05.05.2008/Sayı:185
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yılmaz Ekinci

Pirinç kalmadı al sana bulgur!

Bakan Eker çareyi buldu: Biz de bulgur yeriz

Başbakan RTE ve Tarım Bakanı Mehmet Mehdi Eker; “Pirinç yemeyin bulgur yiyin” diyor. AKP’ye pirinç için gidenler yakında evdeki bulgurdan da olacaktır. Bu gidişle halk yiyebileceği ne pirinç ne bulgur ne mercimek hatta ekmek bulamayacak. Et yemek çoktan kalktı. Bayramda, “En son ne zaman et yedin?” sorusunu küçük kız, “Ben hiç et yemedim ki” diye yanıtladı. İşte bu halk ekmek yerine AKP’yi yiyecek.

Açlıkla terbiye en eski emperyalist politikadır

İkinci Dünya Savaşı sırasında savaşın zor şartlarının getirdiği sıkıntı ve yoksulluğu “Geldi İsmet gitti kısmet” diye tanımlayan zihniyetin devamlarının ülkeyi getirdikleri durum:

Buğday ABD’den, mercimek Kanada’dan, mısır Arjantin’den, susam Sudan’dan, arpa Ukrayna’dan, bakla İtalya’dan, sarımsak Çin’den, ayçiçeği Rusya’dan, pamuk Yunanistan’dan, elma Şili’den, portakal Brezilya’dan, muz Panama’dan, vişne Almanya’dan, ceviz Çin’den, fasulye İran’dan, barbunya ABD’den, soya Arjantin’den, pirinç Avustralya’dan, nohut Meksika’dan ve çay İngiltere’den geliyor.

Dünyanın savaşa girdiği İnönü dönemi çok büyük sıkıntılara rağmen açlıktan insanların kırılmadığı bir dönem olmuştur. Ülke yiyebilecek ekmek bulurken, yiyecek bulamayan Yunanlılar çayırlarda inek gibi otlamışlar. Bugün geldiğimiz noktada ise yurtdışından ithalat olmasa halk açlıktan kırılır.

10 yıl öncesine kadar kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olan Türkiye, bugün Kamerun, Peru, Suriye, Mısır ve Hindistan’ın da aralarında bulunduğu 103 ülkeden karnını doyurabilmek için ithalat yapmakta.

Yanlış tarım ve tohum politikaları, tarım arazilerin bilinçli olarak yok edilmesi, bitirilmeyen GAP, Güneydoğu’da tarıma açılmayan mayınlı araziler ile kuraklığa karşı alınmayan tedbirler gibi nedenlerle tarım dışarıya bağımlı hale getirilmiştir.

Türkiye 2001 yılının ilk iki ayında 30,5 milyon dolarlık hububat ithal ederken, 2008 yılının ilk iki ayında 341,8 milyon dolarlık hububat ithalatı yapmıştır. Çağ atlayan ülkemin çağ atlatılan hububat ithalatı! Tarımdan uzaklaştırılan çiftçi bankalara borç içinde. 10 milyon insanın ekmeği, yiyeceği ve ısınacağı kömürü yok.

Kıtlık insanoğlu için en onur kırıcı felakettir. Açlıkla terbiye, tarihin en eski emperyalist politikasıdır. Bu politika şimdi Türkiye üzerinde oynanıyor.

2006-2007 döneminde: Buğday yüzde 15, arpa yüzde 24, ayçiçeği yüzde 24, mısır yüzde 7,2, fasulye yüzde 21, mercimek yüzde 12 ve pirinç üretimi yüzde 7,2 oranında gerilemiştir.

Çünkü mazot, gübre, ilaç, tohum çok pahalanmasına karşı doğrudan gelir desteği, mazot desteği, gübre desteği, yağlı tohum desteği ve hayvancılık desteği 5,5 milyar YTL olması gerekirken 1,8 milyar YTL’de kalmıştır.

Gübrenin fiyatı son 6 ayda 1 kat artmış ve mazot 3 YTL’ye dayanmış. Fakat devletin mısır ve buğdaya verdiği desteği ucuz ithalat gerekçesiyle dörtte bire kadar çekmesi sonucu ekim alanları azalmıştır. Üretimin düşmesi sonucu ithal edilen tarım ürünlerinin fiyatı yükselmiştir.

Temel gıda maddelerindeki yüksek fiyat artışları halkın yaşamını kâbusa çevirmiştir. 2007 Ocak ayından bu yana gıda ürünlerine ortalama yüzde 60 zam geldi. Geçen yıl 23 YTL olan un, bu yıl 51 YTL oluyor. Pazarı artık büyük şirketler istedikleri şekilde yönlendirilmektedirler.

Tarımdaki spekülatörler

Türkiye’de buğday fiyatlarının artmasında, TMO’nun Türkiye’de üretimin altında gerçekleşeceği öngörülen yaklaşık 1 milyon tonluk buğdayın dışalımını zamanında yapmaması ve spekülatif gelişmelere karşı hazırlıklı olmaması önemli bir etken olmuştur.

Hükümet gıda artışlarına tedbir almazsa artışların kontrolsüz bir şekilde devam etmesi kaçınılmazdır. Fiyatlar artık günlük değişir olmuştur. FAO’nun bir araştırmasına göre dünya gıda stokları 1980 yılı seviyesine kadar gerilemiş bulunmaktadır.

Global piyasasının büyük emtia spekülatörleri, diğer bir deyimle manipülatörleri kolay paranın tadını almışlardır. Aç halk onları hiç ilgilendirmemektedir.

Halka “En az 3 çocuk yapın” diyen Başbakan RTE vatandaşları üretmeye teşvik yerine kolay yolu seçip üremeye teşvik etmektedir.

Tarım Bakanı; “Vurguncu spekülatörler” diyor. Bakan, TMO’dan pirincin kilosunu 1,5 YTL’den kapatanlara ve yüklü gemileri limanlarda bekletenlere ne gibi yaptırım uygulamaktadır?

Pirinçten sonra sıra ete gelmiştir. Son iki haftada ete yüzde 10 zam geldi. Fakat zam yetersiz. Yüzde 30 kadar daha zam sırada beklemekte.

Üretimi 580 bin tondan bu sene 271 bin tona düşen kırmızı mercimeğin fiyatı da yüzde 133 artışla 0.90 YTL’den 2.10 YTL’ye çıkıyor.

Muzda hasadın tamamlanmasıyla birlikte rakipsiz kalan ithal muzcular fırsatçılık yaparak muzun kilosunu 4 YTL’ye çektiler. 18 kiloluk bir kasa muzun fiyatı hiçbir değişken olmamasına rağmen 58 YTL’ye çıkıyor.

Hükümet, üretim artışını sağlayacak tedbirleri almak ve darlık yaratacak vurguncuların hareket alanını yok etmek zorundadır.

Stokçu tüccarlar İnönü döneminde tespit edilerek taş kırmaya, yol yapmaya gönderilmiştir. Ama bugün bunu yapmaya kalksanız ülke taş ve yol işçisinden geçilmez.

İzmir’in Gaziemir ilçesinde bir parkta okul arkadaşlarının parasını zorla almaktan yargılanan 5 kız öğrenciye, 2 kız öğrenciden tehditle 1’er YTL aldıkları gerekçesiyle “nitelikli yağma” suçundan 4 yıl 2 aya kadar çeşitli ceza verilirken, yukarıda açıklanan sebeplerden dolaylı bir şekilde halktan daha fazla para alanlar yargı karşısına niye çıkarılmamakta?

Tarım Bakanı Mehdi Eker, düzenlediği basın toplantısında pirinçteki sorunun “Ellerinde pirinç veya çeltik bulunan firmalardan kaynaklandığını” açıklamıştır.

Kimdir bu vurguncular? Pirinci TMO’dan kim satın alıp bekletiyor? Kim ithal ettiği pirinci limanda bekletiyor? Bunlardan hesap soracaklar, sorunu çözme yerine suçlamada bulunuyor. Bakanlık makamı suçlama makamı değil çözüm makamıdır.

Ülkemizde ciddi bir tarım politikası yok

Ülkemizin ciddi bir tarım politikasının olmaması ve plan ve programların da kararlı ve kesintisiz yönetilememesi sonucu, günümüzde Türkiye buğday dışalımcısı konumuna gelmiştir.

Türkiye’de ekilebilir toprağın yaklaşık yüzde 30’unda buğday üretiliyor olmasına karşın; “Türkiye buğday ekmesin” ve “Amerika ile yarış olanaksız. Dünyada buğdayın tonu 150 dolarken, Türkiye’de 250- 300 dolar olduğuna göre üretmeye gerek yok, dışarıdan satın alınsın” görüşleri öne sürülmüştür. Oysa yakın geçmişte yaşanan etkenler sonucu Türkiye’de olduğu gibi dünyada da buğday üretimi düşmüştür. Fiyatlar hızla artmaya başlamış ve Türkiye’deki fiyatları da geçmiştir.

Kimi çevrelerce 1980’lerden bu yana yinelenen; “İçerde yüksek maliyetle üretmek yerine, tarım ürünlerini dışarıdan alalım” görüşünün geçersizliği artık açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Globalleşmeci Turgut Özal; “Buğdayı 1 liraya almak yerine, neden 1,5 liraya mal edelim? Türkiye sanayileşecek, o kadar” diyordu. Buğdayın kilosunun 5 YTL’ye çıkmasını kim önleyebilir?

Tarım devamlı kan kaybetti ve sonuç olarak Türkiye’nin tarımı dışarı bağımlı hale getirildi.

Gıdayı bu kadar dışa bağımlı hale getirenler milleti aç kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmışlardır.

100 milyona doğru yükselen nüfusumuzun beslenmesi için gerekli buğdayın dışarıdan satın alımına yetecek parasal kaynak bulunması da mümkün değildir.

Sonuç olarak fakirler açlıktan ölecekler ve bu fırsatı değerlendiren güçlüler daha güçlü hale gelip refah içerisinde yaşayacaklardır.

27 Nisan 20007 tarihinde Denizlili bir çiftçi, ekonominin büyüdüğünü anlatan Başbakan Erdoğan’a; “Sayın Başbakan! Mazot kaç lira oldu? Ben çiftçiyim, yağ bile alamıyoruz. Sen bunları külahıma anlat” diye bağırıyor.

Çağ atlattıklarını söyledikleri ülkemize narh ve vesika yeniden geri gelmek üzere. Serbest faiz, serbest döviz, serbest fiyat ve serbest olmayan pirinç.

ÖSS’ye giren çocuklarımızın, Allah zihin açıklığı versin diye yuttuğu 3 adet okunmuş pirinç tanesi de ithal olacak. Çocukların başarısı bile yabancı pirince kaldı.

Başbakan 4 ayda niçin iki kez Katar’a gitmiştir? Tam da oğlunun CEO’su olduğu bir şirkete 125 milyon dolar ile ortak olunduğu bir dönemde... Türkiye’nin ekonomik ve siyasi açıdan bu gezilerden ne kârı olmuştur? Fakat Başbakan, Katar yerine pirinç sorununu çözseydi vatandaşın kilo başına yaklaşık 2 YTL kârı olurdu.

Başbakan RTE ve Tarım Bakanı Mehmet Mehdi Eker; “Pirinç yemeyin bulgur yiyin” diyor. AKP’ye pirinç için gidenler yakında evdeki bulgurdan da olacaktır.

Bu gidişle halk yiyebileceği ne pirinç ne bulgur ne mercimek hatta ekmek bulamayacak. Et yemek çoktan kalktı. Bayramda, “En son ne zaman et yedin?” sorusunu küçük kız, “Ben hiç et yemedim ki” diye yanıtladı. İşte bu halk ekmek yerine AKP’yi yiyecek.

Dünya tarım politikası ve bioyakıt

İngiliz The Economist; “Gıda fiyat enflasyonu dalgası, arkasında ayaklanmalar ve sarsılmış hükümetler bırakarak dünya çapında ilerliyor. 30 yıldan bu yana ilk defa birçok yerde aynı anda gıda protestoları oluyor” diye yazıyor.

IMF Başkanı Strauss Kahn; “Tansiyon yükselmeye devam ettiğinde ve dahası demokrasi sorgulanmaya başladığında savaş riski vardır. Tarih, bu tür sorunlar yüzünden çıkmış savaşlarla dolu” diye ifade ediyor. Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerininde güvenliği tehdit eden toplumsal direnişler yaşanmaktadır.

Petrolün varil fiyatı 120 dolara dayanınca yağlı tohumlardan 2007 yılında 16.2 milyon varile eş değerde bioyakıt üretilmiş ve tarımdan sağlanan enerji petrolün yüzde 20’sine yaklaşmıştır.

Hindistan Ekonomi Bakanı P. Chidambaram; “ABD gibi ülkelerin dünyadaki açları doyurmaktansa yiyecekleri bioyakıta çevirmeleri acımasızlıktır.”

Türkiye’deki yabancı yatırımcılar AKP’nin iktidar olduğu beş yıllık dönemde ülkelerine 23,2 milyar dolar kâr transferi yapmışlar. Ne getirdiler, neyi götürdüler? Bunun hesabını kim verecek?

Hükümet dümeni kaptırmış, ekonominin akıntıda sürüklenişini seyrediyor. Hükümetin gündeminde ekonomi değil, türban, YÖK ve Anayasa var. Vestel İcra Kurulu Başkanı; “Kimse yatırım yapmıyor. Türban veya diğer konular karın doyurmuyor” diyor.

BM Gıda Direktörü Jean Ziegler: “Şu an sessiz bir toplu kıyım yaşanıyor. Açlık kader değil. Her ölüm bir cinayet. Giderek vahşileşen borsa simsarları, spekülatörleri ve mali haydutlar çetesiyle karşı karşıyayız. Durum ciddi. Açlar, Fransız Devrimi’ndeki gibi zalimlere karşı ayaklanabilir.

Türkiye ve Cargill

Tarımda tekel Amerikan şirketi Cargill, dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteren ve 150 bine yakın işçi çalıştıran bir şirket. 2001 yılında yürürlüğe giren Endüstri Bölgeleri Yasası kapsamında Cargill, Orhangazi tesisinin kurulu bulunduğu arazinin “özel endüstri bölgesi” olması için başvuru yapıyor..

ABD Başkanı Bush’un, Başbakan Erdoğan’dan talepte bulunması ile Cargill fabrikasının bulunduğu alan Bakanlar Kurulu kararıyla 5 Temmuz 2005 tarihinde “özel endüstri bölgesi” ilan edilmiştir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 5751 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”u onaylamıştır.

Yürürlüğe giren kanuna göre, 11 Ekim 2004’ten önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçla kullanıma açılan arazilerin, “tarımsal bütünlüğü bozmaması” halinde, “istenilen amaç” ile kullanımına izin verilmiştir.

AKP iktidarının Meclis’ten geçirdiği, Abdullah Gül’ün de onayladığı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Mera Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”, tarımda tekel olan ABD şirketi Cargill’i rahatlatmıştır.

Bursa 3. İdare Mahkemesi’nin Cargill AŞ’ye ait mısır işleme tesislerinin üzerinde bulunduğu tarım arazisinin kullanılmasına uygun görüş veren Bursa İl Tarım Müdürlüğü’nün işlemini iptal ettiği gün TBMM’den 11 Ekim 2004 yılından önce gerekli izinler alınmadan tarım dışı kullanıma açılan arazilerin istenilen amaçla kullanılmasına izin veren yasa yani Cargill’e dolaylı af çıkmıştır.

Geçmişimiz, tarım arazilerine yapılan sanayi tesisleriyle ilgili dolaylı aflarla doludur. Tesadüfen şirket veya şahıslara uygun olarak çıkarılan yasalarla tarım ve orman alanlarımız devamlı olarak daraltılmaktadır.

Oysa bu yasa teklifini daha önce veto eden 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, veto gerekçesinde, yasanın yabancılara ayrıcalık sağladığını, evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmadığını ve Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek yasayı meclise iade etmişti.

10. Cumhurbaşkanı; yapılan düzenlemenin ulusal çıkarlara ve kamu yararına aykırı olduğunun yargı kararlarıyla hükme bağlandığına dikkat çekerek; “Yabancıya ayrıcalık tanınamaz” demiştir.

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer; “Yasanın, özellikle bir yabancı şirketin ya da varsa belirli şirketlerin tarım arazilerinde kurulu sanayi tesislerinin sorununu çözmek amacı taşıyan 6. maddesindeki düzenleme, yasaların genel, soyut ve nesnel olmasını gerektiren evrensel hukuk kurallarıyla ve Anayasa’nın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır” ifadesine yer vermiştir.

Gerekçede; “Yasanın 6. maddesiyle, bir yabancı şirket ya da belirli şirketlerin hukuka aykırı durumları ve etkinlikleri yasanın güvencesi ve koruması altına alınmış olmaktadır ki, böyle bir düzenlemenin ‘ayrıcalık’ tanıma niteliği taşıdığı ve Anayasa’nın 10. maddesine aykırı düştüğü kuşkusuzdur” ifadesi yer almıştır.

Bush, Erdoğan’a mektup da göndererek Şeker Kanunu’nda yüzde 10 olan glikoz kotasının artırılmasını istemiş ve Başbakan Erdoğan kotayı hemen yükselten bir tasarı hazırlatarak ABD gezisi öncesinde Bakanlar Kurulu’nun imzasına açarak glikoz kotasını yüzde 15’e yükseltmiştir

Cargill, Amerika’dan genleriyle oynanmış tohumlar kullanılarak üretilen mısırı ithal etmiş ve Türkiye’deki nişasta bazlı tatlandırıcı fabrikaları bu mısırı kullanarak tatlandırıcı üretmiştir. Ürettikleri tatlandırıcıyı asitli içeceklerin içine şeker niyetine karıştırdılar. Baklava yapımında, meyve suyu üretiminde ve çikolata şekerleme imalatında kullanıldı.

Tarım ve dolaylı işgal

Toprak Dede Hayrettin Karaca; “Tarım alanlarının canına okuyoruz. Böyle bir cehalet olabilir mi? İşte var. Tarım Bakanlığı yok ki! Devlet var mı ki sahip çıksın?” dedi ve sözü Başbakan Erdoğan’a getirerek; “Tarım alanları sanayi alanı yapıldı. Ama o görmüyor, o işitmiyor. Başbakan beni azarladı: ‘Hep Cargill ile uğraşıyorsunuz. Trakya Çerkezköy’e bakın’ dedi” diye açıklama yapıyor. Çerkezköy sanki Başbakan’ın görev alanı içerisinde değil. Niye bakmıyorsun da bakın diyorsunuz?

Cumhuriyet ekonomisinin yıkılması ve eyalet sistemine geçiş programı başarılı olursa ABD ve AB emperyalizminin istekleri, Dünya Bankası, OECD ve IMF’nin beklentileri yolunda daha ileri adımlar atılmış olacaktır.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda 115 bin kişi çalışıyor. 30 tane ziraat fakültesi ve 50 tane tarım araştırma enstitüsü var. Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Anlaşılabilir değil. Bu kurumlar mı yetersizdir veya önlerine set mi çekilmektedir? 3,5 milyon nüfuslu İsrail kadar olamadık mı? Demek ki Başbakan’ın dediği gibi nicelik değil nitelik önemliymiş. 70 milyon, 3 milyonun yaptığını yapamıyor. O zaman fazla çoğalmaya gerek yok.

Tohumun patronu İsrail. Tohumlar sadece bir defa ekilebiliyor. İsrail’den bir defa tohum almakla tohum sorunu çözülmüyor. Ayrıca İsrail tohumunu toprağa bir kere ektiniz mi artık isteseniz de yerli tohuma dönülemiyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bir gram tohumun fiyatı da her dönemde bir gram altına denk geliyor.

Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye’de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi işletiliyor. Artık köylü kendi bahçesinde tohum bırakamayacak. Bırakması halinde uluslararası mahkemede yargılanacak! Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak’tır. İkincisi de biz oluyoruz.

Türkiye siyasi ve ekonomik olarak bağımsızdır diye kim diyebilir? Siyasi ve ekonomik geleceğimiz yanında tohumumuza kadar ipotek konulmaktadır. Yarın tohum vermedikleri zaman silahla almayı başaramadıkları ülkemizi insanlarımızı aç bırakarak teslim alacaklardır. Tıpkı Filistin’de ambargo uygulayarak insanları teslim olmaya zorladıkları gibi. Hitler’i suçlayanların ondan kalır yerleri var mı?

Bugün neredeyse bir milyarı açan açlık sınırındaki insan sayısının ikiye katlanacağı belirtiliyor. Artık IMF ve Dünya Bankası yetkilileri dahi Bangladeş, Mısır, Sudan, Etiyopya, Güney Amerika’daki artan yoksulluğun daha da ciddi boyuta ulaşacağını ve bunun sosyal sorunlara neden olabileceğini açıklanmaktadır.

Son bir ayda gıda fiyatlarındaki artış başta İtalya, Mısır, Haiti, Özbekistan ve Endonezya’da kitleleri sokağa dökmüştür. Görüntü, önümüzdeki dönemlerde daha ciddi sorunların yaşanacağını göstermiştir.

Genelde gelişmiş ülkeler ile gelişmemiş ülkelerin besin kaynakları farklılaşmaktadır. Gelir düzeyi artan tüketiciler proteine yönelirken, yoksullar nişasta kökenli besinlere yönelmektedir. Yoksulluğun kol gezdiği dünyada bir çok ülkede insanların temel besin gereksinimi olan nişastalı kaynakların başında gelen ekmeğin sağlanması için ek önlemler alınmalıdır.

Hayvansal proteinle beslenen insanların zekasının, bitkisel proteinle beslenen insanlardan daha fazla geliştiği bilimsel olarak kanıtlanmış. Yani zengin ülkelerin insanları her geçen gün daha zekileşirken, fakir ülkelerin insanlarının zekası durağanlaşacaktır. Dolaysıyla dünya yönetiminde Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi zengin ülkeler baş, fakir ülkeler ayak olacaktır. Başbakan’ın dediği gibi başlar ayakları yönetecek, aksi halde kaos olur.

Halen dünyanın önemli bir kısmı yoksulluk ve açlığın pençesinde kıvranırken, gıda ürünlerinin bioyakıta dönüştürülmesi hem yapısal hem de ahlaki yönden yeni büyük tartışmaların yaratılmasına neden olacaktır.

Dünyada Çin, Hindistan, ABD, Rusya, Avustralya, Kanada, AB ülkeleri, Arjantin, Pakistan, Kazakistan ve Türkiye önemli buğday üreticisi ülkeler olarak bilinmektedir.

Üretim ve talep dengesizliğinin bu eğilimde sürmesi ve buğday fiyatlarında meydana gelecek küresel düzeydeki artış dünya gıda fiyatları üzerinde de ciddi baskılar oluşturacaktır. Kuraklık olmaz ve işler istenilen şekilde gelişse bile bu sıkıntı birkaç yıl sürecektir. Nitekim son aylarda ciddi fiyat artışları da bu tezi doğrulamaktadır.

Buğday fiyatları son 5 ayda, ABD’de yüzde 109, Fransa’da yüzde 151, Rusya’da yüzde 204 ve Arjantin’de yüzde 230 oranlarında arttı. Türkiye’de de buğdayın kg. fiyatı 0,60 YTL’ye çıkmıştır.

Türkiye’de ekilen alanların %70’ini tahıllar oluşturmaktadır. Tahıllarda kendine yeten ülkeler arasında sayılan Türkiye kendi kendine yeterken; bugün tarımda dışa bağımlı hale getirilmiştir.

Temel ulusal benliğimiz olan tarım, yeniden kendine yeter bir konuma getirilmelidir. Aksi halde ülkemizi açlıkla teslim alacaklar.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe