12.05.2008/Sayı:186
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Yön Kaya Ataberk

TKP’nin Batılı sol anlayışı
ve Üçüncü Dünyacı antiemperyalizm

Sosyalizm ve çağımızın temel çelişkisi

TKP'nin Türkiye'nin en önemli sorunu durumuna gelmiş bulunan Kürt bölücülüğüne tavrını inceleyen önceki yazımızda, TKP'nin aslında Lenin tavrı almaktan da uzakta kalarak net bir duruş sergileyemediğini belirtmiştik. Bu durumun asıl nedeninin çok daha derinlerde yattığını düşünüyoruz. Yani bir meselede Lenin'in aldığı tavrı alamayarak olaya Lenin öncesi sosyalizminin bakış açısından yaklaşılıyorsa, bu esasen emperyalizm konusunda netleşememek ve Batılı bir bakış açısına saplanıp kalmak demektir.

Bilindiği gibi Marks, kapitalizmi analiz ederken bu sistemi tamamen Avrupa sınırları içerisindeki haliyle ele almaktaydı. Burada işçilerin yarattığı artı değere el koyarak sermaye birikimi sağlayan bir burjuvazi ve onun tam karşısında da bu sömürünün mağdur cephesini oluşturan bir işçi sınıfı bulunmaktaydı.

Bu tahlil o yılların Avrupası için büyük oranda doğru olmakla beraber yine de dünya çapında bir algılamanın ideolojik aracı olmak konusunda zaaf içeriyordu. Marks'ın kapitalizm olarak algıladığı şey her şeye rağmen bir dönem için ilericiydi ve bu treni kaçırmış olan Doğululara kapitalizmin ulaştırılması da olumlu oluyordu. Diğer taraftan Marks için tarih sadece sınıf mücadelesinin tarihiydi ve tek gerçeklik de işçi-burjuva mücadelesinin tarihin sonunu getireceğiydi. Bu nedenlerle Marks, Batının gelişmiş kapitalizmlerinin bir an önce sosyalist devrime doğru gideceğini öngörüyordu.

Marks'ın bu öngörüsünün karşılıksızlığı tarihin akışı içerisinde ortaya çıktı. Devrimci dalga aralıksız olarak Doğu'ya ve ezilen ulusların mücadelesine doğru kaydı. Bu yaşanan durumun analizini yapmak ise Lenin'in işiydi. Lenin'in yaptığı emperyalizm tanımı bugün ezilen uluslara ve Ulusal Sol'a yeterli gelmemektedir. Ancak şu bir gerçektir ki, Lenin'in yarattığı sarsıntı tüm dünya solunu etkileyecek kadar önemli olmuştur. Marks'ın saf sınıf mücadelesi bakış açısı değişerek işin içerisine ezilen ulusların mücadelesi eklenmiştir ve Lenin'den beri her olguyu açıklarken kullanılacak temel kriter emperyalizm olmuştur.

Lenin'i aşan kuramcı ise Türk devrimcisi Sultan Galiyev'dir. Galiyev, Lenin'in ezen-ezilen uluslar kavramını da aşarak burjuva ve proleter uluslar kavramını geliştirmiştir. Bu kavramlaştırmayla beraber ortaya çıkan şey artık sömürünün uluslararası düzlemde yaşandığı ve ezen-ezilen mücadelesinin de yine bunlar arasında gerçekleştiğidir. Galiyev'in vardığı bu nokta aslında Üçüncü Dünyacılığın ve Ulusal Sol teorinin ortaya çıktığı noktadır.

Dolayısıyla artık Sosyalist mücadelenin verileceği eksen de ezilen ulusların kurtuluş mücadeleleriyle kopmaz bir şekilde çakışmaktadır. Temel çelişki ezen ve ezilen ulusların mücadelesi olarak gerçekleşmektedir artık. Ancak Türkiye'deki Marksistlerin büyük bölümü bu noktaya varamamıştır ve hatta çok daha gerilere dönmüştür. TKP'nin bakış açısının temel sıkıntısı da buradan kaynaklanmaktadır.

TKP, dünyayı saf Marksist olarak algılamaya çalışıyor

Ezilen bir ülkede ortaya çıkan herhangi bir sol hareketin programına baktığımız zaman ilk beklentimiz doğal olarak emperyalizm tahlili ve buna karşı geliştirilen ulusal önerileri görmek olmaktadır. Ancak TKP maalesef o kadar Batılı bir partidir ki, programının tümünde kapitalizmden, emek sömürüsünden, işçi haklarından, sosyal güvenlikten bahsedilmesine rağmen emperyalizm ana tahlil unsuru olarak ortaya çıkmamaktadır. Biz kapitalizmin emperyalizmle birlikte var olduğunu ve sömürgecilik çağının başından beri bir dünya sistemi olarak ezilen ulusların emekçilerini sömürdüğünü biliyoruz. Ancak TKP'nin sömürü sistemi anlayışı farklıdır:

“Kapitalizm, işçi sınıfının yarattığı bütün zenginliklere küçük bir azınlığın el koyduğu bir düzendir. Bu hırsızlık nedeniyle, insanlığın karşı karşıya kaldığı temel sorunların çözülmesi bir yana bu sorunlara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Kapitalizmin kendisi bütün insanlığın temel sorunudur ve bu nedenle ortadan kaldırılmalıdır.”

Bu tanımlama bir anlamda çok doğrudur ama bu işçilerin hangi işçiler ve küçük azınlığın kim olduğunu açıklamamaktadır. Temel mesele emek sömürüsüdür doğru ama bu emeğin ezilen ulusların emekçilerinin emeği olduğu ve sömürüye Batılı ulusların tümden dahil olduğunu da belirtmek gerekir. Ancak TKP'nin dünyanın her yerinde aynı şekilde ortaya çıkan bir kapitalizmi varsayması temel teorik yanlışı yaratmaktadır. Bu anlayış Galiyev'in, Kadro'nun Ulusal Sol'un anlayışına ulaşamadığı gibi Leninist düzeyde bir antiemperyalizme de izin vermemektedir.

Emperyalizm, TKP'nin bakış açısında sadece güçlü kapitalist devletlerin, zayıf kapitalist devletlere uyguladığı siyasi, askeri ve ekonomik baskılar olarak algılanmaktadır. Bu nedenle de TKP, çoğu zaman zayıf kapitalist olarak gördüğü Türk tarafını tutmaya gerek görmemektedir. Emperyalizmi gerçek anlamıyla kavramamak en önemli ideolojik açığı oluşturmaktadır.

Homojen kapitalizm, eşitsiz gelişme ve uluslararası işbölümü

Emperyalizmi yerli yerine oturtamamak da kapitalizmi homojen yayılan bir olgu olarak algılamaktan kaynaklanmaktadır. TKP programından okuyalım:

“Kapitalist sömürü evrenseldir. Kapitalizm emek gücünü satmak zorunda kalanları cinsiyetlerine, yaşlarına, renklerine etnik kökenlerine bakmadan sömürüyor. İlişkileri, emek-sermaye, sömüren-sömürülen ekseninde evrenselleştiriyor... kapitalist sömürünün olumsuz evrenselliğine karşı, ancak olumlu bir evrensellikle cevap verilebilir. Bunu yapabilecek tek sınıf işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı evrensel sınıftır, üretim araçlarının mülkiyetinden yoksundur, hiçbir özel çıkara sahip değildir”.

Görüldüğü gibi TKP kapitalizmi evrensel ve homojen bir sömürü mekanizması olarak algılamaktadır. Kapitalizm gerçekten de evrensel bir sömürü yaratmıştır. Bugün tüm ezilen dünya Batı kapitalizmi ve sömürgeciliği tarafından sömürülmektedir. Ancak burada eşitsiz gelişme yasası işlemektedir. Yani, kapitalizm her yerde aynı ve homojen gelişmemektedir. Emperyalizm kapitalist sömürüyü farklı biçimlerle yaymıştır. Bu yapılırken de TKP'nin anladığı gibi evrensel bir işçi sınıfı yaratmamıştır. Sömürgecilik Batı toplumunun sınıfsal ilişkilerini ezilen dünyaya aktarmak yerine oraların en gerici geleneksel sömürücüleriyle ele ele melez bir üretim-sömürü biçimi yaratmıştır. Bu dünya çapında yaratılmış öyle garip bir sistemdir ki Ortaçağ kalıntısı Kürt aşiretleriyle, Batının tümden aristokratlaşmış işçi sınıflarını aynı cephede buluşturmaktadır.

Lenin'de formüle edilen eşitsiz gelişme durumun bir kısmını açıklamaktadır. Ancak eşitsiz gelişme sadece daha az sermaye birikimine sahip olarak geri kalmak değildir. İşbölümü sadece toplum içinde değildir. TKP burada da sığ yaklaşır meseleye:

“Kapitalizm, toplumsal işbölümünün, sınıfsal zorun, sınıf farklılıklarının kaynağı ve pekiştiricisi olan özel mülkiyet üzerinde yükseliyor. Sınıflı toplumlarda mülk sahipleri yönetiyor”.

Ancak toplumsal işbölümünün dışında bir de uluslararası işbölümü vardır ve sömürgeciliğin ve kapitalizmin esas mekanizması da bunun üzerinde kuruludur. Bu noktada yanılmak pek de mümkün değil gibi görünse de enternasyonalizm tabusu ve Batılı sığ bakış açısı karşılıklı olarak birbirini tetiklemektedir. Böylece Ulusal Sol'un ezilen ulusçu yaklaşımından uzaklaşılırken 1917 solunun da gerisine düşülerek Paris Komünü döneminin solculuğuna dönülmektedir. Bunun temel kavramları da gene TKP programında kendini göstermektedir.

Temel kavramlar ne olmalı?

TKP, sosyalizmin temel kavramlarını şöyle sıralıyor:

“Sömürü, sınıf mücadelesi ve sınıfsal kurtuluş üç temel kavramımızdır: İnsanın insanı sömürmesini ortadan kaldırmak için savaşıyoruz; sömürünün ancak sınıf mücadelesiyle ortadan kaldırılacağını söylüyoruz ve sınıfsal kurtuluşu evrensel kurtuluşun koşulu olduğu için öne çıkarıyoruz”.

Bu temel kavramlar on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında tatmin edici olabilirdi ama günümüz Türkiye'sinde değillerdir. Bu kavramları yerli yerine oturtmak için bunların da sebebi olan kavramları devreye sokmak gerekir. Bunlarsa; “sömürgecilik”, “ezilen ulus mücadelesi” ve “ulusal kurtuluş” olmalıdır.

TKP'nin bahsettiği temel kavramlar sol vicdana ne kadar cazip gelirse gelsin Ulusal Sol'un aklıyla ve kavramlarıyla desteklenmediği sürece içi boş kalmaya mahkumdur. Gene bu nedenle TKP, ezilen Türk ulusunun antiemperyalist kavgasının örgütleyiciliğini seçmek yerine kendisini; “TKP, sosyalist devrimin öncü gücü olan işçi sınıfının siyasal mücadele aracıdır” diyerek tanımlamaktadır.

Bizse TÜRKSOLU olarak sadece işçi sınıfımızın değil tüm ezilen emekçi Türk Milletinin temsilcisi olma kararlılığındayız. Ülke içinde verilecek sınıf mücadelesinin de emperyalizme karşı verilecek mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz. Türk emekçisinin sınıfsal kurtuluşu da Türk milletinin emperyalizmden ulusal kurtuluşuyla mümkün olacaktır. Halk sınıflarının, tüm ezilenlerin mücadelesi zaten Batı işbirlikçisi patronlara ve emperyalizmin kendisine karşıdır. Bu anlamda antiemperyalist ve antikapitalist mücadele doğası gereği ulusaldır.

TKP ve Avrupa solcuları

TKP, bu yaklaşımlarıyla ve programıyla ezilen bir ülkede ortaya çıkan bir sol partiden çok Avrupalı komünist partileri andırmaktadır. Bu partilerin temel özelliği de sürekli emek mücadelesinden bahsetmelerine rağmen ezilen ulusların kurtuluş mücadelelerine duyarsızlık göstermeleridir. Bu tavırlarında da kendi açılarından haklıdırlar...

Batı işçi sınıflarıyla, ezilen ülkelerin proleterleri arasında enternasyonal bir bağın hiçbir nesnel zemini kalmamıştır. Avrupalı komünistler de daha önceden sosyal demokratların da yaptıkları gibi kendi ülkelerinin ve kendi işçi sınıflarının pastadan aldıkları payı savunmaktadırlar. Bu partilerin uyguladığı politikanın toplumsal hayatta bir karşılığı da olduğu için ayakta kalmaktadırlar.

Ancak çok açıktır ki Türkiye gibi bir ezilen dünya ülkesinde Batı solunun politikaları uygulanamaz. Eşitsiz değişim ve uluslararası işbölümünün yarattığı mekanizmalar dolayısıyla emek mücadelesini ulusal ve Batı karşıtı bir zeminde vermektedir.

Batılı ve emperyalizme karşı mücadeleyi temel almayan bir hareket en kritik anlarda hata yapmaya mahkumdur. 11 Eylül saldırıları olduğunda tüm ezilenler ABD'nin vurulabileceğinin kanıtlanmasına sevinirken, TKP İkiz Kulelerde çalışan ABD'li “emekçilerin” yasını tutmayı tercih etmişti, hatırlarsınız. Bizse emperyalizme zarar veren her hareketi olumlu karşıladığımız için 11 Eylül'ü Filistin ve diğer savaşan uluslar gibi ABD'nin emperyalist karargahlarına yapılan bir baskın olarak kutlamıştık.

Ezilen dünyanın solu olmak

Ezilenlerin solu olamazsanız tamamen başka bir şeye dönüşürsünüz. Dünyayı ve toplumu ezilen ulus bakış açısından göremezseniz size bir tek Batılının düşünsel gereçleri kalacaktır. Bu da Batı sömürgeciliğinin yüzyıllardır kafamızın içine vurduğu zincirden başka bir şey değildir. TKP, bu zinciri olanca ağırlığıyla taşımaktadır. Bu nedenle de onlar açısından ABD'nin Ortadoğu'daki en önemli işbirlikçisi olan Kürt bölücülerine tavır alamamak da, 11 Eylül'de ABD'yi savunur duruma düşmek de çok olağan kusurlardır.

TKP'lilerin konuşmalarına ve yazılarına baktığımızda Atatürkçülük karşıtlıklarının çoğu zaman emperyalizm karşıtlıklarının çok çok önüne geçtiğini görürüz. Ne de olsa onların bakış açısı Atatürk'ü ve kurduğu Cumhuriyet rejimini burjuva olarak almaktadır. Marks dönemi anlayışla savunulan, Batılı bir sınıf mücadelesi kavramı da TKP'nin esas mücadelesini “Kemalist burjuvalarla” mücadeleye dönüştürmektedir.

Sosyalistlerin öncelikli görevi emperyalizmi ve ona karşı verilen mücadeleyi doğru kavramak olmalıdır. Doğru zamanda doğru tarafta olmanın tek yolu budur. Atatürkçü, Milliyetçi ve Üçüncü Dünyacı olamayan sol, her fırtınada pusulasız kaldığı için Batı kıyılarında karaya oturmaya mahkumdur.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe