| Serap Yeşiltuna |
Kukla Kürt devleti tanınıyor!
Sınır ötesi operasyon
Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen son sınır ötesi operasyonun ardından yapılan haberlere bakılırsa bilmem kaç tane hedef vurulmuş, barınak, mağara, malzeme deposu tahrip edilmiş, teröristlerin yeri tespit edilmiş vesaire vesaire… Bilindik sınır ötesi operasyonlara bir yenisi daha eklendi yani. Sonuçları da çok bilindik olmaya başladı. Yapılan açıklamalara göre PKK bitmek üzereymiş, bozguna uğramış, kendi içinde bölünüyormuş ve ciddi yaralar almış. İlker Başbuğ'un yaptığı açıklamaya göre de “terör örgütü büyük bir şaşkınlık ve telaş içinde”ymiş. Son altı ay içinde PKK ile mücadele konusunda farklı bir döneme girmiş bulunuyoruz. “Diplomatik görüşmeler artı sınır ötesi operasyonlar eşittir zayıflayan PKK” gibi bir denklem kurulmaya çalışılıyor. Bu denklemin sinsi bir ABD planından başka bir şey olmadığını ve 16 Aralık'taki hava operasyonunun ardından TÜRKSOLU olarak yaptığımız analizlerle, bu sinsi planın PKK'yı siyasallaştırma operasyonu olduğunu söylemiştik. ABD'nin güdümünde başlatılan operasyonlarla PKK'nın bitirilmesinin değil daha da güçlenmesinin hedeflendiğini, ABD'nin dostlaştırılarak Türk Ordusu'nun millet ittifakından koparılacağını, sonuç olarak Türkiye'nin de işbirlikçi bir ülke konumuna getirileceğinin uyarısını yapmıştık. Peşmergeyle görüşmek, kukla Kürt devletini tanımaktır Geçtiğimiz haftalarda alınan MGK kararları ne yazık ki Türkiye'nin bu oyuna alet olmaya devam edeceğini gösterdi. 24 Nisan tarihinde yapılan MGK toplantısında Irak'taki Kürt gruplarla görüşmeye devam kararı alındı. Toplantıda, “Irak'ın kuzeyinde üslenmiş terör örgütüne karşı Türk Silahlı Kuvvetlerince yapılan başarılı sınır ötesi operasyonların sonuçları değerlendirilmiş, Irak kuzeyinin terör örgütünce kullanılmasının önlenmesinin sadece ülkemizin değil, aynı zamanda Irak'ın ve bölgenin güvenlik, istikrar ve huzuruna katkıda bulunacağı” vurgulanmış. Alınan kararların özeti şu: Türkiye “bölgesel Kürt yönetimi” dedikleri peşmerge denetimli Kukla Kürt Devletini “devlet” olarak tanıyacak ve diplomatik görüşmelere başlayacaktır. Güya PKK'yı yok edecektir ama bunu yaparken sınırlarında yaratılmış “Kürdistan”ı kabullenerek kırmızı çizgileri ortadan kaldıracaktır. Alınan MGK kararlarının ardından elbette PKK da dahil tüm Kürt gruplar bayram etti. Yaptığımız analizler doğrulanmaya başlamış “Türk Ordusu'nun millet ittifakından koparılması ve Türkiye'nin işbirlikçileştirilmesi” maalesef tescillenmiştir. Aradan bir hafta bile geçmeden ilk temaslar da başladı. 1 Mayıs'ta “Irak'ın kuzeyindeki bölgesel Kürt yönetimi”yle üst düzey temas kuruldu. Başbakanlık Başdanışmanı Prof. Dr Ahmet Davutoğlu ve Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik Bağdat'a giderek Talabani, Maliki ve bölgesel Kürt yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani ile bir araya geldi. Aynı saatlerde Irak Devlet Başkan Yardımcısı Tarık El Haşimi de Ankara'da Tayyip Erdoğan ve Gül'le görüşüyordu. Sünni kesimin Kürt gruplarla yakınlaşmasını sağlamakla “görevli” olduğu bilinen Haşimi de Kürt grupların mesajını Türkiye'ye iletebilecek en uygun yetkili olarak seçilmişti. Yapılan iki taraflı görüşmelerde alınan kararlar kulağa hoş geliyor: “Kürt gruplar PKK ile aralarına mesafe koyduğunu gösterecek, PKK izole edilecek!” Ortada gerçekten çok planlı bir yumuşatma ve kandırmaca var. Türk milleti PKK bitiriliyor diye uyutuluyor ancak bu yapılırken görüşmeyi reddettiğimiz Kürt aşiret liderleri, peşmergeler adam yerine konularak ziyaret ediliyor, onların gönderdiği heyetler misafir ediliyor ve üst düzey temasların sonucunda onların ifadesi ile “Irak Kürdistan”ı Türkiye tarafından kabul ediliyor. DTP, diplomatik görüşmeler yapmak için Kuzey Irak'ta Hemen ardından da 1 Mayıs'ta, Türk jetleri Kandil Dağı'na yepyeni bir operasyon başlatıyor. “Özerk Kürt Devleti”nden de alınan iznin ardından rahatlıkla girişilen harekat sonucunda PKK güya büyük bir bozguna uğruyor. 150'den fazla terörist öldürülüyor ve bunların içinde her sınır ötesi operasyonun ardından iddia edildiği gibi üst düzey PKK'lılar da bulunuyor. Hatta Karayılan'la Bayık'ın öldürülmüş olabileceği de iddia ediliyor. PKK istediği kadar kayba uğramış olsun, hatta Karayılan öldürülmüş olsun ama sonuç değişmiyor çünkü operasyonun hemen ardından Talabani'nin konuğu olarak Kuzey Irak'a giden DTP'liler davayı çoktan devralmış oldukları için ölen teröristlerin bir hükmü kalmıyor. Ahmet Türk, Kamuran Yüksek, Sabahat Tuncel ve Hasip Kaplan gibi isimlerden oluşan heyet, sınır ötesi operasyonu kınamak ve Kürt grupların desteğini almak için sadece diplomatik görüşme yapmak istediklerini söylüyorlar. Bu da ikinci bir diplomatik görüşme vakası. Sanırsınız PKK'nın partisinin vekilleri değil de Dışişlerinin yetkilileri. Hükümetin “stratejik diyalog mekanizması” dediği şey galiba bu. Bu mekanizmaya göre, Türkiye önceleri sınırlarından içeri sokmadığı Kürt peşmergelerle görüşmek için heyet gönderiyor ve bunları Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ağırlıyor, zaman zaman da heyet olarak “diyalog mekanizmasını” geliştirmek için PKK'lı vekilleri görevlendiriyor. Bir yandan da DTP'nin geriye kalan Aysel Tuğluk, Akın Birdal, Gülten Kışanak gibi vekilleri boş durmuyor, operasyonda öldürülen bir teröristin taziye evini ziyaret ederek Kürtçe “şehitler ölmez” sloganı atıyorlar. Alın size bitirilen PKK. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü son operasyonlar için “ABD, Irak ve Türkiye bu problemle başa çıkma konusunda kararlı. Türkiye sadece bir terör örgütü olan PKK'yı vuruyor” diyor. Yani ABD için, ortada vurulan terör örgütü bir PKK, bir de yaşatılan siyasi bir PKK var. Bu sürece nasıl geldiğimizin muhasebesini yapmak gerekiyor. Kara operasyonundan sonra da söylemiştik. PKK mücadele zeminini ve yöntemini değiştirmiştir. Ortada yeni bir PKK vardır. Bu bölge değişikliğiyle açıklanamayacak kadar önemli bir farktır çünkü yeni PKK'nın stratejisi siyasi olarak güç kazanmak, meşruiyet alanını genişletmektir. DTP aracılığı ile bu anlamda ciddi adımlar da atmıştır. Yeni PKK: Bol diplomatik görüşme ve silahsız bölücülük Tamamen Amerikan güdümlü bu strateji değişikliği PKK'nın yeniden yaratılmasıdır. Bu diriliş, Amerikan güdümlü sınır ötesi operasyonlar ve diplomatik görüşmelerle de ayakta tutulmuştur. Bu süreci özetlersek; -Türk Ordusu adına Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun PKK ile mücadele koordinatörü oldu. -ABD ve PKK ile sıkı temaslar ve görüşmeler başladı. -Tayyip Kasım'da Bush ile görüştü. -MİT müsteşarı Emre Tamer 14 Aralık'ta, Org. Ergin Saygun ise 15 Ocak'ta Bağdat'a giderek Peşmergeyle görüştü. -Talabani, Türkiye'ye çağrılarak Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ağırlandı. Ve her bir görüşme yeni bir sınır ötesi operasyonu doğurmaya başladı. Tam da ABD'nin istediği gibi Kürt gruplarla ve PKK ile masaya oturuluyor, bu görüşmelerin sonunda terör örgütü güya etkisiz hale getiriliyordu. Kara operasyonunun ardından ABD'nin isteği ile tanklarımızı çektikten sonra da söylemiştik. “Operasyon Irak'ın Kuzeyine değil sanki otonom Kürt Devleti'nin izniyle Kürdistan'a yapıldı” diye. İzin sona ermiş operasyon da bitmiştir. Gerçekten de durum budur. Diplomatik görüşmelerin düzeyi de her geçen gün düşürülmektedir. Artık izin ABD'den de değil onun kuklalarından alınmakta ve Türkiye'nin prestiji sıfırlanmaktadır. Ve 24 Nisan tarihinde alınan Milli Güvenlik Kurulu kararları ile daha öncekilerden farklı olarak peşmergeyle yapılan görüşmelere resmi bir statü kazandırılmaktadır. MGK kararları federasyon sistemini tanımaktır Yani Özal'ın bıraktığı noktaya geri dönülmüştür. Özal da Kuzey Irak'la resmi düzeyde görüşme yapıyor, temsilcilerini davet ediyor, diplomatlarını Irak'a Kürtlerle görüşmeye gönderiyordu. Özal'ın bu projesini tartışma zamanıdır diyen eski Diyarbakır milletvekili Haşim Haşimi'nin geçen haftaki röportajında çok normal bir şeymişcesine söylediği gibi bu “federasyon sistemini tanımak”tan başka bir şey değildir. Kırmızı çizgilerin de tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Daha önce de defalarca söylemiştik. Irak'ta federasyon=Türkiye'de federasyon. Bugün PKK'nın da DTP'lilerin de bundan başka talebi yoktur zaten. Bu fikri kabul ettirerek Türkiye'yi Irak gibi bölünmüş bir yapının içine sokmak, Kürtleri ayrı bir “heyet” haline getirmek. Bugün istediğiniz kadar silahlarla yok etmeye çalışın, ya da DTP'liler istedikleri kadar karşıymış gibi görünmeye çalışsın, yapılan sınır ötesi operasyonların hiçbiri PKK'yı zayıflatmamış aksine siyasi olarak ona güç katmıştır. PKK artık şehirlerde ve büyük merkezlerde güç kazanmaktadır. Nevruz kutlamaları ve yapılan diğer kitlesel eylemler de bunu göstermiştir. Ortada gerginlik, şiddet ve silah da yoktur bazen ama tıpkı Sakarya'da olduğu gibi PKK yine vardır. Birkaç gün önce şehit cenazesinin geldiği bir bölgede kitlesel bir katılımla “barış ve kardeşlik gecesi” düzenleyerek “şehitlerimiz” dedikleri teröristler için saygı duruşunda bulunan DTP'liler zaten her yeri kuşatmıştır. İddia edildiği gibi buralarda boy gösteren kitleler “iyi niyetli Kürtler”, “PKK'lı olmayan ama ben Kürdüm diyen” insanlarsa eğer, vay o ülkenin geri kalanına… “İyi niyetli Kürtler” barış elçisi haline gelmiştir 28 Şubat gecesi kara harekatından sonra tanklarımız çekilirken TÜRKSOLU'nun başyazısında bir tespit yapmıştık: “…Bu operasyonla PKK'ya ikinci bir hayat öpücüğü daha kondurdunuz. Hava operasyonuyla adamları antiAmerikancı yapmıştınız, şimdi ise Türk Ordusu'na karşı savaşan bir gerilla hareketi.” Üçüncü operasyonla birlikte yapılan da PKK'yı ve genel anlamıyla tüm Kürtleri “diplomatik heyetler” haline getirmekten başka bir şey değildir. “İyi niyetli Kürtler”in hepsi bugün birer barış elçisi ve diplomatik görüşmecidir. Talabani ve Barzani ile artık el ele kol kola yürüyen Türkiye peşmergenin dostu ve savunucusu olmuş, Amerika ile yaptığı ittifakın sonucunda nur topu gibi bir “Kürt Devleti” almıştır kucağına. Ama bu da yeterli değildir Amerika için. Kısa süre sonra başlatacağı İran operasyonunda Türkiye'nin alacağı tavrı da kesinleştirmiş, bir anlamda onu borçlandırmıştır. Barış ve kardeşlik ilişkileri sonucunda Irak'taki Kürtler nasıl “PKK'yı bitirmek için Türkiye'ye yardım ediyorsa” İran'a saldırı sürecinde Türkiye'de ABD'ye ve Kürtlere olan diyetini ödeyerek İran'a karşı saf tutacaktır. Sonrasında da alın size Büyük Kürdistan. “PKK mı Barzani mi?” gibi bir seçeneğin olmadığını bölgedeki Kürtlerin hedefinin ortak, çıkarlarının aynı olduğunu daha önce de söylemiştik. O nedenle bu planlardan kurtuluş stratejik hesaplarla, diplomatik kurnazlıklarla mümkün değildir. Devrimci duruş, antiemperyalist olmayı gerektirir. ABD'nin himayesinde ve izniyle yapılan her tür müdahale, ABD'nin emri altındaki kuklalarla kurulan her tür ilişki Türkiye'yi antiemperyalizmin rotasından çıkarmakta ve bir bataklığa sürüklemektedir. Bu nedenle düşmanımızın kim olduğunu ve bizden ne istediğini bilerek tam tersini yapmaya çalışalım, Kukla Kürt Devleti planlarına karşı çıkalım ve güçlenen Kürt örgütlenmesine karşı sağlam bir Türk seddi kuralım.
|