28.04.2008/Sayı:184
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün Yekta Güngör Özden

Siyasal Karanlık

Yekta Güngör ÖzdenTelâşından ne yapacağını bilmez duruma düşen iktidar partisi Avrupa Konseyi’ndeki dostlarını harekete geçirdi. Korku dağları sardı. Korkmasalar alelacele Anayasa değişikliğine girişirler miydi? Başbakanın olur olmaz her yerde lâiklikten söz etmesi şaşkınlıklarının kanıtıdır. Kendilerini kurtarmak için koruyucuyu dışarıda aramaları, ulusal yargıya dışardan baskı yapılmasına neden olmaları, hukuk devletinin yönetiminde yükümlülüklerini büyük bir özenle yerine getireceklerine bağımsızlıktan ödünler vermeleri, yabancıların buyruğuna girerek her işimize karışmalarına ilgisiz kalmaları, hattâ güvenceyi dışarıda aramaları bağışlanacak tutumlar değildir. Ama asıl sorun giderek doğuya kayan, akıl yerine inanca, bilim yerine dine, gerçek yerine varsayıma, bağımsızlık yerine bağımlılığa, özgürlük yerine tutsak duruma düşmeye, egemenlik yerine sömürgeleşmeye katlanmaya, aydınlık yerine şeriat ve tarikat karanlığına, cumhuriyet yerine diktaya ağırlık veren bu toplumu uyandırmaktır. Çoğunluktan geçtik siyasal erkin içindekiler, hattâ başındakiler ulusal egemenlikle ulusal istencin ne olduğunu yeterince bilmemektedir. Ulusal istencin, ulusal olmayanın karşısında bulunacağı bilincinde değiller. Yetersiz eğitim aşiret, cemaat, tarikat kucağına düşmeyi, şeriat ağında boğulmayı olanaklı kılmaktadır. Ama bu tehlikenin farkında olanlar giderek azalmaktadır. O kadar ki belirgin tehlike için uyarı yapanlar gericiliğe özendiren reklâmlarla ABD’de konuk edilen köktendincinin kitaplarının duyurularını para için yayımlamaktadır. Ulusallıktan, bağımsızlıktan ödünler de para için verilebilecektir olasılığı gündeme gelmektedir.

Müslüman inançlı insanların çoğunlukta olduğu ülkeler biliniyor. Hangisinde insanlık, uygarlık, demokrasi, hukuksallık, kalkınma Türkiye’deki kadar var? Hangisinde Müslümanlık Türkiye’deki ölçüde özgür ve mutlu yaşanıyor? Hangisi şeriatla ve inançla neyi çözümlemiş? Ulusumuzun çoğunluğu yaş yönüyle cumhuriyet çocuğu. Çok azı padişah-halife dönemini görmüş. Bu gerçeğe karşın eski yapıyı özleyip isteyenlerin varlığı şaşırtıyor. Tarikatçılık sporcuları bile bozuyor.

Yalnız bu değil, başka sakıncalar da tırmanıyor. Batı iktidar hatırına Anayasa Mahkemesi’ne buyruk verecek, mahkemeyi tehdit edecek kadar ölçüyü kaçırıyor. Bu çirkinliğe neden olan iktidarda kıs kıs gülüyor. Sırtını batıla dayayarak, batıyı kışkırtarak, kendini kullandırarak sonuç almaya çalışıyor. Hâlâ caddeler, alanlar gerici gösterilere sahne yapılıyor. İzmit’te avukat cübbesi giyerek sıkmabaşlı kızlarla destekleyicisi gericilerin önüne düşen kendini bilmezler iktidara güveniyor. Amaçlı biçimde 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’na rastlatılan Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri binleri geçiyor. 21 yaşındaki genç çocuk olarak konuşturuluyor. İktidar ve hempalarına göre “hâkimiyet ulusun değil, Allah’ındır” da onun için.

Sıkmabaşı inanç özgürlüğü yalanıyla savunanların hukuk bilgisinden yoksunlukları da sırıtıyor. Eski faşist, yeni liberal etiketli hükümlünün saptırmalarına dayanan sömürücüler savundukları hak ve özgürlükleri Anayasa’nın ilk üç maddesindeki niteliklerden koparmakta, bu ilkelerden ayrı düşünerek kendi yetersiz değerlendirmeleriyle dillendirmektedir. Lâiklik, bu özgürlüklerin, bu hakların da kaynağıdır. Anayasa Mahkemesi’nin 1989/1-12 sayılı kararında onlarca tanımı yapılan lâikliğin özgürlük savlarıyla örtülü biçimde savunulan gericiliklere kıydırılmayacağı bu nedenle vurgulanmıştır. Özgün, ince, anlamlı içerikleri kavramak elbet kolay değildir.

Dökülüyorlar

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görevini yapmasına katlanamayan iktidar kesimi, tüm yargıya saldırmaya ve başkalarını saldırmasına kışkırtmayı sürdürdüğü gibi TBMM içinde kendisi gibi düşünmeyen milletvekillerine karşı ilkel ve kaba eylemlere de destek vermekte, bu çirkinlikleri savunmaktadır. Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç’e yönelik saldırı, kullanılan sözlerle kendilerini savunurken söyledikleri demokrasimiz için yüzkarasıdır. Hele Başbakanın bu tür olayları uygun karşılaması, önleyecek girişimlerden uzak durması kötülüğü daha ağırlaştırmaktadır.

Sertlikten ve siyasetten daha uzak durması görev alanı nedeniyle beklenen Adalet Bakanı’nın Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) hakkındaki gerçekle bağdaşmayan eleştirileri de böyledir. Adaleti gerçekleştirme görevini özveriyle yerine getirmeye çalışan hukukçuların meslek örgütü niteliğindeki kuruluş çabalarıyla kısa zamanda kutlanıp övülecek biçimde benimsenmiş, güven sağlamış, uyarıları ve girişimleriyle kimi olumsuzluk ve sakıncayı önlemiştir. Siyasal bozuklukları, çarpıklıkları ve yanlışlıkları önleme etkinliğini engel sayan iktidarın yaklaşımı hukuksal değil, hasmanedir, yanlıştır.

ABD’de Fethullahçıların soykırım destekçilerine ödül vermeleri utanılacak bir davranıştır. Yönetimin yetersizliği açıktır.

Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesinin Avrupa, ABD ve kime medya ilgililerinin baskıları sonucu değiştirilmesinin sonuçlarını birlikte izleyeceğiz. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını da açıklandığında değerlendirmek hakkını her yurttaş saklı tutmaktadır. Saygıya, güvene, hukuka bağlılığa uymayan durumlar saptandığında gereken biçimde ele alınacağı doğallığı tartışılamaz.

Kürtçülük kalkışmalarını “Kürt sorunu” adıyla sözde olağanlaştırarak gündeme getirenler ikilemli söylemleriyle yol almaya çalışmaktadır. Irak için öngördükleri federatif sistemin Türkiye için gerçekçi olmayacağını söylemeye başlamışlardır. İnandırıcı olmayan tutumlarının kanıtı hâlâ ulusu soylara göre bölme, adlandırma, Anayasa’da ayrılıklara yer vermekten vazgeçmemeleridir. Anayasa değişikliğinden yararlanıp bölücü ve yıkıcı isteklerine hız vermekte, saldırılara karşı savunma ve önlemeyi savaş ve şiddet saymakta direnmektedirler. Çatışmayı yaratanlar, çatışmadan sonuç alınamayacağını ileri sürerek kendilerine destek veren AB dayatmalarına sevinmektedirler. Sanki Atatürkçüler Müslüman değilmiş gibi “.. en başta Kemalistlerin önce Kürtlerle ve İslâmcılarla ilişkisini demokratik ve evrensel değerler etrafında yeniden kurmalıdır..” demektedirler. Lâik Türkiye Cumhuriyeti’nin tekliğini, tümlüğünü, birliğini yıkıcı Kürtçülük ve şeriatçılık kalkışmalarına olur vermeyi, ödün vermeyi amaçlayan bu ayrımcılık ve bölücülük dolandırmalarına kanılamaz.

Bildiğini okuyanlar

Oy ve iktidar için ödün vermeyi beceri sayanlar ulusal egemenliği TBMM çoğunluğu sanıyor. Lâikliğin değerini bilmeyip inanç sömürüsünde direnenler cumhuriyet yanlılarını “..60 yıllık ezber..” diyerek suçluyor. “Ne mutlu Türk’üm!” demekten kaçınanlarla Türklüğü İslâmiyetle tanımlamak isteyen tutucuların çelişkileri ülkemizin geleceğini karartıyor. Giysi biçimleri ve türleriyle sıkmabaşları çelişen, yeni adıyla “yeşil sosyete” ilginç görünümlerle nereye sürüklendiğimizi gösteriyor.

Hakkari’deki mayınları terör örgütünün içerdeki adamları döşüyor. Şehit törenleri yine yürek dağlıyor. Ama ABD ikili tutumuyla, AB aldırışsızlığıyla, iktidar da bağımlılığıyla kararıyor. Cumhuriyetle demokrasiyi birbirinden ayıranların okullardaki gerici etkinliklerle yaptıkları tehlikeli çağrılar artıyor. Demek ki uyarılar etkili olamıyor. Ağırlığı ve anlamlı izlenmesi olmayınca sözler havada kalıyor.

Kitap

Hayrettin Karaca (TEMA Ön. Bşk.)’nın çabalarını yaşam öyküsüyle birlikte toplumun ilgisine sunan Şengün Kılıç Eristidis söyleşini “Erozyon Dede” adıyla Türkiye İş Bankası Yayınları arasında çıktı.

Örnek bir karakteri, seçkin bir kişiliği ve özverili çabaları beğeniyle okumayı öneriyorum.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe