| İnan Kahramanoğlu |
Kanaltürk iftiharla sunar: Zübük
Tuncay Özkan’ın, Kanaltürk’ü, her gün hakaretler yağdırdığı Fethullahçılara satması taraflı tarafsız herkeste tam bir şaşkınlık yarattı. Ulusalcı kesimlerde ise büyük bir hayal kırıklığı ve hüsran havası hakim. Tuncay, Kanaltürk’ün kuruluşuyla birlikte dozu her geçen gün artan bir AKP karşıtlığı ile neredeyse Atatürkçü-ulusalcı güçlerin lideri rolünü üstlenmeye kadar götürmüştü işi. CHP’ye genel başkan olmak ve o da olmazsa bir parti kurup tüm Atatürkçü güçleri bir çatı altında toplamak gibi ulvi bir misyon bile yüklendi kendisine. Hal böyle olunca mitinglerde AKP’yi yerden yere vuran, Fethullah’a olmadık hakaretler yağdıran Tuncay’ın, Kanaltürk’ü götürüp AKP yandaşı ve Fethullah’ın ikinci adamı olarak bilinen Akın İpek’e satması da doğal olarak önemli bir gündem maddesi haline geldi. Sabah-akşam “ahde vefa”dan bahsedip dava adamı pozlarında gezen ve kendisine destek olan milyonlarca insanın umutlarını paraya tahvil eden Tuncay’ın yaptıkları elbette daha çok konuşulacağa benziyor. Ancak Tuncay’ın bu süreçteki tüm faaliyetlerini, eyyamcılığını, yaygaracılığını ve tüm numaralarını alt alta toplayınca bazıları ondan ulusalcı bir lider yaratma arayışına girdiler; ama kimse kusura bakmasın buradan ancak bir Zübük tiplemesi çıkabilirdi ve öyle de oldu. Biliyorsunuz, Aziz Nesin’in ünlü Zübük tiplemesinin siyaset sahnesine çıkması da böyle olmuştur. Kasabadaki parti teşkilatına gidip kongrenin yapıldığı yerde esip gürleyen ve çığırtkanlık yapan Zübük, sesi en çok çıkan kişi olduğu için hemen baş tacı edilir ve kasabadan başlayıp Meclis’e kadar uzanan bir dolandırıcı kasaba politikacısı tiplemesi çıkar ortaya. Zübük ne yazık ki bu ülke siyasetinin gerçeğidir. Ve ders almadığımız sürece daha çok Zübük gelir, geçer. Tayyipçi Tuncay nasıl Tayyip karşıtı oldu? Aslında Tuncay’ın son on yıllık serüvenini az çok bilenler için pek de şaşılacak bir şey olmaması gerekiyordu. Asıl şaşırtıcı olan, Türkiye’nin en aydın ve okuryazar Atatürkçü kesimlerinin Tuncay gibi bir medya cambazının peşinden olmayacak maceralara atılmasıydı. Oysa her gün girip tıkladıkları internet ortamında “Kim bu Tuncay Özkan?” diye merak edip şöyle bir araştırsalardı Tuncay’ın gerçek yüzünü görebilirlerdi. Tuncay’ın önlenemez yükselişi Aydın Doğan’ın kanatları altına girmesiyle başladı. Ancak bir süre sonra Doğan’la arayı bozunca Karamehmet’in kanatları altına geçti Tuncay ve geldiği yeri unutup Aydın Doğan’ı topa tutmaya başladı. Yani Tuncay’da “ahde vefa” denilen duygudan eser bile olmadığı daha o günlerde belliydi. Bir ara da dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’la yediği içtiği ayrı gitmiyordu Tuncay’ın. Karamehmet’in Akşam gazetesinde yayın yönetmenliğine başlayan Tuncay, AKP’nin iktidara gelişini de “AK İhtilal” manşetiyle duyuruyordu okurlarına. Sadece bu mu? Birkaç yıl sonra hakaretler yağdıracağı Tayyip Erdoğan’a, AKP’nin iktidara geldiği dönemde methiyeler diziyordu bizim Tuncay. Aşağıdaki satırlar Tuncay’ın 25 Mart 2003 tarihli Akşam’daki “Recep Tayyip Erdoğan ve Düşündürdükleri” başlıklı yazısından: “...Bu konuda halktan destek isteyen hükümete Türkiye her şeyiyle katkıda bulunmak durumundadır. Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasından bu sonuç çıkıyor sanıyorum. Bu noktada her yurttaş Erdoğan'a yardıma koşar. Çünkü gün o gündür. Ama yurttaşların bu hükümetten ve Recep Tayyip Erdoğan'dan beklentileri var ...Türkiye açısından ne Amerikan ne de AB müttefikliği biter... Bunu halk desteği güçlü bir siyasi iktidarın yapması gerekiyordu. Şimdi böyle bir iktidar var. Türkiye bu ekonomik ve siyasi farklılaşmayı mutlaka gerçekleştirmelidir. Bu anlamda halkın Recep Tayyip Erdoğan'a desteği artacaktır.” Görüldüğü gibi Tuncay, Kanaltürk’ü kurmadan çok kısa bir süre öncesine kadar AKP ve Tayyip’i açıkça destekliyordu. Bir de mitinglerde “Ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye!” diye bağıran milyonların tersine “ABD ve AB müttefikliğinin bitmeyeceği”ni söylüyordu. Aydın Doğan ve Karamehmet’ten aldığı milyon dolarları daha da artırma peşindeki Tuncay o günlerde ulusalcılığın yükseliş trendini fark etmişti. Ne de olsa iyi bir tüccardı ve paranın geleceği yeri çok iyi biliyordu Tuncay. Hükümete yağdanlık vazifesi gören büyük basın ve Şeriatçı basın zaten medyanın büyük bir kısmını elinde bulunduruyordu. Tuncay için burada yiyecek ekmek kalmamıştı. Ulusalcı kanatta ise ciddi bir boşluk vardı. Tuncay akıllı çocuktu ve elindeki biri beş yapmanın yollarını da öğrenmişti patronlarından. Ve sonrası bilinen hikaye; ulusalcılıkta kimseye söz hakkı tanımayan, kraldan fazla kralcı bir yayın çizgisi ve aldatılan milyonlarca insan. Sizi üç kuruşa sattım ama “hele bi sor niye?” Kanaltürk’ün satışı en çok da BizKaçKişiyiz internet sitesi ve derneği üyesi neredeyse 1 milyon 250 bin Atatürkçü insan için büyük bir şok oldu. Ancak bu şok havası beraberinde büyük bir tepkiyi de getirdi. Aldatılan, paraları çalınan, Tuncay’ın peşinde il il, ilçe ilçe gezip zamanlarını heba eden insanlar şimdi doğal olarak bu satış karşısında Tuncay’dan hesap soruyorlar “Kaça sattın bizi?” diye. Tuncay’ın söylediğine bakılırsa Kanaltürk’ün satışından alınan para 25 milyon dolar. Basit bir hesaplamayla Tuncay’ın kişi başına 25 YTL aldığı görülüyor. Yani Tuncay’ın Atatürkçü insanlara biçtiği fiyat, kişi başı sadece en ucuzundan bir şişe rakı parası oluyor! Ancak Tuncay bütün bu gerçekler karşısında bile insanları kandırmayı sürdürüyor. Tuncay’ın iddiasına göre Kanaltürk’ü satmamak için sonuna kadar direnmiş ama Maliye’nin kıskacından kurtulamamış ve en sonunda kanalı satmak zorunda kalmış. Zaten Kanaltürk çalışanlarının da aylardır maaşlarını ödeyemiyormuş ve biraz da çalışanların mağduriyetini gidermek için kanalı satmış Tuncay! Anlayacağınız Tuncay’da yalan bitmiyor. Adam yalan makinesi mübarek, seri halde üretiyor. Bir de televizyonda kalkıp utanmadan İsmet Berkan’a çatmıyor mu, tam bir tiyatro oyunu. İyi de kardeşim, sen daha dün o köpek dediğin İsmet Berkan’ın yayın yönetmeni olduğu Radikal’de adamın altında yazar olarak çalışmıyor muydun? Madem bu adam köpek, e sen nesin be birader, köpek bakıcısı mı? Tuncay’ın bu hali bize Yeşilçam’ın o unutulmaz “Banker Bilo” filmini anımsattı. Şener Şen ve İlyas Salman’ın başrolünü oynadığı bu filmi herhalde izlemeyen yoktur. Maho rolündeki üç kağıtçı ile köylüsü Sefil Bilo’nun maceralarını anlatan filmin değişmeyen bir diyaloğu vardır: Maho her fırsatta Bilo’yu kandırır; ama sonunda; “Yaptım ama hele bi sor niye?” der ve iyi kalpli, saf Bilo her seferinde Maho’ya kanar. Tuncay da şimdi Sefil Bilo’yu aldatan Maho rolüne soyunuyor ve utanmadan; “Sizi üç kuruşa sattım ama hele bi sor niye” diyor. Ama kusura bakma Tuncay, bu Yeşilçam numaralarını artık kimse yemiyor; biliyorsun artık internet çağındayız!
Tuncay gizli Fethullahçı mı? Tabii bu yalanları bir de ekran karşısında ağlayıp sızlayarak tekrarlayınca belki birkaç kişiyi de olsa kandırabilirim diye düşünmüş olmalı Tuncay. Üstelik yeni bir televizyon ve gazete ile kaldığı yerden mücadeleye devam edeceğini de eklemiş. Baktı “ulusalcılık” satmak iyi para getiriyor, bu ülkede kandıracak adam da çok nasılsa! Ama bu saatten sonra ne anlatsa boş. Yalanlarının sonu geldi. Yeri gelmişken söyleyelim, bu ekranda ağlayıp sızlanma taktiği bize bir de ABD’de on yıldır “tedavi” gören Fethullah Hoca’yı anımsattı. Demek ki Tuncay gerçekten iyi bir öğrenci. Şakirt mi desek yoksa? Herkesten, her işin inceliklerini kapmak gibi bir yeteneği var adamın! Tuncay’ı ciddiye alıp yalanlarını ortaya sermek bile başlı başına bir sıkıntı ama biraz daha sabır lütfen! Tuncay’ın Kanaltürk’ü bir süre önce de Amerikalı Murdoch’a satmak istediği fakat bunun gerçekleşmediğini de öğrenmiş bulunuyoruz. Yani Tuncay zaten uzun bir süredir kanalı paraya çevirmenin yollarını arıyormuş. Tabii kanalı nasılsa satacak, o zaman çalışanlara maaş vermenin de bir anlamı yok. Anlayacağınız Tuncay sadece kendisine inananları değil, birlikte çalıştığı arkadaşlarını da dolandırmaktan çekinmemiş. “Arkadaşlarım maaş alamıyorlardı” hikayesinin de gerçek olmadığı görülüyor. Ama bu maaş dalgasından bile neredeyse üç tane acıklı Yeşilçam filmi çıkaracak adam yahu! Bizimki sadece şovmen değil iyi bir oyuncuymuş aynı zamanda ve de iyi rol kesiyor hani! Fakat iddialara göre Kanaltürk’e Koza dışında talipler de çıkmış ve bunlardan birisi de Turgay Ciner’miş. Mantıklı! Zira bir yıl öncesine kadar Tayyip’in yanında yer alan, şimdilerdeyse AKP muhalifleri cephesine geçen Ciner için, Kanaltürk gibi hazır muhalif izleyicisi olan bir kanal son derece cazip fırsatlar sunuyor. Ciner’in adamı Fatih Altaylı bakın ne diyor: “Tuncay Özkan da ekranlara çıkıp bu başlığı atanlara ve kendisini eleştirenlere sövüp saydı. ‘Zor durumdaydım. Ne yapayım’ dedi. ‘Çok kapılar çaldım ama kimse ilgilenmedi’ dedi. Özkan çok da doğru söylemiyor. Televizyonu için, kendisini kurtaracak parayı verenler de oldu. Ama o bunu fiyat kızıştırmak için kullanmayı tercih etti. Bir işadamı olarak doğruyu yaptı ama kendi söylemleri açısından ilkeli davranmadı. Eğer ‘dediği gibi bir adam’ olsaydı, bu kanalı Fethullahçılara satmak yerine kapısına kilit vurmayı, birine bedava vermeyi bile tercih ederdi. Ama Tuncay Özkan söylediği gibi bir adam değildi.” Demek ki Tuncay istese kanalı rahatlıkla Ciner’e de satabilirmiş. Üstelik bu kadar tepki de çekmezdi. Ne de olsa Ciner, Cumhuriyet gazetesinin de baş finansörü ve hissedarı. Bakın İlhan Selçuk öyle yaptı ve şimdi el üstünde tutuluyor. Var mı “Sattın bizi İlhan abi!” diyen kimse? Tuncay, kuracağın partiyi de satacak mısın? Ama bizim Tuncay yine de gidip kanalı ısrarla Fethullahçılara satıyor. Buraya bir soru işareti koymakta yarar var. Acaba neden? İkinci olarak; madem kanal bu kadar kötü bir durumda, milyonu aşan bir destekçisi olan bir kanal neden okuyucularına bunu anlatmaz ve destek çağrısı yapmaz. Bunun medyada pek çok örneği var. Üstelik az önce de vurguladığımız gibi yalnızca BizKaçKişiyiz sitesine üye insanların vereceği bir şişe rakı parasıyla bile kanal kurtulabilirdi. Kaldı ki, bu insanlar zaten kontör desteği ve üyelik aidatı da veriyorlar. Yani Kanaltürk’e küçük bir katkıda daha bulunmamaları için hiçbir neden yok. Ancak Tuncay, kanalı sessiz sedasız Fethullahçıları satmayı tercih ediyor. Ve bu haberi Kanaltürk izleyicileri başka kanallardan öğrenip şoka giriyorlar. BizKaçKişiyiz internet sitesinin bir buçuk milyon üyesi var. Hepsi değil, yarısı değil, yüzde onu çok değil 100’er YTL destek olsa Kanaltürk’ün bütün borçları kapanırdı. Öyleyse, parti kuracağını açıklayan Tuncay Özkan’a soruyoruz: Üyelerinin yüzde onundan bile 100’er YTL alamayan bir hareket nasıl partileşecek? Partileşti diyelim. Nasıl para toplayacak? Para toplayamadı diyelim, Tuncay Özkan parası bitince partisini de satacak mı? Cumhuriyet mitingleri döneminde de mi aynı tezgâha geldik? Tuncay’ın bu büyük “satış”ı insana ister istemez başka şeyler de düşündürüyor. Cumhuriyet mitinglerine giden süreçte AKP’nin Çankaya’yı ele geçirme planına karşı toplumda inanılmaz bir tepki dalgası oluşmuştu. Tuncay’ın ve mitinglerin öncülüğünü ele alan bazı derneklerin tam da bu süreçte ortaya çıkmaları ve yeri göğü inletmeleri herkesin hatırındadır. Ancak mitingler Tuncay, ADD ve ÇYDD’nin başında bulunduğu ekip tarafından antiemperyalist ve bağımsızlıkçı bir ulusal tepki yerine laiklikle sınırlı ve antiemperyalist yönü törpülenmiş bir bayrak sallama etkinliğine dönüştürüldü. Tandoğan’dan sonra İstanbul-Çağlayan ve İzmir-Gündoğdu mitinglerinde de sokağa çıkan milyonların tepkisi aynı şekilde eritildi. Ardından da Türkiye erken seçim süreci içinde olmayacak bir CHP-MHP iktidarı rüyası görmeye zorlandı. Tuncay Özkan ve İlhan Selçuk’un MHP’yi aklama çabalarını ve “Sağcılar MHP’ye solcular CHP’ye oy versin” çağrılarını burada hatırlatmak gerekiyor. Böylelikle, gelişen milyonluk halk muhalefeti ülkede en küçük bir taşı bile yerinden oynatamayacak bir biçimde noktalandı ve sonuçta AKP’nin tek başına yeniden seçilmesinin önü açıldı. Üstelik sokağa indirilen ve gazı alınıp evlerine gönderilen insanlar büyük bir moral çöküntü içine sokuldu ve ilginçtir seçimden sonra da Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi de dahil bu kişi ve örgütlerin hiçbirinden en küçük bir tepki gelmedi. Hiçbiri Gül’ün cumhurbaşkanlığına da, AKP iktidarına da ses çıkarmadılar nedense! Son yapılan mitingde ise sokağa ancak 20-30 bin kişi inebilmişti. Dolayısıyla AKP ve AB-ABD emperyalizmine karşı gelişen dünya tarihinin en kalabalık halk hareketlerinden biri ustalıkla yok edilmiş oldu. Şimdi Tuncay’ın son yaptıkları ışığında düşündüğümüzde, insan, aynı tezgâh mitingler döneminde de mi işletildi diye soruyor ister istemez? Ayrıca Fethullah’ın; “Ulusalcı dalgayı aşarız” açıklamasının ardından gelişen süreç, Tuncay’ın mitinglerde üstlendiği misyon ve ardından da Kanaltürk’ü Fethullahçılara satışını birleştirdiğimizde ortada büyük bir operasyonun olduğu açıkça görülüyor. Bu tür bir operasyonunsa tek bir amacı var; ulusal güçlerin son direnme umutlarını da tüketmek. Cumhuriyet mitinglerinden sonra yaşanan ulusal güçleri demoralize etme operasyonu Kanaltürk’ün satışı ile devam ettiriliyor. Koza grubu istese aynı paraya iki kanal kurabilirdi deniyor. Tuncay’ın satışı kadar Koza’nın Kanaltürk’ü alması da manidar. Önemli ve atlanmaması gereken bir ayrıntı ise daha önce TÜRKSOLU’nda yaptığımız uyarılara rağmen 1 milyon 250 bin Atatürkçü ve Amerikan karşıtı insanın her türlü bilgisinin Fethullahçıların ve ABD’nin eline geçmiş olmasıdır. Bu tür bir bilginin kimler tarafından ne için kullanılabileceğini ve bu büyük fişlemenin aynı oyunun bir parçası olup olmadığını da ayrıca düşünmek gerekiyor. Zübüklerle neden birleşmiyoruz? Belki de Tuncay vakasını “Sattın bizi Tuncay!” boyutundan çıkarıp bu noktaya getirmek gerekiyor. Artık herkes takkesini önüne koymak ve nerede yanlış yaptık sorgulamasına girişmek zorundadır. TÜRKSOLU olarak ulusal kesimler içinde bu olaya şaşırmayan tek kesim olduğumuzu söylemek herhalde yanlış olmayacak. Böyle bir açık “satış”tan sonra en yakın adamları bile Tuncay’a serzenişte bulunuyorlar, herkes gibi. Ancak TÜRKSOLU yıllardır Tuncay’ın gerçek yüzünü Atatürkçülere göstermeyi ve onları uyarmayı -hem de Tuncay’ın neredeyse milli kahraman ve büyük kurtarıcı olarak gösterildiği “yükselme döneminde” yapılmıştır bu uyarılar- bir görev olarak bilmişti. Neden yanılmadığımızı ve bu isimlerle neden yan yana gelmediğimize gelince... Türkiye’de gerçek anlamda Altı Ok’çu olmayan ve devrimcilikten uzak duran tüm hareketlerin sonuçta mevcut düzenle uzlaşacağını, dahası zaten mevcut düzenin yedek güçleri olduğunu biliyoruz. Ve bu nedenle yeniden Atatürk devrimciliği çağrısı yapıyoruz. Ne yazık ki TÜRKSOLU, hiçbir olayda şaşmayan politik duruşunu Tuncay vakasında da ortaya koymuştur. Ancak yine de ne yazık ki diyoruz, çünkü milyonlarca Atatürkçü insanın mücadele azmini ortadan kaldıran, onların Atatürkçü Türkiye umutlarını söndüren bir olay elbette ki Atatürkçü bir yayın organı açısından sevinilecek bir durum değildir. O nedenle TÜRKSOLU’nun değerlendirmeleri sadece Türkiye’deki ulusal mücadelenin Tuncay gibi tüccarların tekelinden alınıp gerçek sahibi olan devrimci güçlere teslim edilmesi içindir. Mücadelenin merkezi: TÜRKSOLU Türkiye’nin kurtuluşunun ancak devrimci bir hareket ve yeni bir Kuvayı Milliye örgütlenmesinden geçtiğini yıllardır tekrarlıyoruz. Ancak bu gerçeği tespit eden başka mihraklar da bu süreçte gerçek Atatürkçü örgütlenmenin önüne geçmek için her seferinde sahtelerini öne sürdüler. Silah üzerine yemin edenlerden ülkücü artıklarına, AB destekçilerinden Tuncay gibi Zübüklere kadar pek çok kişi ve kurum ulusalcı kisvesiyle piyasaya sürüldü ve bu sürecin Türkiye’ye hediyesi Kürt-İslam faşizmi oldu. Bu saatten sonrası artık doğru düşünme ve karar verme zamanıdır. Sahte alternatiflerle oyalanmanın Türkiye’ye maliyeti artık telafi edilemez düzeye gelmiştir. O nedenle gün Tuncay’a kahretme değil, mücadelenin merkezine yürüme günüdür. Türkiye’nin kurtuluşu artık Devrimci Parti’nin örgütlenmesinden geçmektedir!
|