12.05.2008/Sayı:186
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Ekin Akkol

Deniz’e son mektup

“Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni”

29 Ocak 1971 tarihinde Deniz, babasına yazdığı mektubunda şöyle sesleniyordu:

“Baba; sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni...” Mektubun son satırlarını ise mücadelesinin çizgisini ve hedefini belirterek bitiriyordu:

“Düşün baba, bugünkü hükümet, işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumlardalar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız. Ya vatan ya ölüm!”

Ölümünün 36. yılında Deniz'i anarken, iki sözcüğü her yerde telaffuz edeceğiz: Devrim ve devrimcilik. Çünkü bu iki kavram Deniz'in benliğinde özdeşleşmiştir.

Deniz'in idamının ardından kavgaya devam eden bütün devrimciler, devrimciliği ondan öğrendi ve onun yolunu izledi. Çünkü onun yolu Mustafa Kemal'in yoluydu.

20. yüzyılın ilk Ulusal Kurtuluş mücadelesinin lideri Mustafa Kemal'dir. Deniz ise Mustafa Kemal'in asil kanından yarattığı öz oğludur.

Öz evlat olmanın gereğini ölüme gidene kadar yerine getirmiştir. Nerede antiemperyalist bir kavga var, Deniz en öndedir. Nerede birisi eziliyor, haksızlığa uğruyor, Deniz onun yanındadır.

Bu tavır Mustafa Kemal tavrıdır. Emperyalizme karşı sonuna kadar mücadele etmek, ezilenin yanında sömürünün karşısında olmaktır.

Tam bağımsızlık şiarını 6. Filo'ya karşı haykırırken de aynı Kemalist çizgi devam eder. Dolmabahçe'de Amerikan askerlerini denize dökerken tarihsel görevini yerine getirmiştir. Durum ona hiç yabancı değildir; Mustafa Kemal de aynı şekilde emperyalist uzantılarını İzmir'de denize dökmüştü.

İşte Deniz'in bu devrimci tavrı, “atasına, vatanına, bayrağına” sahip çıkmaktan kaynaklanıyor.

İkinci Kurtuluş Savaşçısı Deniz, “Ya istiklal ya ölüm!” diyen Kuvayı Milliye geleneğinin devamcısıdır. Onun içindir ki mektubunu “Ya vatan ya ölüm!” diye bitirir.

Aslında “Ya istiklal ya ölüm!”, “Tam bağımsız Türkiye”dir.

Tam bağımsız Türkiye için yeri geldiğinde Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal yürüyüşü yapmaktır.

Deniz'in babasına müteşekkir olmasının sebebi de onu Kemalist yetiştirmiş olmasıdır. Ve aslolan, devrimci mücadelede gerçek muhalefetin Kemalist çizgiden geçmesidir.

Kısacası devrim ve devrimcilik dendiğinde Türk topraklarında iki isim akla gelir.

Bugün de hâlâ Mustafa Kemal Atatürk'ün resminin yanına Deniz Gezmiş'in resminin asılması onun içindir.

Deniz'i burjuva “sol”dan kurtarmak

Bugün biz devrimciler ölümünün 36. yılında Deniz'i ve devrim mücadelesini anarken, bazı üvey evlatlar, Truva atları da Deniz'i hala marjinalleştirmenin peşindeler. Sözde Deniz'i andıklarını zannederken kendi etnik, gerici fikirlerini Deniz'e mal etmeye çalışıyorlar. Onu marjinalleştirerek akılları sıra Türk halkından koparmaya çalışacaklardır. Ama ne yapsalar ne etseler de Kemalist Deniz hiçbir zaman marjinalleşmez.

Çünkü “Samsun'dan Ankara'ya Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü”nü düzenleyen Deniz, etnik ırkçılara değil Türk halkına çağrısını gerçekleştirir.

“Büyük Türk Milleti! Atatürk için toplanalım! Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluş idealini yaşatmak için, Mustafa Kemal devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için, Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için, Tam bağımsız gerçekten demokratik Türkiye için, Gazi Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluşçu saflarında toplanalım! Yaşasın Türkiye! Yaşasın yarının bağımsız Türkiyesi için mücadele!”

Bugün Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist saflarda Deniz'in yeri net. Ulusal Sol'un karargahı TÜRKSOLU olarak her zaman Atatürk ile Deniz'i yan yana koyduk. Çünkü ne sosyalizmi milliyetçilikten ne de milliyetçiliği devrimcilikten ayırdık.

Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken “Türkiye Cumhuriyet'ini kuran ulusa Türk halkı denir” ifadesini kullanmıştır. Çünkü emperyalizme karşı mücadele tek bir ulusal kimlikle verilebilir. Kendisi de ilk Ulusal Kurtuluş mücadelecisidir. Ve 21. yüzyılda da emperyalizme karşı milliyetçi bir ideoloji ile direnilir. İkiye bölünen dünyanın ezilen kısmında yer alan Türkiye'de ise devrimci mücadele aynı zamanda sınıfsal bir karakter taşır. Kendi işçisiyle, emekçisiyle verilecek bir vatan mücadelesidir.

Deniz'in de Türkiye'nin tam bağımsızlığı için mücadele ettiği Amerikan emperyalizmi ve işbirlikçileri o gün olduğu gibi bugün de Türk Ulusunu parçalamaya çalışıyor. İlk önce dilini, daha sonra da toprak bütünlüğünü yok etmeye çalışıyor.

TÜRKSOLU olarak bu duruma karşı antiemperyalist tavrımızı her zaman gösterdik. Tek dil, tek millet, tek bayrak dedik. Peki bunları inkar ederek kendi enternasyonal fikirleri içerisinde boğulan burjuva “solcularımız” hâlâ nasıl Deniz'i anabilmektedirler?

Bu burjuva süprüntülerinin ne kadar da Deniz'den uzak olduklarını onlara Deniz anlatsın bizce. Biz kenara çekilelim:

Bir topluma ulus diyebilmek için, o toplumda hangi özelliklerin var olması gerekmektedir?

a) Dil Birliği: Aynı bir ulusun üyeleri aralarında, ortak bir dil aracılığıyla, ulusal dil aracılığıyla anlaşırlar. Dil bir sınıfın ya da bir zümrenin malı değil, tüm ulusun malıdır.

Emperyalistler bir ülkeyi sömürge haline getirirken, başta kendi dillerini halka öğreterek, ulusal dili ortadan kaldırmaya çalışırlar (Afrika'da, Latin Amerika'da, Fransız, İngiliz ve İspanyol sömürgecilerinin yaptığı gibi). Çünkü ulusun kendi öz dilini koruması ve yabancıların diline rağbet etmemesi, giderek sömürgeciliğe karşı maddi bir direnme doğurur.

b) Toprak Birliği: Ulus, aynı zamanda bir toprak bütünlüğüdür. Her ulus tarihin bir ürünüdür. Aynı topraklar üzerinde, beraberce yaşanan uzun bir hayat olmadıkça ulus olmak mümkün değildir. (Deniz Gezmiş, Savunma)

Ortada Ulusal Kurtuluş reçetesinin ulusun dilinin ve toprağının birliğinden geçtiğini söyleyen bir Deniz Gezmiş vardır. Kemalist Deniz her zaman işbirlikçileri korkutmuştur. İşbirlikçi konumunda kalan burjuva “solcuları” ise Deniz'i sahiplenmeye çalışırken bile onun Kemalistliğini “oportünistlikle” suçlarlar. Onların “oportünistlik” dedikleri de aslında Deniz'in devrimciliğidir.

Ancak kafalarının alamadığı şey ise Deniz'in aynı zamanda Atatürkçü olmasıdır.

Zaten onlar Mustafa Kemal'i de burjuva devrimcisi olarak görüp küçümsemeye çalışırlar. Daha ileri boyuta gidip dönemine göre pragmatist olmakla suçlarlar. Ancak Kemal'e eremeyen mürteci beyinsizler, Deniz'i de kavrayamamaktadırlar.

Tesadüf o ya, suçlama getirirlerken bile Mustafa Kemal ile Deniz'i yan yana koymaktadırlar. Demek ki ne kadar haklı bir konumdayız. O halde ölümünün üzerinden 36 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ Deniz'i neden kendini sözde “sosyalist” olarak adlandıran bu kimliksizlere bırakalım?

Deniz Gezmiş Türk Milletinindir ve öyle de kalacaktır.

Deniz Gezmiş bir dava adamıdır!

TÜRKSOLU ilk çıkarken, “Gazetemize okuyucu değil dava adamı arıyoruz” demiştik. Çünkü TÜRKSOLU bir dönem Deniz'lerin çıkarttığı gazetedir. Ve Deniz de sonuna kadar dava adamıdır. Deniz'in SBF öğrenci yurduna kalırken, ranzasında oturup “Türk Solu” okurkenki fotoğrafı meşhurdur.

Deniz tarihin kendisine verdiği görevi sonuna kadar yerine getirdi. İdama da bayram yerine gider gibi gitti. Çünkü bir devrimcinin yapması gereken de budur.

Bugün de verilen devrim mücadelesinde, devrimciliğimizi boş zamanlarımızda değil, hayatımızı adayarak gerçekleştirmemiz gerekmektedir. Çünkü Deniz öyle yapmıştı.

Deniz'i bu vatansız “solcuların” elinden kurtarırken, devrimciliği ve sosyalizmi de onların elinden almamız gerekmektedir.

Zaten Deniz bile; “Bu küçük burjuva sosyalistlerinden fazlası beklenemez” diyordu. Onların rahat mücadelesine Nâzım ustanın dizeleriyle cevap veriyordu:

Düşmesin bizimle yola
Evinde ağlayanların göz yaşlarını
Boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar.

Sen demedin mi avukatlarına; “Gelecek nesillere bizler için tanıklık edin, bir devrimci böyle gider işte ölüme, bayram yerine gider gibi...” Merak etme, arkandan gelenler tanıklık etmeye devam ediyor.

Yeni nesiller doğuyor arkandan, bıraktığın devrimci değerlere sımsıkı bağlanacak. Devrime giden yolda sana “son” mektuptu bu. Çünkü bocalamaya son aslında. Kısacası devrimci parti yolda.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe