| Özgür Erdem |
Atatürk’ün partisinde
CHP’de sorun yönetimde mi siyasette mi? CHP’de yeni bir kurultay... Ve son yıllardaki CHP kurultaylarına benzer bir durumla karşı karşıyayız. Bir Baykal var Genel Başkanlığa aday. Bir de karşısında “aday adayları”. Neden aday demiyoruz. Çünkü CHP’de o kadar “demokratik” bir ortam var ki, delegelerin 5’te birinin imzalı önerisi olmadan aday bile olamıyorsunuz. Ve CHP’de öyle bir parti yapısı kurulmuş ki, 253 delegenin desteğini alıp Baykal’ın karşısına kurultaylarda aday olarak bile çıkamıyorsunuz. Ancak CHP Kurultayı ile ilgili “253” rakamına takılıp kalınmamalı. Aynı çevreler 22 Temmuz öncesinde de “367” rakamına takılıp kalmışlardı hatırlarsanız. Halkın içinde örgütlenmeyi beceremeyenler, siyaseti mahkeme kapılarında yürüttüler. Bugün de aynı senaryo, bu sefer Baykal’ı devirmek için mahkeme kapılarına götürüyor kimilerini. Halbuki siyasi mücadele mahkemede değil, sandıkta verilir. Tabii bunun için de öncelikle halkın önüne gidebileceğiniz siyasi kimliğiniz olması lazım. Dün, 22 Temmuz seçimlerinde Türk Milletinin önünde Atatürkçü bir sol alternatif sunamayanlar, bugün de Baykal’a karşı bir alternatif geliştiremiyorlar. CHP Kurultayı öncesinde bütün adayların Baykal’a siyasi bir eleştiri getirmektense, “örgütü seferber etmek,” “CHP’yi halkla buluşturmak,” “gelecek vat etmek,” “örgütü ve yönetimi değiştirmek” gibi soyut talepler öne sürmesi bir tesadüf değil. Mesela Kurultay öncesi bütün CHP örgütlerini gezmekle övünen aday Haluk Koç bakın ne diyor: “Değişim talebi örgütü aştı.” Peki bu değişim talebini soyuttan somuta indirgeyecek bir programı var mı Koç’un? Yok... Varsa yoksa CHP yönetiminin değişmesinden bahsediliyor. Koç, daha demokratik bir parti için tüzük değişikliğinden bahsediyor, ama CHP’nin programının 40-50 yıldır neden Atatürk’ün Altı Ok’undan adım adım koptuğunu sorgulamıyor. Meseleyi CHP’nin yönetimini değiştirmekle sınırlı tutanlara bir hatırlatma yapalım: Mustafa Kemal Atatürk de 16 yıl bu partinin Genel Başkanlığını yürüttü. 15 yıl da Türkiye’nin Cumhurbaşkanıydı! O yüzden mesele yönetimlerdeki değişim değil, yönetimlerdeki siyaset anlayışıdır. CHP’nin içine düştüğü siyasetsizlik, alternatif oluşturamamak hastalığı anlaşılan bütün genel başkanlarını da etkilemiş. Örneğin Ayhan Yalçınkaya’nın şu söylemine bir bakın: “Asıl gündemimiz kurultay değil yerel seçimler. CHP’nin dinamik bir kadroya ihtiacı var. Belki aylarca Ankara’ya dönmeyecek dinamik, yeni bir kadroya ihtiyaç var.” Peki bu genç ve dinamik kadro hangi siyasi esaslara göre parti çalışması yürütecek? Bu konuda bir yanıt yok. Anlaşılan mesele Baykal’ın yürüttüğü politikalarda değil, CHP’nin programında da değil. CHP yönetiminin statükoculuğunda ve kadrolarının genç ve dinamik olmamasında... Peki durum böyle mi gerçekten? CHP Kurultayı’nın temel gündemi ne olmalı? Halbuki 2008 Kurultayı, CHP açısından önemli gündemlere sahip olmalıydı. Bugünkü Türkiye’de hangi sorunlarla karşı karşıyayız bir sıralayalım: - Artan bir PKK terörü, büyüyen ve gelişen bir Kürtçülükle karşı karşıyayız. - Eşi türbanlı bir Cumhurbaşkanının Çankaya’ya çıkmasıyla sonuçlanmış bir süreç yaşadık. - 22 Temmuz seçimlerinde AKP %47 oyla tek başına iktidar oldu. Ve seçimlerde aldığı bu yüksek oy oranına da güvenerek faşist uygulamalarını artırarak sürdürüyor. - Üniversitelerde türban serbest bırakıldı ve AKP’nin Şeriatçı uygulamaları da artarak sürüyor. - ABD İran’a bir operasyon düzenlemeye karar vermiş görünüyor. İran’a karşı Türkiye’yi de kullanmak isteyen ABD son birkaç aydır üst düzey görüşmelerde bulundu. Peki tüm bu gelişmeler karşısında CHP neler yapacak? AKP’ye karşı nasıl muhalefet yürütülecek? Bu sorular Kurultay’da gündemde mi? Anlaşılan pek değil. CHP son bir yılın muhasebesini yapmalı Bir de olaya CHP açısından bakalım. AKP’nin “Kürt-İslam Faşizmi” diye adlandırdığımız rejimi son bir yılda oldukça yol aldı. Peki tüm bu süreçte CHP üstüne düşeni ne kadar yaptı? Örneğin: 1-) CHP, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçildiği oylamayı Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptal etti. Buna AKP’nin bir erken seçim restiyle yanıt vereceği ortadaydı. Ancak CHP bu erken seçim restine karşı hazırlıklı değildi. 2-) Erken seçim sürecinde CHP, büyük şehirlerin hiçbirinde miting düzenlemedi. Cumhuriyet mitinglerinde sokaklara dökülen milyonlarca Atatürkçünün yarattığı hareketliliği kucaklamayı başaramadı. 3-) CHP, 22 Temmuz seçimleri sürecinde DSP’nin desteğini aldı. Bunun yanında bir iki ufak parti de CHP’yi destekledi. Ancak CHP, yıllardır sol seçmenin hayali olan DSP-CHP birleşmesini sağlamasına karşın toplamda oyunu artıramadı. Aksine, Trakya ve İzmir dışındaki illerin hiçbirinde birinci parti olamadı. 4-) CHP 22 Temmuz seçimlerinden önce İlhan Kesici, Lütfullah Kayalar gibi sağın simgeleşmiş isimlerini transfer etti. Bu transferle merkez sağ seçmenin kucaklanacağı düşünüldü. Ancak merkez sağ olduğu gibi AKP’ye kaydı. Sol seçmen ise bu isimlerin yer aldığı CHP listesine karşı soğuk durdu. Önemli bir kesim oy bile kullanmadı. Dolayısıyla CHP sağ seçmeni kazanmak bir yana sol seçmeni de yitirdi. 5-) CHP, AKP iktidarı boyunca AB ve ABD’nin dayattığı hiçbir anayasal değişiklik tasarısına karşı çıkmadı. Aksine, AKP’yi destekledi. Kürtçe eğitimin yasallaşması gibi AB Uyum paketlerinin tümünde CHP oyları sayesinde Anayasa değişiklikleri gerçekleşti. 6-) CHP, AKP iktidarının Şeriatçı uygulamalarına karşı bir muhalefet örgütleyemedi. Cumhuriyet mitinglerinde sokaklara dökülen milyonlarca Atatürkçüyü kucaklayacak Atatürkçü bir halk hareketi yaratma konusunda da isteksiz davrandı. Türkiye’de Atatürkçü bir alternatif olamadı. 7-) Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tartışıldığı günlerde, yani tam bir yıl önce Mart-Mayıs aylarında, CHP üstüne düşeni yapamadı. Örneğin sine-i millete dönüp, Meclisi boşaltabilirdi. Böylelikle Türkiye bir erken seçime zorlanırdı. CHP böyle yapsaydı AKP’yi köşeye sıkıştırabilirdi. Cumhuriyet mitinglerinde ortaya çıkan Atatürkçü hareketlenmeyle de birleşmiş olurdu. Böylelikle seçimlerde CHP’nin yükselişine şahit olabilirdik. Peki bu saydığımız maddeler tartışılacak mı CHP Kurultayı’nda? Sanmıyoruz. Peki CHP, burada ortaya koyduğumuz meselelerde ve süreçte aldığı tavırların bir muhasebesini yapmadan nasıl bir “değişim” yaşayacak? CHP seçmeni niye hep “kerhen” oy verir? Aslında Kurultay’da CHP’lilerin şu soruyu da sormaları gerekiyor: CHP seçmeninin neredeyse tamamı CHP’den memnun değil. Ancak Türkiye’de başka bir sol ve Atatürkçü alternatif olmadığı için mecburen CHP’ye oy veriyorlar. Ve her seçimden sonra da “Bir daha elim kırılsa CHP’ye oy vermem” diye yemin ediyor. Dünyada CHP gibi tabanını memnun edemeyen, tabanından “kerhen” oy alan bir parti var mıdır acaba? CHP, 22 Temmuz seçimlerinde büyük bir yenilgi aldı. Ve bu yenilginin faturasını da CHP değil, bütün Türk Milleti ödüyor. %47 gibi büyük bir oy oranına ulaşan AKP, ülkede adeta bir faşist diktatörlük kurmuş durumda. Buna karşı CHP’nin bir eylem planı var mı? Yok. Peki Kurultay’da bunu tartışacaklar mı? Sanmıyoruz. Gündemlerinde yok. Zaten karşılarında bir “Ulusal Sol” alternatif olmadığı için bu kadar rahatlar. Nasıl olsa diyorlar, en az bir %20’lik seçmen bize “kerhen” oy vermeye devam edecek... Baykal’ın Baykalcı “alternatif”leri Türkiye’de bütün Atatürkçülerin ortak bir temennisi vardır: “Şu Baykal bir istifa etse ya da muhalifi tarafından devrilse de CHP adam olsa...” Ne güzel olurdu... Ancak yaklaşan CHP kurultayına baktığımızda Baykal’a karşı adaylığıını ilan edenlerin Baykal’dan çok da farklı olmadıklarını görüyoruz. Biraz önce ifade ettiğimiz gibi, tartışmaların soyut bir “değişim” sloganı etrafında kitlenmesi de bunun bir göstergesi. Zaten hepsi bir dönem Baykal’ın “kemik kadrosu” içinde yer almış isimler. Aksi takdirde bugüne kadar parti içinde yüksek kademelerde bulunamazlardı zaten. Önceki CHP Kurultaylarını şöyle bir hatırlarsak, tablonun hep böyle olduğunu görürüz. Bir dönem Baykal’ın sağ kolu olan kimi isimler dönem dönem Baykal’a alternatif olarak çıkar. Ve hepsi de kendilerinin de CHP’nin yönetiminde bulunduğu dönemlerin hesabını Baykal’dan sormaya kalkışırlar. Halbuki bu isimlerin hepsi daha önceki başka bir Kurultay’da da Baykal’ı “aslanlar gibi” savunmuşlardır. Kendileri aday olduğunda ise Baykal’ı bu sefer onlara karşı savunacak başka bir “sağ kol” çıkıverir... Anlaşılan, “CHP Kurultayı” filmi yine sahneye konmuş durumda. Baykal’ın eski “sağ kolları” yine Baykal karşıtlığına soyunuyor. Bugün Baykal’ı savunanların bir kısmı da belki bir sonraki Kurultay’da aynı rolü oynayacak. CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen de bu duruma işaret etmiş: “Bugün muhalif olan bazı isimler daha önce birlikte çalıştıkları yönetimi şimdi beğenmiyorlar.” Doğruya doğru. Ama buradan da Sevigen’e bir uyarı yapalım. Yarın öbür gün siz de o pozisyona düşmeyin. Daha önce de Adnan Keskin’ler, Haluk Koç’lar, Hasan Aydın’lar, Ali Topuz’lar da sizin gibi Baykal muhaliflerini eleştiriyordu. Şimdi hepsi birer Baykal muhalifi kesilmedi mi? Örneğin, Adnan Keskin yıllarca Baykal’ın Genel Sekreteriydi. Bugün Baykal’a karşı çıkan Haluk Koç CHP’nin Grup Başkanvekiliydi. Bir başka aday Ayhan Yalçınkaya ise Baykal’ın yıllarca Gençlik Kolları başkanlığını yürüttü. Umut Oran ise CHP’nin bir önceki Genel Sekreter Yardımcısı Eşref Erdem tarafından destekleniyor... Şu Baykal karşıtları içinde bir tane Atatürkçü var mı? Her CHP Kurultayı öncesinde yaşanan yanılsamayı yine görüyoruz. CHP’nin Baykal’dan kurtulmasını isteyen Atatürkçüler Baykal’a karşı alternatif olarak çıkanlara sarılma ihtiyacı hissediyor. Ancak CHP’yi Baykal’dan kurtarma misyonuyla ortaya çıkan adaylara baktığımızda eski Baykalcı olmalarının yanı sıra hiç de Atatürkçü olmadıklarını görüyoruz. Tabii, tümü CHP’nin Atatürk’ün partisi olduğunu, Altı Ok’u savunmak gerektiğini söylüyorlar. Yani söylemde hepsi gayet Atatürkçü. Ancak aynı söylemlere Baykal’ın da sahip olduğunu unutmayalım. Öyleyse genel söylemlere değil, temel meselelerde ortaya koydukları temel tavırlara bir bakalım. Mesela bir Atatürkçü sizce AB’ci olabilir mi? Ya da Amerikancı? Öyleyse Baykal’a karşı Atatürkçü alternatif olduğu söylenen, daha doğrusu olması arzulanan Haluk Koç’un şu sözlerine ne demeli: “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin ‘CHP’nin işi’ olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü CHP’nin çağdaşlaşma anlayışının AB’ye tam üyeliğin altyapısı olduğunu söylemek isterim. Çağdaşlaşma kavramı, laikliği ve demokrasiyi de içerir... AB ile AKP arasında kan uyuşmazlığı vardır.” Bir de Haluk Koç’un ünlü bir “sosyal demokrat piramidi” vardır, onu hatırlatalım. Bu piramidin temel dinamikleri içinde Atatürk var mıdır sizce? Tabii ki yoktur ama şunlar vardır: “Cumhuryietin temel nitelikleri, sosyal adalet anlayışı ve AB normlarında çağdaş toplum ilkeleri...” Yani Atatürk yok, AB var! Bu mu Atatürkçülük? CHP adaylarında Kürtçülük yarışı CHP’deki diğer genel başkan aday adaylarına da bir bakalım. Burada ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Hiçbiri Baykal’ı Atatürkçü olmamakla suçlamadığı gibi, tam anlamıyla Atatürkçü bir söylem de kullanmıyor. Bu konuda Cumhuriyet gazetesi adayların çeşitli konulardaki görüşlerini alan bir yazı dizisi başlattı. İlk günkü konu Kürt sorunuydu. Bakın neler demişler... Ayhan Yalçınkaya’yla başlayalım. Yalçınkaya da anti-emperyalist, Atatürkçü bir söylem tutturmuş gidiyor. Ancak bunun bir maske olduğu Kürt sorunuyla ilgili şu demeciyle ortaya çıkıyor: “Güneydoğu devletin şefkatinden çok dipçiğini gördmüş bir bölge. Bir türlü Diyarbakır Cezaevi’yle yüzleşememiş bir ülkeyiz. (...) Bölünme korkusundan kurtulup demokratik açılımlar yapmalıyız.” Daha fazla alıntı yapmayacağız. Yoksa PKK propogandası yapmakla suçlanabiliriz! Peki Umut Oran? Umut Oran da genç bir aday. Ancak söylemleri 40 yıllık Baykal’dan farklı değil: “Güneydoğu sorununu Diyarbakır’a gitmeden halledemezsiniz.” Aklımıza Mesut Yılmaz’ın “AB yolu Diyarbakır’dan geçer” sözü geliyor! Her neyse, konuyu saptırmayalım, Yılmaz’la değil Baykal’la ortak söylemlerini yakalayacaktık. Devam edelim: “Sonuç olarak orada bir kimlik sorunu var, buna hayır deme şansına sahip değiliz. Halının altına süpürmekle olmuyor. 24 yıldır süpürüyoruz, geldiğimiz nokta bu. (...) Bu sorunun çözümüyle ilgili 1989 yılından itibaren hazırlanan önemli çalışmalar var. Bu raporlar artık raflardan indirilerek hayata geçirilmeli. Kürt sorunu vardır ve bunun gereğinin yerine getirilmesi gerekir.” Hatırlarsanız, Baykal 5 ay önce Diyarbakır’daki büyük patlamadan sonra, tam da Umut Oran’ın istediğini yapmış ve Diyarbakır’a gitmişti. Ve “demokratik açılımlardan” ve Kürtçenin serbest bırakılmasından, 89 raporunun raftan indirilmesinden bahsetmişti. Peki çok Atatürkçü adayımız Haluk Koç neler demiş? “Ana dilde eğitim ulus devlet içinde yapılmalıdır. Bütün ülkelerde her ülkenin bir resmi dili olur. Ulus devletlerde, herkesin anladığı ve konuştuğu ortak dil olan resmi dil eğitim dilidir. Ama bu Kürtler kendi dilini ve kültürüne öğrenmemeli anlamına gelmez. Bölgede Kürtlerin kendi kültürlerini yaşamalı ve bu konuda Kürtçe yayın yapan televizyon ve radyolara izin verilmeli ama bu yayını devletin organları yapmamalı.” Ah Atatürk ah! Sen Haluk Koç kadar akıllı olamadın. Ya da şu Umut Oran kadar... Hayatın Kürt isyanlarını bastırmaya çalışmakla geçti. Kürtleşmeyi engellemek için İskan Kanunları çıkardın... Umumi Müfettişlikler kurdun... Kürtçe konuşulmasını yasakladın... Bırakın Kürtçe kitap basılmasına izin vermeyi, yurtdışında basılanların yurda girişini bile engelledin... Halbuki İstanbul ve Ankara Radyolarının yanına bir de Diyarbakır Radyosu açıverecektin. Kürtçeyi de serbest bırakacaktın. Şu bölünme korkusunu da içinden atıp devletin dipçiğini göndermeyecektin isyancı Kürtlerin üzerine... Bak o zaman Kürtler ayaklanıyor muydu! CHP: Atatürkçü öğütme fabrikası Her CHP Kurultayı öncesi yaşanan tartışmayı tekrar görüyoruz. Baykal’ı devirecek Atatürkçü bir lider arayışında tüm Atatürkçüler. Ancak görüldüğü üzere, Baykal’a karşı çıkanların Atatürkçülük gibi bir dertleri yok. Hiçbiri AB karşıtı değil. Kürtçülük yapmaktan da çekinmiyorlar. Zaten hepsi Baykal’ın yetiştirmesi. Zaten suç hâlâ CHP’den beklentisi olanlarda. CHP gibi bir partiden ancak Baykal gibi liderler çıkabilir. CHP’ye oy verenler Atatürkçü olabilir, ancak CHP örgütü devrimciliğini ve Atatürkçülüğünü ytirmiş, sağcılaşmış insanlardan oluşuyor. Tabii böyle bir delege yapısı da doğal olarak Baykal gibi bir lideri çıkarabiliyor. Böyle bir partiden de Baykal’a alternatif olarak yine Atatürkçü olmayan eski Baykalcılar çıkıyor. Onlar da “değişim”, “dinamizm” gibi soyut sloganlar etrafında CHP’deki sorunun esas kaynağı inmeden muhalefet yürütüyorlar. CHP’nin neden Atatürkçü olmadığını sorgulayamıyorlar. Bu da çok doğal... CHP yıllardır Atatürkçülük yapmadığı için tüm örgütü de buna göre sağcı ve Batıcı bir sosyal demokrat partiye dönüştü. Atatürkçülük sadece söylemde kaldı. Tabii kimsenin günahını almayalım. CHP’ye Atatürk’ün partisi olduğunu düşünerek, Atatürkçülük mücadelesinin ancak orada verileceğini sanarak giren çok insan var. Ancak bu samimi Atatürkçülerin yıllar içinde CHP içinde öğütüldüğünü defalarca gördük. Bir kısmı sağcılaştı. Baykal onları yanına aldı, vitrine koydu, AB’ci ve sağcı-Atatürkçü olup çıkıverdiler. Ya da CHP içinde hiç barınamadılar, bırakın CHP yönetimi üzerinde etkili olmayı, delege, hatta kimi zaman üye bile olamadılar. Ve her yenilgilerinde bir sonraki Kurultay için hazırlanmaya başladılar. Böylelikle pek çok “dinamik”, “iyi niyetli” ve “Atatürkçü” insanın CHP’nin yarattığı bu AB’ci-sağcı-halktan kopuk elitist çarkta öğütüldüğünü gördük. Bu da çok normal sayılmalıdır. Zira, CHP on yıllardan beri Atatürk’ün Altı Ok’unda kopuk bir şekilde Batıcı ve sağcı-Atatürkçü bir parti olarak mücadele yürütüyor. Ve tüm üyelerini, delegelerini ve seçmenini de buna göre biçimlendiriyor. Atatürkçüleri CHP’den kurtarmanın vakti geldi! Peki Türkiye’de Atatürkçüler niye hâlâ CHP’ye oy veriyor? Ve hâlâ bundan pişman oluyor? Sanırız bu biraz da bizim kusurumuz! Atatürkçüler önlerinde CHP’den başka bir alternatif olmadığı için “kerhen” oraya yöneliyor. Öyleyse Atatürkçü-devrimci partiyi kurmanın vakti gelmiştir. Atatürkçüleri bir kez daha “kerhen” Baykal’a oy vermek zorunda bırakmayacağız. AB’ci olmayan, ABD’ye karşı dik durabilen, halkçı-milliyetçi-devletçi-laik-cumhuriyetçi ve devrimci Parti’yi yaratacağız! Yani programı sadece Altı Ok olan Parti’yi... Yani sadece ve sadece Atatürkçü olan Parti’yi... Böylece Atatürkçüleri CHP’ye olan tutsaklıklarından kurtarmış olacağız...
|