05.05.2008/Sayı:185
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Yunus Yılmaz

Deniz’leri asanlar şimdi nerede?

Baki Tuğ
Baki Tuğ

Ali Elverdi
Ali Elverdi

Faik Türün
Faik Türün

Süleyman Demirel
Süleyman Demirel

“Elleri arkadan kelepçeli, ayakları prangalı, dost üç ölüm yolcusu sehpaya gitmek üzere vedalaşıyor ve birbirlerini son kez selamlıyorlar.

Deniz’i ayağa kaldırıyorlar. Ceplerini boşaltıyorlar. Cebinden 11,50 lira çıkıyor. Babasına verilmek üzere emanet hesabına alıyorlar. İnfaz savcısı, mahkemenin kararını okuyor. Bitirdikten sonra Deniz’e soruyor:

- Bu karar sana mı ait? Bir diyeceğin var mı?

- Evet, bana ait. Bir diyeceğim yoktur.

Deniz, ayağındaki bağları çözük postallarını bize göstererek görevliye sesleniyor:

- Postallarımın bağlarını bile bağlamaya vakit bırakmadan beni apar topar buraya getirdiler. Postallar bu hali ile sehpada ayağımdan düşecek. Düşmelerini istemiyorum. Onları bağla da düşmesinler.

Görevli, postallarını bağlıyor.

…İlmik iki kattır, dardır ve sıkılmıştır. Kafası girmiyor. Bir gardiyan ilmiği açıyor, genişletiyor, Deniz’in kafasına takıyor. Çift ilmik Deniz’in boğazına asılıyor.

Bu esnada Deniz, gecenin derinliklerinde dalga dalga yayılan gür sesiyle şunları söylüyor:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!”

Bu esnada Deniz, ayağımın altındaki tabureyi tekmelemek isterken, cellat arkadan tabureye vuruyor….

…Ali Elverdi sehpanın karşısında, ağzında sigara, arkaya doğru kaykılmış, ellerini arkasına bağlamış, kahraman bir eda takınma çabası içinde, donuk ve duygusuz bir bakışla ipte sallanan Deniz’i seyrediyor.

Kimdir Ali Elverdi?

Ağzında sigarasıyla Deniz’in idamını keyifle izleyen Ali Elverdi, 12 Martçı olmadan önce 27 Mayısçı bir subaydı. Talat Aydemir’in 27 Mayıs Devrimi’ni sürdürmek amacıyla yapmaya çalıştığı ihtilal girişimini destekler gözüküp, sonrasında ise saf değiştirmiştir. Ancak bu ihtilal girişimi Alparslan Türkeş tarafından zamanın devlet yönetimine ispiyonlanınca başarısızlıkla sonuçlandı ve Talat Aydemir idam edildi. Talat Aydemir’in son ihtilal girişimi olan 21 Mayıs ihtilal girişiminde, radyodan ihtilal marşı çalan kişi yine Ali Elverdi’dir. Ali Elverdi hükümetten yana saf değiştirince işin rengi değişir. Bunun üzerine Talat Aydemir’in huzuruna getirilen Ali Elverdi; “Beni affedin Albayım” diyerek Talat Aydemir’den af dilediğinde bulunur ve affedilir, canını kurtarır. Ama sonuçta ihtilal başarısız olur.

Ali Elverdi, güçlü kimse ondan yana olduğu için, bu kez Kemalistlerden değil, cuntacılardan yana tavır alarak 12 Martçı olur. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanlığı yaptığından dolayı Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mahkeme başkanlığını Ali Elverdi yapar.

Taraflı bir mahkemenin başkanlığını yapan Elverdi, kararı çoktan belli olan mahkeme sonuçlandıktan sonra idamı zevkle izlemiştir. Komutanlarının emirlerini eksiksiz yerine getiren Elverdi, sonrasında Ordu’dan Tuğgeneral rütbesiyle emekli olur.

Emekli olur olmaz siyasete atılan Ali Elverdi, askeri görevinde yapmış olduğu komünizmle mücadele işini; “Askeri görevlerim yanında Ordu’ya düşen politik görevleri de yaptım” diyerek 12 Martçılara nasıl hizmet ettiğini anlatır ve Süleyman Demirelli Adalet Partisi’ne girerek, komünizmle mücadelesine Sülo’nun yanında devam eder.

“AP iktidarda bulunduğu yıllarda Türk Milleti’ne planlı kalkınma meyanında büyük hizmetler götürmüş ve büyük eserler vermiştir” diyen Elverdi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının gerekçeli kararında; “Ekonomik sıkıntı, buhran, politik tutarsızlık, 26 milyonluk birader yolsuzluğu söylenti ve çalkantılarının ve bu şayiaların gün ışığına çıkması yolundaki çabaların baltalanması, engellenmesi yolundaki ayak oyunları” diyerek Süleyman Demirelli AP’yi eleştiriyordu. Birader yolsuzluğundan bahseden Elverdi, Demirel ailesindeki hangi yolsuzluğun açığa çıkması için çalışmıştır acaba?

Sağcı siyasetçilerde herkesin bildiği gibi mide yoktur. Her şeyi hazmetme gibi bir yetenek ve kabiliyetleri vardır. Dün kendisine sövenleri bugün affedip yanına alma gibi sıkça durumlar görülmüştür. İşte bu durum; “Demokrat Parti’nin devamıyım” diyerek kitlelerden oy alan Süleyman Demirel için de geçerlidir. 27 Mayıs İhtilali içinde bulunan ve o günlerde Adnan Menderes’in idamını onaylayanlardan birini sen kalk partine al! Olacak iş mi şimdi? Ha bu hatasını 3’e karşı 3 kişinin idamı ile telafi etmiş ise bilemeyiz.

AP’de bir dizi bakanlıklar yapan Ali Elverdi, muhtemelen ilerlemiş yaşına rağmen yaşıyordur herhalde. Çünkü öldüğüne dair bir bilgi yok elimizde. Eğer bu zamana kadar yaşamış ise bile kesin kahrından ölmüştür! Çünkü Süleyman Demirel’in son olarak Kuvayı Milliyeci takılması ve Deniz Baykallı CHP’ye destek vermesi muhtemelen kahretmiştir Elverdi’yi. Sen solcuların amansız düşmanı, rakibi diye Sülo’ya hizmet et, sonra Sülo bunu yapsın; olacak iş mi bu?

İşte bu ünlü Türk büyüğü Ali Elverdi’yi bir de Uğur Mumcu’dan tanıyalım

“Küçük Ali, 1944 yılında Harp Okulu’nu bitirdiğinde boyu 150 cm.’yi geçmiyordu. Ali’nin boyu neden uzamıyordu? Bu konuda araştırma yapan Bavyeralı Arkeolog Hans Vonderzingergen; ‘Ali’de çamaşır kompleksi var. Her yıkanışta çekiyor’ sonucuna ulaşmıştır.

Teğmen Ali’nin, önce boyundaki geometrik bulgulardan, sonra da çok erken dökülmeye başlayan saçlarından ötürü, kendisini Napolyon’a benzettiği söylenirdi. Fakat yapılan araştırmalar Ali’nin kendine ‘Valantino Ali’ denmesinden hoşlandığını ortaya koymuştur. Ali’nin erat arasında ‘Kel Ali’ olarak anılması son zamanlara rastlar. Ali’nin hırçın ayakkabı fırçası saçları, tabiatın azizliğine uğrayarak bir bir dökülüyor. Ve içinde beyinsel hazineler ve düşünsel mücevherler taşıyan muhterem başı bütün çıplaklığı ile kamuoyunun önüne çıkıyordu.”

Abdül-Baki Tuğ

Baki Tuğ’u okurlarımız hatırlayacaktır. Hangi Baki Tuğ mu? Bizim Baki Tuğ; hani şu Abdül canım! Hani hatırlayın; “9 Mart cuntası 3 milyon kişiyi öldürecekti” iddiası ile bayağı desteksiz sallayan Abdül. Evet, o bizim Abdül (nereden bizim oluyorsa!).

İşte o bizim Abdül, Ali Elverdi’nin başkanlık yaptığı mahkemenin iddia makamında oturmasına karşın bu mahkemenin asıl savcısı Keramettin Çelebi’dir. Yerden bitme bir savcı olduğu için, Çelebi’nin önüne geçmek herhalde Tuğ’a büyük bir zevk vermiştir!

Mahkemenin savcısı olarak ünlenen Abdül, bu ününü Elverdi gibi Sülo’nun yanında siyasete atılarak devam ettirmiştir. Ama bir farkla; Elverdi 80 öncesi, Abdül 80 sonrası Sülo’nun yanında siyasete atılmıştır. Bu mahkemede bulunanların Sülo’nun yanında siyaset yapmaları da muhtemelen bir tesadüftür, arkasında başka bir şey aramamak gerekir!

“Biz bu çocukları asmasaydık da ne yapsaydık?” diyen Abdül’ün Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun başına getirildiğini pek bilenimiz yoktur ama maalesef böyledir. İnsana insan olduğu için değer vermeyen biri, İnsan Hakları Komisyonu’nun başına getiriliyor. Her zaman diyoruz; “Şu komisyona insan olan birini getirin” diye ama dinleyen yok!

Neyse, daha önceki yazılarımızda Abdülbaki Tuğ’un nasıl parti değiştirdiğini, nasıl şekilden şekle girdiğini yazdık. O yazımızda “Abdülbaki Tuğ’lardan Apo’ya” nasıl bir ilişki olduğunu da yazdık, onun için tekrara girmiyoruz.

Yalnız Abdül’ün 12 Mart döneminde yemiş olduğu haltı halen savunması, halkı rahatsız ettiği gibi bizleri de rahatsız etmektedir. Ayrıca Deniz’lerin asılması olayını kullanarak medyatik olmaya çalışan Abdül, bir de şu tutarsız sallamalarına ara verirse çok sevineceğiz.

İnsanlık adına arkasında bir eser bırakamayanların da fazla yazılacak bir şeyi olmaz. Onun için Abdül’ü tarihin tozlu sayfalarına koymaya bile değer görmüyor, sifonu çekiyoruz!

Hey gidi Faik Türün!

Devrimci gençlerin, tam bağısızlık anlayışıyla Amerikan emperyalizmine karşı çıktıkları 1960 yıllar, devrimci düşüncenin üniversiteli gençler arasında yayıldığı yıllardır. Özellikle 1968-1971 yılları arasındaki antiemperyalist çıkış, dışarıda emperyalist devletleri rahatsız ettiği gibi, içeride de işbirlikçileri rahatsız ediyordu.

Zaman giderek akla hayale gelmeyecek işkencelerin yapılacağı 12 Mart 1971’e yaklaşmaktadır. Devrimci genç ve subayların devrim yapacağı bilgisini alanlar, buna karşı darbe yapmış ve 12 Mart sonrası günler başlamıştır.

12 Mart Muhtırası, komutanlar arasındaki siyasi görüş farklılığı ve kamplaşmalara rağmen gerçekleşmiştir. Daha doğrusu, sırf 9 Mart’a karşı tesadüfen yapılmış bir eylemdir!

Komutanlar arasındaki görüş farklılığı o yıllarda basına bile yansıyordu. Örneğin o yıllarda yayın yapan “Yankı” dergisinin; “Komuta kademesinde görüş ayrılıkları olduğundan bahsediliyor” sorusuna bakın Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ne cevap vermiş:

“Bazı çevrelerde 12 Mart Muhtırası’na imza koyanların çeşitli mevzularda fikir ve eylem birliği içinde olmadıkları fikrinin yayılmakta veya böyle ümitler olduğunu sezinliyoruz. Hayal ve hayale dayanan ümitle hareketin sonu hüsran olur. Gayet tabii olarak komutanlar arasında görüş farkları olabilir.” (Yankı, sayı 32, 4-10 Ekim 1971, s. 4)

Okuduğumuz gibi, Muhsin Batur vermiş olduğu röportajda, görüş farklılığının olduğunu doğruluyor ve devamında Atatürk’ün yolundan gittiklerini söylüyordu. Oysa, muhtırada yazılı olan birçok “Atatürk” ve “Devrim” sözcükleri sansürlenmişti! Bu sansürlenme işi Batur’un işi değil, Memduh Tağmaç’ın işiydi!

Kaldı ki, Muhsin Batur’un 9 Martçılar ile Milli Demokratik Devrim mücadelesi içinde olduğu biliniyordu. Muhsin Batur emekli olduktan sonra siyaseti diğer askerler gibi AP’de değil, CHP’de yapıyordu.

Şimdi diyeceksiniz ki, bu siyasi çekişmeler içinde Faik Türün’ün yeri nere? Batur ve Tağmaç arasındaki gizli çekişmede Faik Türün, Tağmaç’ın yanında saf tutuyor.

12 Mart Muhtırası ile Sıkıyönetim Komutanlığına getirilen Org. Faik Türün işi baştan sıkı tutar. “Fırtınalı” operasyonlar ve “balyozlu” operasyonlar ile devrimci subay ve aydınlarımızı yıldırmaya çalışır.

Bu arada Faik Türün, Memduh Tağmaç’tan sonra Genelkurmay Başkanı olması gereken Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Gürler’in Ordu’nun en başında olmasını istemez. Cevdet Sunay-Tağmaç ve Türün’ün oluşturduğu ekip, Gürler ve Batur’a cephe almıştır. Hatta öyle bir cephe alınmıştır ki; Batur, Gürler’in Genelkurmay Başkanı olması için çabalarken Faik Türün ise Gürler’in oğlunu kaçırma cesaretini bile gösterebilmiştir.

Hey gidi Faik Türün! Siyasi hırs için neleri göze almışsın sen böyle? İşte Faruk Gürler’in oğlunun kaçırıldığı o günlerde Ziverbey Köşkü’nde devrimci subay ve aydınlar işkenceden geçirilip herkesin ağzından Faruk Gürler’in adı alınmaya çalışılıyordu.

Sonunda karşıt yönde tüm çabalara rağmen Faruk Gürler Ordu’nun en başına geldi. Faik Türün’e ne mi oldu? Hiçbir şey. Kaldığı yerden görevine devam etti. Faik Türün, Gürler’e olan muhalifliğini Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar da göstermiştir. Sonunda Gürler, Cumhurbaşkanı olamayarak safdışı bırakılmıştır.

Faik Türün de emekliye ayrılınca ne tesadüftür ki, siyasete Sülo’nun AP’sinden girerek komünizmle mücadeleye devam etmiştir. Siyasete girmeden önce de Ticaret ve Sanayi Odası İdari Meclis üyeliğinde büyük paralar karşılığında çalışarak komünizmle mücadeleye ara vermemiştir. Memduh Tağmaç’ı sorarsanız, Sınai Kalkınma Bankası’nda Yönetim Kurulu üyeliği yaparak komünizmle mücadeleye devam etmiştir.

İnce hesapların döndüğü 12 Mart döneminde Faik Türün, Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı Ali Elverdi’nin aynı zamanda komutanıydı. Eğer Ali Elverdi, Faik Türün’ün istediği şekilde kararlar vermezse Faik Türün’ün hışmına uğruyordu!

Deniz Gezmiş’lerin idamında Faik Türün’ün de bayağı bir katkısı olmuştur. Faik Türün 15 Şubat 2003’te, “Ne yaptıysak vatan için yaptık diyerek” ölmüştür!

Evet, Deniz Gezmiş’ler vatan için asıldılar, devrimci subay ve aydınlarımız vatan için işkencelerden geçirildi! Vatan size minnettardır Sayın Faik Türün!

Cevdet Sunay, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş

Meclis’teki oylamada Türkeş ve Demirel, Deniz’lerin idamı yönünde oy vermişlerdir. Cevdet Sunay ise önüne gelen kararı imzalamaktan çekinmemiştir. Bu üçlü, Gezmiş’leri asarak sözde komünizmle mücadele adı altında Amerikan milliyetçiliği yapmışlardır.

Demirel; “Bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz” diyerek, güya o günlerde sözde milliyetçilik yapanların Amerikancılığını örtbas edebileceğini sanmıştı. Solcular, anarşistler komünistler suç işliyor; komando kamplarında yetişen ülkücü teröristler ise millete gül dağıtıyordu!

Sunay’lar, Demirel’ler, Türkeş’ler o zamanlarda geçmişi 50 yıla dayanan genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Atatürk düşmanı, devletin ilkelerine, rejimine düşman gençlik yetiştirsin, tek suçlu sözde komünistler olsun değil mi?

Sunay, 10 yıl sonrasının hesabını yaparak gitti. Türkeş de vefat etti. Geriye bir tek Sülo kaldı. O da şimdilerde CHP ile birlikte hareket ediyor, CHP’ye akıl veriyor. Yani 40 yıllık Morrison Sülo bile o günlerde tüm 12 Martçıları yanına alarak vatan savunması yaparken, şimdilerde bu görevine Kuvayı Milliyecilik ve solculara yandaşlık yaparak devam etmektedir!

ABD tarafından verilen hizmet etme görevi şimdi Demirel’den alınıp AKP’ye verildiği için, Sülo da bu tarz hareketleri ile ulusalcı, antiemperyalist olacağını sanıyor. Ancak tarih yapılanları unutturmuyor, bir bir kayıt ediyor. Onun için güneş balçıkla sıvanmıyor.

Vatan savunması görevi Demirel gibi eski işbirlikçilerin değil, Deniz Gezmiş’lerin devamcısı olan devrimci gençlerindir. Ve bizler olduğumuz sürece kirli geçmişinizi hatırlatarak hesap sormaya devam edeceğiz.

Yaşasın tam bağımsız Türkiye!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe