Erivan’da Türk Bayrağı’nı çiğnediler!
Sözde Ermeni soykırımı hem Ermenistan’da hem de Ermenistan destekçisi emperyalist ülkelerde çeşitli etkinliklerle gündeme getirildi. Ama en çirkin gösteri Ermenistan’ın başkenti Erivan’da gerçekleşti. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkısyan ve eşinin de katıldığı resmi törende, Türk Bayrağı yere serilerek çiğnendi. Binlerce Ermeninin sözde Ermeni soykırımının 93. yıldönümü nedeniyle düzenlediği bu tören 1965 yılında Erivan’da inşa edilen sözde soykırım anıtı önünde gerçekleşti.
İngiliz Times Gazetesi yarım sayfalık bir ilan yayımladı. İlanda toprağa gömülü bir kafatasının altında; “Hâlâ gerçeğin gün ışığına çıkarılmasını bekliyoruz ve Türkiye’nin inkârdan vazgeçmesini…” ifadesine yer verildi.
Ne bayrağımızı ayaklar altına alan alçaklardan, ne de sömürgeci Batılılardan soykırım dersi alacak değiliz elbette. Bizler için vahim olan, bu alçaklıkların sadece düşman ülkelerinde değil kendi vatanımızda da yapılıyor olması. 24 Nisan sözde Ermeni soykırımı, ülkemizin üniversitelerinde de anıldı. Bilgi Üniversitesi böyle hain bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.
Bizler için üzücü olan, kendi ülkelerindeki devlet törenlerinde bayrağımızı ayaklar altına alanların ülkemiz yetkililerince muhatap kabul edilmesi.
Bizim için onur kırıcı olan bayrağımızı çiğneyenlere hoşgörü mesajları gönderilmesi.
Dışişleri Bakanımız Babacan’ın, Ermenistan’ın yeni Dışişleri Bakanına gönderdiği mektubun içeriği dış basında bile garip karşılandı. Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde gazetesi, sözde soykırım günü ilan edilen 24 Nisan’dan birkaç gün önce gönderilen mektup için, “Türkiye Ermenistan ile diyalogu yeniden başlatmayı arzu ediyor” yorumlarını yaptı.
Gericilerin iktidarda oldukları yıllar içindeki Türk düşmanı politikalarını düşündüğümüzde bu diyalog çabaları garip gelmiyor aslında. İçerdeki Türk düşmanlarının, Türk bayrağını çiğneyenlere tepki duymasını beklemek zaten safça olmaz mıydı? Ne de olsa kendisine Türk’üm diyemeyenlerin ülkeyi yönettiği yılları yaşıyoruz!
|
Latin Amerika’da sol dalga yayılıyor:
Paraguay’da “vatansever ittifak” kazandı

Fernando Lugo

Rafael Correa
|
|
Latin Amerika’da solun yükselişine yeni bir halka daha eklendi. Paraguay’da yapılan devlet başkanlığı seçimini, eski Katolik piskopos Fernando Lugo kazandı. Böylece aynı zamanda dünyanın en uzun iktidarı da yıkılmış oldu. 60 yıldan beri ülkeyi tek başına yöneten Colorado partisinin iktidarına son verilmiş oldu.
20’den fazla parti ve örgütü buluşturan “Vatansever İttifak”ın 56 yaşındaki lideri Lugo, zaferini kutlayan kalabalıklara şöyle seslendi: “Bugün yeni bir ülke hayal edebiliriz. Paraguay artık yolsuzluk ve yoksulluğu ile değil dürüstlüğü ile anılacak. Küçük insanlar da kazanabiliyor. Bu benim düşlediğim çok renkli, çok yüzlü, herkesin Paraguay’ı”.
Lugo bundan üç yıl önce yoksul insanlara yardımda çaresiz kaldığını söyleyerek, piskopos cübbesini çıkarmış, mücadeleye atılmıştı. Yolsuzluğa ve yoksulluğa karşı söylemleriyle ve toprak reformu vaatleriyle seçimleri kazanan Lugo, Paraguay’ı da Amerikan karşıtı bloğa katarak Latin Amerika’nın antiemperyalist duruşunu güçlendirmiş oldu.
Paraguay’daki bu sonuç aslında Latin Amerika’daki antiemperyalist yükselişin bir sonucu oldu. Venezüella’daki halkçı rejime, Bolivya’nın, Brezilya’nın, Ekvador’un ve ardından Paraguay’ın eklenmesi Amerika için ciddi bir hayati tehlike yarattı.
Yine aynı süreçte Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa, Amerikan yönetiminin müttefiki olan orduya karşı ciddi bir savaş açtı. Correa Amerikan üssünü kapatmaya hazırlanıyor. Correa geçtiğimiz haftalarda ülkesindeki FARC gerillalarına karşı Amerika ve Kolombiya ile işbirliği yapan Ekvador Ordusu’nu ve istihbaratını dağıtıyor.
Böylece ABD’nin Latin Amerika’da dayanabileceği tek ülke olarak Kolombiya kalmış oluyor. FARC gerillalarının ve Latin Amerika’nın sol cephesinin bu işbirlikçi yapıyı dağıtması gerekmekte. Kolombiya bu anlamıyla her yönüyle benzemese bile Latin Amerika’nın İsrail’i olarak anılıyor.
|
İki ülke, iki örnek
Sözde Ermeni soykırımı iddialarının yıldönümü olarak kabul edilen 24 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti aleyhine faaliyet yürütenlerin eylem günü haline getirildi. Dostumuz, müttefikimiz olarak sunulan Amerika Birleşik Devletleri ise bu fırsatı kaçırmayan ülkelerden biri. Bu 24 Nisan’da da ABD Temsilciler Meclisi’nde anma toplantısı düzenlendi. Toplantıda meclis başkanı Pelosi; “Soykırımda kaybettiklerimiz için de, soykırımın Kongre tarafından tanınmasında geç kaldığımız içinde üzgünüm.” açıklamasında bulundu.
Diğer bir eylem de komşumuz İran’da yapılmak istendi. Başkent Tahran’da yaşayan Ermenilerden oluşan bir grup, kilisede toplanarak önce ayine katıldı, sonra kilisenin bahçesindeki anıta çelenk bıraktı. Türkiye aleyhine slogan atarak yürüyüşe geçmek isteyen gruba Tahran polisi izin vermedi. Böylece İran Devleti Türkiye lehine tavrını koymuş oldu.
İşte iki ülke, iki örnek: Birisi yıllarca bize müttefikimiz olarak yutturulan ama hiçbir dostluğuna rastlamadığımız ABD. Diğeri ise yanı başımızdaki komşumuz, doğal müttefikimiz olması gereken İran. Kendisi tüm Batı dünyasının tehditleri altında olmasına rağmen, tüm dünyanın Türkiye’ye karşı birleştiği Ermeni meselesinde bizim yanımızda olma cesaretini gösterdi. Teşekkürler kardeş komşu ülkeye.
|
Irak’ta direnişe selam

Ali Hasan El Mecit |
|
Sözde Irak hükümetinin güvenlik güçleriyle, Şii lider Mukteda Es-Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu milisleri arasındaki çatışmalar yayılıyor. Basra’da başlayan ve ardından Bağdat’a sıçrayan çatışmalarda iki günde 60’tan fazla kişi hayatını kaybetti. Sözde Irak hükümetinin yabancı askerlerin yardımı olmadan Şii milislerin hâkimiyetini sona erdirmesi planlanıyor. Operasyonları izlemek için Basra’da bulunan sözde Başbakan Nuri El Maliki, Şii milislere teslim olmaları için 72 saat süre tanıdı.
Vaktiyle Saddam rejiminin devrilmesini kutlayan ve işgal güçlerinin temsilcisi olan Maliki’nin iktidara gelmesine yardımcı olan Sadr, şimdi iktidara getirdikleriyle çatışmak zorunda. Ve yine aynı şekilde Saddam rejiminin devrilmesini destekleyen İran da Amerikan işgaliyle karşı karşıya kaldı. Büyük şeytana karşı işbirliği yapması gerekenler, büyük şeytanla işbirliği yapıp birbirine karşı savaşırlarsa sonuç böyle olur.
Sonuç böyle olur ama Irak direnişi denildiğinde de akla bir tek BAAS gelir. Nitekim Irak’ın son devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in yakın çalışma arkadaşlarından “Kimyasal Ali” diye tanıtılan Ali Hasan El Mecit ve arkadaşlarının açlık grevinde olduğu duyuldu. İdamla yargılanan Ali Hasan El-Mecit ve 12 arkadaşının direnişini saygıyla selamlıyoruz.
|
Amerikalının Cumhuriyetçisi de, Demokratı da işgalci
ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adayı olmak için Barack Obama ile Hillary Clinton arasındaki yarış kızıştıkça Amerikalıların gerçek kimlikleri de ortaya çıkıyor. Hani Bush’un işgalci politikalarını eleştiren ve farklı bir dış politika öneren “iyi niyetli” Demokratlar vardı ya; Demokratların iki adayı da İran’ın işgali için kudurmaya başladı. Seçim sloganlarını “en iyi ben ısırırım” üzerinden yürütmeye başladılar.
ABC televizyonunun “Günaydın Amerika” programında yaptığı açıklamalarla İran’ı tehdit eden Hillary Clinton, “İsrail’e karşı gelişecek nükleer bir İran saldırısına vereceği tepkinin sert olacağını” duyurdu. Hillary Clinton konuşmasını şöyle sürdürdü: “İranlıların bilmesini isterim ki, eğer ben başkan olsam, İran’a saldırırdık. İsrail’e aptalca bir saldırı başlatmayı düşünecekleri on yılda, onları tümüyle ortadan kaldırabiliriz. Bunu söylemek çok korkunç, ama İran’ı yöneten insanların bunu anlaması gerekir, çünkü bu onları dikkatsiz, aptalca ve trajik bir şey yapmaktan caydırabilir.”
Hillary’nin bu tehditlerinin karşısında rakibi olan Barack Obama nasıl bir duruş sergiledi dersiniz? Tabiî ki Hillary’yi eleştirdiğini söyledi ve konuşmasına bir “ama” ekleyerek devam etti: “İran İsrail’e ve başka bir ABD müttefikine saldırırsa güçlü ve hızlı bir şekilde tepki gösteririz.”
Dünyadaki herkes İran’ın herhangi bir ülkeye durup dururken saldırmayacağını biliyor. Yine dünyadaki herkes ABD’nin ve İsrail’in çeşitli bahanelerle ülkelere saldırdığını biliyor.
Geçen hafta Ahmedinejad’ın da dediği gibi: “Dünya güçleri, Siyonist rejim adı verilen pis bir mikrop yarattı ve bunu bölge ülkelerinin üzerine vahşi bir hayvan gibi saldı”. Ama nedense birileri sürekli olarak Amerikan seçimlerinde kazanan adayların kimliğine dayanarak Amerikan dış politikasının değişebileceğinin propagandasını yapıyor. Yok Demokratlar kazanırsa ABD Irak politikasını değiştirecekmiş, yok Barack Obama ilk kara derili başkan adayıymış, yok Hillary ilk kadın adaymış. Sanki bir başkanın kadın ve siyah olması Amerikan dış politikasını değiştirecek bir etmen. Condoleezza Rice’ın duruşunu nasıl açıklayacaksınız o zaman? Hem kara derili, hem kadın olması bir Amerikan köpeği olmasına engel mi? Eğer Amerika’da İran işgaline karşı çıkacak olan bir halk olsaydı, farklı siyasi yelpazelerdeki partiler İran’a saldırmak üzerinden oy toplamaya çalışır mıydı?
ABD’nin Afganistan’la başlayan ve Irak’la devam eden saldırı sürecini tekrar hatırlatmakta yarar görüyoruz. Çünkü anlaşılan aynı ucuz Amerikan propagandaları İran saldırısı öncesinde de yine piyasaya sürülecek. Yine insanlar Amerikan işgaline karşı çıkan Amerikan halkı olduğuna inandırılacak, yine insanlar Amerikan işgaline karşı çıkan Avrupalılar olduğuna inandırılacak, yine insanlar BM’den işgale karşı çıkmasını bekleyecek. Oysa ne Afganistan işgalinde ne Irak işgalinde böyle bir durum yaşandı. Tam tersine tüm Batılılar bu haçlı seferinde birleştiler.
Nitekim Amerikalıların İran’a karşı salyalarının aktığı şu günlerde Brüksel’den gelen tehdit mesajları tesadüf değil. AB Dönem Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad eleştirildi ve İran’ın düşmanca söylemden vazgeçmesi ve diğer ülkeleri tehditten kaçınması çağrısı yapıldı.
Bugün de İran’a karşı Demokratı, Cumhuriyetçisi, Avrupalısı, Amerikalısı birleşecek. Bunlar arasından ılımlısını, yumuşağını, kadınını, karasını seçmek durumunda değiliz. Esas olan direniştir ve bu direnişi verecek olan milletlerin gücüdür. Batılıların bu tehditlerine en iyi yanıt Ahmedinejad’ın Hillary’ye verdiği cevapta saklı:
“Dünyada hiçbir ülke İran’ı yok edemez ve onu meşru haklarından alıkoyamaz. İran halkı kararlı bir şekilde direndikçe herhangi bir dünya gücünün bu direnci kırmak için yapabileceği hiçbir şey yoktur.”
|
Fethullahçılardan “soykırım” destekçisine ödül
Geçtiğimiz hafta Amerika’da bir Türk Derneği tarafından, bir Amerikalıya “Zübeyde Hanım Sevgi Ödülü” verildi. Olayı duyan, Atatürk’ümüzün annesinin adını taşıyan bu ödülün bir Türk dostuna verildiğini düşünür.
Ancak ne ödülü veren dernek, ne de ödülü alan şahıs Türk dostu. Aksine bu ödüle layık görülen kişi, Amerikan Kongresi’nde Yunan Dostluk Grubu’nun kurucusu olan ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Carolyn Bosher Maloney.
Maloney geçen yıl, Kıbrıs’ta Türk varlığının sona ermesini isteyen bir tasarı hazırlayarak gündeme gelmişti. Sadece Yunan dostluğu değil Ermeni dostluğuyla da bilinen Maloney aynı zamanda sözde Ermeni soykırımı iddialarını Amerikan Kongresi’ne taşıyan tasarıyı desteklemişti.
Azılı bir Türk düşmanına, Atatürk’ün adını kullanarak ödül vererek ikiyüzlülüğün doruklarına ulaşanlar kim olabilir peki? Tabiî ki Fethullahçılar. Ermeni dostu, Yunan dostu ve dolayısıyla Türk düşmanı lobi faaliyetini yurtdışında yürütenler, maalesef içimizden çıkan hainler. Rum’un, Ermeni’nin verdiği zarardan daha fazlasını verenler yine bunlar.
“Soykırım” destekçisine ödül veren, Türkçesi “Türk Kültür Merkezi” olan bu ne olduğu belirsiz derneğin Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinmesi bizi pek şaşırtmadı. Dedik ya ödülü alan da veren de Türk düşmanı diye.
Kirli emellerine Atatürk’ün adını, sanını ve soyunu karıştırarak Türk milletini yanıltmaya çalışırsanız yanılırsınız. İstediğiniz kadar işbirlikçi derneklerinize “Türk” adı verebilirsiniz, Atatürk’ün ismini kullanabilirsiniz ama bu milleti yanıltamazsınız.
Türk milleti dostunu, düşmanını bilir.
|
Bush yönetiminin medyadaki Truva atları
New York Times Gazetesi, TV analistlerinin arkasında Pentagon’un gizli eli olduğunu yazdı. Habere göre Pentagon tarafından brifingler verilen ve gezilere gönderilen generallerin özellikle Irak Savaşı sırasında almaları gereken tavır konusunda nasıl yönlendirildiklerini yazdı.
Bu haberi okuyunca TÜRKSOLU’nun ABD’nin Irak saldırısı döneminde çıkan bir sayısı aklımıza geldi. TÜRKSOLU’nun 24. sayısında “İşte Türkiye’ye giren ilk Amerikan Birliği” başlıklı bir manşet atılmıştı. Adları Ertuğrul, Güngör, Hasan, Taha, Mehmet, İsmet, Nazlı olan, Türk anadan babadan olma Truva atları geldi aklımıza. Nüfus cüzdanında Türk yazan ama Amerikan çıkarından başka bir şey düşünmeyen bu paralı askerlerin insanları nasıl yönlendirdiği geldi aklımıza. Amerikan Birlikleri Irak’ın işgali için Türkiye’ye yerleşecek mi diye tartışırken, bunlar girmişti devreye. Yalan propagandalarıyla, şantajlarıyla, tehditleriyle ve savaş çığırtkanlarıyla nasıl da Amerikalıdan çok Amerikalıydılar. Hadi Amerika’nın kendi generallerini Amerikan çıkarları için televizyonlarda konuşturması yine bir nebze anlaşılır bir şey de bizimkilere ne oluyor? Bush’un Amerikan medyasındaki kimi isimleri maaşa bağlaması mı şaşırtıcı, yoksa bizim medyamızdaki yazarları maaşa bağlayıp öttürmesi mi şaşırtıcı? Buna siz karar verin. |
|