19.05.2008/Sayı:187
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Morales resti gördü

Evo Morales

Evo Morales

Muhalefet Senato’daki çoğunluğa güveniyor olabilir ama Morales’in güvendiği kesim zaten çok farklı.

Bolivya’nın petrol zengini eyaleti Santa Cruz’un, merkezi hükümetin zenginlerden daha fazla vergi alınmasını içeren yeni uygulamaları gündeme getirmesi üzerine daha fazla özerklik için halkoylamasına gittiğini ve Bolivya’nın bir bölünme tehlikesi yaşadığını geçtiğimiz hafta belirtmiştik.

Çoğunluğunu Avrupa’dan gelenlerin oluşturduğu ve ülke nüfusunun dörtte birini barındıran Santa Cruz eyaleti, Bolivya’nın aynı zamanda en zengin bölgesi. Petrol yatakları ve ülkenin en bereketleri toprakları sayesinde sıradan bir Bolivyalıya göre çok daha iyi yaşam standardına sahip olan Santa Cruz sakinleri, Evo Morales seçimleri kazanan kadar bu durumun keyfini sürüyorlardı. 2006 yılındaki seçimleri kazanarak Bolivya’nın yerli kökenli ilk devlet başkanı olmayı başaran Evo Morales, seçimler öncesinde kıtanın en yoksul ülkelerinden biri olan Bolivya’daki bu adaletsiz gelir dağılımını düzelteceğini vaat etmiş, bu vaatlerinin karşılığında, çoğunluğunu yoksul koka yetiştiricilerinin oluşturduğu insanların oyunu alarak seçimleri kazanmıştı.

Morales göreve başlamasının ardından verdiği vaatlerin boş olmadığını gösterdi. İlk olarak doğalgaz sektörünü kamulaştırarak devletin enerji piyasası üzerindeki denetimini artıran Morales, hemen ardından toprak reformuna ait planlarını uygulamaya geçirmek üzere kolları sıvadı. İşte tam da bu noktada ülkenin en zengin eyaleti olan Santa Cruz’dan çeşitli homurtular yükselmeye başladı. Santa Cruz eyaletinin beyaz insanları Morales’i zaten en başından itibaren hiç sevmiyorlardı. Nasıl sevsinler ki? Morales ülkenin varlıklı doğu bölgelerinden, yani kendilerinden, batıya daha fazla kaynak aktarılmasını istiyordu.

Son Anayasa taslağı çalışması ise sonunda fitili ateşledi. Zira yeni taslak ile büyük toprak sahipliği oldukça sınırlandırılıyordu. Böylece zenginler, zenginliklerinden bir kısmını ülkenin gerçek sahibi yoksul yerlilerle paylaşmak zorunda kalacaklardı. İşin ucunun kendilerine dokunduğunu gören zengin toprak sahiplerinin öncülüğü ile geçtiğimiz haftalarda Santa Cruz’da yapılan halkoylamasından özerklik talebinin çıkması bu yüzden gayet normaldi.

Kuşkusuz Morales de karşısındakilerin ya da onların ardındakilerin kim olduğunun çok iyi farkında. Halkoylamasına katılım oranının son derece düşük olduğuna dikkat çeken Morales; “Bu yasadışı ve anayasaya aykırı seçim, bazı ailelerin arzu ettiği başarıyı yakalayamadı” diyerek aslında zengin toprak sahiplerini işaret ediyordu. Morales yapılan halkoylamasının yalnızca yasadışı olduğunu söyleyip köşesine çekilmedi elbette. Kendisi, yardımcısı ve sekiz bölge valisinin görevlerine devam edip etmemesi konusunda başka bir halkoylaması yapılması için gereken imzayı atan Morales, rakiplerini kendi silahı ile vurmaya karar verdi. Morales bu teklifi aslında ilk olarak geçtiğimiz Aralık ayında vermişti. Teklif Meclis tarafından kabul edilmesine rağmen, muhaliflerin çoğunlukta olduğu Senato tarafından kabul edilmediğinden bir türlü yaşama geçirilemiyordu. Santa Cruz’daki oylamadan cesaret alan Senato üyeleri, geçici bir süre korkmaktan vazgeçip sonunda gerçeklerle yüzleşmeye karar verdiler anlaşılan.

Morales’in aldığı bu karar son derece riskli. 10 Ağustos tarihinde yapılacak halkoylamasının kaybedilmesi durumunda Morales, yardımcısı ve sekiz bölge valisi görevlerinden ayrılmak zorunda kalacak. Valiler olası bir yenilgi durumunda görevi derhal bırakmak zorundayken, Morales üç ila altı ay içinde yeni bir başkanlık seçimi düzenlemek zorunda kalacak. Geçerli seçim yasalarına göre, seçime katılacak yetkililerin görevlerini sürdürebilmeleri için, göreve gelirken aldıkları oydan daha fazla ret oyu almamaları gerekiyor. Yani Morales yüzde 53,7 oranında ret oyu alırsa göreve bırakmak zorunda kalırken, valiler için bu oran yüzde 37,98 ila yüzde 48,03 arasında değişecek.

Morales’in seçimler sonunda kişisel olarak kaybedeceği bir şey yok; Bolivya’nın gerçek halkı olan yerlilerin ona beslediği umutlar dışında. Morales de tıpkı Chavez gibi halkı ona görev verdiği sürece görevde kalmayı düşünüyor. Halkın kararından korkmadığını, bu halkoylaması ile halkın, izlediği politikalar hakkında bir değerlendirme yapacağını söylemesi de bu yüzden. Kongre çoğunluğu muhalefetin elinde olabilir ama Morales zaten Kongre’ye değil halka güveniyor. Bakalım son gülen Morales, daha doğrusu Bolivyalılar mı yoksa zengin beyaz adam mı olacak?


Silvio hızlı başladı

Silvio Berlusconi bir umut diyerek kadın milletvekillerine flört mektubu gönderdi.  Berlusconi’nin mektubu ve gelen yanıt televizyonlara saniye saniye yansıdı.

Silvio Berlusconi bir umut diyerek kadın milletvekillerine flört mektubu gönderdi. Berlusconi’nin mektubu ve gelen yanıt televizyonlara saniye saniye yansıdı.

Silvio Berlusconi başbakanlığındaki merkez sağ koalisyon, İtalya Meclisi’nde yapılan güven oylamasının ardından Senato’da yapılan güven oylamasını da kazanarak göreve başladı. Senato’daki oylamada 173 “evet” oyu çıktı. 133 kişinin “hayır” oyu kullandığı oylamada, 2 senatör ise “çekimser” kaldı.

Fakat Berlusconi’nin bir kez daha gündeme gelmesine neden olan olay ise güven oylamasını kazanması değil; iflah olmaz çapkınlığı. Neredeyse teneşir paklayacak yaşa gelen 71 yaşındaki Berlusconi hâlâ ülke sorunları ile ilgilenmek yerine çapkınlık yapmayı tercih ediyor. Anımsanacağı üzere Berlusconi geçtiğimiz yıl bir partide tanıştığı 1997’deki İtalya Güzellik Yarışması’nda 6. seçilen Mara Carfagna’ya; “Evli olmasaydım seninle evlenirdim” demiş ve kamuoyu önünde karısı Veronica’dan özür dilemek zorunda kalmıştı.

Hani “Can çıkar huy çıkmaz” diye bir atasözümüz var ya; Berlusconi tüm tartışmalara ve karısından özür dilemesine karşın, 21 kişilik kabinesine sürpriz bir şekilde Mara Carfagna’yı Aile Bakanı olarak dahil ederek atasözünü haklı çıkarmıştı. Üstelik feodal düzenden kalma bir alışkanlığın sonucu olacak; “İlk gece hakkı burada parti liderinindir” diyerek Mara Carfagna’ya da zarf atmayı unutmadan!

Fakat Berlusconi şu sıralar çapkınlığın dozunu o kadar artırdı ki, hükümeti hakkında yapılan güven oylaması sırasında bile oylama sonucunu takip etmek yerine partisinin bayan milletvekillerine flört mektubu göndermekle uğraşıyordu. Berlusconi belki farkında değildi ama güven oylaması için salonda bulunan kameralar saniye saniye bu mektuplaşmayı kaydettiler.

Berlusconi, güvenoyu oturumu sırasında Nunzia De Girolamo ve Gabriella Giammanco’ya “Çok güzel görünüyorsunuz. Oturuma katıldığınız ve konuşmamı dinlediğiniz için teşekkürler. Aslında gerekli değildi. Sizi öğle yemeğine çıkarmak için bekleyen centilmenler varsa çıkabilirsiniz. İkinize de sonsuz öpücükler” diye not gönderiyor. Kadın milletvekilleri de Berlusconi’den aşağı kalmıyor hani. Yanıt anında geliyordu: “Sevgili Başbakanımız! Biz ancak sizden gelecek centilmen davetleri kabul edebiliriz.” Herhalde bundan daha kibarını yazamazlardı.

Peki Berlusconi yalnız çapkınlık yaparak mı zaman geçiriyor? Elbette hayır. Berlusconi’nin, ilk icraatlarından biri, yasadışı göçe karşı operasyon düzenlemek oldu. Ülke genelinde yapılan operasyon sonucunda çoğunluğunu Kuzey Afrika’dan gelenlerin oluşturduğu 400 kişi gözaltına alındı. Bunların 50’si ise vakit geçirilmeden sınırdışı edildi. Berlusconi operasyonun uyuşturucu ve fuhuşa karşı yapıldığını söylüyor ama gözaltına alınanların ifadesi Berlusconi’nin gerçek niyetini gözler önüne seriyor: “Uyuşturucu satan bir tek kişinin suçunun bedelini hepimizin ödemesi haksızlık.” Kısacası Berlusconi, saf Avrupalı olmayanları teker teker ülkeden atmaya hazırlanıyor. Öncüsü Sarkozy olsa gerek.

Bu arada Berlusconi’ye de bir öneride bulunalım. Kendisi nasıl olsa büyük bir medya patronu. Türkiye’de de medyanın çoğu AKP yandaşlarının elinde. Çok çapkın olduğuna göre, böyle yazarlara sahip olduğu artık kesinleşmiş olan gazetelerimizden bir tanesini AKP desteğiyle satın alabilir. Ne de olsa o da Tayyip’in kankası. Eğer gazeteyi İtalyanca yayınlamaya karar verirse adı da bizden:

“Corriera della Fakit!”


Bush’tan büyük fedakarlık

Başkan Bush, Irak’ı işgale giden ABD askerlerinin sapır sapır dökülmesinden ve lüks koltuklarla gittikleri Irak’tan tabut içinde dönmelerinden o kadar büyük üzüntü duymuş ki, sonunda golf oynamayı bırakmış.Herkesin kendine göre bir vicdan muhasebesi ya da özeleştirisi vardır. Kimisi ciddi olarak bir vicdan muhasebesi yaparken kimileri de laf olsun torba dolsun hesabı günü kurtarmaya bakar. Günü kurtarmaya bakan isimlerden biri de ABD Başkanı George W. Bush.

Başkan Bush, Irak’ı işgale giden ABD askerlerinin sapır sapır dökülmesinden ve lüks koltuklarla gittikleri Irak’tan tabut içinde dönmelerinden o kadar büyük üzüntü duymuş ki, sonunda golf oynamayı bırakmış.

Politico dergisi ve internet sitesi Yahoo’ya verdiği demeçte Bush, Irak savaşında ölen Amerikalı askerlere ve ailelerine saygısından dolayı artık golf oynamadığını söyleyerek bu büyük fedakarlığını dünya kamuoyu ile paylaşmış.

Bush ayrıca Irak’a saldırı kararı alırken istihbaratın kendisini yanlış yönlendirdiğine inanmadığını da sözlerine eklemiş.

Bush’a göre yalnızca ufak tefek istihbarat noksanları varmış. Ufak istihbarat eksikliklerinin ne olduğunu da biz söyleyelim: Kimyasal silahlar, biyolojik silahlar, nükleer silahlar, El-Kaide bağlantısı... Kısacası Irak’ın işgaline gerekçe olarak kullanılan her şey aslında. Ama bunlar Bush’a göre küçük istihbarat noksanları yalnızca.

Bush golfü bıraktığını söyleyerek kendi zeka çapına göre belki de çok büyük fedakarlıkta bulunduğunu düşünüyor olabilir. Bu işgal nedeniyle milyonlarca Iraklının neleri feda etmek zorunda kaldığını görse ve birazcık yüzü olsa herhalde bunları söylemekten utanırdı. Ama dediğimiz gibi bu durumu yalnızca görebilmek bile bir zeka sorunu. Madem golf oynamak senin için bu kadar önemli, çek askerlerini Irak’tan, Afganistan’dan... Hiç değilse yaptıklarından bir nebze olsun pişmanlık duyduğuna belki biz de inanırız o zaman. Hatta golf sopanı bile biz verebiliriz

(CIA ve NSA çalışanları bu bölümü Bush’a tane tane okusun, kafa zor basıyor ya!).


Kanada Başbakanı da yerlilerden özür dileyecek

Kanada Başbakanı Stephen Harper’ın, aradan geçen yüzyıllardan sonra ve yerlilerin artık beyaz adama oranla bir avuç kalmasının ardından, 11 Haziran tarihinde yapacağı Meclis konuşması ile yerlilerden özür dileyeceği açıklandı.Geçtiğimiz sayılarımızda Avustralya hükümetinin, kıtanın gerçek sahibi olan yerlilerden halk adına olmasa da hükümet adına özür dilediklerini yazmıştık. Herhalde bu aralar özür dileme moda haline gelmiş olacak ki, Avrupalılar teker teker, yok ettikleri yerli halktan özür dilemeye başlıyor. Bu kervanın son yolcusu ise Kanada oldu.

Kanada Başbakanı Stephen Harper’ın, aradan geçen yüzyıllardan sonra ve yerlilerin artık beyaz adama oranla bir avuç kalmasının ardından, 11 Haziran tarihinde yapacağı Meclis konuşması ile yerlilerden özür dileyeceği açıklandı. Başbakanı adına açıklama yapan Yerlilerden Sorumlu Bakan Chuck Strahl, 19. yüzyılın sonundan 1970’li yıllara kadar kendi rızaları dışında ve zor kullanılarak Hıristiyan okullarına alınan 10 binlerce kişinin yıllardır bu özrü bekledikleri söylüyor. Yatılı olarak okumaya zorlanan binlerce Kanada yerlisi, bu okullarda kendi köklerinden koparılmak için asimilasyona tabi tutulduğu gibi aynı zamanda sayısız cinsel istismarın da kurbanı olmuştu. Bugün için bu okullarda okumaya zorlanan 90.000 yerli halen daha yaşıyor. 33 milyonluk nüfusu olan Kanada’da yerli sayısının 1,3 milyon olduğu düşünüldüğünde yerlilere uygulanan asimilasyonun boyutu çok daha iyi anlaşılacaktır.

Yerlilerin ulusal lideri Phil Fontaine de yatılı yerli okulları döneminin Kanada tarihinin en karanlık sayfalarından birini oluşturduğunu söyleyerek Kanada hükümetini bugüne kadar bilinçli olarak bu konuyu görmezden geldiği için eleştirdi. Bu dönemi araştıracak olan Gerçek ve Uzlaşma Komisyonu ise Haziran ayından itibaren çalışmalarına başlayacak. Bulacakları şey için aslında araştırma yapmaya hiç gerek yok ama amaç vicdan muhasebesi yapıyor gibi görünmek. Yoksa kıtanın yerlilerine ne olduğunu zaten tüm dünya biliyor.


ABD seçimlerinde sona doğru

Barack Obama John McCain

Solda Barack Obama ve sağda John McCain

ABD seçimlerinde yavaş yavaş finale doğru yaklaşılıyor. Cumhuriyetçi Parti’de başkan adayının John McCain olacağının kesinleşmesinin ardından gözler Demokrat Parti’de kimin başkan adayı olacağına çevrildi. Şu ana kadar yapılan delege seçimlerinde önde giden Barack Obama, Demokrat Parti’nin başkan adayı olacak gibi görünse de, kendisini çok az bir farkla geriden izleyen Hillary Clinton hâlâ pes etmiş değil. Fakat Clinton’un, belki de bir dil sürçmesi sonucu, gelecek başkan için İngilizcede erkekleri nitelemek için kullanılan “he” sözcüğünü kullanması fazla umudu kalmadığını gösteriyor.

Hillary Clinton’a son darbe de daha önce yarıştan çekilen eski rakibi John Edwards’tan geldi. Edwards, Obama’nın Grand Rapids kentindeki kampanya çalışmalarına katılarak Obama’yı desteklediğini açıkladı. Edwards’ın bu desteği geçtiğimiz hafta West Virginia’daki ön seçimde Clinton karşısında ağır bir yenilgiye uğrayan Obama için büyük bir moral kaynağı oldu. Edwards’ın adı da bu yardımının karşılığı olarak artık başkan yardımcılığı için geçmeye başladı.

Fakat ABD’nin yeni başkanı kim seçilirse seçilsin Üçüncü Dünya ülkeleri için değişecek hiçbir şey olmayacak. Belki ilk kez bir siyah başkanlık makamına oturacak ama ABD politikasını kişiler değil tarihten gelen ideolojiler belirliyor. Bunun adı ise tüm dünyada emperyalizm. Obama belki bazı kesimlerce bir umut olarak görülüyor olabilir ama kısa zaman içinde yapılan hatanın farkına varılacaktır. Tabii ki bedellerini ödemek şartıyla.


İsrail Seninle Gurur DuyuyorEn iyi dostum Tayyip yardım ediyor

AKP'nin iktidara gelmesinin ardından aslında kimin için çalıştığını ya da kimlerin dostu olduğunu defalarca yazdık. Şeriatçı yapısının doğal gereği olarak ezilenlerin yanında olmak yerine her fırsatta ABD, AB ve İsrail ile dost olduğunu açıklayan ve onların bir dediğini iki etmeyen AKP'yi elbette ki dostları da unutmuyor.

Biz TÜRKSOLU olarak "İsrail Seninle Gurur Duyuyor" sayısını boşuna çıkarmadık. Yahudilerin en büyük lobi kuruluşu olan ADL'den "Cesaret Madalyası" almayı başaran tek Müslüman olan Tayyip'in sırtını bu kez de kankası olan İsrail Başbakanı Ehud Olmert sıvazladı. Hani Türkiye'ye geldiği için falan da değil. Adam ta binlerce kilometre uzaktan bile olsa Tayyip'i nedense unutamıyor. İspanya'nın ABC gazetesine demeç veren Ehud Olmert; "İyi arkadaşım olan Erdoğan, Suriye ile müzakereleri istikrarlı bir şekilde yoluna koymak için bana yardımcı oluyor. Erdoğan'a bu çabalarından dolayı müteşekkirim" diyerek Tayyip'in yalnızca iyi gün dostu olmadığını, kendisini zor zamanlarda terk etmediğini gösterdi. Ne de olsa Olmert'in başı şu anda Amerikalı zengin bir iş adamından binlerce dolar almasıyla başlayan yolsuzluk suçlaması ile dertte.

Şimdi burada sorulması gereken sorular var. ABD ve Avrupa ülkelerinin başkanları gibi birçok isim dururken Olmert neden yalnızca Tayyip'e binlerce kilometre uzaktan teşekkür ediyor? Bush dostluğunu göstermek için İsrail'e gidiyor, Knesset'te İbranice olarak İsrail'in bağımsızlığını kutluyor, "Burada bulunmaktan onur duyuyorum. Amerika, dünyada İsrail'in en yakın müttefiki ve en iyi dostu olmasından gurur duyuyor. İttifakımız, sarsılamayacak kadar güçlüdür" diye kendini paralıyor ama Olmert, Bush yerine tutup Tayyip'e övgüler yağdırıyor.

İkincisi, eğer Erdoğan İsrail'e yardımcı oluyorsa, sınır komşusu Suriye için ne gibi iyilikler düşünüyor? Hani 2. Körfez Savaşı sırasında Tayyip Irak için birtakım iyilikler düşünmüş ama son anda durdurulmuştu ya! Aynı iyilikleri acaba Suriye için de düşünüyor mu? Ve Olmert, bu yardımlarının karşılığında Tayyip için ne gibi fedakarlıklarda bulunmuş? İyi dost olduklarına göre Tayyip yalnızca madalya almakla yetinmemiş olsa gerekir.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe