05.05.2008/Sayı:185
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Celal İmren

Atatürk’ü CHP’den
kurtarmanın zamanıdır

Cumhuriyet Halk Partisi, 32. Kurultayını da Deniz Baykal’ın çizdiği doğrultuda bir işlevle ve sonuçla tamamladı. Tayyip’i, AKP kapatma davası sürecinde yapacağı Anayasa değişikliği girişimleri noktasında “Maç oynanırken kural değiştirilmez” sözleriyle eleştiren Deniz Bey, partisinin 32. kurultayını rakibin sahada olmadığı tek taraflı bir maça çevirerek bir çelişki içine daha girdi.

“Genel Başkan aday adaylığı için yüzde 20 imza” formülasyonu elbette dünyada benzeri bulunmayan ve Deniz Bey’e özgü bir demokrasi(!) oyunudur. Başlı başına bu durum bile, CHP’nin şu an içinde bulunduğu “umutsuz vaka” konumunu ortaya koyuyor. Bizim İhtiyar Heyeti diye tanımladığımız “Deniz Bey’in Takımı”nı, Milliyet’ten Derya Sazak bir zamanların Sovyetler’indeki Politbüro yapılanmasına benzetiyor. Sazak, CHP’nin giderek Deniz Bey’in liderliğinde 4-5 bin kişiden oluşan bir yapı haline geldiğini de söylüyor. 32. kurultayın işleyişi ve sonuçları bu biçime dönük saptamayı doğruluyor.

Ülke içinde esas olarak yurttaşlardan gelen bireysel muhalefeti bile sindiremeyen ve halka karşı “Ananı da al git”, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir”, “Ayak takımı” şeklinde ve hakarete varan tarzda söylemlerde bulunan Tayyip’e öykünen Deniz Bey ise parti içi muhalefetine aynı şekil ve hakaret içerikli sözler sarf ediyor. Haluk Koç’a; “Yüksek şahsiyetinle çık meydana, kur partini, al sonucunu da görelim” diye sesleniyor. Umut Oran’ı; “Bazıları da CHP’nin oyunu 10 milyona çıkaracağını söylüyor. Böyle amatör siyasi yorumları zevkle izliyorum” sözleriyle küçümsüyor. Genel olarak da; “Kendi arkadaşlarımızın foyasını mı ortaya çıkaracağım? Yakışır mı bana?” diyerek kendisine muhalif olan herkesin ve oluşumun foyaları olduğunu ima ediyor.

CHP’nin tek ve mutlak sahibi Deniz Bey!

Temiz olan, temiz kalan sadece ve sadece o!

Kurultay salonunda bir yandan Deniz Bey’in sözleri yankılanırken, diğer yandan da aday olamayan aday adaylarının basın ve TV’lerde Kürtlere yönelik açılım vaat eden sözlerine cevaben Kürtçe şarkılar, türküler çalınıyor, halaylar ve zılgıtlar çekiliyordu. Bu da “Kürt sorunu”nu çözmede bir “açılım” olmalı diye düşünüyoruz. Ancak, 32. Kurultay Sonuç Bildirgesi’nde bu açılım(!) daha da açılıyor ve “Devletin kimseyi asimile etmeye hakkı yoktur” deniliyor. Devamla da; “Kürtçe konuşma ve yayının önündeki tüm engellerin kaldırılması” isteniyordu. Bu da yetmiyor, bir adım daha ileri gidilerek, Hakkari’de yaşayan ve Antalya’ya yerleştirilmek istenen Kürtlerden sonra “Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtler de kardeşimiz” ilan ediliyor!

Oysa geriye dönüp baktığımızda, CHP’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk ile İsmet İnönü’nün Kürt politikalarının, 32. kurultaydan çıkan Sonuç Bildirgesi önermelerinin tam tersi olduğunu görürüz.

Hem başyazarımız Gökçe Fırat “İstila” ve “Kürt-İslam Faşizmi” kitaplarında, hem yazarımız Serap Yeşiltuna “Atatürk ve Kürtler” kitabında, hem de yazarlarımız TÜRKSOLU’ndaki çeşitli yazılarında bugün Türkiye’de yaşananın Kürt sorunu değil Kürt istilası olduğunu Atatürk’ün politikalarını da örnek ve ders alarak kanıtlamışlardır.

Bırakın K. Irak’taki kardeşlerinizi, Atatürk 26 Eylül 1932’de ve Diyarbakır’da şunları söylemiştir:

“Ben Türk elinin kahraman bir bucağındayım, ne yazık ki oraya Bekir diyarı diyorlar. Fakat özünde Türk diyarı idi. Bekir, sonradan ona alem olmuş, fakat biz öz diyarımızın ne olduğunu biliriz. Bizim diyarımız Oğuz Türk’ünün has kaynağıdır, biz de bu yüce kaynağın çocuklarıyız.

Buraya konduğumuzdan beri ne olduğumuzu anlatmaya çalıştık ve anlatıyoruz ki; Türk eli büyüktür. Her yeri dolduran Türk’tür ve her yanı aydınlatan Türk’ün yüzüdür.

Diyarbekirli, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı çevrelerin damarlardır. Bizim yeni işimiz budur. Bu damarlar birbirini duysun ve tanısın.”

CHP 32. Kurultay Sonuç Bildirgesi’nde ayrıca “devletin asimilasyon hakkı olmadığı” vazedilirken, Atatürk ve İsmet İnönü, Türklerin hızla Kürtleştirildiklerini tespit ettikleri gibi, 1919-1938 yılları arasındaki Kürt-İslamcı isyanlara karşı Türk çözümlerini ortaya koyup uygulamışlardır. İsmet İnönü’nün 1935’deki Şart Seyahati Raporu da sonradan esaslı bir kaynak olarak alınmıştır. Örneğin İnönü, bu raporunda; “Fırat’ın şarkında ve cenuba karşı bizim en mühim istinat noktamız Diyarbakır ve ikinci derecede Urfa olacaktır. Diyarbekir, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işleteceğimiz bir olgunluktadır” demiştir.

Keza İnönü’nün Doğu gezisinden çok önceleri, daha 1927 yılında, 25 Haziran 1927 tarihinde kabul edilen ve uygulanmaya başlayan bir yasa ile Umum Müfettişlik önce Güneydoğu’da kurumlaştırılmış; 1934, 1935, 1936 yıllarında da çeşitli bölgelerde Umum Müfettişlikler kurulmuştur. Umum Müfettişliğin önemi, Cumhuriyet idaresinin Kürt meselesine çözüm yaklaşımını bizzat yürüten kurum olmasından gelir. Ancak Umum Müfettişlikler 1952 yılında karşıdevrimci Demokrat Partililer tarafından ortadan kaldırılmıştır. Yani Atatürk döneminden sonra Parlamento’da Kürtçülük çok partili düzen ve DP’nin iktidarıyla yeniden zuhur etmiştir. Bugün PKK’nın partisi ağırlıklı bir şekilde Meclis’tedir; Kürtçüler PKK bayraklarıyla, Apo posterleriyle sokaklarda terör estirmektedir ama CHP lideri Deniz Bey, İhtiyar Heyeti ve rakipleri Kürt kardeşliği hususunda yarış yapmaktadırlar.

Ne demişti Deniz Bey geçtiğimiz yılın son günlerinde:

“Hakkarili bir insanı Antalyalı yapmak istiyorum. Onlarla tam kardeş olmak istiyoruz.”

Oysa Türkleri Kürtleştirecek bir tutumun tersine, Atatürk, Türklüğü esas almıştır. Nitekim, 27 Mayıs 1934’te yasalaşan İskan Kanunu’nun gerekçesinde vurgulandığı gibi, Cumhuriyet idaresi tek bir Türk kimliği yaratmak için, farklı kavimleri Türklük içinde dağıtarak eritecektir.

Hani “devletin asimilasyon hakkı olmazdı!”

Atatürk ve genç Cumhuriyet idaresi mi yanılmış, Deniz Bey mi yanılıyor?

Cumhuriyet idaresinin bir başka yasal yaptırımı da aşiretlerle mücadele düzleminde 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen ve 2 Temmuz 1934 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren Soyadı Kanunu’dur. Bu kanunun 1. maddesi şöyle:

“Kanun No: 2552

Madde 1- Her Türk öz adından başka soy adını da taşımağa mecburdur!”

Şimdi sormak gerekmez mi?...

Bölücübaşı Apo ile Ahmet Türk başta olmak üzere DTP’li milletvekillerinin, DTP’li il, ilçe, belde, belediye başkanlarının, yöneticilerinin soyadları neden Türkçedir?

Deniz Bey, etrafındakiler ve muhalifleri Kürtlük, Kürtçülük konusundaki aymazlıklarından Atatürk’e, Cumhuriyet idaresine, CHP’nin tarihine bakarak kurtulabilirler. Ama tek şart, yüzünü Atatürk’e dönmektir!

32. kurultaydaki gelişmeler, emareleri çok küçük olmasına rağmen bazı kesimler tarafından “CHP’nin ulusalcı kıskaç”a girmesi şeklinde yorumlandı. Ulusal olan her şeye düşman olan bu kesimlerin cisimleri de, cibilliyetleri de belli. Ne var ki, var olan haliyle CHP ve Deniz Bey’in söylem olarak da, eylem olarak da Ulusal Sol bir çizgiye girmesi doğanın diyalektiğine aykırıdır.

Bakınız başyazarımız Gökçe Fırat ne diyor:

“Bugünkü AB yasaları, ulusun ekonomisine, ulusun kültürüne, ulusun tarihine, ulusun diline, ulusun benliğine, hatta ulusun ailesine, çoluğuna çocuğuna sahip çıkma hakkını, yani en demokratik hakkını, demokrasi adına kısıtlıyorsa, hatta ortadan kaldırıyorsa, orada durun ve düşünün!

…Ulusallık AB’ye karşı çıkmaktır.

Ama sadece AB’ye değil, öncelikle ve daima ABD’ye!”

CHP 32. Kurultay Sonuç Bildirgesi’nde ne deniliyor:

“AB ile ilişkilerimizde ‘eşit koşullu, onurlu tam üyelik’ dışındaki tüm seçenekleri ve dayatmaları reddediyoruz. Üyelik müzakerelerinin sürdürülebilmesi için AB’nin Türkiye’yi tam üyeliğe götürecek bir yol haritası ve takvimi belirlenmesini gerekli görüyoruz.”

İşte sadece bu cümleleri ve nihai AB’ye tam üyelik hedefi nedeniyle CHP, ulusal bir sol olmaktan fersah fersah uzaktadır.

Ancak birçok kesimin birleştiği bir noktaya biz de katılıyoruz. Bu, CHP’nin ve Baykal’ın önünde bir iktidar projesinin olmadığı tespitidir.

Baykal ve ekibi ne önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimde ve ne ilk genel seçimde CHP’nin oy yüzdesini 12 Mart’tan sonraki 70’li yıllar dilimindeki oranlarına ulaştırabilir.

Çünkü hızla Kürtçülere yaklaşan CHP ve Baykal daha da hızlı şekilde Atatürk’ten uzaklaşmaktadır!

Çünkü sadece laiklik eksenli bir mücadele, esas olması gereken büyük mücadele programının içini boşaltır (ve CHP açısından öyle de oluyor).

Çünkü O, daha 1915’te Çanakkale’den başlayarak her mevzide, her cephede emperyalizme karşı mücadele etti. Gerçekçi oldu, zor olanı istedi!

Çünkü O’nun 1919’dan başlayıp ölümüne dek Kürt-İslamcılara karşı verdiği mücadelenin temelinde 6 Ok vardı.

Çünkü O, devletçi halkçı ekonomi modeliyle Ulusal Bağımsızlık Savaşı sonrasında da, ezilen mazlum uluslara örnek ve önder oldu.

O’nun kurduğu parti, bugün O’nun 6 Ok’unu ve mücadeleci azmini sahiplenmiyor!

Ve kime sahip çıkıyor?

ABD’nin B Planı’na oynayan ve binlerce kişinin umutlarını internet ortamında sömüren Abbas Tuncay’a!

Halkıyla mücadelenin her alanında birlikte olan Atatürk’ün partisi, ne yazık ki, bu yönüyle de, sanal aşkların, kurultay aşklarının malzemesi haline getirilmiştir!

Özgür Erdem geçen sayımızda “Atatürkçüleri CHP’den kurtarmanın vakti geldi!” diye yazmıştı.

Bu da yetmez ki sevgili Özgür…

Şimdi, asıl Atatürk’ü CHP’den kurtarmanın vaktidir!...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe