceksin. Sonra sert adamlardan korkma! Asıl tehlike sesi çıkmayanlardan gelir, bunu da unutma! Sesi çıkmayanları bulgurla, kömürle satın alabilirsin. Ama diğerleri…
|