| Tuğrul Çelik |
Deniz, “sol” ve TÜRKSOLU Deniz'ler… T.C. Sıkıyönetim Askeri Savcılığı Ankara. 29/06/1971 İddianame ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı Suç: Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sını tağyir, tebdil ve ilgaya cebren teşebbüs etmek ve bu fiile fer'an iştirak etmek. Sanıklar: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan… Ve yirmi biri daha… İddianame ve onun bakış açısı… Osmanlı'nın son döneminden 68'e kadar genel ve objektif gözükmesi istenmiş olması muhtemel bir şekilde kaleme alınmış bir metinde yazılanlar, daha sonra mecliste “üç!, üç!,üç!” çığlıklarıyla onaylanacaktır. Osmanlı'nın çöküş dönemi ıslahatların çöküşe engel olamamasından, Kurtuluş Savaşı'ndan, onun bir yoktan var oluş, bir diriliş olduğundan; İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye'sine gelindiğinde de 14 Mayıs 1950'nin “Ulusun tarihinde ilk defa kan dökülmeden ve seçim yolu ile iktidar değişikliği” olduğuna dikkat çekilen iddianame NATO'ya da değinmeden geçmiyor: “Türkiye kendisine sağlam bir ittifak paktı bulmuştu: NATO. Pakt komünist bloğa karşı savunma gayesiyle kurulmuştu. Artık Türkiye'de iktisadi yönden bolluk, politik yönden emniyet duygusu hakimdi.” Derken durum değişiyor: Geliyoruz iddianamenin 27 Mayıs'tan 1968' e kadar uzanan sürece bakışına. “27 Mayıs başka gruplar da doğuruyordu.. Bunlardan biri de kökü karanlıklara dalmış komünist grubu idi.” Ve böylece suçlular ve ne yapmak istedikleri, onların diliyle kime hizmet ettikleri ortaya çıkarılmış oluveriyordu. İddianameye göre: “Etnik yönden bütünlük arz eden Türk milleti bölünmek isteniyor”du. Devrimci gençlik Atatürkçü değil, aksine onu beğenmemekte ve onu burjuva olarak görmektedir. “Gaye silah zoruyla Marksist-Leninist bir rejim getirmektir. Bunun için de müesses nizamların yıkılması gerekir. Anayasa da bunlar içerisindedir.” “Tütün, haşhaş, fındık mitinglerini tahrik, fabrika işçilerini kanun dışı eylemlere teşvik ettikleri sabittir.” Ve hatta sanıklardan Deniz Gezmiş: “Biz düzene karşı baş kaldırdık. Silahı gerektiğinde polise, halka ve orduya karşı kullanırız.” bile demiştir. İşte, Deniz'lerin “kelle istemek için” hazırlandığını söyledikleri iddianame böyle sürüp gidiyor... Çok fazla üzerinde durmadan geçerken Deniz'lerin tavrının da bu yönde olduğunu görüyoruz. “Bu arada bizim açımızdan fazla önemli olmayan iddia makamının iddianame ve mütalaasına geniş yer vermeyeceğiz. Çünkü, toplum gerçeklerimizden uzak ve bilime aykırı olan iddia makamının görüşlerine önem vermek dahi, toplum bilimini gereksiz bir yoruma sokmak olur.” diyerek bir kenara atmışlar ve “Bu savunma mahkemenizde Anayasayı tağyir, tebdil ve ilgadan yargılanan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) Savaşçılarının ortak savunmasıdır.” diye başlayan kendi savunmalarında, amaçlarının aleyhlerinde verilecek cezayı önlemekten çok doğruluğuna inandıkları ve gerçekleştirdiklerinin, doğa ve toplum kanunlarının insanlık tarihine nasıl yön verdiğini açıklamak olduğunu söylemişlerdir. Bu savunma aynı zamanda emperyalizme karşı mücadelenin, antiemperyalist mücadelenin, solda kalmanın ve bunların da ancak milliyetçi olunarak mümkün olacağı kanununun da hayata tatbiki olmuştur. Toplumların tarihini, ezenlerle ezilenler arasındaki mücadelelerin tarihi olarak ortaya koyan Deniz'ler, “ezenlere karşı verdikleri mücadelelerde ölen tüm ezilenleri selamlayarak”, devrimci mücadele içinde ve solda esaret yaratan Marksist şablonları reddetmişlerdir. Bu aynı zamanda daha söze başlarken nasıl bir sol anlayışın savunulduğunun bir göstergesi olmuştur: Komprador Sola karşı Ulusal Sol. Deniz'lerin, sadece Türkiye için değil ezilen ulus devrimciliği açısından da ilk örneği teşkil eden Türk Milletinin Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşını verip; emperyalizmi dize getirmesini Türk milletinin görevi olarak ortaya koymuş olmaları ve kendilerini “İkinci Kurtuluş Savaşçıları” olarak görmeleri, bu görevi üstlenmenin devrimciliklerinin temeli olmasından başka bir şey değildir. “Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü”nün de anlamı buradan gelmektedir. Çöküş yıllarında, “sınırları bütün bir sömürge ülke” olmanın ehveni şer olarak en iyisi olarak savunulduğu dönemde, küçük grupların çaresizlik içinde bocaladığı süreçte ortaya çıkan Atatürk ve Birinci Kurtuluş Savaşçılarının farkı ve başarıya ulaşmış olmalarının nedeni anti-emperyalist, milliyetçi duruştan kaynaklandığı göz önüne alınırsa; Deniz'lerin “ikinci kurtuluş savaşçıları” olarak aynı duruşa sahip oldukları ortadadır. Deniz'in babasına yazdığı mektuba kendisini Kemalist yetiştirdiği için teşekkür ederek başlaması onun kendisini nasıl tanımladığının da herhalde en kesin kanıtı olsa gerek: Atatürkçü ve devimci… Tüm parçaları yan yana getirmeye gerek de kalmıyor, Deniz'lerin mücadelesinin karakteri büyük harflerle kendi kendini ortaya çıkarıyor: Atatürkçülük, Milliyetçilik, Sosyalizm. Yani Ulusal Sol. Savunmalarında “Mücadelemizin Yolu” adlı ayrı bir bölümde Denizler mücadele biçimini şekillendirirken, hangi sınıf ve zümrelerin devrimci, hangilerinin gayri milli olduklarını ve herkesin istediği gibi, istediği anlamda kullandığı “ulus” kavramının ve ulus karakterinin neler olduğu üzerinde özellikle durmuşlardır. Burada en belirleyici karakterler olarak dil ve toprak birliği ortaya çıkarılırken; tam aksine ırkın ulusal birliği meydana getiren öğelerden biri olmadığının altı çizilmiştir. Her gerçek devrimci için nasılsa Deniz'ler için de “Irkçılık ulusların düşmanıdır.” Deniz'ler soruyor: “Şimdi kimler ulusçudur Türkiye'de? Kimler ulusa karşıdır, halka karşıdır?” “Sol” karşıdır. “Sol” Bugün ulusa karşı olan “sol” 6 Mayıs'tan sonra ortaya çıkıp bugünlere kadar geldi. Ulustan kopa kopa… Sadece ulustan mı? Hayır. Deniz'lerle yargılanan ve bugün “sol”un temsilcilerinden birinin bir zamanlar kendisinin de içinde bulunduğu hareketten nasıl çark edip bugün onu yerden yere vurup karşısında yer aldığının bir göstergesi. Yani dönekliğin bir örneği. Kişisel olmaktan çok daha önemlisi. Siyaseten döneklik. Genel olarak “sol”un dönekliği. Bakın bugünün “sol”cusu, THKO'yu, yani bir zamanlar kendisinin de birlikte olduğu Deniz'leri ve 68'i nasıl eleştiriyor. Bu, “sol”un Ulusal Sol karşıtlığının resmi aynı zamanda. “THKO geçmişiyle bağlantısı içinde bulanak sosyalist fikirlere sahip olunmasına karşın Marksizm ve sosyalizme henüz varılamayan bir sürecin olgusudur. THKO pratikte burjuvaziden kopuş yoluna girerken ideolojik-siyasal tutum ve yaklaşımlarda henüz kopuşa gidemez. Bu önce Kemalizm karşısındaki tavırda yansır. Kurtuluş Savaşı burjuvazi önderliğinde bir burjuva milli devrimi olarak ele alınmaz. Bu savaşın işçi-köylü-subay-aydın ittifakına dayandığı, burjuvazi ve eşrafın dışta ve büyük ölçüde karşıda durduğu değerlendirmesi yapılır. Kesintiye uğrayan 1. Milli Kurtuluş Savaşı'nın 2. bir Kurtuluş Savaşı'yla tamamlanması öngörülür. Milli bir devrim önerilir.” Görüldüğü gibi “sol” Ulusal Sol'u Atatürkçü olduğu için, milliyetçi olduğu için, Marksist olmadığı için eleştirmektedir, ona saldırmaktadır. Onu sol olarak kabul etmemektedir. “Devrime sosyalizm perspektifiyle yaklaşılmamış, proletaryanın devrimci iktidarının sözü de edilmemiştir.”Solu sadece Marksizm'in şablonlarına sığabilenler kadar dar gören “sol” sosyalizmden de salt proletarya diktatörlüğünü anlamaktadır. Oysa dünyada tek bir sosyalizm yoktur. “Yaşam bugün fabrikalardadır, sokaklarda ve dağlardadır. Kökleri, 68 öncesine dayanan burjuva, küçük burjuva düşünce bozukluklarının, yaşam ve davranış biçimlerinin, alışkanlıkların, bünyesel zaafların dönüştürülme yeri de buralarıdır.” “Sol” bugün solculuğu kimi zaman sadece fabrikalarda işçi sınıfı mücadelesiyle, fazla maaş mücadelesiyle ilkel ekonomizme, dağlarda Amerikan silahıyla “gerilla”cılık yapanları sokakta, kürsüde savunmakla Kürtçülüğe indirgemiş oluyor. Sol, “sol” olarak tanımlanır olduğundan beri de Ulusal Sol'a da düşünce bozukluğu ya da bünyesel zaaflık olmak kalıyor. TÜRKSOLU Deniz'in, elinde TÜRKSOLU okurken çekilmiş fotoğrafını bilirsiniz. Deniz'lerin çıkardığı ve otuz üç yıl sonra tekrar yayınlanmaya başlayan TÜRKSOLU, kaldığı yerden devrimci mücadeleye devam ediyor. Hem emperyalizme hem yerli işbirlikçilerine hem de Deniz ne düşündüyse, söylediyse aradan geçen onlarca yıldan sonra tam tersini söyleyen o “sol”a karşı mücadelesini sürdürüyor. Atatürkçü-Milliyetçi- Sosyalist Sentezle. Ulusal Sol İdeoloji'yle. TÜRKSOLU, Türk milletini Atatürkçülüğe alternatif herhangi bir siyasetle oyalayabilecek her türlü anlayışa karşı mücadele edecek Devrimci partinin de müjdesini veriyor. Kürt-İslam Faşizmine “no pasaran!” diyecek, ama Türkçe söyleyecek, Devrimci partinin müjdesini. Sonsöz yerine TÜRKSOLU olarak, Deniz'lerin dediği gibi: “Bizler, Türkiye toplumunun tarihi geçmişinde sağlam olan, ulusal ve devrimci olan ne varsa onun mirasçısıyız.”
|