| Prof. Dr. Türkkaya Ataöv |
En varlıklı, devingen ve etkili Ermeni azınlığı Kuzey Amerika’da, yani ABD ve Kanada’da olanıdır. Kimi Ermeniler ve yandaşları onların Yeni Dünya’ya 1607’den bu yana yerleşmekte olduklarını ileri sürüyorlar. Sanki Kaptan John Smith’in (1579-1631) gemisiyle gelip Virginia’ya yerleşen ilk Avrupalı göçmenler arasında onlar da varmış. Belki de öyledir. 1620’de öldükleri belirlenen Zorobabel ile (tütün yetiştiricisi) Martin Ermeni miydiler? Ancak, Virginia Valisi Edward Dieges 1653’de Osmanlılardan iki ipekçilik uzmanı istemiş; gelenlerden sonra “George” (Corc) adını alanın Ermeni kökenli olduğuna ilişkin bir yazma var. Daha da öte, Boston’da basılan The Armenian Review adlı süreli yayının eski sorumlu yöneticilerinden James H. Tashjian’ın iddiasına göre, Cristoforo (Cristóbal, Kristof) Colombo’nun (Kolomb) Yeni Dünya’ya ikinci kez gidişinde gemisinde bir Ermeni de varmış. Bu önerilerin bir bölümü yakıştırma ve Amerika’daki Ermeni varlığını olabildiğince eskiye götürme düşüncesi olabilir. Nitekim, Cenova kökenli ve farkında olmadan Amerika’yı “bulan” kaptana ilişkin kimi bilgiler bile masala yakındır. Örneğin, onu gösteren resimlerden hiçbiri birbirini tutmaz. Önceki gezilerinde kaptan değil, tüccar kâtibiydi. Sıradan bir Anglo-Sakson’a benzemesi için sık sık sarışın ve mavi gözlü olarak düşünülürse de, büyük olasılıkla değildi. Amerika’da Ermeni varlığına gelince. Onların geleceği Amerikan Protestan din yayıcılarının 1830’lardan sonra Osmanlı topraklarına akın etmeleriyle değişti. Protestan yapmada ilk hedefleri Müslüman Türklerse de, bunun uygulanabilir olmadığını gördüklerinde, tam Hıristiyan saymadıkları Ermenilere, Rumlara ve Marunîlere yöneldiler. Amerikan Yabancı Misyonlar Kurulu özellikle Osmanlı Ermeni topluluğunu dilediğince ekip biçeceği verimli bir kaynak olarak gördü. Onların din eğitiminde yetersiz kaldıklarını düşünmekle birlikte, yalnız Hıristiyanlıkları sayesinde Müslümanlardan üstün oldukları inancını yaydılar ve onları baş kaldırmaya hazırladılar.
Osmanlı toprağını kısa sürede, alçak gönüllü başlangıçlarına karşın, birçok yabancı okul sardı. Ermeni gençlerine (din yayıcılığı damgalı) kendi kolejlerinde eğitim verip kimilerini burslarla Amerikan üniversitelerine çektiler. Osmanlının tanıdığı Ermeni Gregoryen Kilisesi Amerikalı Protestanların kendi mezhep üyeleri içindeki eylemlerine karşı çıktıysa da, yeterince Ermeni, Protestanlığı kabul edince Osmanlı yönetimine de bunları ayrı bir din kümesi olarak tanıma işi düştü. Ermeni Protestanlarının bugünkü Amerika’daki merkezi New Jersey’de Paramus kentindedir. Bu merkez, Beyrut’taki Haigazian Koleji’ni destekleme dışında, tüm Ermeni görüşlerinin savunulmasında da kendine düşeni yapmaktadır. Din yayıcılarının bu ilk adımları ABD’ne okumak, gezmek ve göçmen olarak gelmek isteyen Ermenilere kapıları açtı. Bunların içinde İstanbullu Kaçadur Osganyan New York Kent Koleji’ni bitirdikten sonra New York Herald Tribune gazetesine (Ermenilere ilişkin olanlar da dahil olmak üzere) birtakım yazılar yazdı. Bu yazılarında Ermenileri “Orta Doğu’nun Yankee’leri” (yani, Kuzey Amerikalılara özgü becerikli ve yaratıcı iş adamları) olarak tanıtıyordu. Bir ara, New York Basın Kulübü’nün yönetiminde de bulundu. İstanbul’daki bir gazeteye Amerika’ya ilişkin yazı yolladığı da belirtiliyor. Gene New York’ta Columbia Üniversitesi kütüphanesinin hukuk bölümünde de çalıştı. Başka Ermeniler Amerika’da hem din bilgisi veren okullara, hem de Princeton ve Yale gibi o yılların da ünlü üniversitelerine gittiler. Örneğin, daha sonrasının fizikçisi Christopher der Seropian 1843’de Yale’e girdi. Günümüz Amerikan kâğıt paralarındaki siyah ve yeşil renklerin de ilk olarak onun gözetiminde basıldığı yazılıyor. Benzetmelerinin bu sayede azaldığına inananlar var. Her neyse, ABD Hükûmetinin söz konusu buluşu bu Ermeniden satın aldığı anlaşılıyor. 1850-70 yılları arasında Osmanlı Ermenilerinin Amerika’ya göçünün hızlandığı anlaşılıyor. İstanbul’da bir basımevi yöneten Hagop Mataosyan da herhalde bu sırada basım işlerinde son gelişmeleri yerinde görmek ve yeni makineler satın almak için Amerika’ya gelmiş ve ardından Osmanlı başkentine dönmüştü. 1890’larda kalabalık bir Ermeni dalgası daha Yeni Dünya’ya ayak basarak Detroit çevresine yerleşti. Kaliforniya’nın Fresno ilçesine yoğun Ermeni akını da bu yıllara rastlar. Doğal nedenlerle ölen dedesi Urfa’da Hıristiyan mezarlığında gömülü William Saroyan da Fresno’ludur. Onun çocukluk anılarından oluşan romanını Aram Derler Adıma başlığıyla çevirmiştim. Bu yayınlanan ilk kitabımdır. Çeviriye başladığımda on dokuz yaşındayım. Hemingway, Steinbeck ya da Capote gibi y-azarlardan bir çeviri yapıp Varlık’ın sahibi, Yedi Meş’alecilerden Yaşar Nabi’ye götürebilirdim. Oysa, Saroyan’ın günlük yaşamın olağan görünen olaylarına insancıl eğilimini ve yazış biçimini beğenmiştim. Onu seçtim ve ailem, arkadaşlarım ve dostlardan (başında ya da sonra) olumsuz bir tek tepki görmedim. Bu nokta çok önemlidir. Bir ufak ayrıntı da şu: Yaşar Nabi’nin Bâbıâli yokuşundaki yönetim odasına girdiğimde orada Reşat Nuri de vardı. Türk yazınına ağırlığını koymuş ve damgasını vurmuş olan bu yazarın bana on dokuz yaşımdayken gösterdiği ilgi ve saygıyı bugün gibi anımsıyorum. Ermeni sorununa dönelim. 1984’deki Paris davasına “uzman tanık” çerçevesinde çağrılı olarak katıldığımda, o başkentteki bir diplomasi temsilciliği olan T.C. Başkonsolosluğunu basarak içindekileri rehine alan, bir Türkü öldüren ve başka bir Türkü de yaralayıp yaşam boyu sakat bırakan dört Ermeni teröristinin avukatlarından biri bana benim de, onun sözleriyle, “her Türk gibi, Ermenilere karşı önyargılı” olduğumu söylemesi üzerine, “daha yirmi yaşına gelmeden bir Türk yazarından Ermeniceye roman çevirip kendi halkına ilk kez tanıtma girişiminde bulunup bulunmadığını” sordum. Olumsuz yanıtı üstüne, basılmış olan kendi çeviri kitabımı gösterdim ve bu kez ben sordum: “Hangimiz önyargılıyız?” Saroyan gerçekten büyük insan, özgünlüğü olan bir yazar, etkili bir sanatçıydı. Ermeni adını Amerika’da ekin yoluyla başarıyla yaydı. Kalifornıya’daki egemen Ermeni azınlığının oluşumuna dönelim. Amerika’ya Merzifon’dan göçmüş olan Hagop Seropyan 1881’de bu Karadeniz kentindeki yakınlarına (kuşkusuz bir hayli abartmalı olarak) buradaki üzüm tanelerinin yumurta büyüklüğünde, patlıcanların neredeyse beş okka ve kavunların da kayık gibi olduklarını yazarak tümünü oraya çağırdı. Birkaç ay içinde tarımla uğraşmış olan bu Ermeni dostları önce Atlantik’i, sonra da Amerikan toprağını baştanbaşa aşarak soluğu Fresno’da aldılar. Bu varışın yüzüncü yılını da, kendilerinden birini (G. Dökmeciyan) zamanla vali seçtirecek denli güçlenen bu Ermeni azınlığı 1981’de görkemli bir kutlama da yaptılar. İlk Ermeni Apostolik Kilisesi 1891’de Massachusetts’de açıldı. Hovsep Seropyan Amerika’daki ilk Ermeni papazıydı. Ermeniler, Kaliforniya gibi, Boston’da da varlıklı ve etkilidirler. Bu nedenle, Boston ile Ermenistan Cumhuriyeti başkenti Erivan “kardeş kent”tir. Oysa, ikisinin tarih, görünüm ve yapı gibi yönlerden benzerliği yoktur -ikisinde de Ermenilerin yoğun oluşu dışında. Öte yandan, ilk Ermeni Protestan Kilisesi de 1892’de Worcester’de açıldı. Bu iki başlangıçtan bugüne doğru açılım Kuzey Amerika’da yüzden fazla Ermeni kilisesini ve onun çevresinde bu din kümelerini kapsıyor. Üstelik, bu kiliseler Güney Amerika’nın kimi önemli kentlerine de yayılmıştır. Yeni Dünya’ya Ermeni göçüyle Osmanlı nüfusunda ve bu yoldan ulusal gücünde azalma olunca, İkinci Abdülhamit bu göçü 1899’da yasakladı. Bu Osmanlı Sultanının, Ermenilerin, zaman zaman karşılıklı çatışmalar sonucu ölümü bir yana, göç yoluyla bile azalmasını istemediği bu yasağıyla da kanıtlanmaktadır. Bu yasak İttihat ve Terakki Partisinin iktidara gelişine değin sürmüş, Ermenilerin isteği ve Abdülhamit’e karşı muhalefeti destekleme koşulu olarak kabul edilmesi üzerine, ancak 1908’de kalkmıştır. ABD’ndeki göç belgelerine göre, 1895-99 ve 1908-14 yılları arasında Kuzey Amerika’ya çok yoğun Ermeni göçü oldu ve bunlar içeriye Hıristiyanlık temelinde kolay alındılar. Osmanlı biraz Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın eğilimi, biraz oldubittiyle kendini savaşta ve Almanya yanlısı olarak bulunca, Ermeniler yalnız Çarlık Rusyası ordularında ve yurttaşı oldukları devletin topraklarında gerilla olarak değil, önce İngiliz Generali Allenby’nin ordusunda, sonra da Fransızlarla birlikte Adana ve çevresinde Türklere karşı çarpıştılar; bu çatışmalarda öldüler ve öldürdüler. Bu savaşlara Amerika’dan getirtilen Ermeniler de katıldılar. Bu bağlamda Doğu Anadolu ile Kafkasya’da Rus ve Adana çevresinde Fransız subaylarından kimilerinin kendi üniformalarını da giyip silâhlarını kullanan Ermenilerin acımasızlıkta çok ileri giderek askerlik onurlarını zedelediklerine ilişkin yakınmalarda bulunduklarını da eklemeliyim Ancak, savaş sırasında Amerikan ordusunda doktor olarak görev yapan Varaztad Kazancıyan (1870-1974) yüzlerine kurşun yiyen askerlere günümüzde “estetik” denen onarımlar yapmakla ün salmıştı. Bu yüzden, İngilizlerden St. Michael ve St. George nişanları var. ABD’ne göçe 1924’de genel bir sınır konduğundan, bu tarihten 1931’e değin bu ülkeye herhalde 26.146 gibi (eskiye göre) çok ufak bir Ermeni kümesi girebildi. Gelenlerin neredeyse tümü ticarete atılıyor, daha çok ufak dükkânlar açıyor, Orta Doğu’ya özgü yiyecekler ve Türk halıları satıyorlardı. Ülkenin kendi 1929 ekonomik bunalımı içine boğazına değin batmış olduğundan, Anglo-Sakson kökenli eski yurttaşların ırkçı eğilimleri daha da ortaya çıktı ve Ermeniler, Hıristiyanlıklarına ve göreceli olarak beyaz tenlerine karşın, (Orta Doğulu görünümlerinden ötürü) ayrıma uğradılar, bir süre itilip kakıldılar. Kimi Amerikan kentleri onları aralarına almıyor, evlerini demiryolu durağının ötesinde kurmak zorunda kalıyorlardı. Ancak, bir iki kuşak sonra İngilizce anadili olan, kolej eğitimli ve sözünü dinletir Ermeniler ortaya çıktı. Michael Arlen gibileri Ermeniliklerini saklarken, yeni kuşak içinde Ermeni kökeniyle övünen ve özellikle Fresno çevresindekileri okuyucuya sevdiren (Anadolu’daki dedeleri Karaoğlanyan’lar diye bilinen) William Saroyan’dı. Onun yazdıkları benim de başucumdadır. Baştan sona kaç kez yeni baştan okusam bıkmam. Neredeyse “aşık” olduğum yazarların en ön çizgisindedir. O çizgide yazın dünyasından Shakespeare, Goethe, Puşkin, Melville, Nazrul İslâm, Koestler ve Nazım var. Demem o ki, Saroyan Amerika’daki Ermeni topluluğunu o ülke insanlarına ve belki de tüm dünyaya çok sevimli tanıttı. Baskısı çoktan tükenmiş benim çevirimi bulup okuyanda (ya da İngilizce aslını görende) onun insancıllığı ve sıradan kişilerin günlük yaşantılarının ne denli önemli olduğu gerçeği bilincine yerleşir. Yeni Ermeni kuşakları ortaya başka etkili kişiler de çıkardı. Film ve oyun yönetmeni Rouben Mamoulian da bir ölçüde böyleydi. Örneğin, Greta Garbo’nıun en iyi filmlerinden olan “Kraliçe Christina”yı o yönetmişti. Amerika’da ticaret dururken askerliğe pek heves etmemelerine karşın, Tuğgeneral Haig Shekerjian (Şekerciyan) general rütbesindeki ilk Ermeni kökenli askerdi. Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Varaztad Kazanjian Amerikan Plâstik Cerrahlar Derneği Başkanıydı. Dr. John S. Najarian böbrek nakliyle ünlenmişti. Dr. Raymond Damadian’ın kısaca NMR diye bilinen “nükleer manyetik resonans”ın röntgenin yerini almasında bir payı oldu. Bu yoldan, “habis tümör”ün önü yayılan kansere dönüşmeden alınabiliyordu. Fizikçi Dr. G. K. Dağhlian atom enerjisi araştırmalarında çalıştığından ışımadan etkilendi ve ölümü bu yüzden oldu. Benim de kişisel olarak tanıdığım Vazken Parsegian fizik üstüne (özellikle atom fiziği konusunda) yayınları olan biriydi. Kimi Ermenilerin müzikte ve oyunculuktaki yetenekleri bilinir. Arlene Frances (Kazanjian), Cher (Sarkisian), Kay Armen (Manoogian), Mike Connors (Kirkor Ohanian) ve David Hedison (Heditsian) Ermeni kökenlidirler. Ermeni azınlığın Amerikan toplumunda güçlü bir baskı kümesi durumuna gelmesinde belki daha önemli gerçek içinden çok varlıklı kişilerin çıkmasıydı. Örneğin, Detroit’te MASCO kuruluşunun sahibi Alex Manoogian Ermeni Genel Yardım Birliğinin de başkanıydı. Bloomington’da Tarzian, Philadelphia’da Kuljian ve Detroit’te Mardigian fabrikaları kimyaya dayalı endüstri kuruluşlarıdır. Dolar milyarderlerinden Kirk Kerkorian Hollywood’da MGM’i ve Western Hava Yollarını ele geçirmiştir. Yeni Dünya toplumu içine zamanla yerleşip kabul görürken, içlerinden kimileri Ermenilerin Amerikan toplumunda budunsal özelliklerini yitirmelerinden korkmaktadır. Bu arayışın bir önemli kilometre taşı Michael Arlen’in 1975’de yayınladığı “Ağrı’ya Geçiş” (Passage to Ararat) konulu kitabıydı. Bu eğilim başkent Washington’daki karar-veren çevrelerde, özellikle ABD Kongresinde ve kitle iletişim araçlarında kendini günden güne daha fazla duyurmağa başladı. Boston, Berkeley, Los Angeles ve New York gibi yerlerdeki Ermeni kuruluşları okullar, gazeteler ve dergilerden başka baskı örgütleri de kurdular. 1970’li ve 1980’li yıllarda, Ermeni terörü Türk diplomatlarını, genelde THY gibi Türk kuruluşlarını ve bu arada Türkiye ile bağlantısı olan üçüncü tarafları hedef alırken, Amerika’daki kimi Ermeni yayınları diplomasi temsilciliklerimizi basanlarla Kongre’de eylem yapanların aynı ülküye hizmet ettiklerini yazmaktan çekinmemişlerdi. Oysa, Amerika’da siyasete karışan baskı örgütlerinin terörizmle bağlantıları yasalarla yasaklanmıştır. Bundan yaklaşık on beş yıl önce, İstanbul Üniversitesinde yer alan ve Ermeni sorununu konu edinen bir toplantıda Ermeni terörüyle dış görünümüyle yasal olduğu yanlış kanısını uyandıran bağlantılara ayrıntılarıyla dikkatleri çekmiştim. ABD diplomasi temsilcilerinin de dinleyici ve konuşmacı olarak katıldıkları bu toplantıdan sonra bu bağlantıyı sona erdirecek açık bir adım atıldığına tanık olmadım. ABD’nde yirmi altı İngilizce ya da Ermenice Ermeni gazetesi ve dergisi yayınlanıyor. Ermenilerin gene göreceli olarak kalabalık oldukları Lübnan’da en iyi zamanlarında yalnız dokuz bu türlü yayın çıktığına göre, yirmi altı oldukça yüksek bir sayıdır. Bunların on üçü Los Angeles bölgesindedir. Ermenice günlük gazeteler arasında Baikar (Watertown), Hairenik (Boston) ve Asbarez (Los Angeles) en başta sayılmalıdır. Haftada iki kez çıkan Nor Or da (Los Angeles) Ermenicedir. İngilizce olanların başlıcaları şunlardır: Armenian Reporter (New York), Armenian Mirror-Spectator (Boston), Armenian Observer (Los Angeles), California Courier (Los Angeles). Kanada’da da İngilizce haftalık Horizon ve Ermenice haftalık Abaka çıkmaktadır. Ben bu gazetelerden günlük Armenian Observer’ın bir yıllık nüshalarını, bir içerik incelemesi yapabilmek amacıyla, birkaç hafta boyunca tüm haber, başyazı, geri kalan yazılar ve ilânlarıyla birlikte okudum. Tartışmalara nasıl yaklaştıkları, neleri tasarladıkları ve ne gibi kazanımlar peşinde oldukları belli oluyordu. Örneğin, Kaliforniya’dan senatör seçilmek isteyen Lâtin Amerikan kökenli bir ABD yurttaşı Los Angeles’deki konsoloslarımızı öldüren yaşlı Ermeniyi evinde ziyaret etmiş ve sonra bu gazeteye bir açıklamada bulunarak katil kişinin derin bir adalet duygusu olduğunu söylemiş ve böylece o çevredeki Ermeni desteğine kavuşmuştu. Şimdiki Kaliforniya Valisi de gene seçilebilmek için aynı yönteme başvuruyor. Kuzey Amerika’daki yaklaşık doksan Apostolik Ermeni kilisesinin çoğu Eçmiadzin’e, birkaçı da Beyrut’a bağlıdır. Ayrıca, yirmi altı Ermeni Protestan ve dört Ermeni Katolik kilisesi iş yapmaktadır. Bu kiliselerin arasındaki uyuşmazlık zaman zaman kan dökümüne de varıyor. Örneğin, 1934’de New York’taki bir kilisenin içinde gündüz vakti oranın papazı Leon Tourian öldürülmüştür. Ermenilerin yoğun oldukları yerlerde güçlü görülen Daşnag Partisinin en azından geçmişte bu kanlı olaylarla bağlantısı vardı. Ermeniler Arjantin, Brezilya, Uruguay ve Venezuela başta olmak üzere, Güney Amerika’da da varlıkları bulunuyor. Lübnan’daki iç savaştan sonra bu yöreye akın arttığından anakaranın güneyindeki toplam sayıları 150.000’i aşmıştır. Hızla İspanyolca ya da Portekizce öğrenmekte ve topluma uymaktadırlar.
|