Medya savaşlarında son perde: Doğan-Çalık savaşı
Ahmet Çalık’ın 22 Nisan tarihinde TMSF’ye Sabah ve atv için ödemesi gereken 1.1 milyar doları ödemesiyle birlikte Sabah gazetesi ve atv televizyonunun da içinde bulunduğu medya grubu, resmen Tayyip’in damadının CEO’luk yaptığı şirketin oldu.
Bunun hemen akabinde de medya dünyasında yeni bir tartışma başladı. TMSF’nin Çalık’a verdiği sürenin dolmasına üç gün kala parayı ödemesi hemen akıllara paranın kaynağını getirdi. Sonradan ortaya çıktı ki, Sabah ve atv’yi alan Çalık’ın Turkuaz şirketinin Katarlı bir ortağı varmış. Hem de ne ortak! Katar Emiri Şeyh Hamad bin Halife El Tani’nin şirketi olan “Al Wasaeel International Media Co.”, 125 milyon dolar katkı sunarak yüzde 25 ortak olmuş. Bununla birlikte Vakıfbank ve Halkbank’tan toplam 750 milyon dolarlık kredi bulan Çalık, parayı bastırıp Sabah’ın resmen sahibi oldu. Böylece “iktidarın sesi” gazetesinin parası da yine vatandaşın cebinden çıktı. Hatırlarsanız yakın zamanda Tayyip’in Katar’a bir ziyareti olmuştu. Ortaklık işinin o ziyaret sırasında bağlandığı yönünde haberler yer aldı ve hatta Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç bu ziyareti Meclis’te sorguladığı için AKP’li milletvekilleri tarafından neredeyse linç ediliyordu.
Satışla ilgili bu karanlık noktalar nedeniyle kafalarda bazı soru işaretleri oluştu. Özellikle de kamu bankalarından alınan kredi meselesi kayda değer. Bu kadar büyük meblağda kredi verilmesi tabii ki şirketin CEO’sunun Tayyip’in damadı olmasıyla alakalı. Bu noktada Tayyip’in iktidar olanaklarını kötüye kullandığı (zaten bugüne kadar iyiye kullanıldığı görülmemişti) söylenebilir. Geriye kalan paranın Katar’dan bulunması da, ihalenin yapıldığı Aralık 2007’den beri, başta Gül olmak üzere, AKP’li bakanların ve son olarak Tayyip’in Katar’a olan ilgisinin nedenini açıklığa kavuşturdu. Zaten geçtiğimiz hafta konunun medyada yer almasından sonra Gül de olayı doğrulayarak Çalık ile Katar Emiri’ni kendisinin tanıştırdığını söyledi.
İşin savaş boyutu da geçtiğimiz hafta başladı. Savaşın fitilini Hürriyet’in kaptanı Ertuğrul Özkök ateşledi. 24 Nisan tarihli “Hoş Geldiniz Sayın Çalık” başlıklı yazısında Çalık’ı sözde kutlayan Özkök, insanların kafasına takılan sorular olduğunu söyleyerek ödenen paranın kaynağı konusunda bazı sorular yöneltiyordu. Neydi bu sorular? Birincisi, bu bedelin kamuya yükü neydi? İkincisi ise kamu bankalarından alınan kredilerin koşulları nelerdi? Bu soruların cevabını beklediğini söyleyen Özkök, Çalık’a “mahallemize hoş geldin” diyerek yazısını bitiriyordu.
Sabah ihalesi yapılmadan önce Doğan Grubu’nun da ihaleye girmek istediği, ancak Rekabet Kurulu’nun bu isteği geri çevirdiği malum. Bu olay Aydın Doğan’ın iş takipçisi olan Ertuğrul’un içinde kalmış olacak ki, Sabah grubu Çalık’ın olur olmaz hemen usulsüzlükleri ortaya dökmeye başladı. Bu arada Özkök, “mahallemize hoş geldiniz” diyerek aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmedi.
Sabah cephesinden ise yanıt gecikmedi. Hemen ertesi gün Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, Özkök’e çok sert yanıt verdi. “Rekabete de Varız Kavgaya da” başlıklı yazısında Özkök’ü “medya efesi” olarak tanımlayan Babahan; “Kolunda dosya, TMSF’ye gidip teklif verdiğini hatırlamıyor veya hatırlamak istemiyor” diyerek ufak bir hatırlatmada bulunduktan sonra; “Keşke aynı merakı Petrol Ofisi ihalesi sırasında da gösterip benzer soruları sorabilseydi. Petrol Ofisi’nin kamuya olan borcunun bir kamu bankası tarafından finanse edilip edilmediğine bir baksaydı” diyerek karşı atağa geçti. Özkök’ün tehditkar tavrını da aynı şekilde karşılayan Babahan; “Kavgadan uzak durmak istiyoruz. Ama kavga etmemiz gerekiyorsa ederiz. Kavgada sınır ve ölçü olmayacağını da hatırlatmak isteriz” şeklinde yazısını noktalayarak “Hodri meydan!” dedi.
Resti gören Ertuğrul; “Sınır Tanımayan Gazeteciler” başlıklı yazısıyla uzlaşma zemini aramaya başladı. 26 Nisan tarihli yazısına “Bu defa korktum. PKK’sıyla mücadele ettim, DHKP-C’siyle, dincisiyle, hırlısıyla hırsızıyla, mafyasıyla, onun bozuntusuyla, hepsiyle kapıştım, ama korkmadım. Ama bu tehdidi görünce tırstım. Ne diyor tehdidin müellifi: ‘Kavgada sınır ve ölçünün olmayacağını hatırlatırım’” diye başlayan Özkök; “Cevabımı alıp oturdum” diye devam ediyor. Kendisinin sadece bir-iki masum soru sorduğunu söyleyen Özkök, geçmişte bu gibi hadiselerin Yüce Divan’a kadar gittiğini hatırlatarak sopa göstermeye devam etti. Kendilerinin sadece adil rekabet istediğini belirten Özkök, Babahan’ı konuyu sakin sakin konuşmaya davet etti.
Ertuğrul Özkök bir taraftan havayı yumuşatmaya çalışırken Doğan Grubu’nun bir diğer yayın organı Vatan saldırıya geçti. Özellikle kredi meselesi üzerinden vuran Vatan, Necati Doğru eliyle de Çalık ve Tayyip’e ağır darbeler indirdi. Bu olayın hortumlamanın bir başka versiyonu olduğunu belirten Necati Doğru, olaya “Çalıklama” adını verdi. Bizler de bu yayınlar sayesinde Çalık’a verilen kredinin 10 yıl vadeli ve 3 yıl anapara ödemesiz olduğunu öğrenmiş olduk. Sabah’ın son bir haftalık satış rakamlarını yayınlayan Vatan, tiraj kaybı üzerinden de yüklendi. Bunun yanı sıra Katar Emiri üzerine de yayınlar yapan Vatan, Emir’in taht için babasını devirdiğini ve 3 karısı ile 19 çocuğu olduğunu yazdı. Basın özgürlüğü sıralamasında Katar’ın 140. olduğunu yazan Vatan, Katar’da internetin bile sansürlendiğini yazdı.
Hafta sonuna doğru Doğan-Çalık savaşında kısa süreli bir ateşkes yaşandı. Ancak meselenin burada kalmayacağı çok açık. Görünen o ki bu hamur daha çok su kaldıracak.
|
Futbolda Fethullahçı örgütlenme
Önceki hafta sonu Süper Lig’de oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisi, öncesi ve sonrasıyla tartışmalara neden oldu. Oynanan maçı 1-0’lık skorla kazanan Galatasaray şampiyonluk yolunda önemli bir avantaj yakalarken maçtan önce Hakan Şükür’ün yaptığı açıklamalar tartışmalara neden oldu.
Hatırlanacağı gibi maçtan önce taraftarı centilmenliğe çağırmak maksadıyla açıklamalar yapan Hakan Şükür, maçın oynanacağı haftanın Peygamberin doğum haftasına denk geldiğini hatırlatarak “‘Kutlu Doğum Haftası’ içindeyiz ve ona layık olmalıyız. Peygamberimize layık olmalıyız. Çocuklarımızı, gençlerimizi de Peygamberimizin hoşgörüsü etrafında hayata hazırlamalı, yaşantılarımızı ona göre şekillendirmeliyiz. Hafta sonunda Fenerbahçe ile önemli bir derbi müsabakası oynayacağız. Herkesin bu maçta içinde bulunulan haftanın atmosferi içinde hareket etmesini temenni ediyorum” demişti.
Hakan Şükür’ün açıklamalarından sonra ise yeşil sahalarda irtica tartışmaları başladı. Geniş bir kesim taraftarı centilmenliğe çağırmanın bin bir türlü yolu olduğunu belirterek Hakan Şükür’e karşı çıkarken, belli bir kesim de özellikle Hristiyan futbolcuların sahada istavroz çıkarmalarından yola çıkarak Hakan’a sahip çıktı.
Hakan’ın bu açıklamaları Zaman gazetesine yapması da ilginç bir tesadüf(!) oldu. Bilindiği gibi Zaman gazetesi Fethullah’ın ana gazetesi. Hakan’la Fethullah ilişkisi de herkesin malumu. Hatırlayacağınız gibi 1995’te evlenen Hakan’ın nikah şahidi Fethullah’tır ve nikahı, o dönem Büyükşehir Belediye Başkanı olan Tayyip kıymıştır. Bundan sonrasında ise “Galatasaray’da Fethullahçı Klik” başlıklı haberler hiç eksik olmadı. Hatta son olara Feldkamp’ın gönderilmesinin de bu teşkilatın işi olduğu dillendirilmişti.
Hakan’la birlikte Hakan Ünsal -ki şu anda iki ayrı Fethullahçı kanalda program yapıyor-, Arif Erdem, Emre Belözoğlu hemen ilk akla gelen isimlerdi. Bu kervana daha sonra Ertuğrul Sağlam gibi isimler de eklenmişti. Son tartışmalarda Hakan’ı cansiperane savunan eski Fenerbahçeli Bülent Uygun da öne çıkan isimler arasında. Bülent diyor ki; “Hakan’ı eleştirenleri bir kez bile Cumaya giderken görmedim.” Adam sanki milletin namazını sayıyor. Gidip gitmemesi kendine kalmış bir şey. Bir de Hakan’ı eleştirmek için illa şu kadar Cuma namazı kılmak gibi bir kriter yok ki.
Bir de istavroz meselesi var. Diyorlar ki: “Sahada istavroz çıkaranlara niye bir şey demiyorsunuz?” Sanki ellerini Allah’a açıp dua ettiler de biz de ellerine vurduk. Bu ucuz polemiklerle bir yere varamazsınız. Sahaya çıkar futbolunu oynarsın, ister istavroz çıkarırsın, istersen de el açıp Allah’a yakarırsın. Buna kimse karışmaz. Öbür türlü şeyler sporun dışındadır ve sahalarda görmek istemediğimiz görüntülerdir.
|
Ufuk boyundan büyük laflar etmiş
Maskot Ufuk’un şapşallıklarına zaman zaman değinip gülüyoruz. Bizim açımızdan Ufuk Uras’ın ya da Avrupa solcusu herhangi birinin yapıp ettikleri de ancak dalga konusu olmak bakımından önemlidir. Yoksa tarih bu adamları zaten çöpe atmıştır. Bunlar da bir zaman sonra doğaya karışacaklar ama karışmadan ibretlik durumlarını sizlerle paylaşmanın da gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Geçtiğimiz hafta Ufuk’un Meclis’teki sıcak biralardan şikayetçi olduğunu sizinle paylaşmıştık. Bu hafta sıcak biranın olumsuz etkileri üzerinde duracağız. Anlaşılan Ufuk’un sıcak bira içmekten beyin hücreleri pelte haline gelmiş. Artık ne dediğini bilmez halde durmadan saçmalamaya başladı. Bildiğimiz kadarıyla doğuştan bir kusuru olmadığı için biz bu durumun sonradan olduğu kanısına vardık. Yoksa üniversitede hocalık yapmış birinin bu tür laflar etmesine Türkçe bilseler kargalar bile güler.
Tabii bu arada merak etmişsinizdir Ufuk gene ne halt yedi diye. Kusura bakmayın yine kaptırdım ve konunun özüne girmekte geciktim. Sakarya’da DTP’lilerle BBP’liler arasında olan gerginlik malumunuz. DTP bu olayları protesto etmek için Meclis çalışmalarını iki gün boykot kararı aldı. İşte bizim Ufuk da tuttu DTP’lilerle ortak tavır aldı. Zaten bir işbirlikçi solcu da emperyalizmin işbirlikçisi kim ise gidip onunla dayanışma sergiler. Bunda garip bir durum yok. Bizi bu satırları yazmaya mecbur bırakan, Ufuk’un DTP Grup toplantısında ettiği bir söz. Toplantıda Sakarya olaylarını değerlendiren Ufuk, bu olayların “tipik bir Ergenekon olayı” olduğu tespitini yapıyor. Daha sonrasında da; “Biz milliyetçi galeyanlara gelmeden bir arada yaşama kültürünü geliştirmek zorundayız. Milliyetçilik mi insanları aptallaştırıyor, aptallar mı milliyetçi oluyor bunu bilmiyorum ama bizim mutlaka toplumumuz dokusunu çürütmeye çalışan bu ırkçı milliyetçi anlayışlara karşı insanlığın yürüyüşünü sürdürmemiz gerekir” gibisinden laflar etmiş.
Milliyetçilerin zeka düzeyi üzerinden bir tartışma başlatarak Ufuk’un seviyesine düşmeyeceğiz. Ona sadece grup toplantısına katıldığı partinin Kürt milliyetçisi-hatta Kürt ırkçısı bir parti olduğunu hatırlatacağız. Bu kimin aptal olduğunun en açık kanıtı olacaktır. Hem bizim “aptallığımız” kendi kimliğimiz için olduğu halde kendisinin aptallığının emperyalist uydurması sözde Kürt kimliği için olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Ufuk ve arkadaşlarının ÖDP’yi kurdukları dönemde anlatılan bir hikaye vardır. Rivayete göre parti kurulurken uzun süren bir tüzük tartışması yaşanmış. Tartışmalara daha fazla dayanamayan şair Can Yücel de çıkıp: “Arkadaşlar! Bize tüzük değil başka bir şey lazım” demiş. Tabi bu arkadaşlarda Can Yücel’in bahsettiği şey olmadığı için bugün DTP’nin kuyruğuna takılıp onlarınkinden faydalanmaya çalışıyorlar. Ama onların da çok sıkıya gelemeyeceklerini yaşayarak görecekler.
Her neyse, milliyetçiliğe karşı yürüdüğünü söyleyen Ufuk’a geçerken TÜRKSOLU’na da uğramayı ihmal etmemesini söyleyerek son verelim.
|
|
| Önceki hafta Hakkari ve Kars’tan gelen şehit haberleri, geçtiğimiz hafta da Bingöl ve Şırnak’tan gelmeye devam etti. Geçtiğimiz haftanın bilançosu da ne yazık ki altı şehit oldu. MGK, Kuzey Irak’taki Kürt yönetimiyle görüşme kararı aladursun, Dışişleri Bakanı Babacan Kuzey Irak’taki sözde yönetimle görüşme takvimi oluştursun, CHP Kurultay bildirgelerinde Kuzey Iraklı kardeşlerimizden bahsetsin bütün bunların hiçbir önemi ve etkisi yok. Önemi olan bir şey var ki, o da genç yaşta vatan uğruna toprağa düşen gencecik insanlar ve oğulsuz, kocasız, babasız kalan bir millet. Bir taraftan Kuzey Irak’a hava saldırıları düzenlenirken -hatta kara harekatı yapıldığı da iddia
ediliyor- diğer taraftan da her gün iki-üç şehit vermek insanın sabır sınırlarını zorluyor. Ancak gelen her şehit haberi tam tersi bir etki yaratarak Türk Milleti’nin vatanına bağlılığını ve hain örgüte olan
kinini artırıyor. |
Şehit Binbaşı Ercüment Türkmen: Şırnak’taki Cudi Dağı’nda hain örgüte yönelik düzenlenen operasyonda 25 Nisan günü şehit düştü. Evli ve 13 ile 4 yaşında iki çocuk sahibi olan Türkmen’in Şark hizmetinin dolmasına 2,5 ay kaldığı öğrenildi. Şehit Binbaşı için Şırnak’ta düzenlenen törenin ardından Ankara Kocatepe Cami’nde bir tören düzenlendi. Törene Abdullah Gül, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun gibi üst düzey askeri ve sivil erkan katıldı. Şehit Binbaşının cenazesi vasiyeti üzerine eşinin memleketi olan Mudanya’ya defnedildi.
|
Şehit Er İdris Polat: 25 Nisan tarihinde
Şırnak’taki operasyonda ağır yaralanan İdris Polat kaldırıldığı Şırnak Asker Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehadete erdi. Şehit Polat’ın cenazesi memleketi Niğde’de düzenlenen törenin ardından toprağa verildi. Niğde Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen törene, Şehit Jandarma Er İdris Polat’ın yakınları, Niğde Vali Vekili Salim Demir, Ankara Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Mehmet Çörten, AKP Niğde Milletvekilleri İsmail Göksel ve Muharrem Selamoğlu, MHP Niğde Milletvekili Mümin İnan, Vali Yardımcısı Adil Nas, Niğde Belediye Başkanı Murat Zeren, Jandarma Alay Komutanı Albay Naci Aydın ile vatandaşlar katıldı. Oğlunun şehit haberini alan baba Muammer Polat; “Vatan sağ olsun, söylenecek ne var? Bugün beni de alsalar ben de giderim” dedi. Evli ve üç yaşında bir kız çocuğu olan İdris Polat’ın terhisine 15 gün vardı.
|
Şehit Onbaşı Murat Doğru: 25 Nisan günü Cudi Dağı’nda düzenlenen operasyonda şehit olan Murat Doğru, Konya’nın Ilgın İlçesi’ne bağlı Ağalar Köyü’nde düzenlenen törenle toprağa verildi. Törene ailesi, yakınları, AKP Konya Milletvekilleri Orhan Erdem, Ahmet Büyükakkaşlar ve Hüsnü Tuna, MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, Karatay Kaymakamı Turgut Çelenkoğlu, Selçuklu Kaymakamı Şükrü Görücü, İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Mazlum Koçoğlu ve köy halkı katıldı. Törene katılan vatandaşlar PKK aleyhine slogan attılar. Baba Ali Doğru; “Operasyona çıkmadan bir gün önce bizi arayarak helallik istemişti. Tek oğlum şehit oldu. Vatan sağ olsun!” dedi.
|
Şehit Er Mustafa Tuluk: 27 Nisan günü Bingöl’ün Genç ilçesi Suveren mevkiinde çıkan çatışmada şehit olan Mustafa Tuluk memleketi Amasya’da toprağa verildi. Yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı cenaze töreninde “Şehitler ölmez vatan bölünmez!”, “Kahrolsun PKK!” sloganları atıldı. Törene, Amasya Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mustafa Küçükayan, Vali Vekili Ayhan Durmuş, Belediye Başkan Vekili Cafer Özdemir, askeri erkan, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Şehit Mustafa Tuluk, kız kardeşi ve annesi tarafından asker selamı ile uğurlandı.
|
Şehit Uzman Çavuş Mustafa Uğurelli: Bingöl Jandarma Özel Harekat Taburu’nda görev yaparken, Genç İlçesi Kavaklı Köyü’nün kırsal kesiminde PKK’lı teröristlerle girdiği çatışmada 28 Nisan tarihinde şehit düştü. Şehit Uğurelli’nin cenazesi memleketi Kırıkkale’de 20 bin kişinin katıldığı bir törenle toprağa verildi. Acı haberi alan baba Doğan Uğurelli “Vatan sağ olsun” dedi. Şehadetinden bir saat önce oğluyla görüştüğünü anlatan babası, oğlunun kendisinden helallik istediğini belirtti. İki oğlunun daha olduğunu söyleyen acılı baba; “Yeter ki terör bitsin. İkisini de vatan uğrunda vermeye hazırım” diye konuştu. Üç yıllık evli olan Mustafa Tuluk’un 2,5 yaşındaki kızı Yağmur’un cenaze töreninin düzenlendiği alanda hiçbir şeyden haberi olmadan “Babam işe gitti gelecek” diye koşuşturması da acıları bir kat daha artırdı.
|
Şehit Er Mesut Sanır: Iğdır’ın Aralık İlçesi’nde sınırda devriye görevini yerine getirirken mayına basarak şehit olan Mesut Sanır’ın cenazesi de memleketi Cizre’de düzenlenen törenin ardından toprağa verildi. Törene Şırnak Valisi Ali Yerlikaya, 23. Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Tahir Bekiroğlu, 23. Motorize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Bahadır Köse, Cizre İlçe Garnizon Komutanı Kurmay Albay Ertan Varlık, Cizre Kaymakamı Gökhan Azcan, askeri erkan ve şehit erin yakınları katıldı.
|
|
|