28.04.2008/Sayı:184
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Celal İmren

CHP kurultaylarında sular hep kaynar, ama bir tek Baykal ve İhtiyar Heyeti haşlanmadan çıkar!

Biz bu yazıyı yazdığımız saatlerde (24 Nisan, Perşembe; 12.15) CHP’de sıcak bir ortam yaşanıyordu. Bunun nedeni elbette ki hafta sonuna toplanacak kurultaydı, tahmin ettiğiniz gibi.

Nicedir, her kurultay öncesi CHP’de sular bir kazanda kaynar ancak kurultayın sonunda sadece Genel Başkan Deniz Baykal ve İhtiyar Heyeti haşlanmadan çıkarlardı.

Yine öyle olacak. Bu nedenle, bizim yazımızın konusu kurultay değil; CHP’nin açmazını irdeleyeceğiz.

Daha başlarken bir tespit yapmakta yarar var; Tayyip neden sadece CHP ve Deniz Baykal’a yükleniyor?

Atatürk, CHP ve Cumhuriyet’ten söz ederken “iki büyük eserim” demiştir.

Tayyip de, Atatürk karşıtlığını ve Cumhuriyet yıkıcılığını CHP ve Baykal üzerinden yapmakta, Atatürk sevgisi ve Cumhuriyet Devrimleri’ni küçümserken de “80 yıllık ezber” sözlerini rahatça kullanmaktadır.

Burada bir başka gerçek daha; Tayyip CHP’nin iktidar seçeneği bir parti olmadığını görüyor. Yüklenmelerinde de, o nedenle “muhalefette olan güçlenir” varsayımını ve biraz da gerçeğini hiç dikkate almıyor. Çünkü ortada güçlenecek bir CHP yoktur.

Kendilerini “sosyal demokrat” diye tanımlayanlardan oluşan çeşitli çevreler CHP’deki sorunu salt lider sorunu olarak algılıyor. Böyle olunca da, Baykal ve İhtiyar Heyeti’ne muhalif olarak ortaya çıkanlar da, program üretmeden “Baykal’dan kurtulma”nın hesabını yapıyorlar.

Örneğin Baykal’ın eski çalışma arkadaşı, yeni rakibi Haluk Koç, CHP’de sorunun çözümünü parti içi demokrasinin işleyişine bağlıyor, “CHP’nin tekrar halkçı, devrimci, demokrat, özgürlükçü bir parti yapılanmasına kavuşmasıyla iktidar rüzgârı estireceğini” söylüyor.

Ancak Koç’un muhalif söylemlerinde Altı Ok programının bütünü yok!

Milliyetçilik, devletçilik, Cumhuriyetçilik, laiklik uçup gitmiş görüldüğü gibi. Kala kala halkçılık ve devrimcilik okları kalmış. Onlar da sadece parti yapılanmasının gerekleri olarak sunulmuş.

Sol söylemin ne olduğu da anlaşılmıyor. Herhalde “Bize de solcu desinler” anlayışıyla çeşit olarak sunulmuş oluyor!

Haluk Koç bir şeyi iyi beceriyor; Kürtlere özgürlük! Diyor ki, “Teröre karşı çıkan ve ülke bütünlüğünden yana olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt kökenli yurttaşları da kendi kimliklerini, dillerini ve kültürlerini özgürce yaşayabilmelidir.” Koç, “Teröre karşı çıkan, ülke bütünlüğünden yana olan Kürt kökenli yurttaşlar” deyince, bölücü tehlikenin ortadan kalkacağını sanıyor anlaşılan. Hatırlarsanız Deniz Baykal da “Hakkari’deki kardeşlerini Antalya’da görmek istediğini” söylemişti. Bu sözleri söylerken bile Akdeniz bölgesi ve tabii ki Antalya da Kürt istilasını yaşıyordu, oysa.

Yine Genel Başkan aday adaylarından PM üyesi ve eski Gençlik Kolları Genel Başkanı Ayhan Yalçınkaya da pek bir “Kürtsever” havalarında.

Bakın ne diyor?

“Güneydoğu feodalizmin egemenliği altında yıllarca kalmış, devletin şefkatinden çok dipçiğini görmüş bir bölge. Bir türlü Diyarbakır Cezaevi’yle yüzleşememiş bir ülkeyiz.”

Anlaşılan Yalçınkaya, işe, devletin kolluk kuvvetiyle ve hukukuyla başlamak istiyor. Arkasından “Bölünme korkusundan kurtulup demokratik açılımları” gündeme getirecek (miş). Genç yaşına rağmen Yalçınkaya küçümseyici bir tavır içinde. “Ama sadece iktidar olalım diye düşünürseniz bir milliyetçilik refleksi yükselince milliyetçi olursunuz, İslami hareket yükselirse türbanlıdan oy istersiniz...” diyor.

Anlaşılan Yalçınkaya’nın “Atatürk’ün Altı Oku” diye bir “derdi” yok! Sadece refleks yükselince milliyetçi olunurmuş. Öğrenmiş olduk.

Diğer genç aday adayı Umut Oran da bir keşif yapıyor: “Kürt sorunu gerçeği...”

Peki Kürtçülük?

Oran’ın şimdilik bundan haberi yok! Olursa söyler bir şeyler...

Özetlenildiğinde bile görüldüğü gibi, CHP’de öncelikle “Kürt sorununu halletme sorunu” yaşanıyor ve yarışın dopingi “Kürt edebiyatı.”

Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün Kürtler konusundaki bakışaçılarını bilmeyen bu aday adaylarına bir önerim olacak.

Şu telaşınız bitsin, ilk iş olarak, İleri Yayınları’ndan çıkan Gökçe Fırat’ın “Kürt İstilası” ile Serap Yeşiltuna’nın “Atatürk ve Kürtler” kitaplarını okuyun.

Gerçekle tanışmış olursunuz...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe