| İnan Kahramanoğlu |
68: Kemalizm’in bağrından çıkan sosyalist hareket Türk solu cuntacı değil, Kuvayı Milliyecidir 68 olaylarının üzerinden geçen 40 yıla rağmen Türk solunun yön arayışı hâlâ devam ediyor. 68 tartışması da bu nedenle bitmek bir yana daha da alevleniyor. Bunda belki de en çok Türkiye'de artık Cumhuriyeti yıkma noktasına gelen bir Kürt-İslamcı faşizmin toplumu ve devleti faşist bir kuşatmaya almasının etkisi var. Böyle bir ortamda kurtarıcı olarak sol bir alternatif arayışının geç de olsa ortaya çıkması da son derece normal karşılanmalı. Türkiye yönünü doğal ve zorunlu olarak yeniden sola çevirmektedir. 68 tartışmasını ve taraflarını da bu mücadele ve yön arayışı çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında da 68 tartışmasının sadece sol çevrelerde değil bundan daha fazla sağcı ve Şeriatçı çevreler tarafından gündeme getirilmesi de yine son derece normal bir durum olmaktadır. Ama asıl ilginç olan Deniz Gezmiş liderliğindeki Devrimci Gençlik hareketini ve 68 kuşağını bugüne kadar devlete isyan eden bir grup anarşist ve maceracı olarak gösteren sağcı çevrelerin 40 yıl sonra birden söylem değiştirip Deniz'leri ve onların şahsında Türk Solunu cuntacılıkla itham etmeleridir. Bu tür bir saldırı aslında tarihsel bir analizden ziyade yeni döneme ilişkin bir takım hesaplar içermektedir. Özellikle TÜRKSOLU'nun ortaya çıkışı bu tür bir saldırı kampanyasının başlamasında etkili olmuştur. Deniz Gezmiş ve Atatürk'ün yeniden yan yana getirilmesi ve Atatürkçü, milliyetçi ve sosyalist tüm kesimlerin Türkiye'nin bağımsızlığı doğrultusunda Atatürkçülük bayrağı altında toplanması çabası bunların korkulu rüyasıdır. Saldırmaları da bundandır. Ancak Deniz'leri ve DEV-GENÇ hareketini cuntacılıkla suçlamanın “çamur at izi kalsın”dan öteye gitmesi mümkün değildir. Deniz'lerin yargılandığı sıkıyönetim mahkemelerinde bile kendilerine bu tür bir suçlamada bulunulmamıştır. Bir banka soygunu ve birkaç Amerikalı askerin kaçırılmasını bile Anayasal düzeni bozmak olarak gösteren bir mahkemenin bu tür bir cunta arayışına dair en ufak bir kanıt bulsa bunun üzerine gideceği kesindir. Ancak mahkeme sürecinde bırakın bu tür bir suçlamayı bu yönlü bir tahkikat dahi yapılmış değildir. Devrimci Gençlik açıkça kendisini Kuvayı Milliyeci ve İkinci Kurtuluş Savaşçısı olarak tarif etmiş ve gerçekleştirilecek devrimde Türk Ordusu'nu da ilerici bir unsur olarak devrimci saflarda tanımlamıştır. DEV-GENÇ'liler ne bugünkü sözde solcular gibi Ordu düşmanlığı yapmış ne de cunta peşinde koşmuştur. Üniversite işgallerinden başlayan ve işçi grevlerinden köylü direnişlerine kadar tüm Türkiye'ye yayılan bir eylemlilik içinde halka gitmiş ve çözümü de halk örgütlenmesinde aramışlardır. Deniz'lerin asılma sebebi de esasen budur. Sol, DEV-GENÇ'lilerle birlikte Atatürk'ten sonra ilk defa doğrudan halk içinde güç kazanmakta ve ezilen kitleleri ayaklandırma yolunda önemli adımlar atmaktadır. Bu noktadan itibaren sola amansız tuzaklar kurulmuş ve her türlü şiddet ve terör de dahil olmak üzere, gelişen Ordu-gençlik-halk ittifakını yok etmek için her yol denenmiştir. Deniz Gezmiş, o dönemde Ordu-gençlik ittifakını eleştirenlere şöyle yanıt vermektedir: “İşbirlikçiler, Amerika'ya sempati beslediklerini gizlemiyorlar. Biz neden Mustafa Kemal'in ordusuna sempati beslediğimizi gizleyelim.”(Deniz Gezmiş-Savunma, İleri Yayınları) Bu döneme damgasını vuran “Ordu-Gençlik el ele Demokratik devrime” sloganı da bu çizginin kısa bir özetidir. Ancak bugün Türk Ordusu'na karşı çıkıp, Amerikan ordusunun gönüllü askerliğine soyunanlar bu çizgiyi elbette anlayamazlar. DEV-GENÇ: Cumhuriyet'le yetişen İkinci Kurtuluş savaşçıları Bu tür bir kavrayışa ulaşmak içinse Türkiye'de 68 kuşağını yaratan somut koşuların gerçekçi bir analizine ihtiyaç vardır. Bugüne kadar yapıldığını söylemek mümkün değildir. Türkiye'de 68 çoğunlukla Nisan-Mayıs 1968'de Fransa'da başlayan ve iki yıl kadar süren gençlik ayaklanmasının bir yansıması olarak ele alınmak istenmiştir. Böyle olunca da devrimci gençliğin Atatürkçülüğü ve Sosyalizmi birleştiren mücadele çizgisi gerçek anlamda kavranamamıştır. Ancak yalnızca Avrupa'daki 68 rüzgarının iki yıl içinde saman alevi misali sönüp gitmesine karşın Türkiye'deki 68'in bugün hâlâ tartışılıyor olması bile bu iki hareketin tarihsel kökenleri ve ortaya çıkış nedenleri arasında belirgin bir farklılığa işaret etmektedir. Türkiye'de 68 dönemini, 27 Mayıs 1960 müdahalesi ile başlayan bir sürecin ileri bir aşaması olarak değerlendirmek gerekmektedir. Turan Emeksiz'in DP diktatörlüğüne karşı gelişen öğrenci olaylarında şehit edilmesi ve aynı süreçte gelişen halk direnişi, ardından gelen askeri müdahale ve bu müdahalenin ürünü olan 1961 Anayasası'nın yarattığı özgürlükler ortamında gelişen bir harekettir 68. Dolayısıyla 68 denildiğinde 1960-1971 yılları arasında kalan dönemi ele almak gerekmektedir. 1971 sonrası ise ciddi bir kopuştur. Bu noktadan sonra yeni bir süreç açılmıştır. 27 Mayıs, Kemalist Cumhuriyet'in irtica ve Amerikan emperyalizminin dümen suyuna sokulduğu ve Cumhuriyetin kazanımlarının yok sayıldığı bir dönemde “Atatürkçülüğe dönüş” pasıyla DP diktatörlüğünü alaşağı etmişti. Ancak 27 Mayıs'ın beklenen sonuca ulaşamamasının toplumsal alanda yeni bir arayışı başlatması kaçınılmazdı. Talat Aydemir ve Fethi Gürcan'ın başarıya ulaşamayan askeri ihtilal girişimleri bu arayışın bir sonucuydu. 1961'de YÖN dergisinin 1962 yılında ise TİP'in ortaya çıkışı da bu arayışın hâlâ devam ettiğini gösteriyordu. YÖN dergisi de TİP de, Atatürk'ün ulusal bağımsızlıkçı ve antiemperyalist çizgisinin terk edildiğini ve Türkiye'nin Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçisi olan sağ güçler tarafından sömürgeleştirildiğini tespit etmekteydi. YÖN ve TİP ile gelişen millici söylem 1968'e gelindiğinde sosyalist gençlik hareketi ile yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Cumhuriyet devriminin ürünü olan ve onun değerleriyle yetişen bir kuşak, Cumhuriyete yönelik tehditlerin farkına varmakta ve Atatürkçülük mücadelesini yeniden yükselmektedir. 27 Mayıs 1960'da başlayan “Atatürkçülüğe dönüş” çağrısı 1968'e gelindiğinde bu kez devrimci gençler tarafından yanıtlanmaktadır. Ancak aradan geçen 30 yılın ardından bu mücadele artık aynı zamanda Sosyalist bir mücadeledir. Atatürk'ün tam bağımsız Türkiye'sine dönüş Atatürkçü ve Sosyalist mücadelenin birleştirilmesiyle verilecektir. Bu yalnızca Türkiye'nin değil tüm ezilen dünyanın da gerçeğidir; Mustafa Kemal'in 1919'da başlattığı Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri Çağı 60'lara gelindiğinde artık açıkça Sosyalist bir karakter kazanmıştır. Bu dönemde dünya çapında Che Guevara ve Fidel Castro liderliğindeki Küba Devrimi'nin başarısı, Amerikan emperyalizmine karşı verilen Vietnam Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ve bütün Asya ve Afrika'yı saran Ulusal Kurtuluş Savaşları, milliyetçi ve Sosyalist karakterli devrim modelleri ortaya çıkarmaktadır. Mazlum milletler dünyasının ayağa kalkışı Türkiye'ye de kaçınılmaz olarak yansımaktadır. TİP ve DEV-GENÇ'in giderek artan etkisi, 15-16 Haziran'da ortaya çıkan büyük işçi direnişi, tütün ve fındık mitingleri ile gelişen köylü uyanışı ve yüksek yargıçların bile sokaklara indiği bir eylemlilik Türkiye'yi hızla sola doğru sürüklemektedir. Devrimci Gençlik de bu süreçte Atatürk devrimlerinin rayından çıkarıldığını tespit etmekte ve yeni bir devrim yoluyla Türkiye'yi yeniden Atatürkçü rotasına oturtmak istemektedir: “Türkiye ilk Kurtuluş Savaşı'ndan 50 yıl sonra tekrar yarı-sömürge durumundadır. Ve Kemalist bir cumhuriyetin başına anti-Kemalist politikacılar geçmiştir. Politikacı anti-Kemalist karşı devrim hareketine yeşil ışık yakmaktadır. Bu koşullarda gençlik, emperyalizme ve anti-Kemalist gidişe karşı verilen savaşta somut olarak ön safta bulunmaktadır...Kemalist Devrim tamamlanacak ve onun emperyalizmle çelişen bütün milli sınıf ve tabakalara mal edilmesi sağlanacaktır. Gençlik bütün Kemalist güçlerle yekvücut olmak zorundadır.” (Devrim gazetesinin Deniz Gezmiş'le yaptığı ropörtaj, Devrim, sayı:10) Liberal sol: 68'e reddi miras Bugün Deniz'lerin mirasçısı olduğunu söyleyen pek çok kişi ve örgüt de Deniz'lerin Kemalist çizgisiyle ilgili aynı tespitlerde bulunmakta ama bu çizgiyi sahiplenmektense onu reddetmeyi tercih etmektedirler: “ Türkiye'de sol hareket esas itibariyle Kemalizm'in içinden çıktı. Sosyalist hareketin o dönem ki liderlerine bakarsanız köken itibariyle CHP'lidir ve Kemalisttir. Kemalizm'in içinden çıktığı için devletçi ve milliyetçiydi. Askeri modernleşmenin önemli bir unsuru sayan fikriyatı barındırıyordu. 27 Mayıs yeni olmuştu ve biz yeni bir 27 Mayıs arayışındaydık”(Oral Çalışlar, Aksiyon, sayı 700). “Türkiye'deyse 68, Kemalist hareketin bağrından çıkmış bir eylemliliktir. Özelliği budur... 68'de öne çıkan gençlere baktığımızdaysa Deniz Gezmiş dışında DÖB'ün içinde adı anılan kişilerin hiçbiri TİP üyesi değildi. Ankara'dan sonradan gelen biriyle beraber ikisi TİP'e üyeyken, diğerleri TMGT(Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı)'çıydılar. Özetle, yarı CHP'li, yarı cuntalı diyebileceğimiz unsurlardı çoğu. Komünist gelenekten gelip yeni arayışlara yelken açmış falan değillerdi. Ne ölçüde yol alabildilerse, bütün yapabildikleri Kemalizm'den sosyalizme doğru yürümeye çalışmak oldu”(Veysi Sarısözen, Mesele, sayı 17) Türk solunu açıkça mahkum etme amacı taşıyan bu saldırılar aslında önemli bir gerçeğin de yeniden tartışılmasının önünü açmaktadır. TÜRKSOLU'nun “Deniz'ler ve DEV-GENÇ Kemalistti” tezi bizzat Kemalizm düşmanı bu “solcular” tarafından da doğrulanmaktadır. Böylece taşlar yerli yerine oturmuş olmaktadır. Ama bunun yanı sıra, bu tür bir saldırı aynı zamanda “özgürlükçü” solun 68'in tüm mirasını da reddetmesidir. Zaten bu isimler artık kendilerini açıkça “liberal,” “AB'ci” ve “özgürlükçü” olarak tarif ederek aslında 68'in tümüyle dışına çıktıklarını da itiraf etmektedirler. Bu noktada, Atatürkçülük ve sosyalizm mücadelesi veren Deniz'ler mi 68'i temsil etmektedir, yoksa bugün Sosyalizmden liberalizme atlayıp AB emperyalizminin kucağında türbancılık, ABD emperyalizminin kucağında Kürtçülük yapanlar mı? diye sormadan geçemeyeceğiz. O nedenle bunları ve temsil ettikleri sözde solculuğu 68 hareketinin devamı olarak değerlendirmek mümkün değildir. Bunlara 71 hareketi demek daha doğru olacaktır. 1971'de Doğu Perinçek ve Aydınlık hareketinin önce DEV-GENÇ sonra da TİP içine soktuğu Kürtçülük virüsü etkilerini 71 sonrasında göstermiş ve 68'in millici, Atatürkçü ve Sosyalist söylemi, yerini Kürtçü ve antiKemalist bir söyleme bırakmıştır. Perinçek, Kürtçülüğün dışında “Kemalizm burjuva diktatörlüğüdür” tezinin de Türk solu içindeki ilk savunucusudur. Perinçek hareketinden kopan İbrahim Kaypakkaya ile derinleşen Kemalizmi reddetme anlayışı ise bugüne kadar taşınmış ve bugün PKK kuyrukçusu bir özgürlükçü anlayış olarak ortaya çıkmıştır. Bu tür bir solun 68'le, Deniz Gezmiş ve DEV-GENÇ'le yan yana getirilmesi ise mümkün değildir. Deniz'lerin mücadelesini sahiplenmek ama onların Atatürkçü çizgisini yok saymak da apaçık bir çelişkidir. Gerçekten de bu dönemde gençlik Atatürkçü ve sosyalist mücadeleyi bir arada ele almakta ve millici bir çizgi izlemektedir. Deniz Gezmiş savunmasında Devrimci Gençliğin mücadelesini şu sözlerle açıklar: “Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun istiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.” Bunun da ötesinde Devrimci Gençlik ülke içindeki ayrışmayı da milli ve gayrimilli güçler olarak tarif etmektedir. Bu ayrım içinde Türkiye'nin Atatürkçü, solcu ve Sosyalist güçleri milli güçler olurken sağcı, ülkücü ve Şeriatçı kesimler işbirlikçi ve gayrimilli unsurlardır. DEV-GENÇliler dağıttıkları bildirilerde de kendilerinden “gerçek milliyetçi öğrenciler” olarak bahsetmekte ve üniversitelerde yerli malı haftası ve bağımsızlık haftası gibi milli içerikli etkinliklerde bulunmaktadırlar. Doğan Avcıoğlu da YÖN'de bu gerçeği “gerçek milliyetçiler sosyalistlerdir” şeklinde tanımlamaktadır. 68'den geriye kalan: Türk ve sol Devrimci Gençlik hareketi kendisini doğrudan doğruya Kemalizmin takipçisi ve koruyucusu olarak görmekteydi. O döneme ait neredeyse tüm belgelerde de bu gerçeklik açıkça görülmektedir. 68 döneminin en ünlü fotoğraflarından birisi “Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü”dür. En önde elinde büyük bir Türk bayrağı ile Deniz Gezmiş vardır. Aslında tek başına bu fotoğraf bile 68'in ne olduğunu göstermeye yeterlidir. Ancak aradan geçen 40 yıldan sonra bugün Türk bayrağı ve Mustafa Kemal portrelerinin bırakın bir mücadele bayrağı olarak en önde taşınmasını, kendisini solcu-sosyalist olarak tarif eden pek çok kesim Türk bayrağından öcü gibi kaçmakta, Atatürk'ün adını duymaya bile tahammül edememektedir. Türk bayrağı ve Mustafa Kemal posterleriyle yürüyen DEV-GENÇ'lilerden bayrak ve Atatürk düşmanı solculuğa varan bu dönüşüm aslında solun yaşadığı kimlik krizinin de en somut göstergesidir. Denizler'in 1967'de çıkarmaya başladığı Türk Solu dergisi o dönemin en etkili yayın organlarından birisidir. Ancak 67'den 71'e gelindiğinde sola sızan Kürtçü akımlar Türk solu içinde de yeni bir dönemin kapılarını aralamaktadır. Türk Solu dergisi de artık Türkiye Solu olarak yayınlanmaktadır. “Türk Solu”ndan “Türkiye Solu”na giden süreç sol içindeki savrulmanın da ilk habercisidir. Bu noktadan itibaren hem sol içindeki Kürtçü çevrelerin etkisi, hem de CIA kaynaklı operasyonlar solu büyük bir tuzağın içine çekmiştir. CIA eğitimli ülkücü komandoların gençliğe yönelik terör eylemleri, TİP kongrelerinin basılması ve TİP'li milletvekillerinin Meclis'te saldırılara maruz kalması, sendikaların sağcı terör yoluyla sindirilmesi ve Komünizmle Mücadele Derneklerinin kışkırtıcı faaliyetleri birleştiğinde ABD'nin 12 Mart planı için ortam hazır hale getirilmiştir. 12 Mart'la gerçekleşen balyoz operasyonu ile birlikte solu tasfiye operasyonunun ilk aşaması hayata geçirilmiştir. 12 Eylül ise 12 Mart'tan kalan ne varsa ortadan kaldırmış ve Türk solu yok olma aşamasına kadar getirilmiştir. Deniz'lerden 33 yıl sonra yayın hayatına başlayan TÜRKSOLU ise DEV-GENÇ'in yeniden dirilişidir. Deniz'lerin çıkarttığı gazetenin yeniden yayınlanması, solun 68'de ortaya çıkan bağımsızlıkçı çizgisine yeniden oturtulmasıdır. TÜRKSOLU, hem Deniz'lerin mirasını gerçek anlamda kavrayan ve yansıtan Atatürkçü ve Sosyalist kimliğiyle, hem de 71 sonrası dönemde ortaya çıkan temel yanlışları tespit eden ve bu yanlışlarla mücadele eden bir hareket olarak Türkiye'yi yeniden gerçek solculukla buluşturmak için yola koyulmaktadır. Atatürkçülük ve Sosyalizm mücadelesi Deniz'lerden 40 yıl sonra kaldığı yerden devam ediyor. TÜRKSOLU bunun için var!
|