19.05.2008/Sayı:187
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Özgür Erdem

Aydınlıkçılar Deniz’e
Deniz’ler de Aydınlıkçılara
hep karşıydı

Perinçek: Deniz Gezmiş'lerin de önderliğini yaptım

Doğu Perinçek'in Deniz Gezmiş'ler yakalandığı zaman yayınladığı açık mektuptan bölümler

Kimileri Deniz’in arkadaşıydım diye bugünlerde prim yapmaya çalışıyor. Perinçek ise her zamanki gibi daha da abartıyor, ben onların lideriydim diyor. Halbuki Deniz’lerle Perinçek’ler her zaman karşı saflardaydı.Hatta Deniz’ler yakalandığında tüm devrimciler onları kurtarmak için seferber olmuşken Perinçek açık mektuplar yayınlayıp Deniz’leri eleştiriyordu... Hatta bu mektubu geçtiğimiz hafta Aydınlık’ta utanmadan tekrar yayınladılar.

Deniz’in mirasına sahip çıkacak
son kişi: Perinçek

“THKO teorisiz, salt askeri bakış açısı çok net olan bir harekettir. Görüşleriyle ilgili mahkemelerdeki savunmalarından başka yazılı belge yoktur. Savunmalar incelendiğinde Yön-Devrim çizgisinden kuvvetli bir etkilenme olduğu görülmektedir. Düzen sınırları dışında bir program yoktur. Temel sorunu Türkiye’nin kalkınmayışı olarak görmektedir. THKO’nun Milli Demokratik Devrim anlayışı da düzen içidir. Doğan Avcıoğlu’yla paralellik hemen göze çarpmaktadır.”

Bu satırlar, İşçi Partisi Yayın Organı Teori dergisinden alınma. Kasım 1993’te yayınlanan Türkiye Sosyalist Hareketinin Tarihi başlıklı yazıdan. Yazar Yalçın Büyükdağlı. Aydınlık hareketinin liderlerinden.

Geçtiğimiz sayı EMEP’in önde gelenlerinden Yalçıner’in Deniz’lere yönelik sert eleştirilerine yer vermiştik. Ve Deniz’lerin mirasçısı olduklarını iddia edenlerin aslında Deniz’lerden ne kadar kopuk olduklarını ortaya koymuştuk.

İşçi Partisi bugün Deniz’lere sahip çıkmaya çalışan örgütlerden biri. Ancak görüldüğü gibi Deniz’lere yönelik eleştirileri EMEP’lilerden farklı değil.

Bu noktada bir durmamız gerekiyor. Yalçıner en azından ölümüne kadar Deniz’le beraber yer almıştı. Şu veya bu şekilde Deniz’in çizgisinden koptu. Ve bugün geri dönüp baktığında o dönemi eleştiriyor.

Eyvallah diyoruz. Kendi bilir. Deniz’i kirletmesin yeter. Kendi Kürtçülüğüne Deniz’i bulaştırmasın yeter. Mücadelemiz bundandır.

Peki İşçi Partisi’ne ne oluyor Allah aşkına! Onların Deniz’le beraber oldukları hiçbir dönem olmadı ki…

Perinçek, Deniz’in mirasına sahip çıkacak son insandır. Deniz’lerle Aydınlık hareketi en başından itibaren karşıt saflardaydı. Dergileri, örgütleri ayrıydı. Hatta o yıllarda birbirlerine ağır eleştiriler getirirlerdi.

Perinçek’in 68’deki misyonunu ve bugün Deniz’e neden sahip çıkmak istediğini anlatmak sanırız farz oldu.

Deniz Gezmiş'in Tembihi

Aydınlık

Aydınlık

Ergenekon soruşturması nedeniyle Rusya’da bulunan Mehmet, orada Ermeni meselesiyle ilgili araştırmalar yapıyormuş. Deniz’in tembihini yerine getiriyor yani... Yerseniz!

Perinçek Deniz Gezmiş’ten öğrene öğrene bilimadamlığını öğrenmiş!

Tüm Türkiye Deniz’den devrimcilik öğrenirken, Perinçek “Deniz’in tembihi” olarak bilimadamı olmayı seçiyor! 68’de devrimci gençler eylemlerde koştururken kendisi Hukuk doktorası yapan Perinçek, bu “tembih”i kendi hayatında zaten uygulamıştı. Ancak Aydınlık’ın son kapağı yalnızca Doğu’yu değil, oğlu Mehmet’i de kurtarmak için hazırlanmış anlaşılan. Ergenekon soruşturması nedeniyle Rusya’da bulunan Mehmet, orada Ermeni meselesiyle ilgili araştırmalar yapıyormuş. Deniz’in tembihini yerine getiriyor yani... Yerseniz!

Aydınlıkçılar 68’in dışındadır

Öncelikle vurgulamak gerekiyor ki, Aydınlık hareketinin 68 gençlik hareketiyle hiçbir bağlantısı yoktur. O dönem Deniz’ler Mahir’ler üniversitelerde eylem yaparken, Aydınlıkçılar kütüphanede Marksist klasikleri okurlardı. Zaten Aydınlıkçıların büyük çoğunluğu öğrenci bile değil asistandı.

Ağzı iyi laf yapan, “teori”ye hakim Aydınlıkçılar öğrenci örgütlerinin toplantılarında sivrildiler. Ancak hiçbir devrimci eylemde yer almadılar.

Aydınlıkçıların sadece laf ebesi olduğu ortaya çıktıkça bütün devrimci örgütlenmelerden dışlandılar. Dev-Genç yönetiminden uzaklaştırıldılar. Aydınlık dergisinin yazı kurulundan kovuldılar. “Proleter Devrimci Aydınlık” (PDA) dergisini çıkarmaya başladılar. O dönem Aydınlıkçılarla ilgili Mahir’in şu saptamaları ilginçtir:

“Bir de dost görünüşlü çamur atıcılar var. Bunlar dergilerinin bir sayfasında dünyanın başka yerlerinde Deniz ve arkadaşlarının eylemi ile aynı nitelikte eylemde bulunan savaşçıları ‘burjuvaziye hizmetle’ suçluyorlar; bir başka sayfalarında da bu haddini bilmez sahte devrimciler, dostça bir ade kullanarak gerçek devrimcilere akıl hocalığı ediyorlar, öğütler veriyorlar. Biz her zaman gerçek savaşçıları sol gevezelerden, kampus ‘halk savaşçılarından’ ayırt etmişizdir. Bizim gerçek savaşçılarla bir meselemiz olmamıştır, olamaz. Derdimiz sahtekarlardır. Sol sekter laf ebeliği ile karşı-devrimci çevrelere provokasyon malzemesi sağlayanlardır.”

Tabii Mahir’ler, Deniz’ler Aydınlıkçıları bu şekilde suçlarken, öğrenci kitlesinden de tecrit ettiler. Aydınlıkçılar 68’den sonra ne üniversitelerde ne de halk içinde bu tecritlik halini hiçbir zaman aşamadı.

Deniz’ler ve Aydınlıkçılar hep karşı saflardaydı

Aydınlık’ın son sayısı gözümüze ilişti. Sürmanşet: “Deniz Gezmiş’le Doğu Perinçek cezaevinde 3 saat ne konuştu?”

Açıkçası biz de merak ettik ne konuştuklarını.

Yaşadıkları sürece toplam 3 saat baş başa konuşmuşlar mıdır bilmiyoruz.

Meydanı boş bulan Perinçek 68’in gerçek liderinin kendisi olduğunu iddia ediyor. Hatta Aydınlık’ta şöyle yazmış: “Deniz Gezmiş’lerin de önderliğini yaptım.”

Buna kargaların gülüp gülmeyeceğini bilemeyiz, ama şunu sormak isteriz:

Deniz’lerin bile lideri olduğunu iddia eden, Deniz’in Filistin’e gitmeden önce kendisinden izin istemek için geldiğini söyleyen Perinçek’in acaba Deniz’le beraber çekilmiş tek bir tane bile fotoğrafı var mıdır?

Ya da bırakın Deniz’le fotoğrafını, 68’de herhangi bir öğrenci eyleminde Perinçek’e rastladınız mı?

Bir tane eylem fotoğrafı var mı Allah aşkına?

Zaten bu yüzden 68’in gerçek lideri bendim diye yazarken bile Perinçek, Mumcu’yla birlikte çektirdikleri bir resmi koyabilmiş. O da öğrencilik yıllarından. 68’de asistan olduğunu düşünürsek, kim bilir 68’den kaç yıl önce...

Bir de Hasan Yalçın’ın bir resmini koymuşlar. O da zaten öğrenci lideri değildi. Deniz’ler Gümüşsuyu’na Amerikan 6. Filosu’nu denize dökmeye inerken onları İTÜ’nün önünde durdurmaya çalışanların başında Hasan Yalçın vardı.

Başka?

Yok ki basabilsinler. Olsa Deniz’in Türksolu okurken resmini değil, Perinçek’in dediklerini dinlerken resmini basarlardı.

Perinçek’in sözünü dinlemek bir yana,
Deniz’ler Aydınlıkçıları döverdi!

Ancak Deniz’in Perinçek’i hiç dinlemediğinin de altını çizelim. Bunu Perinçek kendisi itiraf ediyor. Artık ne kadar doğrudur bilemeyiz, Perinçek’in anlattığına göre, Filistin’e giderken Deniz gelip Perinçek’ten izin istemiş. Perinçek de Türkiye’de daha faydalı olacağını belirtmiş ona.

Anlaşılan Deniz, Perinçek’i pek takmamış! Filistin’e gittiğine göre…

Tabii burada Perinçek tarihi tamamen çarpıtmış oluyor. Hadi Yalçıner’ler yine insaf edip Deniz’in mirasçısı olduklarını söylemekle yetiniyorlar. Ya Perinçek? O bir adım daha abartıyor ve Deniz’in lideri olduğunu iddia ediyor.

Halbuki 68’de durum böyle değildi. Mahir’in Perinçek’ler hakkındaki “kampus Maocuları” ve “sahtekar” nitelendirmelerini yukarıya koyduk. Aynı şekilde Deniz’ler de o dönem Aydınlıkçılara karşıydı.

Mahir her zaman daha teorik Deniz her zaman daha eylemciydi. O yüzden Deniz’in Aydınlıkçılar hakkındaki görüşlerini yazılı olarak sunamıyoruz. Ama Deniz’in Perinçek’lere bakışını 5 Haziran 1970’te yaptıklarında görebiliriz: Deniz’ler Aydınlıkçıların İstanbul bürosunu basar! Baskının ardından PDA’da şu bildiri yayınlanır:

“Demokratik güçlerin birbirine karşı zor kullanmasını hiçbir gerekçe ile doğru göremeyiz. Halk içindeki çelişmeleri zorbalıkla çözmeye çabalamak devrimci bir davranış olamaz. Hele bu yolda kullanılan kaba kuvveti ‘devrimci şiddet’ olarak nitelemek, devrimci şiddet kavramını yozlaştırmak ve ona işçi sınıfı düşmanlarının istediği anlamı vermek olur.”

Görüleceği üzere Deniz’ler Perinçek’i dinlemek bir yana, Aydınlıkçıların bürosunu basıp “devrimci şiddet” uygulayacak kadar Aydınlıkçıların karşısındadır!

Sol içine Atatürk düşmanlığını Perinçek soktu

Tabii Perinçek’in 68’deki esas misyonuna bir bakmak gerekiyor. 68 Gençliği Atatürkçülük-Milliyetçilik ve Sosyalizmi doğru bir şekilde sentezlemiş ve Ulusal Sol etrafında birleşmişti. Kitleselleşmesinin kökeninde aslında bu yer alıyordu. Türk bayrakları ve Atatürk resimleri her zaman en öndeydi.

Gerek Mahir’ler gerekse Deniz’ler, ölümlerine kadar Atatürkçülükten vazgeçmediler. Bunu mahkemelerde yaptıkları savunmalarda da görebiliyoruz. O kadar ki mahkeme savunmaları bugün Atatürkçülüğü terk etmiş pek çok PKK kuyrukçusu sol örgüt tarafından da eleştirilmektedir.

68’de Atatürkçülük konusunda kafalar bu kadar netken Atatürk düşmanlığı bizzat Aydınlıkçılar tarafından başlatılmıştır. Teori dergisinden okumaya devam edelim:

“Bazı yazıları yazanların imzasına bakılmazsa Kemalist mi, sosyalist mi oldukları anlaşılamazdı. Bu konuda da bilimsel sosyalist tavrı PDA’cılar aldı. Bir yandan Kemalist devrimin kazanımlarına sahip çıktılar, öte yandan Kemalizmin burjuva sınıf karakterini vurguladılar. Bu nedenle emekçilerin üzerinde kurduğu baskı rejimini ve emperyalizme adım adım yaklaşmasını eleştirdiler. Sosyalizmle Kemalizmin iki karşıt sınıfın, proletarya ve burjuvazinin ideolojisi olduğunu belirttiler.”

Atatürkçülüğün burjuvazinin ideolojisi olduğunu ilk iddia eden Aydınlıkçılar oldu. Ancak bu görüş o dönem diğer örgütlere çok fazla yansımamıştı. 12 Mart sonrasında Mahir, Deniz gibi Atatürkçü liderlerin ortadan kaldırılması yalnızca örgütsel değil, ideolojik bir zaaf da yarattı. Ortaya çıkan önderlik boşluğu nedeniyle Aydınlıkçıların yaydığı Atatürk düşmanı tezler pek çok örgüte egemen oldu.

Mahir’ler ve Deniz’ler savunmalarında Kemalizmi savunur, kendilerini 2. Kurtuluş Savaşçıları olarak tanımlarken Perinçek’ler savunmalarında Kemalizme şöyle saldırıyordu:

“Kurtuluş Savaşının burjuva önderliği halk kitleleriyle birleşmedi; tam tersine toprak ağalarıyla ittifak yaparak halkı baskı altına alan bir diktatörlük kurdu. Sovyetler Birliği ve dünya halklarıyla dostluğunu sağlamlaştırmadı, tam tersine emperyalistlerle uzlaştı.”

Bu konuda uzun uzun alıntılara yer vermek istemiyoruz. Aydınlıkçıların o dönem Kemalizm hakkındaki görüşlerini ayrıntılı bir şekilde okumak isteyenler TİİKP Savunma’ya başvurabilir. Tabii TİİKP Savunma’nın da adeta sansür edildiğini hatırlatalım. Son baskısı 1992’de yapılan bu kitabı bugün kitapçılarda bulmak pek mümkün değildir. Aynen THKO Savunma ve THKP-C Savunma’yı bulmanın zor olması gibi. Perinçek’ler Atatürk düşmanı savunmalarını saklamaktadır. Deniz’lerin ve Mahir’lerin mirasçısı olduğunu iddia edenler de onların Atatürkçü savunmalarını unutturma telaşındadır!

Aydınlıkçıların Atatürkçülüğü faşistlikle suçlayacak kadar ileri gittiklerini hatırlatmadan geçmeyelim:

“Dünya çapında yükselen faşizm Kemalist diktatörlüğü de etkiledi. Kemalizmin otoriter devlet anlayışı ve ‘imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz’ fikri bu etkilenmemin ideolojik zeminini yaratıyordu.”

Aydınlıkçılar Atatürk’e karşı olduklarını da şöyle açıklıyordu:

“Kemalist diktatörlüğün işçi ve köylüleri ezen burjuva karakterini açıkça ortaya koyar ve onunla mücadele ederiz. Biz, Kemalist diktatörlük tarafından demokrasi isteği ve teşkilatlanması zorbalıkla bastırılan işçi sınıfının ve bütün Türkiye halkının, kurşunlanan işçilerin, insafsızca sömürülen köylülerin, defalarca katledilen Kürt milliyetçinden halkın temsilcileriyiz. Bütün bunları uygulayan burjuvazinin sınıf diktatörlüğünün başındaki Atatürk’e karşıyız. Çünkü biz, tarihin en ilerici sınıfı olan ve kendisiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan işçi sınıfının ihtilalcileriyiz.”

Sol içine Kürtçülük virüsünü Perinçek soktu

Perinçek, Türk Solu içine Kürtçülük virüsünü ilk bulaştırandır. O kadar ki, Deniz’leri ve Mahir’leri, hatta PKK’nın kökeni sayılan Kürtçü Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nı (DDKO) kendileri kadar Kürtçü olmamakla suçlar. “Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı”nı yani Türkiye’den ayrılıp “Kürdistan”ı kurma hakkını ilk kez kendilerinin savunmakla övünür.

Bunu bizzat Teori dergisinde kendi ifadelerinden okuyalım:

“Mahir Çayan ve çevresi Kürt sorunuyla fazla ilgili görünmüyorlardı. Beraber çıkardıkları dergide Mihri Belli’nin milliyetçi yazıları Aydınlık Sosyalist Dergi (ASD) imzasıyla yayınlanıyordu. Dolayısıyla bu milliyetçi fikirlerin sorumluluğunu paylaşıyorlardı.”

“Kürt sorunu konusunda PDA’nın yürüttüğü mücadele etkili oldu. 1969 yılında devrimci Kürt gençleri DDKO adıyla çeşitli merkezlerde şubeleri olan bir örgütlenme gerçekleştirmişti. DDKO milli baskıya karşı mücadele yürütüyor, Kürt halkının kültürel haklarını kazanması için çaba gösteriyordu. O dönemde DDKO içindeki Kürt gençler ‘Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı’nı henüz savunmuyordu. Leninist ‘ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı’nı ilk kez PDA’cılar gündeme getirdiler. Kürt sorunundaki tutum nedeniyle 1970 yılı içinde PDA ile DDKO’nun ilişkileri son derece sıcaktı. DDKO’lu gençler Mihri Belli ve Mahir Çayan’ın önderlik ettiği ASD çevresine ise soğuk bakıyordu.”

Hatta Perinçek’ler Kürtçülüğü TİP içinde de yaygınlaştırmak istemektedir. Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını savunan bir tasarıyı TİP’in 1970 Kongresine sunarlar. DDKO’lularla Aydınlıkçıların ortak tasarısı TİP yönetiminin bütün karşı koyuşuna karşın Kürt delegelerin baskın gelmesiyle kabul edilecektir. 12 Mart’tan sonra TİP bu karar nedeniyle kapatılacaktır.

Yani Perinçek Kürtçülük virüsünü sol içine sokmakla kalmamış, TİP’in de kapanmasını sağlamıştır!

Sosyalizmi Atatürkçülükten kopartan Perinçek oldu

Aydınlıkçılar Kasım 1970’te çıkardıkları dergilerinin kapağına kendi tanımlarıyla “beş usta”nın resmini koyar: Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao.

Bu Türk Solu açısından bir dönüm noktasıdır. Halbuki o güne kadar 68 Gençliği Sosyalizmle Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği çok doğru bir şekilde sentezlemeyi başarmıştır.

Bu sentez Perinçek tarafından bozulur. Aydınlıkçılar kendilerini Atatürkçü ya da Milli Kurtuluşçu değil, Marksist-Leninist olarak adlandırmaya başlarlar. İdeolojileri de artık Mao Zedung Düşüncesidir.

Bu da adeta bir virüstür. Artık kendi devrimci tarihimiz ve geleneklerimizden değil, Marksizm-Leninizmden ve Mao’lardan esinlemeler başlayacaktır. Bu da Türk Solu’nun sosyalizm anlayışını adım adım bu topraklardan ve Türk halkından koparacaktır. Bu 70’lerde daha da abartılı bir hal alacak, bütün sol Maocu-Leninci-Enver Hocacı gibi bölünmelere uğrayacaktır.

Artık Türkiye’de solun gündemi bambaşkadır. Türkiye’nin nasıl kalkınacağı, Atatürk, Türk dış politikası değil, “Sovyetler Birliği revizyonist mi,” “Enver Hoca mı daha haklı, Mao mu” gibi konular gündemi oluşturmaya başlar.

Böylece Nutuk’lar Doğan Avcıoğlu’ları kenara bırakılır, Marks’lar, Mao’lar okunmaya başlanır. Türk Solu adım adım Türkiye gerçekliğinden kopmaya ve marjinalleşmeye başlar. “Kampus Maoculuğu”nun Türkiye’ye bir başka hediyesi de budur.

Aydınlıkçıların pek çok diğer konuda da Türk Solu’nu marjinalleştiren ve provoke eden tavırları olmuştur. Bu konuları burada ayrıntılı bir şekilde ele almayacağız. Ama birkaçını en azından başlıklar halinde belirtmek isteriz. Türkiye’de yalnızca Kürtçülük değil, aynı zamanda Ordu ve Devlet düşmanlığı da ilk olarak Perinçek tarafından dile getirilmiştir. Aynı şekilde Kıbrıs Barış Harekâtı bir tek Perinçek tarafından “işgal” olarak nitelendirilmiştir. Milliyetçilik karşıtlığı, Maocu kır gerillası gibi kavramlar da Perinçek’in hediyesidir.

Herkes Deniz’i kurtarmaya çalışırken Perinçek eleştiriyordu

Mart 1971’e gelindiğinde Deniz’ler artık birer kaçaktır. 4 Amerikan askerini kaçırmışlardır. Bütün polis ve MİT onları aramaktadır. Şarkışla’da yakalanırlar. İdamla yargılanmaya başlanırlar. Bunun üzerine gerek THKO’lu gerekse THKP-C’li pek çok devrimci Deniz’leri kurtarmak için seferber olur. Herkes fraksiyon ayrımı gözetmeksizin eylemlere başlar. Mahir’ler hapisten kaçar. Ancak kaçmalarının da tek bir amacı varır: Hapisten kurtulmak değil Deniz’lerin idamını engellemek!

Türkiye’de bütün devrimciler Deniz’lerin idamını engellemek için seferber olmuşken, Perinçek’ler dergilerinde açık açık Deniz’leri eleştirmekten kaçınmazlar. 23 Mart 1971 tarihli PDA’da “Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş arkadaşlara Açık Mektup” başlığıyla şu metin yayınlanır:

“(…) Halkla sağlam devrimci bağları olmayan, halk içinde erimeyen bir grup insan, ne kadar çok ve modern silahlara sahip olursa olsun, ne kadar kişisel kahramanlık vasıfları taşırsa taşısın devrim yolunda ilerleyemez. Devrimci gençliğin içinde ve önünde yiğitçe savaştınız, halkımıza hizmet ettiniz. Bütün devrimciler gibi, hatalar yaptınız. Son birkaç ay yaptığınız işler ise, büyük hatalar taşımaktadır.”

Türkiye’de bütün devrimciler ölüm pahasına Deniz’leri kurtarmaya girişirken Perinçek’ler yayınladıkları açık mektuplarda onları eleştiriyordu.

Öyleyse bugün Deniz’lere sahip çıktıklarını iddia eden Perinçek’e haddini bildirmek gerekiyor. Deniz’lerle Perinçek’lerin yolları 68’in başlarından itibaren ayrılmıştı zaten. Aydınlıkçılar o yıllarda gençlik hareketinin tamamen dışında konumlanmış bir avuç “kampus Maocusuydu.” Deniz’ler eylem yaparken, onlar “provokasyon” diye eylemleri durdurmaya çalışırdı. Deniz’ler Atatürkçülük yaparken onlar Kürtçülük virüsünü sola bulaştırmakla meşguldü.

Deniz’ler bırakın Perinçek’i lider kabul etmeyi, Perinçek’leri eylemlere sokmuyordu bile. Hatta Aydınlıkçılar yedikleri dayakları dergilerinde “devrimciler devrimcilere şiddet uygulamaz” diye eleştiriyordu.

Yalçıner’lerin Denizci kesilmesi, Kürkçü’lerin THKP-C’ci kesilmesini bir nebze olsun anlayabiliyoruz.

En azından bir süre Deniz’in ve Mahir’in yanındaydılar.

Ama Perinçek hiçbir zaman onların yanında olmadı ki...

Hep karşılarındaydı.

O yüzden en büyük Deniz Gezmiş sömürüsü Perinçek tarafından yapılmaktadır!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe