28.04.2008/Sayı:184
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hüseyin Adıgüzel

Ermeni soykırımı değil Türk soykırımı (2)
Ermeni soykırımı iddiası
bir tarih çarpıtmasıdır

1915'te Tarsus'tan Suriye'ye Gitmekte Olan Bir Ermeni Kafilesi.

1915'te Tarsus'tan Suriye'ye Gitmekte Olan Bir Ermeni Kafilesi.

Osmanlı dönemi Ermeniler için “Altın çağ”dı

Ermenilerin Osmanlı imparatorluğu içinde yaşadıkları beş yüz yıl onların altın çağıdır. Bu dönemde Ermeniler, askerlik yapmadıkları için, kendilerine devletin tanıdığı haklarla ticaret yapmışlar, büyük çiftlikler kurarak üretici olmuşlar ve zenginleşmişlerdi. Genelde rahat ve huzur içinde yaşıyorlardı. Hatta İkinci Meşrutiyet’ten sonra (1908) milletvekili olarak Meclisi Mebusan’da yer aldıkları gibi içlerinden bakanlık bile yapanlar vardı.

Peki ne oldu da, bu huzur içinde yaşayan halk birden bire Osmanlı düşmanı kesildi, ülke içinde ve dışında bir çok terör olayı düzenledi. Sonunda tehcir edilen bir halk durumuna düştü. Bunu iyi anlamak gerektiğini düşünüyorum.

Osmanlı devleti 18. yüzyılın başlarından itibaren hızlı bir çöküşün içine doğru adeta hızla çekildi. Tanzimat ile başlatılan güya yenileşme, modernleşme yolu ile Batılılaşma arzusu Osmanlı’yı Batılı devletlerin elinde bir oyuncağa çevirdi. Kuzeyden her zaman büyük bir tehdit oluşturan Rusya’nın da işin içine girmesi ile, Osmanlı’nın dış ilişkileri bir yumak halini aldı. Osmanlı toprakları Avrupalılar ve Ruslar arasında paylaşılması gereken topraklar olarak görüldü. Bunun için bir çok anlaşma yapılmasına rağmen, aslan payının kimin hesabına düşeceği sorunu Osmanlı’nın 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar yaşamasının temel nedeni olarak görülmelidir.

Taşnak ve Hınçak terör örgütlerinin faaliyetleri

Gücünü kaybetmiş, ekonomik olarak tam olarak çökmüş bir imparatorluğun içinde etnik karışıklıklar çıkartılarak daha da zayıflatılması o dönem Batılı devletlerin ve Rusya’nın sık baş vurdukları bir metottu. İlk önce Ermeniler kaşındı ve onlara Rusya tarafından, kendi tarihi toprakları (!) üzerinde bağımsız Ermenistan devletinin kurulacağı vaat edildi. İçerideki Ermeniler kışkırtılırken Rusya Ermenileri tarafından Taşnaksütyun terör örgütü birkaç Rusya asıllı Ermeniye kurduruldu. 1890 yılında ise Zürih’te Hınçak terör örgütü kurulmuş ve faaliyete geçirilmişti.

Bu örgütlerin militanları vasıtasıyla Karaköy’de yabancı bankalar basılmış, bombalanmış, büyük bir isyan teşebbüsü zorlukla bastırılabilmişti. Padişah Sultan Abdülhamid’e bile bombalı suikast girişiminde bulunulmuş, Padişah şeyhülislamla yaptığı bir dakikalık görüşme sayesinde ölümden kurtulabilmişti. Birbiri ardına patlak veren bu olaylar, artık Ermenilerin Osmanlı’yı düşman olarak gördüklerinin kanıtlarıydı. 1900’lü yıllara gelindiğinde Taşnak terör örgütünün yayınladığı bildiriler ve talimatlar elden ele dolaşıyor ve örgütün istediği her şey yapılıyordu. Ermeni yazarlarından Papazyan ve Turabyan bu talimatlardan birini kitaplarına almışlar. Bazılarını dikkatinize sunuyorum;

“Kim olursa olsun her Ermeni zorunlu ihtiyaç maddelerinden bazılarını bile satarak kesinlikle silahlanacaklardır. Seferberlik ilanı ile silah altına çağrılan Ermeniler bu ilana uymayacaklar ve çevrelerinde bulunan Müslümanlar dahil herkesin askere gfitmesine mani olmaya çalışacaklardır. Her hangi bir şartla ya da zorla silah altına alınmış olan Ermeniler, ordudan silahları ile birlikte kaçacaklar, Ermeni birliklerine ya da gönüllü birliklere katılacaklardır. Rus askerleri sınırı geçer geçmez, Ermeni birlikleri onlara katılacaklar ve onlarla birlikte Osmanlı ordusuna saldırıda bulunacaklardır. Ordunun ikmal ve iaşe yollarını, posta telgraf hatlarını kesecekler, ordunun ikmal ve iaşesini, haberleşmesini felce uğratacaklardır. Şehirlerde, kasabalarda, köylerde isyanlar çıkaracaklar, yerleşim birimlerini yakıp yıkacaklardır. Osmanlı askerleri gelirken çekilecekler, kendi kilise ve evlerini, tarlalarını yakacaklar, bunları ordunun yaktığı propagandasını yapacaklardır. Cephe gerisinde Osmanlı vatandaşlarını, geriye gelen yaralı askerleri, onları getiren kafileleri pusuya düşürüp öldüreceklerdir.

Bu talimatlardan birini O. İ. Gribedov, Diplomat isimli Rusça bir dergide yayınladığı için Ermeni çetecileri tarafından ölümle tehdit edilmiş, suikaste uğramıştır. bu talimatta , cephe gerisinde Ermenilerin “yolları kesmeleri, telgraf hatlarını bozmaları, yaralı dönen askerleri ve iki yaşına kadar gördükleri sivil insanları öldürmeleri, Osmanlı ordusuna arkasından saldırmaları” emrediliyordu.

Osmanlı Ordusundaki bütün Ermenilerin tamamıyla düşman saflarına geçmesi ya da kendilerine devlet tarafından verilmiş silahları da alıp kaçmaları Van isyanı ile açık olarak görülmüştür. Bu ve buna benzer bir çok olay, Ermenilerin devlete ihanet ettiklerini, düşmana hizmet ve yataklık yaptıklarını ispat etmek için yeterli kanıtlardır. Bununla ilgili olarak ABD’li Samuel Weems “Ermeni hainliğinin yarattığı iç savaş Türklere ve Ermenilere çok pahalıya patlamıştır” diye yazar.

Osmanlı devletinin dört cephede birden savaşması, isyanların vatanın bütünlüğünü tehdit eder hal alması, cephenin ve cephe arkasının güvenli hale getirilmesi ve binlerce Türk’ün hayatının korunması için kesin önlemler alınması gerekiyordu ve Osmanlı hükümeti de bu önlemleri almakta tereddüt etmedi. Bunlardan ilki, İçişleri Bakanlığınca çıkarılan bir genelge ile, 24 Nisan 1915 tarihinde, Hınçak ve Taşnak örgütlerinin yöneticileri başta olmak üzere 2345 silahlı Ermeni tutuklandı. (24 Nisan’ı sözde soykırımı anma günü kabul ettirmeye çalışan Ermeniler, bu tarihi bile sahteleştirmişlerdir. 24 Nisan tarihinin tehcir olayı ile hiçbir ilişkisi yoktur. 24 Nisan 1915 günü, Ermeni teröristlerinin tutuklanma kararının çıkarıldığı gündür.)

Rus devletinin savaşta işbirliği yapan Osmanlı Ermenilerine verdiği, üstünde “Tanrı Ermenileri korusun” yazılı madalya.

Rus devletinin savaşta işbirliği yapan Osmanlı Ermenilerine verdiği, üstünde “Tanrı Ermenileri korusun” yazılı madalya.

Tehcir Kanunu çıkarılıyor

Teröristbaşlarının ve silahlı Ermenilerin tutuklanması ve terör komitelerinin kapatılması, olayları yatıştıracağı yerde daha da hızlandırdı. Teşkilatlanma ve silahlanmalar köylere kadar indirildi, Anadolu’nun hemen her yerinde isyanlar ve kanlı terör olayları başlatıldı. Bu konuda yazan Alman yazar Eriks Fayql şöyle diyor: “Ermeni fanatikleri, Ermenistan’ın bağımsızlığı için kendilerine verilmiş sözlere kanarak ütopik ve tamamen hayali fikirleri halklarının şuuruna yerleştirmeye çalışıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğunun hiçbir yerinde çoğunluk olamadıkları için bağımsızlık isteklerinin hayata geçmeyeceği şüphesizdi. Bu onları gittikçe azdırdı kendi istekleri uğruna kendi vatandaşlarını ve Müslüman Türkleri teröre tabi tuttular. Birinci Dünya savaşı başladıktan sonra da onlar, çok açık olarak bir iç savaş başlattılar. Tehcir bu iç savaşın doğal bir sonucuydu.” diye yazıyor.

Osmanlı hükümeti 27 Mayıs 1915 tarihinde Tehcir Kanunu çıkardı. Kanun geçici idi ve savaş halinden dolayı çıkarılmıştı. Bu kanun “savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun” adı ile çıkarılmıştı. 1 Haziran 1915 tarihinde o zamanın resmi gazetesi sayılan Takvim-i Vekayi gazetesinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun birinci maddesi “Ordu, kolordu ve fırka komutanlarına, savaş sırasında, hükümetin emirlerine, ülkenin savunulmasına, huzurun bozulmasına karşı çıkanlara, silahlı saldırı ve direnişte bulunanlara karşı önlem alma, saldırı ve direnişte bulunanları yok etme” yetkisi veriyordu.

Kanunun ikinci maddesi, yine aynı komutanlara “casusluk yaptıkları ve vatana ihanet ettikleri anlaşılan köy, kasaba ve şehir halkını tek tek ya da toplu halde başka yerlere sevk ve iskan etme” yetkisi veriyordu.

Bu kanun tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik bir kanundu. Çünkü, kanun metninde herhangi bir etnik grup ya da zümreden söz edilmemiştir. Kanun kapsamına giren Müslüman, Rum, Ermeni kim olursa olsun, yerlerinden alınmış ve başka yerlere, daha güvenli gö-rülen yerlere iskan edilmişlerdir. Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları ve Kafkas Cephesinin arka bölgelerini oluşturan Erzurum, Van, Bitlis şehirleri ve Sina cephesinin arka bölgelerini oluşturan Mersin ve İskenderun şehirleri kanun kapsamına ilk alınan yerler olmuştur. Çünkü, Rusların saldırdıkları Kafkas cephesinin arkasında bulunan Ermeniler, Ruslara casusluk yapıyor, yol gösteriyor, Osmanlı ordusunun ikmal ve iaşesini engelliyorlardı. Aynı şeyler Sina cephesi için de geçerliydi.

Tehcir Kanunu’nun sonuçları

Yürürlüğe giren yasa gereği, yurt sathında fakat genel olarak Erzurum, Bitlis, Van, Diyarbakır, Mersin, İskenderun, Harput olmak üzere toplam 438.758 Ermeni tehcire tabi tutulmuştur. Bunlardan 382.148’i gönderildikleri yerlere sağ salim ulaşmışlardır. Demek ki, yer değiştirme sırasında öldüğü ya da kaybolduğu varsayılan Ermeni sayısı 56.610 kişidir. (Bu rakam Orhan Pamuk’a göre bir milyon beş yüz bindir!)

Yine yasa gereği yer değiştirmeye tabi tutulmayan Ermenilerin sayısı göçe tabi tutulanların iki katından fazladır. Güvenilir kaynaklara göre o günlerde, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan Ermenilerin sayısı 1.300.000 olarak verilmektedir. Fransa’nın Van Konsolosu M. Zarceşi Ermeni nüfusunu 1.300.000, Francis de Pressence 1.200.000, Torumnekize 1.300.000, Lynech 1.158.000, Osmanlı Nüfus dairesi 1.294.851, İngiliz Mavi Kitap 1.056.000 olarak vermektedir.

Biz bu rakamları yuvarlayarak 1.300.000 olarak alıyoruz. Ve diyoruz ki, bunların sadece üçte biri yer değiştirmeye tabi tutulmuştur. Urfa, Canik, Birecik, Aydın, Trabzon, Edirne, Çanakkale, Adapazarı, Halep, Bolu, Kastamonu, Tekirdağ, Konya, İstanbul ve İzmir’de yaşayan Ermeniler yer değiştirme kanunundan ayrı tutulmuşlardır. Ayrıca hasta, sakat, yaşlı, gözleri görmeyenler, asker aileleri, bazı tüccarlar, amele ve ustalar, Katolik ve Protestan olanlar yer değiştirmeye tabi olmamışlardır. Buradan çıkan sonuç ile, Ermenilerin ve Orhan Pamuk efendinin iddiası havada kalmaktadır. Çünkü, o dönemde Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan toplam Ermeni nüfus 1.300.000 olarak ortaya çıkmakta ve bunların sadece üçte biri tehcire tabi tutulmuşlardır. Diğerlerine kimse dokunmamıştır.

10 Haziran 1915 tarihinde yayınlanan bir genelge ile yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin malları koruma altına alınmıştır. Hükümet genelgesine göre biri idareden, biri maliyeden ve biri de silahlı kuvvetlerden olmak üzere üç kişilik “terk edilmiş mallar komisyonları” oluşturulmuş, bunlar, yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin mallarını kayıt altına almışlardır. Tutulan defterlerden birisi mülki idareye, birisi bölgenin Ermeni kilisesine verilmiş, üçüncü defter komisyonda kalmıştır. Gidenler geri gelene kadar bu malların sorumluluğu ve korunması hem komisyonuna, hem de bölge yönetimine görev olarak verilmişti. Yani gönderilenlerin malları korunuyordu. Bu geri geldiklerinde mallarını bıraktıkları gibi almaları için düşünülmüş bir önlemdi.

Talat Paşa’nın telgrafları

Yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayısını ve yerlerine ulaşanları resmi devlet belgelerine dayanarak açıkladık. Bunun dışında hiçbir belgenin ya da belge diye ileriye sürülen sahteliklerin hiçbir anlamı yoktur. Bu arada zamanın İçişleri Bakanı Talat Paşa’nın telgrafları “Sözde Ermeni Soykırımına” kanıt olarak ileri sürülmektedir. Bu telgrafların asıllarını ne gören vardır, ne de bilen… Güya İngiltere’nin Manchester şehrinde oldukları söylenmiş, fakat ısrarla görmek isteyenlere gösterilmemiştir. Bu bile telgrafların sahteliği için yeterli kanıttır.

Bu konu ile ilgili Talat Paşa’nın çektiği telgraflardan iki örnek sunacağım. Metinleri gördüğünüz zaman, Talat Paşa’nın asla “yok edin” diye bir emir vermediğini göreceksiniz.

Erzurum, Van, Bitlis, Mersin, Adana, Tarsus, İskenderun, Ankara vali ve mutasarrıflıklarına 27 Mayıs 1915 tarihli telgraf:

“Ermenilerin bulundukları yerlerden dışarı çıkarılarak belirlenen bölgelere sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu halkın hükümet aleyhinde çalışmalarda bulunması ve bir Ermenistan hükümeti kurulması hakkındaki milli emellerini sürdüremeyecek duruma getirilmelerini sağlamak içindir. Bu kişilerin yok edilmesi söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin can güvenliği sağlanmalı ve göçmen ödeneğinden harcama yapılarak yeme-içme ve korunmalarına dair her türlü tedbir alınmalıdır.”

Ankara’ya 27 Mayıs 1915 tarihli telgraf:

“Ermeniler hakkında hükümetçe alınan tedbirler, sadece memleketin huzur ve güvenini sağlamak ve korumak mecburiyetine dayanmaktadır. Ermeni halkına karşı, hükümetin bir yok etme politikası izlemediğinin açık göstergesi, şimdilik tarafsız bir durumda bulundukları görülen Katolik ve Protestanları kanun kapsamına almamış olmasıdır.”

Bütün bunlardan sonra hala soykırım sözü edenlere şunları sormak gerekir;

Herhangi bir hükümet, yok etmek istediği bir halkı bulundukları yerlerde yok edemez mi?

Öyle ise neden onları tehcire tabi tutmuş ve oldukları yerlerde yok etmemiştir?

Tehcire tabi tutulanları oldukları yerde yok etmeyip tehcire gönderirken başka yerde yok etmeyi düşünenler, gidenlerin mallarını koruma altına alırlar mıydı?

Eğer bu soruya “evet” cevabı verirseniz, o zaman şunu sorarız. Ermeniler 1992 yılından beri işgal ettikleri ve katliam yaparak zoraki göçe mecbur ettikleri Azerbaycan Türklerinin mallarının korunması hakkında herhangi bir şey yapmışlar mıdır?

Tehcir edilenleri gidecekleri yerde yok edeceklerse, neden yollarda korunmalarını, yiyecek ve içecek sıkıntısı çekmemelerini sağlamışlar?

Cephelere tıp doktoru bulamazken elliden fazla tıp doktorunu bu insanların sağlıkları ile ilgilenmek için neden görevlendirmişlerdir?

Neden göçmen ödeneğinden öldürecekleri insanlar için iki milyon kuruştan fazla para harcamışlardır?

Ermeniler tarihi gerçekleri çarpıtıyor

Elimizde bulunan resmi belgeler, -ki burada suçlanan Osmanlı Hükümeti’dir, elbette resmi belgelere itibar edeceğiz- bir Ermeni soykırımı için hükümetin tek bir emri dahi olmadığını açık olarak ortaya koymaktadır. Aksine, hükümetin tehcire tabi tutulanların, mal ve can güvenliklerinin korunmasına dair emirleri vardır. Bu durumda Ermeni soykırımından söz etmek tarihi tahrif etmekten başka bir şey değildir. Bundan ümit edilen maksadı “3T” ile zaten Ermenilerin kendileri itiraf etmişlerdir. Tanınma, Toprak ve Tazminat…

Sözde Ermeni soykırımı olmuş mudur? Yoksa bir uydurma mıdır? Bu konu üzerinde tarafsız bilim adamları gereken çalışmaları yapmışlar ve böyle bir soykırım olmadığını yazdıkları raporlarda ve eserlerde açık olarak belirtmişlerdir. Birkaç örnek sunalım;

ABD Temsilciler Meclisinin 1985 yılında almış olduğu 192 sayılı Ermeni Soykırımının tanınmasına dair karar üzerine, ABD’nin alanında uzman 69 (altmış dokuz) bilim adamı, 19 Mayıs 1985 tarihinde Temsilciler Meclisi Başkanlığına bir rapor sunarak kararın siyasi olduğunu belirtmişler ve şöyle demişlerdir:

“…Her iki taraf da büyük acılar çekmişlerdir. Ermeniler daha ileri giderek savunmasız Türk halkına katliam yapmışlar, tehcir sırasında da kafilelere saldırılar yapılmıştır. Bu saldırılarda ölen Ermenilerin sayısının on bin civarında olduğunu tahmin etmekteyiz. Osmanlı hükümeti bu olayların suçlularını mahkemeye vermiş, 6953 kişi ölüm cezası dahil, çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Ermeniler işledikleri suçlar için böyle bir mahkemeye çıkarılmamışlardır.

Osmanlı hükümetinin, Ermeni halkın katledilmesi, yok edilmesi için hiçbir emri yoktur. Aksine onların malları ve canlarının güvence altına alınması için emirleri vardır. Bu yüzden tamamen bir iç güvenlik sorunu yüzünden yer değiştirme yapılmış, soykırım yapılmamıştır. Çok açık olarak belirtiyoruz ki, böyle bir soykırım yoktur. Aldığınız karar Türk milletini aşağılamaya yönelik ve uydurma iddialar taşıdığı için bizim bilimadamları olarak buna katılmamız söz konusu olamaz.

Bu konuda (Ermeni iddiaları) gerçek şudur; Osmanlı hükümeti Ermenileri soykırıma uğratmak ya da yok etmek için hiçbir girişimde bulunmamıştır. Bunun tam aksi olmuş, Ermeni kilisesi ve Ermeni hükümeti el altından ya da açıkça günahsız, sivil Müslümanların öldürülmelerini sağlamışlardır.”

Yabancı yazarlar: “Asıl soykırıma uğrayan Türklerdir”

Samuel Weems ise İleri Yayınları tarafından da yayınlanan “Ermenistan- Terörist ‘Hıristiyan’ Devletin Sırları” isimli kitabında şöyle diyor:

“Bana öyle geliyor ki Ermenilerin Anadolu’da soykırım yaptıkları açık bir gerçektir. İngiliz Dışişleri Bakanlığında böyle bir belgeye rastladım. Binbaşı Rayn Cits’e verdiği raporda şöyle diyor: ‘Ermeniler Türk köylerini, kasabalarını yakıp yıkıyor, önlerine çıkan her Türk’ü kadın, erkek, çocuk olduğuna bakmadan öldürüyorlar. Bu tam bir soykırımdır.’ Bu belge soykırım yapıldığını açık olarak ortaya koymaktadır.”

Başka yayınlarda da Ermenilerin gerçekleştirdiği Türk soykırımını görebilirsiniz:

“Anadolu’da bilhassa Doğu Anadolu’da Türk hükümeti tarafından düzenlenmiş bir soykırım asla olmamıştır.” (Mecccarti C- Maccartini K., Türkler ve Ermeniler)

“1915 olayları öncesinde ve zamanında Osmanlı devletinin Rusya tarafından işgal edilen Doğu vilayetlerinde Ermeni çetecilerinin ve silahlı gruplarının yaptıkları katliamlar sonucunda bu vilayetlerde yaşayan Türk nüfus dört milyondan üç milyona kadar gerilemiş, işgale maruz kalan Batı vilayetlerinde yine Ermenilerin karıştıkları olaylar sonucu Türk nüfus üç buçuk milyondan iki milyona düşmüştü. O dönem içerisinde Osmanlı topraklarında bir buçuk milyondan fazla Türk soykırıma uğramıştır.” (Atamoğlan Memmedli, Ermenilerin Gerçek Tarihi)

Soykırım olmadığını İngiltere’nin Doğu bölgesi konsolosluk subayı W. S. Edmonds 16 Ocak 1920 tarihli raporunda şu sözlerle açıklıyor:

“Soykırım emri vermek bir yana Osmanlı İçişleri Bakanlığının verdiği emrin son paragrafında kitlesel öldürme olaylarına yol açılmaması hususunda kesin emirler yer alıyordu.”

Bütün bunlar çok açık olarak burada soykırım yapılmadığının göstergeleridir. Bu olay bir soykırım olayı değil, sadece güvenlik endişesi ile yer değiştirme olayıdır. Aynı olayı 1942 tarihinde ABD güney kıyılarında yaşayan yüz binlerce Japonu daha iç bölgelere göndererek gerçekleştirmiştir. Osmanlı yaparsa soykırım, ABD yaparsa tehcir anlayışı olamaz. İki olay da güvenlik endişesi ile gerçekleştirilmiş bir yer değiştirme olayıdır.

1912 Balkan savaşı sırasında Bulgar, Yunan, Sırp, Karadağ çetelerinin ve ordularının milyonlarca Türk’ü katletmeleri ve zoraki sürgüne tabi tutmaları soykırımdır.

1829-1920 yılları arasında Güney Kafkasya’da yüz binlerce Azerbaycan Türk’ünün katledilmesi, zoraki göçe tabi tutulması soykırımdır.

1954-1962 yılları arasında Fransızların, Cezayir’de yüz binlerce Cezayirli toplu katliamlara tabi tutması soykırımdır.

ABD’nin Kızılderilileri yok etmesi soykırımdır.

Hitler’in Yahudileri katletmesi soykırımdır.

Bu durumda bir Ermeni soykırımı söz konusu bile değildir. Gerçekte Anadolu’da ve Güney Kafkasya’da, Azerbaycan’da çok açık olarak bir Türk soykırımı yapılmıştır. Ermeniler insanlık suçu işlemişlerdir ve cezalandırılmaları gerekmektedir.

Ermeni soykırımı yoktur, Türk soykırımı vardır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe