| Ali Özsoy |
Paraguay’da da sol iktidar...
Beyazlarca yönetilen son Kızılderili ülkesinde de uyanış başladı. Aslında Paraguay, Kıta’da sömürgeci sistemden kopmayı deneyen ilk ülkeydi belki de. Ancak bu deneyimin cezasını çok ağır ödedi. Simon Bolivar’ın Kıta ülkelerini birleştirip, sömürgeci düzenin dışına çıkma hayali çökmüştü. İspanyol sömürgeciliği Kıta’dan kovulmuştu ama kısa sürede devrimciler bastırıldı. Bolivar’ın büyük Kolombiyası parçalandı. Kurulan “bağımsız” ülkeler çok daha korkunç bir sömürgecinin eline düştü. Köhne İspanyol sömürgecilerinin yerini serbest ticaretin kralı İngiliz emperyalizmin filoları aldı. 19.yüzyılda Paraguay’ı yönetenler vatansever insanlardı. Sömürgeciliğin kara talihini aşmak için beklenmedik girişimlerde bulunmuşlardı. Tüm Kıta’da bir tek Paraguay sömürgecilik yazgısından kurtulmak için farklı bir ülke olmayı denedi. Bunun için savaştı ve yok edildi. Kaderi pek çok açıdan bugünkü Türkiye’ye benzemektedir. İngiliz sömürgeciliğin Kıta’ya yerleşmesini başbakanları George Canning şöyle tanımlıyordu: “Bu işi bitmiş kabul ediyorum. İspanyol Amerika’sı özgür artık, eğer işleri olağanüstü kötü yönetmezsek, özgür topraklar İngiliz sayılabilir.” Merkantalist sömürgecilikten geriye yerlileri katledilmiş ve köleleştirilmiş bir Kıta kalmıştı. Emperyalizm ile “serbest” ticaret dönemi başlamıştı. Sömürgeciliğin yeni efendileri Anglo-Saksonlar aslında Kıta’ya Türkiye’ye yerleştikleri aynı tarihlerde ve aynı yöntemlerle girdiler. Zehrin adı serbest ticaret ve liberalizmdi. George Canning koskoca Kıta’yı İngiliz mülkü ilan ederken, amcasının oğlu Stratford Canning Osmanlı’nın İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi olarak kendini ‘Sultanların sultanı” ilan etmişti. Haksız da değildi. İngilizler önce Osmanlı’ya zorla Serbest Ticaret Antlaşması’nı imzalattılar. Serbest soygunu anayasallaştırmak için ise bir yıl sonra 1839’da Tanzimat Fermanı’nı ilan ettirdiler. “Allah’ın gölgesi’ padişah artık İngiliz büyükelçisinin gölgesiydi. İngilizlere göre Canning’in ağzından çıkan tek bir söz ile sadrazamlar hatta sultanlar dize gelir gerekirse koltuklarını terk ederlerdi. Neden Kızılderililer Türk'tür? Ne yazık ki bu yakıştırmaların hepsi doğruydu. Kızılderililerin 300 yıldır yaşadığı kâbus, artık Osmanlı’daki Türklerin kaderiydi. Serbest pazarlaşan Osmanlı’nın son yüzyılında Balkanlardan Kafkaslara kadar milyonlarca Türk'ü katliam ve sürgün beklemekteydi. Çünkü Osmanlı padişahı bir büyükelçinin buyruklarına usulca boyun eğerdi, ama tebaasının “damarlarındaki asil kan” şiddetle yok edilmelerini gerektiriyordu. Efendiler kolay teslim olur ama vatanı yok edilen halk kendi yok olması pahasına mutlaka savaşır. Hele bu halk Türk ise, savaş tarihe geçecek bir destan olur. Aynı tarihlerde Paraguay’ın Kızılderili Guarani ulusu Türklerle aynı canavarla yüzleşmek zorundaydı. Medeniyet ve serbest ticaret dedikleri tek dişli Anglo-Sakson canavarıyla… Bu yüzden yıllar sonra Kızılderililere Atatürk “kızıl derili” demedi. Tupac Amaru’dan itibaren böylesine soylu direnen, böylesine defalarca katledilen ama yine böylesine Ergenekonlar yaratıp tekrar dirilen ve isyan edebilen bir halka ancak “Türk” denebilirdi. Aynı yıllarda faşist ve ırkçı Avrupalılar tarihten kendilerine Aryan atalar, sarışın mavi gözlü üstinsanlar ararken, Türklerin Ata’sı Türkler kadar mazlum ve Türkler kadar büyük bir medeniyetle direnen Kızılderilileri kardeş seçti. Bizi birleştiren “Güneş-Dil”, Türklüğün tarihte mazlumların üstüne Güneş gibi doğan o güzel Diliydi. Beyaz adam emperyalizmine Doğu’dan kılıç çeken Türklerin lideri belki de pek çok öngörüsünden daha ilgincini böylelikle yapmış oldu. Herkesin Kıta’nın gerçek sahibi Kızılderili uluslarının tamamen yok edildiğini düşündüğü 1930’ların “Aryan çılgınlığı” yıllarında Atatürk, Kıta’da bizimle ortak bir dil ve kültür mirası paylaşan ve büyük medeniyetiyle ayağa kalkıp, Beyaz adama güneyden kılıç çekecek koskoca bir halk görüyordu. Tıpkı 1919’da bazılarının çöl olarak gördüğü Anadolu’da büyük Türk milletininin uyanışını görebildiği gibi… 138 yıl sonra yakınlaşan Ergenekon Paraguay’ın Guarani ulusunun tarihi ve bugünü belki de diğer tüm Kızılderili uluslarından daha fazla Türklerinkine benziyor. Canning Kıta’yı İngiliz filoları ve bankerlerinin önünde mideye indirilmeye hazır bir ziyafet olarak görürken, inatçı ve bağımsızlıklarına düşkün Guarani halkı, Paraguay’ın etrafını demir duvarlarla örüyorlardı. Sömürgeci sıçanlar ve İngiliz tüccarları içeri girmesin diye. Osmanlı’nın içine İngiliz ürünleri akarken ve Türkler kendi ülkelerinde gayrimüslümlerin köleleri ve İngiliz mallarının hamallarına dönüşürken, Paraguay tehlikeyi erken görüp bambaşka bir yola başvurmuştu. Ülkenin lideri Jose Gaspar Rodriguez de Francia, İngilizlere ve Kıta’daki İngiliz kuklası hükümetlere göre “ülkesini demir yumrukla yöneten, vahşi Guaranilere dayanarak barbarca bir rejim kuran ve tek bir özgür beyaz adamı ticaret yapması için ülkeye salmayan bir diktatör”dü. Gerçekten de 24 yıl boyunca ülkeyi yöneten “diktatör”, İngiliz filolarına ve hatta komşu ülkelere bile ülkesini kapattı. Onurlu bir yol seçen Paraguay İngiliz kumaşı tüketmek yerine kendi kumaş sanayini kurmaya girişti. İngilizlerden silah almak yerine kendi silah fabrikalarını kurdu. İngiliz gemilerine avuç açmaktansa kendi filolarını oluşturdu. Batı medeniyetinin ve liberalizmin düşmanı “diktatörün” ülkesinden dışarıya düşmanca raporlar yazan ABD’li bir diplomat bile bu ülkenin içinde neredeyse okuma yazma bilmeyen tek bir çocuğun olmadığını ve Latin Amerika’da yoksulluk, açlık ve sefaletin çekilmediği tek ülkenin Paraguay olduğunu itiraf etmek zorunda kalıyordu. Jose Gaspar’dan sonra iktidara gelen Solano Lopez de Batılılara göre zorba bir diktatördü. Ancak Guaraniler kendisini bir halk kahramanı olarak görüyordu. Canning’in kehanetinin üstünden tam 41 yıl geçmişti ama 1865’te Kıta’da hâlâ emperyalizme direnen, düşmemiş tek bir kale vardı. Solano Lopez liberalizm karşıtı politikalara devam etti. Beyaz toprak sahipleri ve ticaret oligarşisinin “demokrasi” girişimlerini, İngiliz destekli tertiplerini bastırdı. Ülkenin toprakları artık halkındı. Paraguay’da toprakların %98’i kamu mülkiyetindeydi. Paraguay Arjantin, Brezilya ve Uruguay arasında sıkışmış bir ülkeydi. Halkı çalışkandı ama etraflarındaki çember daralıyordu. Bu ülkenin tüm Kıta’yı Bolivar gibi kurtarmak gibi bir gücü yoktu belki ama İngilizler ve ABD'liler açısından çok tehlikeli bir örnek olarak görülüyordu. Bu yüzden tarihin en kanlı ve vahşi seferlerinden biri Guarani halkına karşı düzenlendi. Brezilya, Arjantin ve Uruguay’ın başkentlerinde İngiliz diplomatları uzunca süredir mekik dokuyordu. Gizli anlaşmalar yapıldı. Kukla hükümetler İngiliz altınlarıyla talan orduları kurdular. İngilizlere göre üç ay içinde savaş bitecek ve Paraguay “kurtarılacaktı.” Ancak savaş tam 5 yıl sürdü. Brezilya, Arjantin ve Uruguay orduları bir türlü Paraguay'ı teslim alamıyordu. Bütün Guarani halkı ulusal kahramanları Solana Lopez’in arkasında savaşıyordu. Paraguay’ı teslim alamayan emperyalistler son çareyi tüm ülkeyi halkıyla birlikte yok etmekte buldular. Kural, işgal edilen topraklarda tek bir erkeğin bile canlı bırakılmamasıydı. Savaşın sonunda Solano Lopez, Paraguay ormanlarına daldı. Elinde asker olarak küçük çocuklar, kadınlar ve yaşlılar vardı. Kadınların ve çocukların yüzüne takma sakallar düşmanı korkutmak için takıldı. Düşman artık bir halkla değil, bir halkın hayaletiyle savaşıyordu. En son şehit düşenlerden biri Solano Lopez’di. Son sözleri “Yurdumla birlikte ölüyorum” oldu. Gerçekten de Paraguay o gün öldü. Tıpkı son İnka Tupac Amaru’yla birlikte bir ulusun öldüğü gibi. Ancak bugün 138 yıl sonra belki de yine dirilmek üzere. Anglo-Saksonlardan intikam vakti Küçük ve onurlu ülkeden geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı. Paraguay topraklarının büyük kısmını İngilizler savaş ganimeti olarak Brezilya ve Arjantin’e verdi. Ülkenin denizle hiçbir bağlantısı kalmadı. 5 yıllık savaştan önce ülkenin nüfusu 1.377 milyondu. Savaş bitince geriye 226 bin kişilik bir esir topluluğu kaldı. Bu sayının sadece 6 bini erkekti. Geri kalanı kadınlar ve çocuklardı. Bu tarihin gördüğü en büyük soykırımlardan biriydi. Guaranilerin mezarlarını üzerine efendi olsunlar diye Avrupa’dan yeni beyaz koloniciler getirildi. Paraguay’ın kalan topraklarını paylaşan bu yeni oligarşi tam 138 yıl boyunca aralıksız Paraguay’ı yönetti. Yerli halkın dul kadınları cariye olarak toprak sahipleri arasında bölüştürüldü. Neredeyse tamamen tükenmek üzere olan nüfusun çoğalabilmesi için çokeşlilik serbest bırakıldı. Latin Amerika’nın en şanlı direnişlerinden birini sergileyen Paraguay bir asrı aşkın süredir Kıta’da gericiliğin ve Amerikancılığın kalesi oldu. İki tane oligarşik parti Liberal Parti ve Colorado Partisi sırayla ülkeyi yönettiler. 1947’den itibaren askeri diktatörlüğün desteklediği Colorado Partisi iktidardaydı. Ne 1960’ların ne de 1970’lerin devrimci dalgası, ne de Che’nin yaktığı kıvılcımların içeri giremediği tek Latin Amerika ülkesi olarak Paraguay kaldı. Ancak geçtiğimiz hafta yapılan seçimlerle ülkenin bir asrı aşkın süredir devam eden kabir azabının bitişi için ilk umut ortaya çıktı. Colorado Partisi ilk kez sandıktan yenilgiyle çıktı. Latin Amerika’da solcu ve ulusal kurtuluşçu gerilla hareketlerine desteğiyle tanınan Kurtuluş Teolojisi akımına mensup bir eski bir papaz olan Fernando Lugo, solcu partilerin koalisyonu olan Vatansever İttifak’ın adayı olarak başkanlığı kazandı. Neredeyse 150 yıldır devam eden karanlığa bir kıvılcım çakıldı. Artık Paraguay’da da hiçbir şey eskisi gibi olamayacak. Paraguay ABD’nin Kıta’daki son ve en sarsılmaz görünen kalelerindendi. O da düşmek üzere. Geriye kaldı Kolombiya. Anglo-Saksonlardan ve tüm Batılı sömürgecilerden intikam vakti yaklaştığının göstergesidir bu. “Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!” “Düşmanlar” kardeş olacak, zalimler kahrolacak Fernando Lugo’nun ilk işi liberal politikalara uymadığı için 2003 yılında görevden alınan eski iktisat bakanını tekrar göreve atamak oldu. Latin Amerika’da liderliğini Hugo Chavez’in yaptığı Yeni Bolivarcı Hareket’e bağlı olmadığını söyleyen Lugo, buna rağmen Chavez’e ve politikalarına sempatiyle yaklaştığını açıkladı. Ayrıca Lugo, ABD’nin kıtaya dayattığı Serbest Ticaret Birliği’ne karşı yoksul Kıta ülkelerinin kendi ticaret birliğini kurmasını öne çıkaran bölgesel ekonomik dayanışmayı savunuyor. Eğer Lugo iktidarda kalabilirse, Paraguay’ın Azraili olmak isteyen Batının ölüm meleği Serbest Ticaret böylelikle Kıta’daki son sığınaklardan birini daha kaybedebilir. Ülkeyi 35 yıl yöneten askeri diktatör Stroessner’in eseri Kıta’nın en yoksul ve en eşitsiz ülkesini yaratmak oldu. Lugo inanılmaz boyutlara ulaşan eşitsizlik ve yolsuzluğa karşı adil bir toplum yaratma idealiyle Colorado diktatörlüğünü sandıkta yıktı. Ancak bayrakların derlenip dürülmesi için daha çok erken. Sadece Paraguay’ı değil, tüm Kızılderili Kıtasını ABD emperyalizmine karşı çok büyük ve kutsal bir savaş bekliyor. Artık rüzgâr döndü. Yıllarca komşularıyla savaşmak zorunda olan Paraguay, direnişi seçmesi halinde bu sefer yanında pek çok kardeş ve yoldaş ülke bulacak. Kuzeydeki eski “düşmanı” Bolivya’nın başında sosyalist bir Kızılderili var artık. Morales’in kuzeyinde ise düşman bir Venezüalla değil, Chavez’in yönettiği aydınlık bir ülke var. Yıllarca beyaz oligarşilerin birbirine kırdığı ülkelerin halkları belki de 200 yıl sonra Bolivar’ın rüyasına o kadar yakınlaştı ki! Kıta’nın eski “düşmanları” kardeş oluyorlar. ABD’yle tüm bağları koparmak ve sosyalist bir ulusal ekonomi kurmak bu mazlum kardeşliğinin tek yolu… Sosyalist, milliyetçi ve Kıtasal Birlikçi mücadele, yeni bir dünya kurmak için yeni kahramanlar yaratıyor. Ha Paraguay ha Türkiye… Paraguay’ın mazlum Guarani halkını daha büyük sınavlar bekliyor. Düşünün bir kere bu halkın talihsizliğini!.. Bizim Atamız Yedi Düveli, zamanının tüm muzaffer Batılı emperyalistlerini savaş alanında yendi ve bağımsız bir Türk yurdu kurdu. Ama onların Atası Solano Lopez bağımsız Guarini yurdunu korumak pahasına şehit oldu. Halkıyla birlikte vahşice katledildi. Bizim İstiklâl Savaşımız mazlumlar için bir zafer destanıyken, Guarani direnişi mazlumlar tarihinin belki de en acı trajedisi oldu. Düşünün bir kere bizim halkımızın, Türklerin talihsizliğini!.. Zafere ve devrime rağmen Atamızı yitirdik. Kendi ülkemizde yeniden esir olduk. 138 yıl önce Paraguay’ı teslim alan o korkunç kader; işgal, parçalanma ve soykırım kapımıza dayandı. Vatan tehlikede. Paraguay ve Türkiye pek çok açıdan birbirine o kadar çok benziyor ki... İlk direnenler daha sonra teslim alındı. Orada 138 yıldır gericilik ve sağcılık egemendi. Türkiye’de 70 yıldır gericilik, işbirlikçilik ve sağcılık egemen. Paraguay’da sandıklardan hep esaret çıktı. Türkiye’de de hep esaret çıkıyor. İşbirlikçilerimiz bile öylesine çok birbirine benziyor ki. ABD’nin paralı askeri kanlı diktatör Stroessner, kendi ülkesinin halkının dilini, insanların %90’ının konuştuğu Guaranice’yi bile yasakladı. ABD çıkarları için insanlarını zorla lejyoner olarak tüm kıtada kardeş halkların üstüne sürdü. Ve utanmadan bu diktatör kendini Paraguay’ın yeni Solano Lopez’i olarak tanıtıyordu. Tıpkı Türkiye’de Atatürk’ün, halkın asla unutmayacağı son kahraman önderi olması gibi, Solano Lopez de Paraguay halkının son kahramanıydı. Tıpkı Türkiye’deki bütün Amerikan uşaklarının Atatürk’ün arkasına saklanmaları gibi Stroessner gibiler de Paraguay’da hep Lopez’in ismini kullandılar. Lopez İngiliz kurşunlarıyla şehit edildi. Atatürk’e asla erişemeyen emperyalistler yalanlarıyla ve uşaklarıyla gerçek Atatürk’ü yok etmek istiyorlar. Paraguay'da Stroessner gibilerine “lejyoner” denir. Oligarşik düzenin partileri hep birbirini “lejyoner”likle itham eder. Paraguay’ın yok eden büyük savaşta işgalcilerle işbirliği eden az sayıdaki haine Guarani halkı “lejyoner” lakabı takmıştı. Lejyonerlerin zamanı geride kalıyor artık. Amerikancılığın, sağcılığın son kaleleri düşüyor. Tüm Kıta’da Kızılderili milliyetçiliği ve sosyalizm ele ele yükseliyor. Ve milliyetçilik ve sosyalizmle aydınlanan halklar yeni bir Ulusal Kurtuluşun -ama bu sefer tüm Kıta’da aynı anda gerçekleşecek- İstiklâl Savaşına hazırlanıyorlar. Türkiye’de yükselen antiemperyalist milliyetçilik de sosyalizm ile kucaklaşmak üzere. İster sandıkta ister Kurtuluş Savaşının meydanında karşılaşalım, kendi “lejyonerlerimiz” artık bunu engelleyemez. Biz Chavez’imizi arıyoruz. Tüm Kızılderili Kıtası ve emperyalizme direnen Güney ise Atatürk’ünü arıyor. Ve tıpkı antiemperyalist “Güneş”i ve “Dil”iyle tüm ezilenleri aydınlatan Atamızın yıllar önce müjdelediği gibi; tüm mazlumlar hep birlikte görüyoruz: “Mazlumlar zalimleri bir gün mahvı perişan edecektir.”
|