28.04.2008/Sayı:184
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Kuzey Fırat

301. Madde Türklüğü yok etmek için değiştiriliyor

301 Yetmez İstiklal Mahkemesi Paklar

TÜRKSOLU, 301 tartışmalarının yoğun bir şekilde yaşandığı 2006 başlarında “Atama, Vatanıma, Bayrağıma Sövdürtmem” sloganıyla bir kampanya başlatmış ve “301 Yetmez, İstiklal Mahkemesi Paklar” manşetiyle çıkmıştı.

Türk düşmanı cephe

Uzun zamandan beri tartışılan 301. madde değişikliği, muhalefetin şartlı desteği ile Adalet Komisyonu’ndan geçti. Muhalefetin yani CHP ve MHP’nin şartlı desteği de oldukça ilginç. İlk tasarıda dava açma yetkisi Cumhurbaşkanına verilirken muhalefetin bastırmasıyla bu yetki Adalet Bakanına verildi ve yasa sadece bu değişiklikle komisyondan geçti.

Bunun dışında 301. maddenin ilk halinden farklı bir hale dönüşmesine neden olan temel değişiklikler, muhalefetin (CHP ve MHP’nin) desteğiyle komisyondan geçti. Bu, Meclisten de bu haliyle geçeceği anlamına geliyor.

Peki 301. maddenin bu şekilde değiştirilmesini nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Bu soruya doğru cevap vermek için geçtiğimiz yıllarda ve aylarda yaşanan 301. maddenin değiştirilmesi meselesinde yaşanan tartışmaları tekrar hatırlamak gerekiyor.

İlk önce 301. maddenin ne olduğunu ve 301. maddenin değiştirilmesini en çok kimlerin istediğini, madde üzerinde en çok kimlerin tartıştığını, bu maddeden en çok kimlerin rahatsız olduğunu bir hatırlayalım.

301. maddenin tartışılması, Tayyip Erdoğan’ın Türk kimliğini açıkça reddedip, Türkiyeli açıklamasının hemen ardından gelmişti. Erdoğan bu açıklamasıyla Türk kimliğini de etnik bir kimliğe dönüştürmüştü.

Elbette Erdoğan’ın esas amacı Türk kimliğini sadece etnik bir kimliğe dönüştürmek değildi. Esas amaç Türklüğü etnik bir kimlik olarak tanımlayarak, “Türk Milleti”ni etnik parçalara ayırıp Atatürk’ün millet tanımının dışında çok etnili millet kabulü ile ulus devlet yapısını parçalamaktı. Zaten bu tartışmalardan sonra Kürt bölücülüğünün önü alabildiğine açılmış, azınlıklar daha fazla ayrıcalık ister olmuştu.

Tartışmanın ilk başladığı dönemdeki tepkilerle şimdiki tepkileri yan yana koyduğumuzda, toplumun sürece alıştırıldığını görüyoruz. Çünkü bu süreç sonunda özellikle Kürtlük ayrı bir kimlik olarak karşımızda durmaktadır.

Tayip Erdoğan’ın tartışmayı açmasının hemen ardından Orhan Pamuk ve öldürülen Ermeni gazeteci Hırat Dink gibi İkinci Cumhuriyetçi, neoliberal aydınların açıklamaları gelmişti.

Türk devletine küfrederek Nobel ödülü alan Orhan Pamuk; “Bu ülkede 1 milyon Ermeniyi ve otuz bin Kürdü öldürdük” açıklamasıyla tartışmaları hızlandırmış hemen andından Dink’in “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermeninin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur” açıklaması gelmişti.

Bu iki isme 301. maddeden dava açılmış, Orhan Pamuk’un Nobel ödülü alması, Dink’in öldürülmesi üzerine 301. madde hedef tahtasına oturtulmuştu.

Bu yönde inanılmaz bir psikolojik savaş başlatılmış, Pamuk ve Dink bir anda kahraman olurken, 301. maddeyi savunanlar vatan haini ve Dink’in katili olarak suçlanmıştı.

301. maddeden hakkında dava açılan yüzlerce kişi olmasına rağmen, dava açılanlar Pamuk, Dink, Elif Şafak gibi isimler olunca kıyametler kopartılmış ve 301. maddeyi savunmak büyük cesaret işi haline gelmişti.

Yürütülen psikolojik savaşla, Türklüğün direniş kalelerinden biri daha bu şekilde yıkılmak istenmekteydi.

Avrupa devletlerinde, 301. maddeye benzer onlarca madde olmasına rağmen AB’den bu yönde baskı yapıldı. AKP hükümeti bu isteğe de diğer isteklere olduğu gibi boyun eğdi.

İşte bu Türk düşmanı cephenin yoğun saldırısı sonucu 301. madde değiştirilerek Meclise gönderildi ve büyük oranda da Meclisten bu haliyle geçecek ve yürürlüğe konacak.

Peki yasanın bu haliyle yürürlüğe girmesinden sonra neler olacak?

Türklüğe hakaret değil, Türklük dışında her “kimliğe hakaret” suç sayılacak

301. madde değişikliğinin yasalaşmasından sonra olacaklara geçmeden önce, mevcut haliyle değiştirilmiş halini yan yana koymakta fayda var.

Maddenin ilk haliyle son halini karşılaştırdığınız zaman, mevcut 301. madde dışında bambaşka bir maddeyle karşılaşıyorsunuz. Hani tamamen kaldırılsa belki daha iyi olacak!

Her şey öyle tersine çevrilmiş ki, tam Kürt-İslamcı rejiminin istediği gibi Atatürkçülerin, Türk’üm diyenlerin, etnik ayrımcılığa karşı çıkanların, muhalefetin yargılabilmesinin önü açılmış adeta.

301. maddenin mevcut hali şöyle:

“(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede, bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.”

Adalet komisyonunda kabul edilen değiştirilmiş ve büyük onarda yasalaşacak hali ise şöyle:

“(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini veya Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, 1. fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır.’’

Yasada “Türklüğü” ifadesi “Türk milleti”, “Cumhuriyet” ifadesi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” şeklinde değiştirilerek aslında bambaşka bir hale sokuluyor ve Türklüğe hakaretin alabildiğine önü açılıyor.

Mevcut yasanın 3. maddesi, olan “Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede, bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır” ibaresi yasadan çıkartılıyor, yurtdışında hakaretin böylece önü açılıyor.

Orhan Pamuk gibi amansız Türk düşmanı aydınların hakaretlerini genellikle yurtdışında yaptığını düşünürsek, bu maddenin neden çıkarıldığını daha iyi anlarız.

Veya hükmet yetkililerinin yurtdışında yaptıkları tarihi açıklamaları hatırlarsak!

Türklüğe hakaret edecek aydınlar yurtdışında bunu yaparlarsa, kendilerini hem Türk milletinin tepkisinden koruyacaklar, hem de yaptıklarından dolayı kendilerine hiçbir cezai yaptırım uygulanmayacak. Onlar da bu şekilde daha fazla Nobel ödülü, daha fazla barış ödülü alacaklar.

Yani canın Türklere küfretmek mi istedi, yurtdışına çık, doya doya küfret sonra geri gel ve tüm bunlar yanına kâr kalsın.

Hani bu aydınlar yurtiçinde de Türklüğe küfretseler hiçbir yaptırımı olmayacak ama, en azından Türk milletinin tepkisinden kendilerini korumak için yurtdışına çıkmayı tercih edeceklerdir. Yurtdışında hakaret edecekler. Basın yoluyla psikolojik bir savaş başlatılacak, bu şekilde milletin tepkisi yuşatılacak, hatta milletin kendisi suçlanacak günler bu şekilde akıp gidecek. Ta ki millet yok edilene kadar.

Zaten milletin manevi dayanak noktasını yıktığınızda gerisini getirmek kolay. Maneviyatını, kendine güvenini, tarihine güvenini yitiren milletin yok olmasını durdurmanın da yolu.

Ancak milletin ne zaman ne yapacağıda belli olmaz, en azından şimdilik!

Bölücülüğe ve PKK’ya karşı mücadele edenler 301. maddeden yargılanabilecek!

Madde yapılan en önemli değişiklik belki de “Türklüğü” yerine “Türk milleti” tanımının getirilmesi. Neden önemli peki?

Hemen Tayyip Erdoğan’ın Türk milleti tanımını hatırlayalım; “Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanlar” yani onun değimiyle Türk değil Türkiyeli insanlar.

Milletin tanımı bu şekilde sadece vatandaşlık bağına indirgenince, etnik bölücülüğe karşı mücadele eden insanların da yargılanmalarının önü açıyor.

DTP’li Bengi Yıldız’ın “Kendilerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları, aynı zamanda Kürt olduklarını” söylemesi, “Şimdiye kadar Kürtlere, Lazlara, Çerkezlere hakaret edenlerin yargılandığını görmedim. Kürtlere ‘şeytan soyundan gelenler’, Ermenilere ‘Ermeni dölü’ diyenlere dava açılmıyor” sözleri üzerinde durulması gereken bir mesele ve yasanın bu şekilde değiştirilmesiyle neler yaşacaklarımızın, kimlerin kendisini ne şekilde ifade edeceğinin ve değiştirilen 301. maddeden nasıl faydalanacaklarının ipuçlarını veriyor.

Onlar her ne kadar yasanın tamamen kaldırılmasından yana olduklarını söyleseler de aslında yasanın bu şekilde değiştirilmesi daha fazla işlerine geliyor.

Yasa tamamen kaldırılsa Türklüğe belki daha rahat hakaret edecek ama bu şekilde Türklüğe hem hakaret edecekler hem de Kürtlüğe karşı her türlü mücadeleyi yasa çerçevesinde cezalandırabilecekler.

Ne olacak mesela; Atatürk gibi “tek dil tek bayrak, tek millet” dediğinizde hemen itiraz edecekler. “Hayır” diyecekler. “Tek dil, tek millet değil” diyecekler, arkasından “tek bayrak değil” de diyecekler. Böyle söylediğiniz için sizi “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan, Kürtleri, Lazları, Çerkezleri incittiğinizi” iddia edecekler. İncittiğiniz için Kürt-İslamcı Adalet Bakanı size 301. maddeden dava açılmasına onay verecek. Kürt-İslam mahkemelerinde yargılanacak ve ceza alacaksınız!

Onlar, “Cumhuriyet rejimi zulüm rejimidir” diyecek, “Kürtleri katletti” diyecek, “Lazlara, Çerkezlere hakkını vermedi” diyecek. “80 yıllık Cumhuriyet karanlığına son” diyecekler ama “Türkiye Cumhuriyeti” demedikleri için ceza almayacaklar.

Buna benzer yasanın Adalet Komisyonunda görüşülmesi sırasında yaşanan diğer tartışmalar aslında, yasanın ne için değiştirildiğini tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor.

DTP milletvekillerinden Şırnak milletvekili Hasip Kaplan’ın “Benim eşim de Türk. Türkiye Cumhuriyeti kimliklerini taşımaktan gurur duyuyorum.” sözleri Türklüğe nasıl baktığının önemli bir göstergesi.

“Benim eşim de Türk” sözleri aslında Türkiye’nin hangi noktaya geldiğini gösteriyor. Eskiden iyi niyetli Türkler derdi, “Benim eşim de Kürt” diye şimdi “iyi niyetli bir Kürt” çıkıp Türkler için aynı şeyi söylüyor!

Apo kendisini kurtarmak için “Benim anam da Türk” demişti, şimdi bir üstünlük ifadesi olarak benim eşim de Türk diyorlar!

Eğer Hasip Kaplan’ın çocukları “Benim anam da babam da Türk’tü demezse” ben Türküm diyen insanlar artık bu topraklarda yaşamıyor olacaklar. İşte şimdi o günlere doğru hızla sürükleniyoruz.

Eş olmakla var olmak arasında tercih yapmak zorundayız.

Kürt-İslam faşizmini önlemek için, Türklük mücadelesini yükseltelim,
Türk davasına sahip çıkalım

301. madde ve benzeri maddelerin değiştirilmesinin, ortadan kaldırılmasının rejim değişikliği ile doğrudan bağlantılı olduğunu görelim.

301. maddenin ilk halini hazırlayan Atatürk’tü.

Yeni düzenlemeyle “Türklüğü” yerine “Türk milleti” ibaresinin kullanılması doğrudan Atatürk’e saldırıdır. Çünkü Türklük tanımının kullanılmasını Atatürk istemiş ve sadece Türkiye topraklarıyla sınırlamamıştır.

Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan Türkler için de bu yasa geçerlidir. Dünyanın hangi bölgesinde yaşarsa yaşasın hiç kimse Türklüğe hakaret edemez. Hakaret ederse bunun cezasını çekmek zorundadır.

Türklük, dünyanın neresinde yaşanırsa yaşasın, Türklere özgü özelliklerin ortaya çıkardığı ortak varlıktır, bunun için, sadece Türkiye ile sınırlandırılamaz. Bu, Türk varlığının korunması için olmazsa olmazdır.

Atatürk, Türk kimliğinin yıpratılmasına engel olup, Türklüğün kendine has özellikleriyle varlığını devam ettirmesini sağlamaya çalışmaktaydır.

Kürt-İslam faşistleri işte ortak özellikleri yok etmeye, Kürtlük, Lazlık gibi farklı kimliklileri Türklüğün önüne çıkarmaya çalışmaktalar.

40’ın üzerinde etnik kimliğin kabul edildiği, bu etnik kimliklere ayrıcalık tanınan bir ülke, alın size küçük Amerika.

Kürt-İslam faşistleri Türklüğü, Türk olduğumuzu söylemeyi bile yasaklamaya çalışmaktadırlar. 301. maddeyi değiştirmek istemelerin esas nedeni Türklüğe tahammül edememelerindendir.

Maddeyi bu şekilde yürürlüğe koyduklarında, Türk olduğumuzu söylemeyi, var dedikleri etnik gurupların incitilmesi sayacaklar ve Türklüğü yasaklayacaklardır.

Kara günleri yaşamadan, Türklük, Atatürkçülük mücadelesi altında birleşelim.

Türk davasına sahip çıkalım.

Fethullah ve Perinçek’ten
TÜRKSOLU’na karşı ortak kampanya

Aydınlık dergisinin ihbar küpürü

Zaman gazetesinin “merak etme Doğu o işi hallettik” küpürü

Yukarıda Aydınlık dergisinin ihbar küpürü, altta ise Zaman gazetesinin “merak etme Doğu o işi hallettik” küpürü

Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Perinçek poliste en uzun süre ve en fazla ifade veren kişi olma ünvanını elinde bulunduruyor. Ama Perinçek’in solcu düşmanlığı sadece polis ifadeleri ile sınırlı kalmaz. 1971 yılında da polise düştüğünde kendi akrabaları dahil yüzlerce insanı isimleri ve adresleri ile polise ihbar edip tutuklatan Perinçek 80 öncesinde de gazetesinde solcuların ev ve adreslerini krokileriyle yayınlayarak ülkücü komandolara ihbar ederdi.

Huylu huyundan vazgeçmez. 80 öncesinde solun içine sızıp orayı provoke eden, dağıtan Perinçek, aynı misyonu bu defa “ulusalcı” kesim için icraya koyuldu. Tabii kendi adına değil bağlı olduğu güçler adına. Bu defa da Perinçek’le teması olan her “ulusalcı” yine içerde! Anlaşılan Perinçek’in yeni görevi “ulusalcı” kesimi dağıtmak ve tutuklatmakmış.

İşte bu Perinçek Aydınlık dergisinin son sayısında TÜRKSOLU’na sataşmış ama ne sataşmak...

Dediği şu: Bunca “ulusalcı” içerde, neden bir tek TÜRKSOLU grubu dışarda!

Hatta Perinçek Ergenekon’dakilerle TÜRKSOLU arasında hiçbir ilişki olmadığını bildiği için, (o da çok normal, Perinçek’le selamlaşan insanla bile yan yana gelmeyiz!) düşünmüş taşınmış nasıl bir bağlantı kurdurabilirim diye ve bula bula 2003 yılında düzenlenen bir Anıtkabir yürüyüşünde Atatürkçü gençlerin açtığı “Ordu Göreve” pankartını bulmuş. Diyor ki polise: “Bu pankarttan iyi kanıt mı bulursunuz Ergenekon için, tertibi genişletin.”

Perinçek’in bu ihbarını ilk değerlendiren her zamanki gibi Fethullahçı Zaman gazetesi oldu. Zaman gazetesinin haberine göre Ergenekon savcısı Ankara Emniyeti’nden bu mitinge dair yazılı ve görsel dökümanları talep etmiş.

Hatırlanacağı gibi “Ordu göreve” pankartından sonra da Fethullah ve Perinçek’in dergileri aynı kapakla çıkmış ve biz de onları kardeş tarikat ilan etmiştik.

Ancak Perinçek ve Fethullah boşuna uğraşıyorlar. Çünkü TÜRKSOLU’nun bağımsız çizgisini herkes bilir. Etrafta “ulusalcı” diye gezinen grupların hepsinden de, Ordu ile ilişkiden de uzak durmuştur hep. O nedenle bu tür tertiplerin içne bizi çekmeye güçleri yetmez.

Bu arada hasbelkader Perinçek’le aynı operasyondan tutuklanan ve içerde yatanlar da bir süre sonra tertibin boyutlarını ve kendilerini yakalatanın kim olduğunu öğreneceklerdir. Tabii o zaman Perinçek’in içerde olmayacağını görecekler!

Çünkü Perinçek her dönem dışarı çıkmanın yolunu bulmuştur. Daha doğrusu her tutukluluğu bir oyundur, o içerde savunmalar hazırlar, radikal takılır. Ama bilenler bilir poliste ne ifadeler verdiğini.

Bu arada son dönemde İşçi Partisi’ne katılan ve bunların iç yüzünü bilmeyenlere de uyarı yapalım. Sakın bu operasyonun İP’e karşı yapıldığını düşünmeyin. Farkındaysanız içeri alınan isimler partinin yasal yetkilileri değil. Şu an içerde olanlar Derin İşçi Partililer!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe