05.05.2008/Sayı:185
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Vah benim Dışişlerim vah!

Maloney’in ödülünü aldıktan sonra ayağının tozuyla yaptığı ilk iş, Ermeni asıllı Amerikalıların New York’un Times meydanında düzenlediği mitinge katılmak oldu

Maloney, ABD Kongresi’nde Yunan Dostluk Grubu’nun kurucusu

Fethullah tarikatına yakınlığıyla bilinen New York merkezli Turkish Cultural Center (TCC-Türk Kültür Merkezi)’nin ABD Kongresi üyesi Carolyn Bosher Maloney’e Zübeyde Hanım Sevgi Ödülü verdiğini geçtiğimiz hafta yazmıştık. Adına bakıldığında Türk’ün çıkarlarını savunduğunu düşünebileceğiniz bu derneğin bir Türk dostu yerine tescilli Türk düşmanına ödül vermesini eleştirmiş; ama kuruluşun arkasındaki kişilerin kimliğini bildiğimiz için bu duruma hiç şaşırmamıştık.

İşin daha acıklı yanı ise, Maloney’e ödülü veren kişinin, ödülü kime verdiğini en iyi bilmesi gereken kişi olan New York Konsolosu Başar Şen olmasıydı. Zira Maloney, ABD Kongresi’nde Yunan Dostluk Grubu’nun kurucusu olduğu gibi, sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili Amerikan Kongresi’ne sunulan tasarının baş destekçilerindendi. Maloney ayrıca Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığının sona erdirilmesini içeren bir tasarıyı da Kongre’ye sunan kişiydi. Yani Türk dostluğu açısından nereden tutarsanız tutun Maloney elinizde kalır. Dışişleri Bakanlığı’nın böyle büyük bir gafa (gaf olduğuna inanmak istiyoruz) imza atması, Türkiye’nin dış politikasının Allah’a emanet yürüdüğünü herhalde en iyi biçimde gösteriyordur. Eğer Dışişleri çeşitli ödüller vererek Türk düşmanlarını kendi tarafına çekmeye çalışıyorsa, ödülün ardından geçen bir haftada ne kadar yanıldığını anlamış olmalı.

Zira Maloney’in ödülünü aldıktan sonra ayağının tozuyla yaptığı ilk iş, Ermeni asıllı Amerikalıların New York’un Times meydanında düzenlediği mitinge katılmak oldu. Aldığı ödülün neşesiyle hızını alamayan Maloney açtı ağzını yumdu gözünü. Hem Türkiye’nin hem de ABD’nin sözde Ermeni soykırımını tanımasını isteyen Maloney, sözde Ermeni soykırımının tüm dünya okullarında ders olarak okutulması gerektiğini söyledi.

Amerikan Kongresi’nde Ermeni Dostluk Grubu üyesi olmaktan gurur duyduğunu belirten Maloney; “Yalnızca soykırım tasarısını geçirmekle kalmamalı, eğer buna karşı çıkan ya da kabul etmeyen olursa onları da engellemeliyiz. Geçen yıl Kanal 13, Ermeni soykırımını tanımayan iki akademisyenin görüşlerini aktaran bir program yayınlayacaktı. Kendilerine mektup yazdık, karşı çıktık ve programı geri çektiler. Bizim mesajımız açık. Ermeni soykırımını dünya hatırlıyor, tanıyor. Türk ve ABD hükümetleri de tanımalılar. Soykırım tasarısını geçirebiliriz, bunu yapabiliriz. Bunu Amerika’da ve tüm dünyada okul derslerine sokabiliriz. Ermeni soykırımını asla ve asla unutmayacağız” diyerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dışişleri Bakanlığı New York Konsolosu Başar Şen’den aldığı ödülü ne kadar hak ettiğini de kanıtlamış oldu. Maloney’in bu açıklamalarını duyduktan sonra “Tanrıya şükürler olsun ki Türk dostuymuş!” demek gerekiyor herhalde. Mazallah bir de Türk düşmanı olsa halimiz harap olurdu herhalde. Bu arada salya sümük hocaefendi demek ki Türkiye’den ayrıldıktan sonra da hiç boş durmadan çalışmalarını aynı yönde sürdürüyor. Ama unutmasın ki Türk Ulusu her şeyi affeder, vatan hainliği dışında...


AB’nin ada merakı devam ediyor

Adreas Gross
Andreas Gross

Avrupa Birliği’ni yalnızca Kıbrıs’ı Rum Kesimi’ne bağlamak yetmiyor anlaşılan. Zira Avrupa Birliği’nin şimdiki hedefinde bu kez Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Gökçeada ve Bozcaada var. 2007 yılındaki AB İlerleme Raporu’nda Rum azınlıklara güya yeterli kültürel ve mülkiyet hak tanınmadığı için dikkat çekilen Gökçeada ve Bozcaada’ya Avrupa Birliği tarafından bu kez raportör gönderildi. Raportör olarak seçilen kişi ise İsviçreli parlamenter Andreas Gross oldu.

Gross bize yabancı bir kişi değil. 2006 yılında Strasbourg’da yapılan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi toplantılarında Azerbaycan’dan gelen milletvekillerinin yetki belgeleri olmadığını iddia ederek ortalığı ayağa kaldıran Gross, Azerbaycan’da yapılan seçimlerin dürüst olduğunu söyleyen bir Azerbaycan milletvekiline de “Yalan söylüyorsun” diye bağırmış, fakat kendisinin Azerbaycan seçimlerinde raportör olduğu ve hazırladığı raporda seçimlerin kurallara uygun gerçekleştirildiğini yazdığı anımsatılınca yerine oturmak zorunda kalmıştı. İşte Avrupa Birliği şimdi dediği ile yazdığı birbirini tutmayan bir adamı raportör olarak ülkemize yolladı.

Çalışmalarına Gökçeada’dan başlayan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Raportörü Andreas Gross’u burada Rum derneklerinin başkanları karşıladı. Kaymakam Kemalettin Sakin tarafından onuruna öğle yemeği verilen Gross, kapalı kapılar ardında Kemalettin Sakin ve Gökçeada Belediye Başkanı AKP’li Yücel Atalay’la yaptığı iki saatlik görüşmenin ardından Gökçeada Metropoliti Yorgi Krilyos’ı ziyaret etti. Burada da yine kapalı kapılar ardında Metropolit ile 1 saat görüşen Gross, ertesi gün Rum asıllı yurttaşlarımızın yaşadığı Dereköy, Tepeköy, Zeytinli ve Eski Bademli köylerini ziyaret etti.

Andreas Gross’un geliş nedeninin “Bozcaada ve Gökçeada’da yaşayan Rumların neden göç ettiklerini, göç edenlerin ise neden geriye dönemediklerini” araştırmak olduğu açıklanırken, AKPM’nin ziyaretle ilgili açıklamalarında Gökçeada ve Bozcaada’nın Türkçe adlarının yanı sıra bu adaların Imbros ve Tenedos olan ve artık tedavülden kalkan Rumca karşılıklarının kullanılması herkesin dikkatini çekti. Hâlâ daha Batılıların İstanbul demekte zorlandıkları düşünülürse bu durum bir nevi anlaşılabilir.

Patriğin ekümenik ilan edilmesini isteyen, limanların Rum Kesimi’ne açılmasını isteyen, Kıbrıs’tan Türk askerinin çekilmesini isteyen Avrupa Birliği’nin el atmadığı bir tek adalarımız kalmıştı, AKP sayesinde artık onu da başarmış oldular. Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’ın Türk azınlığın seçtiği müftüyü kabul etmediğini, buradaki Türklerin kendilerini Türk olarak ifade etme hakkından mahrum olduğunu görmeyen Avrupa Birliği, AKP hükümetinin nimetlerinden yararlanarak isteklerine her gün yenisini eklemeyi sürdürüyor. Türkler yararlanamadığına göre birinin yararlanması gerekiyordu zaten; kısmet Avrupa Birliği’ninmiş. Yakında Sümerlerin, Hititlerin, İnkaların, Eskimoların neden Anadolu’dan ayrıldıklarını araştırmak için raportör gönderirlerse şaşırmamak lazım. Ne de olsa “Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar...”


BM’den yeni skandal

Kongo'da görev yapan Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün Pakistanlı askerleriBirleşmiş Milletler’in barışı korumak için dünyanın her tarafına gönderdiği Barış Gücü askerlerinin barışı korumak yerine ticaretle uğraştıkları, üstelik bu ticareti savaşmaları gereken kişilerle yaptığı ortaya çıktı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne isyancıları engellemesi için gönderilen Barış Gücü askerlerinin isyancılara silah sattığı, altın ve fildişi ticareti yaptığı ortaya çıktı.

BM Barış Gücü kapsamında görev yapan Hindistanlı ve Pakistanlı askerlerin başrol oynadığı skandalın ortaya çıkmasına karşın BM, Hindistan ve Pakistan bu iddiaları reddediyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü ise ellerinde bu durumu kanıtlayan fotoğraf ve belgeler olduğunu söylüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün BM’den Sorumlu Birim Başkanı Steve Crawshaw; “BM’de artık barış değil siyaset yapılıyor. Kuruluş Pakistan’la ilişkilerini bozmak istemediği için yasadışı faaliyetlere göz yumuyor” diyerek BM yönetimini suçluyor.

Crawshaw’a göre BM’nin Pakistan’la ilişkilerinin bozmak istememesinin tek nedeni Pakistan’ın BM’ye en fazla asker veren ülke olması. BM bu yüzden Pakistan’a gereksinim duyuyorlar ve sesini çıkartmıyor. Fakat bu olay BM’nin Kongo’daki ilk vukuatı da değil. Daha önce de BM yetkililerinin Kongo’da çocuklara tecavüz ettiği ortaya çıkmıştı. Gerçekten tam bir ironi! Barışı korumak için gönderilen askerler tam tersi yönde hareket ederek çatışan taraflara silah satıyor, güvenliği sağlayacağı yerde, kendisine güvenenlere tecavüz ediyor. Batılıların kurduğu hiçbir kurumdan hayır gelmemeye devam ediyor anlaşılan!


Gordon Brown ilk seçimde şoka uğradı

Gordon BrownTony Blair’ın istifa etmesinin ardından İşçi Partisi’nin başına geçen Başbakan Gordon Brown, girdiği ilk seçimde büyük bir hezimete uğradı. İngiltere ve Galler’de yapılan yerel seçimlerde son kırk yılın en kötü seçim sonucuna imza atan Brown, yapılan ilk değerlendirmelere göre çok büyük bir oy kaybına uğrayarak seçimleri ancak üçüncü sırada tamamlayabilecek.

Yazının yazıldığı tarihte seçim sonuçları tam olarak kesinleşmese de ve oy sayımı devam etse de BBC’nin yaptığı kısmi seçim değerlendirmesine göre, geçtiğimiz Haziran ayında göreve başlayan Brown ilk seçim denemesinde rüştünü kanıtlayamadı. Şimdiye kadar alınan sonuçlara göre İşçi Partisi çoğunluğu kendi kalesi olan yerlerde olmak üzere 160’ın üzerinde sandalye kaybetmiş durumda.

Seçimlerden en kârlı çıkan ise Muhafazakar Parti oldu. Yüzde 44 oy oranıyla birinci sırada giden Muhafazakar Parti sandalye sayısını 147 artırmış durumda. İkinci sırada ise yüzde 25 oy oranıyla Liberal Demokrat Parti geliyor. İşçi Partisi çok az bir farkla, yüzde 24 oy oranıyla Liberal Demokrat Parti’yi izliyor.

Seçim bölgelerinin çok azında sonuçlar belli olsa da, İşçi Partisi’nin kalesi durumdaki yerlerde bile seçimleri diğer partilerin kazanması İşçi Partisi’nin uğradığı hezimeti gösteriyor. Toplam olarak 159 yerel mecliste 4102 yeni sandalye belirlenecek ama sonuçlar değişmeyecek gibi. Seçimlerde en büyük yarışın yaşandığı Londra’da ise sonuçlar henüz belli olmadı. İşçi Partili Belediye Başkanı Ken Livingstone ile Türk asıllı (1922’de Türk halkı tarafından linç edilen Ali Kemal’in torununun çocuğu) Muhafazakar aday Boris Johnson arasında kıyasıya bir rekabet yaşanıyor. Belki Londra Belediye Başkanlığını bile Muhafazakar Parti’ye kaptıracaklar ama o kadar üzülmelerine hiç gerek yok. Zira bizdeki İşçi Partisi değil yüzde 24 oy, yüzde 2,5 oy alsa tarihi bir başarı kazanmış olur. Gordon Brown’a tavsiyemiz, bu sonuçlara bakıp da istifa etmemesi. Zira bizdeki adaş parti her seçimde tek başına iktidara geleceğini iddia edip bu oyun ancak yüzde 1’ini alıyor ve görevine devam ediyor.


Rusya-Gürcistan ilişkileri yeniden gerginleşti

Rusya-Gürcistan ilişkileri yeniden gerginleştiGürcistan’ın geçtiğimiz hafta Abhazya üzerinde keşif yapan insansız hava aracının Rus Hava Kuvvetleri’ne bağlı bir Mig-29 savaş uçağı tarafından düşürüldüğünü iddia etmesinin ardından başlayan gerilim giderek tırmanıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergev Labrov, Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya’daki ayrılıkçı güçlere karşı kuvvet kullanması durumunda buna karşılık vereceklerini belirtti. Rusya tehdidinde ciddi olduğunu kanıtlamak için bölgeye ek asker göndermeye hazırlanıyor.

Rusya’nın ek asker gönderme kararı almasının kendilerini kışkırtma amacı taşıdığını ileri süren Tiflis yönetimi bu karara karşı sert tepki göstererek Rusya’ya bir protesto notası verdi. Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili de yaptığı açıklamada Rusya’nın sorumsuzca hareket ederek ölçüyü açtığını söyledi. Rusya’nın, ülkesinin toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu söylemesine karşın topraklarını işgal etmeye çalıştığını söyleyen Saakaşvili, Rusya’nın bu yasadışı hareketlerine bir an önce son vermesini beklediklerini, yoksa bu durumun Rusya için de tehlikeli olacağını belirtti.

Uzmanlara göre sorunun bu kadar tırmanmasının arkasında yatan neden, geçtiğimiz aylarda Kosova’nın tek taraflı olarak ilan ettiği bağımsızlık kararının Batılı birçok ülke tarafından tanınması. Rusya, Kosova’nın bağımsızlık kararını engellemeyi başaramayınca misilleme olarak Abhazya ile aralarındaki ticari sınırlamaları kaldırmış, Putin de hükümete Abhazya ve Güney Osetya ile resmi ilişki kurulması talimatı vermişti. Yani Rusya, ABD’ye misilleme yapmak için şimdi bu iki bölgeyi Gürcistan’dan ayırmanın peşinde. Artık bölgedeki işbirlikçisinin topraklarının bir kısmını başka bir emperyalist devlete kaptırmama uğraşı sırası ABD’ye gelmiş durumda. Condoleezza Rice; “ABD, Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne tamamen bağlıdır. Abhazya ve Güney Osetya ile bir anlaşma zemini bulmak için Gürcistan’ın söz ettiği projeleri hayata geçirmek amacıyla sarf edilen çabalar olduğuna inanıyoruz” dese de, ayrılıkçı Abhazların bağımsız olmaktan daha çok Rusya ile birleşmeyi istedikleri dikkate alındığında Rusya’nın gerginliği sonuna kadar sürdüreceği, gerekirse güç kullanacağı açık olduğundan ABD bu kez başarısız olmaya mahkum görünüyor. Fakat fillerin tepişmesi sonucu olan yine çayırlara olacak.


Karzai’ye suikast girişimi

1992 yılında Sovyet işgalinin sona ermesinin yıldönümü nedeniyle düzenlenen bir törende, alınan tüm güvenlik önlemlerine karşın Taliban güçlerinin tüfek ve RPG’lerle düzenlediği saldırıda birisi milletvekili olmak üzere üç kişi yaşamını yitirirken, 10’u aşkın kişi de yaralandı.ABD’nin tüm askeri önlemlerine karşın Taliban’a bağlı kuvvetler gün geçtikçe Afganistan’daki gücünü artırıyor. Birçok bölgenin denetimi Taliban güçlerinin denetimine girdiği gibi, işgal güçlerinin denetiminde bulunan ülkenin başkentinde bile Taliban işgalcilere meydan okuyabiliyor. Bunun en son örneği ise Afganistan Devlet Başkanı Hamit Karzai’ye karşı düzenlenen suikast girişi oldu.

1992 yılında Sovyet işgalinin sona ermesinin yıldönümü nedeniyle düzenlenen bir törende, alınan tüm güvenlik önlemlerine karşın Taliban güçlerinin tüfek ve RPG’lerle düzenlediği saldırıda birisi milletvekili olmak üzere üç kişi yaşamını yitirirken, 10’u aşkın kişi de yaralandı. Saldırının başlamasıyla birlikte güvenlik güçleri tarafından olay yerinden hızla uzaklaştırılan Hamit Karzai’nin durumunun iyi olduğu bildirildi. Afganistan’daki uluslararası gücün Amerikalı komutanı General Dan McNeill’in de törene katılanlar arasında bulunduğu, durumunun iyi olduğu da gelen bilgiler arasında.

Taliban saldırının sorumluluğunu üstlenirken, saldırıyı düzenleyen militanlarından 3’ünün öldürüldüğünü, 3’ünün ise kaçmayı başardığını açıkladı. Saldırıdan iki saat sonra televizyona çıkan Hamit Karzai, Afganistan’ın düşmanlarının töreni engellemeye çalıştığını ama güvenlik güçlerinin bunu engellediğini iddia etse de Afganistan İstihbarat Şefi Amrullah Salih’e bakılırsa durum hiç de öyle değil. Parlamento’ya açıklama yapan Salih, Karzai’nin haftalar öncesinden bir suikast girişimine karşı uyarıldığını ama güvenlik güçlerinin bu son saldırıyı önlemede başarısız kaldığını söylüyor.

Televizyonda yayınlanan görüntülerde Karzai’nin 30 metre ötesindeki iki milletvekilin vurulduğunun görülmesi, Karzai’nin saldırıyı ne kadar ucuz atlattığını gösteriyor. Karzai işgal güçleri tarafından başa geçirildiğinden bu yana birçok suikasttan kurtulmayı başardı. Fakat Butto örneğinde olduğu gibi çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üç... Bu arada törenlerin 1992 yılında Sovyet kuklası hükümetin yıkılması nedeniyle düzenlendiğini söylemiştik. Belki yakın yıllarda bu törenler ABD kuklası hükümetin yıkılması nedeniyle düzenlenebilir. Taliban bu kadar hızlı ilerlediğine göre görmemiz fazla zaman almasa gerek.


ABD Somali’ye hava saldırısı düzenledi

ABD saldırısında zarar gören yine siviller oldu.

ABD saldırısında zarar gören yine siviller oldu.

Irak ve Afganistan’da saplandığı bataklıktan bir türlü çıkmayı başaramayan ABD, yenilen pehlivan güreşe doymazmış örneğinde olduğu gibi saldırı listesini sürekli genişletiyor. ABD’nin son hedefi ise 2008 başından bu yana 4 kez saldırdığı Somali oldu. ABD’nin düzenlediği son hava saldırısının hedefinde bu kez Şeriat Mahkemeleri Birliği’nin askeri kanadı olan El Şebap’ın lideri Aden Haşi Ayro bulunuyordu.

El Şebap, El Kaide ile bağlantılı olduğu gerekçesi ile ABD’nin terör örgütleri listesinin üst sıralarında bulunuyor. 2006 yılında Etiyopya askerlerinin geçici Somali hükümetine destek vermek için Somali topraklarına girmesine kadar başkent Mogadişu ve çevresini kontrolü altında tutan El Şebap, Etiyopya ordusunun denetimi almasının ardından ülkedeki gücünü yeniden kazanmaya çalışıyordu. Geçici Somali hükümetine göre Ayro, 11 Eylül saldırıları öncesinde Afganistan’da eğitim görmüştü ve El Kaide’nin Somali sorumlusuydu.

ABD yönetimi de El Şebap’ın giderek güçlendiğini gördüğünden olacak, bu yıl içinde El Şebap’a yönelik saldırılarını iyice sıklaştırdı. Çünkü Somali halkının büyük çoğunluğu Etiyopya askerlerini işgalci olarak gördüklerinden, kerhen de olsa El Şebap’a verdikleri desteği giderek artırıyor. Etiyopya askerleri daha geçtiğimiz haftalarda bir camiye baskın düzenleyerek sivilleri öldürmüş ve militan olarak yetiştirildiğini iddia ettiği 40 kadar çocuğu da tutsak almıştı.

ABD El Şebap’a yaptığı bu saldırı ile Aden Haşi Ayro’yu öldürmeyi başardı. Ama her ABD saldırısında olduğu gibi ölenlerin çoğunu yine siviller oluşturuyordu. Görgü tanıklarına göre saldırıda 30’a yakın sivil ölürken, birçok ev de atılan bombalar sonucu kullanılamaz hale geldi. Tabii ki ABD tarafından sivil ölümleri ile ilgili olarak bir açıklama gelmiyor. Ne de olsa ölenler sivil olsa bile aynı zamanda Üçüncü Dünyalı.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe