12.05.2008/Sayı:186
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Nur Arslan

MyanmarMyanmar’daki kasırgayı ordu mu çıkardı?

Geçtiğimiz günlerde tüm dünya Asya ülkelerinden olan Myanmar'ın güneyinde çıkan kasırgayla sarsıldı. En son yapılan açıklamalara göre 22 bin 500 kişi hayatını kaybetti, 41 bin kişi de kayboldu, 1 milyon kişi evsiz kaldı. Hayatını kaybedenlerin sayısının artacağı düşünülüyor.

Myanmar bilindiği gibi 1947'lerde İngilizlerden bağımsızlığını kazınmış bir ülke. Doğal kaynaklar açısından dünyanın sayılı zengin topraklarına sahip. Bu özelliğinden dolayı sömürgeciliğin pençesinden kurtulamamış yıllarca. Zengin kaynaklara sahip olmanın bedelini fakirleşerek ödemiş. Ne büyük bir çelişkidir ki, şu an dünyanın en yoksul ülkelerinden biri.

Düşenin dostu olmazmış. Çakallar hemen sarmaya başladı Myanmar'ın etrafını. Yoksul bir ülkenin başına gelen felaket, akbabalara saldırma fırsatı verdi. Öyle bir hava yaratıldı ki, hepimiz Myanmar yönetiminin kasırgayı bilinçli olarak çıkardığını düşünecektik neredeyse. Myanmar'ın darbecileri Türkiye'dekilerden daha yetenekliymiş, kasırga bile tezgâhlıyorlarmış fikrine inanacaktık neredeyse. Öyle haberler yapıldı ki, kasırgayı cuntacıların çıkardığını, yardım ekiplerini ülkeye sokmayarak insanların ölümüne cuntacıların neden olduğunu düşünmeye zorlandık.

Amerikalı ve Avrupalı çakallar hala doymamışlar demek ki. 1960'lardan beri askeri rejimle yönetilen bu ülkeye giremediklerinden dolayı kasırgayı fırsat bildiler. Yardım adı altında ülkeye girmeye çalışıyorlar. Kasırgayı fırsat bilip oradaki yönetimi devirmeye çalışıyorlar. Hatırlayacağınız gibi kısa bir süre öncede rahip yürüyüşü örgütlemişlerdi.

Bilirsiniz ki Amerika'nın en büyük psikolojik savaş aracı da Amerikan sınamasıdır. Sylvester Stallone'nin son filmi Rambo 4, Myanmar'ı hedef almaktadır. Stallone filmde Myanmarlı düşmanlarıyla savaşmaktadır. Stallone, kasırga felaketinden sonra; “kasırgayla cuntanın böyle bir duruma hazırlıksız olduğu görüldü. Filmin, cuntacılara karşı baskının yoğunlaşmasına yardım edeceğini umuyorum.” diyerek Amerikan politikasını savundu.

Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım.

Myanmar'ın yönetimini ister onaylarız, ister onaylamayız. Birincisi Amerikalıların ve Avrupalıların dünyanın herhangi bir ülkesine yardım götürme sevdalısı olmadığını herkes bilir.

İkincisi dünya mücadeleler tarihinin hiçbir aşamasında Myanmar'da gerçekleştiği gibi bir rahip ayaklanması olmamıştır. Adına halk ayaklanması denilen bu garip hareketlerin arkasında Amerika'nın olduğunu her aklı çalışan insan görebilir.

Üçüncüsü ABD'nin başına gelen felaketleri bir hatırlayalım. ABD bu tip kasırgaların ve doğal afetlerin sık sık yaşandığı bir ülkedir. Ve her felaketin ardından Amerikan yönetimi sınıfta kalmıştır. Şimdi, yaşlılarını bırakıp kaçan, dayanışmadan ve yardımseverlikten yoksun Amerikalılar mı Myanmar halkına yardım götürecek?


Putin ve MedvedevRusya'da
“Putincik” devri: Medvedev iş başına

Rusya'da Vladimir Putin'in sekiz yıl süren iktidarı resmen sona erdi. Ancak tüm dünya Rusya'da Putin döneminin hala devam ettiğini düşünüyor. Çünkü Putin'in koltuğu devrettiği kişi, Putin'in kuklası olarak tanımlanan Medvedev.

Bilindiği gibi yasalar Putin'in tekrar devlet başkanı olmasına engeldi. Rusların ortak kanısı Putin'in altı ay ya da bir yıl içinde yakın adamı Medvedev'i istifa ettirerek yeniden cumhurbaşkanlığına geleceği yönünde. Böylece Rus Anayasasına göre, üç kez üst üste seçilme hakkı bulunmayan Putin, yasalara uygun bir şekilde devlet başkanı olacak. Dolayısıyla Medvedev'i halefi olarak devlet başkanı yapan Putin, bu şekilde iktidarını perde arkasından devam ettirerek, Rusya'da gizli Putin dönemini başlamış oldu.

Putin'in devlet başkanlığı görevini devrettikten 24 saat sonra başbakan olması ise fıkralara neden oldu. Bu fıkralardan biri şöyle:

“Yıl 2020. Putin ve Medvedev Kremlin'de bira içiyorlar. Putin biralar bitince Medvedev 'e; ‘Dimitriy, bugün başkan kim?' sorusunu yöneltiyor.

Kendisinin de bilmediğini söyleyen ve ajandasına bakmak için izin isteyen Medvedev, döndüğünde o gün başkanın Putin olduğunu söylüyor.

Putin de bunun üzerine, ‘İyi o zaman biraları sen gidip getiriyorsun' diyor.”


JohnsonTorunlar dedelerine benzer mi?
Hainlik babadan oğula geçer mi?

Türkiye'de “Türk” olan her şeyi eleştiren, “Türküm” diyen herkesi yargılayan basın bu aralar Londra Belediye Başkanının Türklüğü ile övünüyor. Şaşırtıcı değil mi?

Türk diye yere göğe sığdırılamayan bu belediye başkanının ise Türklükle yakından uzaktan bir alakası yok. Birincisi bu tipi sokakta görseniz Türk demezsiniz. İkincisi bırakalım tipini bir de yaşamına bakalım diyorsanız yine Türklükle alakalı bir şey bulamazsınız.

Mesela siz hiç Johnson soyadlı bir Türk gördünüz mü? Bay Johnson, New York doğumluymuş. İngiltere-Amerika çifte vatandaşıymış. Oxford Üniversitesi'ni bitirdikten sonra The Times Gazetesi'nde stajyer olarak işe girmiş. Bu işinden yalan haber yapmaktan dolayı atılmış! Sonraları Margaret Thatcher ile yakınlığı sayesinde siyasete girmiş. 2003 yılında Irak'a gittiğinde de Saddam Hüseyin'in yardımcısı Tarık Aziz'in evinin kalıntıları arasından Aziz'e ait para kutusunu çalmış! Bundan dolayı soruşturma geçirmiş. Yalancılık ve yağmacılık! Tipik bir Amerikalı, tipik bir İngiliz özelliği değil mi?

Ali KemalBu adamı “Türk” yapan ise Ali Kemal'in torunu olmasıymış.

Peki, Kurtuluş Savaşı yıllarında İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olan Ali Kemal Türklük davasına mı hizmet ediyordu? Ali Kemal ne kadar Türktü?

Ali Kemal deyince bir Türk'ün aklına hainlik gelir, ihanet gelir. Ali Kemal bir Kuvayı Milliye düşmanıdır. Ali Kemal Kurtuluş Savaşı'na karşıdır. Ali Kemal Atatürk'e karşıdır. O dönemlerde yazı yazdığı Peyam-ı Sabah'ta sürekli olarak Türklerin istiklale layık olmadığını, büyük devletlerden birinin himayesi altında yaşaması gerektiğini savunmuştur. Türk düşmanlığı öyle boyutlara gelmiştir ki artık halk dayanamamıştır. İstiklal Mahkemelerinde yargılanmak için alınıp Ankara'ya getirilirken, İzmit'te linç edilmiştir.

Bu İngiliz ajanının diğer bir torunu da kısa bir süre önce gündeme gelmişti. Türkiye'nin Stockholm Büyükelçisi olan Selim Kuneralp de Ali Kemal'in torunudur. Bu göreve atanmadan önce Dışişlerinde AB Genel Müdür Yardımcısı olarak görev almıştır. AB Komisyonu Ankara Temsilcisi Karen Fogg ile olan gizli internet yazışmalarıyla gündeme gelmiş, tepki toplamıştır. Yine İsveç'te yayımlanan “Kürdistanlı” Türkiye haritalarına karşı aldığı, daha doğrusu almadığı tavır nedeniyle kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Bu tip haritalar için; “Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerler buradır demek istiyorlar. Haritaların hukuki ve siyasi geçerliliği yoktur” diyerek değişik bir diplomat tavrı almıştır.

Ne dersiniz hainlik babadan oğula geçer mi?


Bolivya bölünmenin eşiğinde mi?Bolivya bölünmenin eşiğinde mi?

Geçtiğimiz günlerde Fidel Castro bir yazısında, emperyalizmi Bolivya'yı parçalamaya ve istihdamı azaltarak insanları açlığa sürüklemeye çalışmakla suçladı: “Santa Cruz oligarşisinin liderliğindeki ülkenin en zengin dört eyaleti, bağımsızlıklarını ilan etmeyi ve ABD'nin de desteği ile kendi referandumlarını düzenlemeyi umuyorlar. Bu arada medya da seçmenlerin kararlarını etkilemek için çeşitli yalan haberler yapmaya hazırlanıyor” ifadesini kullandı.

Burada Fidel Castro'nun Santa Cruz oligarşisi diye tanımladığı yapıyı ortaya koymak gerekmektedir. Santa Cruz, halkı çoğunlukla Avrupa'dan gelen göçmenlerden oluşmaktadır. Ülkenin çoğunluğunu oluşturan yerliler ile bu elit Avrupalılar arasında sömürge döneminden bugüne kadar taşınan başta gelir dağılımı olmak üzere belli eşitsizlikler söz konusudur. Bu zengin Avrupalıların çoğu büyük toprak sahiplerinden oluşmaktadır. Ayrıca bu bölgeler, Bolivya'nın temel gelirini oluşturan doğal gaz kaynaklarının önemli kısmına sahiptir.

Bolivya'nın solcu Cumhurbaşkanı Evo Morales ise bir yerlidir ve uyguladığı sosyalist politikalarla bu elit kesimi rahatsız etmektedir. 1 Mayıs 2008'de Bolivya'nın önde gelen telekomünikasyon şirketi Entel ile yabancı şirketlerin yönettiği dört doğalgaz firmasını kamulaştırmıştır. Ülke gelirinin adil dağılımı için Santa Cruz ve benzeri yerlerden daha fazla vergi toplanmasını öngören, toprak reformu yolu ile arazilerin yerli halka dağıtılmasını öneren ve tüm ülkenin kaynaklarının merkezi hükümet tarafından kontrol edilmesini sağlayan politikaları hayata geçirmeye çalışmaktadır.

İşte bu yüzden Santa Cruz ve buraya benzeyen birkaç bölge merkezi hükümetten bağımsız bir alternatif için harekete geçmiş durumdadır. Amaçları kendi kaynaklarını merkezi yönetimden bağımsız bir şekilde yönetmek, arazi dağıtım ve paylaşımını kontrol etmek, bağımsız bir polis gücü oluşturmak, merkezi hükümetle ve diğer ülkelerle ikili anlaşmalar yapma hakkı kazınmak. Bu talepleri dillendirenler ise bu bölgelerdeki doğalgaz şirketlerinin temsilcileri.

Bolivya'da solcu iktidara rağmen, kapitalizm ve sosyalizm arasındaki mücadele devam etmektedir. Emperyalizm solcu Bolivya'ya saldırmak için fırsat kollamaktadır. Fidel Castro, yine aynı yazısında bu durumu şöyle tespit etmektedir:

“Halkımız 1 Mayıs işçi bayramında, devrim zaferinin 50. yılını şenliklerle kutlarken, kardeş ülke Bolivya; sağlığını, eğitimini ve güvenliğini korumak için mücadele veriyor. Dünyanın dört bir yanından gelen gıda fiyat artışları, enerji fiyatları ve enflasyon dalgalanması haberleri kapıdaki sorunların habercisi oluyor. Hepsinden daha hayati olanı ise emperyalizmin Bolivya'yı parçalama çabasıdır.”

Emperyalizmin Bolivya içindeki işbirlikçileri kullanarak yaratmaya çalıştığı bölünmeye karşı tüm Latin Amerika tek vücut oldu. Arjantin, Ekvator, Kolombiya, Brezilya, Meksika ve Venezüella gibi bölge ülkeleri, Bolivya'nın toprak bütünlüğüne saygı gösterdiklerini ve merkezi hükümete destek verdiklerini açıkladılar. Chavez ise, ABD'nin 2002 yılında kendisine karşı düzenlenen askeri darbeye verdiği destekle, Bolivya'da Morales karşıtlarına verilen desteği benzeterek ABD'yi uyardı.

Bu noktada hem Latin Amerika halklarının emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı gösterdikleri birlik ve dayanışma Bolivya'nın bütünlüğüne yardımcı olacaktır.

Ayrıca Morales'in uyguladığı sosyalist politikalarla halkın büyük çoğunluğundan aldığı destek Bolivya'nın bütünlüğünün savunulmasında önemli rol oynayacaktır.


İntifadaİsrail'de
sevinç ve kutlama, Filistin'de
“ulusal yas”

İsrail'in kuruluşu Ortadoğu için bir felaketti. O yüzden Filistinliler bu tarihi, “El Nakba” (Felaket) olarak adlandırmışlardı. Felaket günü Filistinliler için, 700 binden fazla Filistinlinin topraklarından sürülmesini ifade ediyordu. Felaket günü tüm Ortadoğu halkları için, ajan bir devletin ABD ve BM tarafından Filistin topraklarına yerleştirilmesi anlamına geliyordu. O günden sonra Ortadoğu topraklarında kan ve gözyaşı eksik olmadı.

İsrail 60. kuruluş yıldönümünü kutlarken, Filistinliler de “ulusal yas” etkinliklerine başladı. Bu yıl Filistin'de çatılar Filistin bayrakları ve siyah bayraklarla donanırken, saat 12.00-13.00 arasında genel grev uygulamasına gidildi. “Nakba” etkinlikleri çerçevesinde tüm vatandaşlardan, Filistin toprakları üzerinde kurulan “işgal devletinin” kutlamalarının protesto edilmesi istendi. Filistin televizyonu başta Ramallah olmak üzere, Beyrut, Kahire ve Paris gibi değişik başkentlerde düzenlenen etkinlik ve protesto gösterilerini canlı yayınladı.

Batı Şeria'daki Beytüllahim'den başlayan etkinlikler çerçevesinde, kentin Ayda mülteci kampında Filistinli ustalarca yapılan 10 metre uzunluğunda ve 2 ton ağırlığındaki bir demir anahtar, bir tırın üzerine konularak, Kudüs ile Beytüllahim'i ayıran beton duvarların gerisine vinçle yerleştirildi. Üzerine “satılık değildir” yazılan anahtar, 1948'de İsrail ajan devletinin kurulmasıyla evlerinden sürülen 700 binden fazla Filistinli mültecinin geri dönüş haklarının mücadelesini simgeliyor.

Anahtarın Filistinli çocuklara, “bu sizin dönüş anahtarınızdır, görevi sizler tamamlayacaksınız” mesajını, İsraillilere ise, “bu duvarlar, bizim dönüş hakkımızı asla engelleyemeyecektir” mesajını verdiği kaydedildi.

Filistinli mültecilerin çoğu, geride bıraktıkları evlerin anahtarlarını hâlâ saklıyor ve topraklarına geri dönecekleri gün için mücadele ediyor. Filistinli çocuklar kendilerinden öncekilerden sancağı teslim alarak, görevi tamamlamaya and içiyor.

İntifada devam ediyor.


AhmedinejadAhmedinejad'dan İsrail'e
doğum günü hediyesi:
“Kokuşmuş ceset” ve
“ölü fare”siniz

Bu anlamlı günde İsrail Devleti'ne en büyük hediye İran'dan geldi. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, “Siyonist rejimin doğum günü törenine katılarak, bu kokuşmuş cesede can vermeyi düşünenler yanılıyorlar.” ifadesini kullandı.

Sözlerine Siyonizmi destekleyenleri tehdit ederek devam etti:

“Bu törene katılanlar adlarının tarihin kara listesine geçtiğini iyi bilmeliler.”

İsrail Devletini daha önce kanserli bir ura benzeterek, Avrupa, Amerika, Kanada veya Alaska'ya taşınmasını öneren Ahmedinejad şu sözleriyle emperyalizme meydan okudu:

“Bugün Siyonist rejimin varlık felsefesi sorgulanmaktadır. Bu rejim yok olmak üzeredir. Siyonist rejim büyük ve zorba güçlerin elinde, dünya milletlerine hâkim olmak için bir alet haline gelmiştir.

Otoriter güçler İslam dünyasına karşı olarak Filistin topraklarında bu sahte rejimi kurmuştur.

Bu rejim Lübnan halkının tokadından sonra ölü bir fare halini almış ve yolun sonuna gelmiştir.

Bölge ülkelerinden de bu rejime eşlik edenler, bölge milletlerinin kininin ateşinde yanacaklar.”


 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe